31 Ocak 2017

#17 çelınç / 13. gün


10 yıl sonrasında bak ben nerede olacağım :))


Hatırladınız mı burasını ?
Hatırlamadıysanız biraz daha ipucu veriyim :)))



Bu sokaklardan birisinde olacağım....
İçerden tıngır mıngır bir müzik yayılacak...
Kahkahaların yükseldiği yere doğru devam edin....


Böyle bir kapı göreceksiniz :)))
Baykuşlu olan kapı benimdir merak etmeyin.....
Sabah kahvaltısı hazırlıyor olacağım o sırada...
Çok büyük bir masa....
Asma yapraklarının altında....
Ufak bir pansiyon işletmeye başladım...
Minicik de bir cafesi var...

Oytun'un köpekleri, kedileri sabah uykusunda hala...
Sütçü Mehmet Efendi mis gibi süt getirdi şimdi...
Annem taşmasın diye başında bekliyor :)

Bakır semaverimi ağacın altına kurdum...
Her daim taze çayım var....

Dibek kahvesi getirttim size bir de...
Kahvaltıdan sonra içeriz birlikte....
Ayazma'ya gitmeden önce....


Çalsın sazlar, oynasın kızlar :)
Mısırcı Emine geçecek şimdi.....
Ada'da GDO suz mısır yetiştiriyoruz artık :)))
Gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz...
Çok yemeyin ama...
Oytun balığa çıktı :)
Akşama balık kokutacağız sokağı...

Sohbete daldım unuttum bak...
Bir çay daha içer misin ;)


30 Ocak 2017

#17 çelınç / 12. gün


11. gün çelınçını atladım :)))
Fotoğrafını çekmeyi unuttum, perşembe pazarı gardrobumu da incelemem lazımdı ahahahaaa :))
İnşallah en kısa zamanda...

12. gün sorumuz;
"Son 10 yılda hayatında neler değişti?"

Oldukça düşündürücü bir soru aslında...


Fiziksel değişimimiz bu yönde :)
Arada 10 sene var... Heyttt be diyorum 😲😲😲
Artılar kilo ve kırışıklıklar, eksi ise artık bir safra kesem yok :))))

Bu 10 senede başka ne değişiklikler oldu hayatımda....

Teyze oldum herşeyden önce, canparelerim birken iki oldu...
Daha sabırlı ve daha sakin bir kadın oldum...
Eskiden paldır küldür herşeye atlarken şimdilerde başlangıçlarıma bir es veriyorum...
10 sene önce kendi geleceğimle ilgili kaygılarım ve planlarım varken, şimdi oğluma aktardım konuyu...
Kendimle daha çok zaman geçirir oldum bu süre zarfında,içimdeki benle daha bi kaynaştım...
Başka da yok bir değişiklik :))
Bende aynı tas, aynı hamam :)))

Mutlu bir hafta olsun ♥


28 Ocak 2017

#17 çelınç / 10. gün


"Asla unutmak istemediğin anın...."

O kadar çok var ki.....

Bir yaz günü.... Annemle kardeşim yazlıkta... Biz babamla Balıkesir'de kalmışız... Babam emekli olmuş ama meyhane açmış bir arkadaşıyla...  Takılıyor işte... Ben de çalıştığımdan gidemiyorum yazlığa...
Hava yapış yapış.... Muhtemelen Temmuz falan...
Küçücük bir balkonumuz var iki sandalye bir küçük sehpa zor sığan... Normalde kullanmıyoruz aslında...
Babam kapatmış dükkanı hafif çakır keyif... Gelirken bir de 35 lik getirmiş yanında...
Eve gelince hadi Şebnem balkona birşeyler hazırla diyor...
Biraz kavun, biraz peynir, belki karpuz falan... Bolca buz ama...
O ufacık balkona o ufacık sehpayı koyup hazırlıyorum birşeyler...
Hadi diyor kendine de al gel bir bardak....
Hemen getiriyorum hiç ikiletmeden...
Sonra sabah kızılıyla aydınlanıyor gece...
Biz anlamamışız konuşmaktan zamanın nasıl geçtiğini...
O sohbetin güzelliği.... SICACIK ♥


Yine bir yaz günü....
Annem Mersine gitmiş bizden önce... Kuzenimin düğünü var... Hazırlıklar için gitmiş...
Çok yakın bir aile dostumuzun kızının (ki kardeşimiz gibi) düğününe kalmışız biz...
Onlarla birlikte Eskişehir'e düğüne gideceğiz...
Annem sıkı sıkı tembihlemiş...
Ben yine çalışıyorum, kardeşim daha üniversite öğrencisi...
Sabah erken yola çıkacaksınız, herşeyinizi önceden hazırlayın diye...
Bizim gece 12 de aklımıza geliyor kıyafetlermizi hazırlamak...
KardeşimİN çok güzel kahverengi bir elbisesi var, onu giyecek...
Aaaaaa önünde kocaman bir leke...
Dur diyorum ben yıkarım önünü hemen geçer....
Yıkıyorum, saç kurutma makinasıyla kurutuyoruz... Sabah 5'te yola çıkacağız...
Oluyor mu sana sudan leke, kapkara....
Öyle yapıyoruz, böyle yapıyoruz...
Yok olmuyor...
Ama bir yandan da gülüyoruz, sinirler bozulmuş....
Başka elbisesi var ama onu giymek istiyor bizimki...
Yok leke her çözüm denemesinde büyüyor... Tümüyle yıkamaya vakit yok...
Offff diyip giriyoruz annemlerin yatağına iki kız kardeş...
Kahkahalarla gülüyoruz... Kıkır kıkır...
Annem olsaydı diyoruz gülüyoruz...
Yumurta kapıya gelmeden ne zaman iş yapacağız diyoruz gülüyoruz....
O kahkahaların güzelliği..... SICACIK ♥


Yine bir yaz günü....
Babam kanser, Ankara'dalar annemle ve oğlumla...
Oğluma annem bakıyor çünkü...
Giderlerken yanlarında götürdüler...
Bakacak insanım yok, para da yok bakıcı tutmaya...
Teyzem annem nöbetleşe bakıyorlar...
1,5 yaşlarında Oytun...
Çalışıyorum... Her hafta sonu Ankara'ya gidiyorum hem oğlumu hem babamla annemi görmeye...
Kardeşim Amerika'dan gelmiş o günlerde...
Babam yazlığa gitmek istiyorum diyor...
Nasıl gideceğiz diye annem kara kara düşünüyor...
Ben bir hafta önceden oğlumu alıp Balıkesir'e geliyorum o hafta sonu...
Onlarda bir hafta sonra gelecekler...
Oytun'la işyerinde birlikte çalışıyoruz o hafta...
Cuma işten biraz erken çıkıp yazlığa gidiyorum...
Evi temizlemek lazım, babam gelecek ertesi gün...
Ben temizlik yaparken o ortalıkta geziniyor... Oynuyor...
Sokak kapısının o tarafa doğru arabasını sürüyor vvvuuuuuu diye...
Birden kapı çalınıyor...
Oytun çok korkuyor....
Bende hemen koridordayım... Aslında ben de irkiliyorum gece çalan kapıdan...
Anniiii diye koşup sarılıyor boynuma...
Bende ona....
Bırakmıyor boynumu...
Ben de bırakmıyorum.... Sakinleştiriyorum...
Komşu gelmiş sadece...
Ama yine bırakmıyor sarılmayı...
İşte o sarılmanın güzelliği.... SICACIK ♥



27 Ocak 2017

#17 çelınç 8. - 9. günler


İşler yoğunlaştı üstüne de cep telefonum arızalandı derken benim çelınçlar yan yattı, çamura battı :)
Blog yazmamla telefonun alakası yok tabi :))
Değiştiriyim mi yaptırıyım mı kararsızlığından tüm boş vakitlerde dolandım durdum...
Şahin görünümlü Doğan parasına bir telefon satmaya başlamışlar...
4 senede coşmuşlar vallahi...
Yok dedim, kal sen benimle...
Ne zaman mezarlıkta yerini alırsın o zaman gidersin benim yanımdan dedim...
Tamir edilecek inşallah :)))
Ümit ediyorum yani :)))

2 günlük telafi yapalım hemen çelınçımızda...

Bir daha ki hayatında kim olmak isterdin demişler, iyi etmişler :)))

Ben halimden memnunum, Şeboluğu seviyorum yani... Ufak tefek değişiklikler lazım sadece...


Bu çizgi filmi hatırlar mısınız? Dizisi de vardı hatta; Tatlı Cadı ♥ ♥ ♥


Hah işte ben bu Samantha'nın burnundan istiyorum ahahaaaaa :)))
Öyle para pul için falan değil, burnumu oynatacağım tüm işler hallolacak ben de bol bol keyifli anılar biriktireceğim :))
Şebo sen ne içtin demeyin bana, çocukluğumdan beri hayalim bu benim :)))
Gerçekleşmeyeceğini bilsem de isterim de isterim durumları bende....
Yeni Şebo'ya bir ekleme pardon bir azaltma da lazım tabi ki...


Mümkünse aynen şu şekilde çabucak, dakikasında, pırttt diye yağ  katmanlarından kurtulmak... Tek derdim fermuarın takılması olsun anacım, öyle çabuk yani :)))

Yağlarından arınmış ve Samantha'nın dansöz burnuyla yeni Şebo inanın harika olacak... Güvenin bana :)))

Şimdi 9. güne gelelim

"Göç etmek zorunda kalsan yaşamak için seçeceğin ülke"

Hiçbirimiz göç etmek zorunda kalmayalım, ilk önce bunu temenni ediyorum... Vatanımı seviyorum...
Zorunda kalmak kötü...
Hoş öyle bir anda emin olun kimse bizi kabul etmez :(

Bir süreliğine yaşamak diye hayal kurduğumda ilk önce özlemlerim ağır basıyor...







İşte ben bu sebeple şansımı Amerika'dan yana kullanmak istiyorum ♥

Bu şekerlikle biraz daha fazla zaman geçirip, teyzeliğin tadına varmak için :)))

Biraz beklesin Honolulululu  adaları ahahaaaa :))











Mutlu hafta sonları diliyorum hepinize ♥




25 Ocak 2017

Oscar sezonu açılmıştır :)))


Evet dün gece itibariyle adaylar açıklandı efenim... Beni aldı bir heyecan yine...
Biliyorsunuz bir kaç senedir bu olaya taktım...
26 Şubat ödül gecesi...
İnşallah o zamana kadar beni ilgilendiren kategorileri izleyip yine bir tahminde bulunabilirim...

Şöyle bir bakındığımda tahminler yönünden bizi zorlamayacak bir sene gibi duruyor...  La La Land adaylıklarda öne geçti ve 14 dalda aday olmayı başardı... Bangır bangır hemde...

Listemizi şuraya koyalım, ve takibe başlayalım ;)

Hepimize iyi seyirler efem :)))


EN İYİ FİLM

* Yaşamın Kıyısında / Manchester by the Sea ( Vizyon Tarihi:03.02.2017 )
* Ay Işığı / Moonlight ( Vizyon Tarihi: 17.02.2017 )
* Aşıklar Şehri / La La Land ( Vizyon Tarihi: 30.12.2016 )
* Hell or High Water ( Vizyon Tarihi: Muhtemelen girmeyecek )
* Fences ( Vizyon Tarihi: Belli Değil)
* Savaş Vadisi / Hacksaw Ridge ( Vizyon Tarihi: 25.11.2016 )
* Gizli Sayılar / Hidden Figures ( Vizyon Tarihi: 24.02.2017 )
* Lion ( Vizyon Tarihi: 03.02.2017 )
* Geliş / Arrival ( Vizyon Tarihi: 11.11.2016 )


EN İYİ YÖNETMEN

* La La Land / Damien Chazelle
* Ay Işığı / Barry Jenkins
* Yaşamın Kıyısında / Kenneth Lonergan
* Geliş / Denis Villeneuve
* Savaş Vadisi / Mel Gibson

EN İYİ KADIN OYUNCU

* La La Land / Emma Stone
* Florence / Meryl Streep ( Vizyon Tarihi: 23.12.2016 )
* Elle / Isabelle Huppert ( Vizyon Tarihi:04.11.2016 )
* Loving / Ruth Negga ( Vizyon Tarihi: Belli Değil )
* Jackie / Natalie Portman ( Vizyon Tarihi: 20.01.2017)


EN İYİ ERKEK OYUNCU

* La La Land / Ryan Gosling
* Yaşamın Kıyısında / Casey Affleck
* Savaş Vadisi / Andrew Garfield
* Kaptan Fantastik / Viggo Mortensen ( Vizyon Tarihi: 11.11.2016 )
* Fences /Denzel Washington


EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

* Fences / Viola Devis
* Ay Işığı / Naomie Harris
* Lion / Nicole Kidman
* Gizli Sayılar / Octavia Spenser
* Yaşamın Kıyısında / Michelle Williams


EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

* Ay Işığı / Mahershala Ali
* Lion / Dev Patel
* Hell or High Water / Jeff Bridges
* Gece Hayvanları / Michael Shannon  ( Vizyon Tarihi: 09.12.2016)
* Yaşamın Kıyısında / Lucas Hedges


Evet listemiz bu kadar... Benim için önemliler listesi yani :)

Bu sene en merak ettiğim film Hidden Figures / Gizli Sayılar...  Octavia Spencer Duyguların Rengi filmiyle şahaneydi ve yine aday olmuştu... Nedense filmin güzel olduğunu düşünüyorum...

Diğeri de Fences.. Yine Duyguların Rengi filminden Viola Davis var... Oyunculuğunu seviyorum bu kadının da...

La La Land bu kadar adaylıkla şaşırttı beni... En İyi Özgün Şarkı dalında 2 şarkıyla aday... Müzikalitesinin hakkını vermiş gibi... İzleyince göreceğiz tabi ki bunların hepsini...

Hepimize iyi seyirler  ♥


24 Ocak 2017

Bir Kadın Nasıl Büyür / Stephanie Evanovich

Hep çelınç hep çelınç, hadi araya bir kitap sıkıştırayım bari dedim.
Okuduğum 2016 nın  son kitabıydı bu...
Daha önce bu kitabı takip ettiğim bir blogda görmüştüm, ama şimdi kimde gördüğümü hatırlamıyorum :)

Kitap yurdundan kitap alırken bu kitabı oldukça indirimde görünce (4,75 gibi komik bir rakam) sepete atıverdim... Konusuna bile bakmadım... Elbet okurum dedim, gelir gelmez okuyacağımı hesap etmemiştim :)



Kadın şişman, zayıflama hikayesi var, aşk da var üstelik... Hemen okumaya başladım...
Arka kapak tanıtımı kitabı oldukça albenili yapmış anlayacağınız :))

Kitabın konusunu azıcık anlatacak olursak;  Holy küçüklüğünden beri evin sevilmeyen, beğenilmeyen küçük kızıdır. Bruce ile evlenir ve ailesinden çok uzaklara taşınırlar...
Birkaç yılın ardından Bruce kanser olur ve onun ölümüyle iyice sarsılır Holy.  Kendini yemek yemeye verir ve zaten çok da zayıf olmadığını düşünürsek iyice kilo alır... Uçaklarda çift kişilik bilet alacak kadar...

Ölen kocası ile ilgili bazı işlerini halledip dönerken uçakta Logan  ile tesadüf bu ya yanyana otururlar. Logan gayet atletik vücutlu, bol kaslı kişisel spor eğitmenidir. Kilolu insanlardan nefret etmektedir demeyelim de itici, mide bulandırıcı bulmaktadır. Holy tavırlarıyla, hikayesiyle bir şekilde Logan'da mesleki ilgi uyandırır ve onu zayıflatmak için bir teklifte bulunur...

Sonrası malum; Holy zayıflar, aşk başlar vs vs...

Kitabın sonunu söylemedim merak etmeyin :)))

Aslında sabun köpüğü gibi bir kitap... Akıcı ama başı belli, sonu belli...
Bestseller 'lar hep böyle mi oluyor acaba diye düşünmedim de değil :)))
Hatta kitabı bitirdikten hemen sonra bunun kesin filmi çevrilmiştir dedim ama çevrilmemiş :))) Halbuki romantik komedi tarzında gayet çıtır çerez bir film konusu olabilirdi :) Başrolde de Melissa McCarthy olabilirdi mesela :)) Ama nasıl zayıflardı gerçekten hiç bilemiyorum :)))

Aslında kitaptan beklentim farklı yöndeydi. Kitabın ismine bakar mısınız? Bir kadın nasıl büyür? Evrim var evet ama değişimler sadece göbek ebatlarıyla ilgili olmasa gerek diye düşünürken kitabın orjinal ismini buldum; "big girl panties" ahahahaaaaaa :)))
Kitabın orjinal adı nerede bizimki nerede :)))

Zayıflama konusunda bana ilham olsun dediğim kitap, sağolsun beni eski beyaz dizi kitaplara götürdü :)))) Ne kitaplardı ama o beyaz diziler :) Sonrada pembe diziler :)))
Bak neden dramları sevdiğimi şimdi anladım :)
Çocukluk Kemalettin Tuğcu, ilk gençlik beyaz dizi, sonrası pembe dizi... Ehhh küçük Emrah da var... Al sana Şebo ahahahaaaaa :)))

Nerden nereye bağladım konuyu :)))

Neyse siz bakmayın bana....

Sonuç olarak okunmayacak bir kitap değil, gayet akıcı, yer yer güldüren, beyaz dizi kıvamında bir kitap... Çok şey beklemeden okursanız gideri var...
Filmini izlemeyi tercih ederdim diyeceğim ama malum çekilmemiş...
Neden çekmemişler ki sanki :/








#17 çelınç / 7. gün


Heheeeee :))
Bugüne kadar hiç eğer hayvan olsaydım hangi hayvan olurdum diye düşünmemiştim...
Hadi itiraf edin siz de düşünmemiştiniz :)
Bu çelınç bizi çok yönlü düşünmeye de itti galiba...

Düşündüm düşündüm... Baykuş demesem şimdi çok ayıp olur dedim :))


Bakar mısınız benim şirinlik muskama ♥
Hem benzer yönlerimiz de yok değil...


Tabi ki kafamı böyle çeviremiyorum :) Görsele aldanmayınız efenim...
Yakın gözlüğü takabilirim, olabilir ama dikkatimden kolay kolay birşey kaçmaz...
Çok uzaklardaki avıma odaklanabilirim ahahahaaa :)))


Gece 12 den sonra ahanda böyle oluyorum işte ben de :)))
Cin gibi :)))
Aklım da bir çalışıyor sormayın gitsin :)))
Aynı performansı gündüzleri de yaşayayım diye çok dilek dilemişliğim vardır... Ama nafile...
Cinliğim geceye mahsustur :)))


İkimiz de ata binmeyi çok severiz hem :))))
Şaka şaka :)
Kimileri için aksi olsa da bana göre baykuş uğurdur :)
Bir de bilgelik tabikiiii


Haydi şimdi deeennnssssss :))))

Bu arada baykuşları sadece ben sevmiyorum, baykuşlarda beni seviyor :)
Evime bile girmişliği vardır ahahahaaaa :))
İşte bu da benim minik baykuşum :)))) Hikayesini daha önce okumadıysanız tık


23 Ocak 2017

#17 çelınç / 6. gün


" Hatırladığınız en eski anınızı yazınız"

Bugünkü konumuz bu... Çocukluğuma döneceğiz :)

Ben Ankara'lıyım biliyorsunuzdur belki... Tayinimiz çıkana kadar çocukluğum memleketimde geçti... Sonrası gezmece...

Çocukluğumda Gençlik Parkı Ankara'nın en popüler yeriydi.  Bir de gazinosu...
Gazinoda ne zaman yeni bir program başlasa rahmetlik dedeme davetiye gelirdi ama rahmetlik sevmezdi öyle yerleri... Anneannemle biz maaile giderdik :)

Masanın üzerine çıkıp oynadığım günleri hatırlıyorum, severdim öyle yerleri... Hoş hala severim :)
4-5 yaşlarındayım galiba...
Sanki dün gibi hatırlıyorum. Filiz Akın programa başlamış, onu izlemeye gitmiştik...
Ben tam bir Filiz Akın hayranı tabi...
Sapsarı altın gibi saçları vardı, en çok o kısmına takıktım... Rüya gibi bir kadın...

Neyse biz programı izledik çıktık. Benim üzerimde basma askılı bir elbise, ayağımda şıpıdık şıpıdık bir terlik... O arada  Filiz Akın'da çıkıyor gazinodan büyük bir kalabalıkla... Akın akın bir kalabalık... Aynı o eski Türk filmlerindeki gibi... İmza almaya çalışıyorlar...

İşte bizim yakınımızdan geçerken benim terliğim kalabalığa takıldı gitti... Bir birinin ayağı takılıp ittiriyor, bir diğeri...
Hahhhh dedi annem, terliği bile Filiz Akın'ın peşinden gidiyor....
Ben nasıl mutlu olmuştum, çocuk aklı işte...
Filiz Akın'a gitti terliğim diye....

Sonrası anneme eziyet... Günlerce ağıt yakmıştım...
"baabbaaaa bu kadını boşa, bana Filiz Akın'ı anne al" diye...
Çok ağladığımı hatırlıyorum :)


O zamanlardan bu resim de...
Aynur Akarsu sahnedeki...
Babam hep dalga geçerdi benimle...
Kadın beni çok sevmiş, kucağına almak istemiş de kaldıramamış...
Kadını bel fıtığı yaptın derdi :))))

Hiiiççç hatırlamıyorum :))) İşime gelmedi demek ki :)))

Hey gidi günler heeeyyyy :)))
Mutlu haftalar efem...


22 Ocak 2017

#17 çelınç / 5. gün


Bugün konumuz özlem...
Özlem diyince benim biraz burnumun direği sızlıyor...
Evet çocukluğumu özlüyorum, gençliğimi özlüyorum ama güzel özlemler bunlar... Anıları yad etmek... Keyifli bir gülümseme yerleşiyor suratıma, o günleri hatırladığımda...
Mutlu çocukluk işte bu yüzden çok önemli...

Ama diyorum bak yine...
Bir özlemim var ki minik bir kuş gibi yüreğimde her daim...
Kanat çırpıyor... Kanat çırptıkça ahhh diyorummm...
Çok erken gittin aramızdan...


Benim yakışıklı babam...

Dokunmak benim için önemlidir...
Dokunarak severim ben...
Sıcacık tenine değil de, kuru bir toprak parçasına dokunmak özlemimi arttırıyor sanırım...

En özlediğim, yakışıklım...
Huzur içinde dinlen...



21 Ocak 2017

#17 çelınç / 4. gün


Evet bugünkü sorumuz aynen şöyle;
"Etrafındakiler hangi sorunun çözümü için sana gelirler?"

Bu soruyu özel hayat ve özel hayatın mesleki boyutu gibi ayırabilirim bence :) Maksat muhabbet olsun 👍

Efendim ben sigortacıyım. Malum son iki seneden beri de Trafik Sigortaları farklı bir boyuta geçmiş durumda. Kasko sigortasından daha fazla bedeller ödenebiliyor bazı hal ve şartlarda...


Ufak çaplı bir şok yaşayan ve bu durum karşısında ne yapacağını bilemeyen biri benim yakın çevremde dert yanıyorsa hemen dur bizim Şebo'ya soralım bir de derler....

Sonuç mu? Bazen değişir, bazen değişmez :) Çözümsel bir sonuç çıkartırız ortaya ;)


Bir de bu durumlar var ama biz bagajdan çıkan balonlara odaklanıyoruz :)))

Bunun dışında bir de iyi dinleyicim sanırım :)


Öpüldünüz ♥

20 Ocak 2017

#17 çelınç / 3. gün


Bugünkü konu kazık :)

"Hayatın bir kitap / film olsa türü ve adı ne olurdu ?"

Düşün Şebo düşün :)) Çokça düşün...
Dün 2 günü bir arada yazayım diye niyetlendim, aklıma birşey gelmedi...
O kadar çok düşünmüşüm ki gece rüyamda film çevirdim ahahaaayyttt :))

Şimdi benden hep kitap olur hemde kitap uyarlaması bir film :)))

İlk önce oyuncularda anlaşalım :)))


O küçük evin Loura'sı kesinlikle benim çocukluğumu oynayabilir :) Biraz kilo aldırın yalnız kıza, azıcık gürbüz olsun :))


Melissa McCarthy  evet uygun gençlik evrelerime :)))

Ama lütfen 2018 sonrasını,


Sevgili Meryl Streep 'ciğim oynasın :))
O zaman kadar nasıl olsa kilo vereceğim, ehhh biraz da toparlatırız belki kaportayı.

Kitabımız ve filmimizin ismi "Dalgalanıp da durulamayan Şebo" olabilir tabi ki...
Ama bakın söylüyorum benim hayatımla  oscarı yeniden kucaklar bu kadın :)))
Filminizi aynı seneye denk getirip şansınızı azaltmayın bence...
Demedi demeyin yani  :))))


Hissediyooooruuummm :)))))))))))))))))))))

19 Ocak 2017

#17 çelınç / 2. gün


Bugün kalp kazanmanın 5 yolunu yazacağız :) Yani benim kalbimi nasıl kazanırsın kısmını size anlatacağım :))) İyi dinleyin anacım...

Öyle çok şeye gerek yok :)

Kırıldıysam özür dilemene hiç gerek yok hele...
Gel yanağıma bir öpücük kondur, sarıl yeter :)


Anında ağlar, maymunluğa bağlayabilirim...


Bakış şeklim buysa bir süre beklemeni tavsiye ederim :))) Her an dalabilirim demektir bu...
Bil ki sakinleşmeye ihtiyacım var hrrrrrr....
Sakinleşince sarılırsın :)

Kızgın, kırgın, dargın değilsem; sadece kalbimi kazanmak istiyorsan da olduğun gibi davran bana yeter. Hiç kasmaya gerek yok....
Dürüst ol, içten ol, kıvırtma, açık ol bana yeter...
Hafif deliysen zaten bizdensin :)))



18 Ocak 2017

#17 çelınc / 1. gün


On senedir buralardayım ama bir çelınc yapmak kısmet olmamıştı :))
Bu meydan okuma sayesinde hem yeni bir blog keşfettim hem de ilk defa ben de varım dedim :))
ahhhahhayyyyyttttt :)
Pek bi heyecanlıyım :)))
Neşelensin bakalım birazcık buralar...
Gerçi bir gün gecikmeli başlıyorum ama siz beni idare edin artık ;)





Evet ilk sorumuzla başlıyoruz; beş sözcükte kendini anlat.

Ben bu soruyu farklı bir yönle cevaplayacağım, aslında sorunun cevabını vereceğim de sol kulağımı sağ elimle tutarak :))) Anladınız siz nasıl yapacağımı :))

Hayatım boyunca çeşit çeşit lakaplar takılmıştır bana :)) Lakap niye takılır, vardır ki benzer yönün takılır :)) İşte buradan yola çıkacağım :)) Ben kendi kendimi anlatmaya kalksam değil 5 kelime 555 kelime altında boğarım sizi ahahaaa :)) Şaka şaka :))

1- Bayan Tombik; Malatya'da okuduğum ilkokulun müdürü takmıştı bu lakabı.. Niye şu şu okul diyorum efenim, tam 3 okul değiştirdim de ondan :) Anlayacağınız ben çocukken de oldukça gürbüzdüm ahahaaaa :)) Bakın kilolu demiyorum, gürbüz diyorum :) O zamanlar çok makbul olan bir şeydi bu :)) Hiç kızamadım ben o adamcağıza biliyor musunuz? Gürbüz olmam neticesinde hiç bir 23 Nisan etkinliğine beni almayan Beden Eğitimi öğretmenime inat benim tenis kıyafeti giymemi sağlayıp, korteje sokmuştur... Hulusu Kentmen'in Malatya şubesidir benim için her zaman...
Lafı yine feci uzattım... Burdan çıkardığınız kelime şişko değil, gürbüz efenim :))) Bilmem anlatabildim mi :)))

2- Yarmagül; bu da benim kardeşim tarafından takılan lakabım :)) Kavanozun kapağını açmaya çalışırken kavanozu kırabilirim mesela :)) Pek dengesiz bir kuvvetim, gücüm vardı o vakitlerde ahahaaa :)) Gençkene :))) Gürbüz olanın gücü kuvveti yerinde olurmuş efenim :)))

3- Miss kahkaha; kahkahalarım ünlüdür evet :)) Öyle böyle gülmem krize girince... Desibelim oldukça yüksektir... Kriz fazlalaşınca Zerrin Özer'e bağlarım hatta :))) Varın siz tahmin edin işte :)))



4- Dramella; dramların kraliçesi tattaaattaaammmm :))) Bir zamanlar böyleydim de diyebiliriz... Üniversitedeki arkadaşlarım söylerlerdi.. Şimdiler de hafif kalıntıları kaldı tabi. Acıların kadınıyım şarkısını ilk Bergen değil ben söyledim, beeeennn, beeennnn :)))

5- Akşam gölgesi; Bu da ilkokul çağımın öncesine denk geliyor. Bizimkilerin kaçak izlediğini hatırlıyorum mesela... Düşünsenize sülalece toplanmışsınız kaçak izleyeceksiniz ama üzerindeki ilginin dağıldığını farkeden çocuk mütemadiyen televizyon önüne geçip oynuyor, bildiğin çiftetelli :))) İlgi dağılımına hayır eylemi de diyebiliriz buna...  Hala severim ilgi çekmeyi :)))

555 kelimede boğmayıp, 554 kelimede bıraktım şükür :)

Haydi hepinizi bekliyorum bu meydan okumaya :)) Dökülün anacım...
Harekette bereket vardır ;)
Mucxxx

17 Ocak 2017

Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde / Mahir Ünsal Eriş



Yine aynı sıcacık kapak, diğer kitabındaki gibi.. Daha önce yazmıştım burada.

Hikayelerle ilişkimi sıcak tutmaya çalışıyorum, ısınma turlarına başlamışken arayı uzatmamak lazım dedim ve o eski günlerin anlatıldığı hikayelere geri döndüm.

Bu kitabı da okuduktan sonra dedim ki Mahir Ünsal Eriş sen bir de roman yazsan keşke.... Dramını, kırgınlığını, aşkını, sevincini bir kere de uzun uzun anlatsan keşke... Hikayelerin uzatılmaya ihtiyacı var artık... Bunu da üşenmedim bir mail olarak kendisine ilettim efendim :))) Ne kadar takar bu konuyu bilemiyorum tabi ki :))))

14 kısa hikaye var kitapta. Favori hikayem "çok sıkılır arkadaşı ölen çocuklar" ve "kimi sevse gülderen"...

Sanki iki kitabın bazı hikayeleri harmanlanınca farklı şeyler çıkartacakmış gibi; ortak karakterler, ortak mekanlar, ortak yazgılar...
Feridun'daki çay bahçesinde ayrılan iki sevgili gibi, Kız Fikret gibi..

Yine Atatürk var mesela bir hikaye de, saygıyla selamlanan... Yine, yine...

Başka zaman olsa birbirini kopya edip aynı kişilere, mekanlara ne gerek var ki diyebileceğim ama söz konusu sevdiğim hikayeler olunca bakalım buradan ne çıkartacağım diye meraklı meraklı okuduğum güzellikte :))

Sevdiğim karakterler çok yine...

Bir hırsızı 35 yıl çağırıp geldiği zaman ferahlayan bir adam var ki bir hikayede, uzun uzun gülümsüyorum hala aklıma geldikçe :))) Çaldırdığı da bir mektup üstelik ama ne mektup :))))

Hikayelerle aranız çok iyiyse zaten okumuşsunuzdur kesin ya da bilemedin sıradadır... Hikayelerle aram iyi değil diyorsanız da bu kitap ısınma turları için iyi bir seçimdir bence ;)

Benim fikrim budur efenim ;)




Sevilesi altı çizililer;


* Ölmek ne bilmiyorum.Merak da etmedim hiç. Yani iyi kötü bir fikrim var aslında, tam olarak ayrıntısını bilmiyorum ama. Tatil gibi bir şey sanıyorum onu, taşınmak gibi, kesin bir şey. Onu bir daha göremeyeceğimi biliyorum yine de fakat. Bu kadar ani olmasına, böyle habersizce kaçar gibi olmasına üzülüyorum sonra, bozuluyorum biraz. Çağırsaydı ben de giderdim belki?

* Gitmesinde sorun yok, asıl sorun bir daha gelmeyecek olmasında.

* Askerdeki o yalnızlık, kimsesizlik, o uzaklık insana olmadık şeyler yaptırır; kalın kafalı berber kalfasına mektup yazdırabilir mesela.

* Ama birinin onu sevişini, isteyişini severdi. Biri onu seviyor gibi olsun isterdi hep.  Ona üşüdün mü diye sorsun, sıkıldın mı desin, göğsüne dayayıp taşıdığı defterleri yere düşünce eğilip alsın isterdi. Kimse onu sevmeyecek diye korkardı çünkü. Ya sevilmezse, ya anasının aşıkları olursa, evlenirse, ya yalnız kalırsa, ya annesi de ölürse diye ödü kopardı. Sevsin de, ne yaparsa yapsın derdi, fazla da ileri gitmezdi zaten.

* Çaresiz erkek, sevildiği zaman umurunda bile olmayan ne çok ayrıntıyı hatırlıyor vakit terk edilmeyi vurunca, o ayrıntılardan kurmaya çalışıyor geri dönüşünü kadının.

* Eski acısı yok telefon konuşmalarının ayrılıklarda, bir taraf kapattı mı diğeri bir müddet dıtlayan sesi dinlerdi kesik kesik. Şimdi elinde yüz gram tahin helvası tutuyormuş gibi kalakalıyorsun.

* Oysa ben akşamları evde oturduğum halde epey yol almıştım itlikte. Öğle aralarında kalabalıkça girdiğimiz kırtasiyelerden kalem, silgi, hesap makinesi gibi ıvır zıvırlar aşırıyor, sırf pislik olsun diye apartmanların asansörlerine işiyor, babaannem mukabeleye gittiğinde mahalleden çocukları toplayıp VHS'den toplu por*o izleme  etkinlikleri düzenliyor, dükkana her uğradığımda dedemin kasasını patlatıyordum. Bitişikteki dairede oturan Gülderen ve annesinin balkonda asılı çamaşır ve çorapları çalıp, mahallenin piçlerine sattığım bile oluyordu. Oysa dedem, yalnızca karanlıkta kötü olunur sanıyordu.

* Ailenin insanı kendine dönüştüren, birdenbire o eski düzene döndürüveren bir büyüsü var.

* Yaşı kaç olursa olsun bütün kadınların ağlamasında insanın kendi annesinin ağlayışını hatırlatan bir şey var, canından can yolar adamın.

* Evde, çokça büyük arasında bir çocukla bir yaşlıydık. Bizim bizden iyi dostumuz ve düşmanımız olamazdı. Oyunlarımız eğlenceliydi. Yaşlılar o terk edilmiş, gözden düşmüşlükleriyle evin içinde varlıklarını fark edenlere bunaltacak bir ilgiyle karşılık verirler de bu ilgiden yalnız çocuklar bunalma ya hani; öyleydi bizim hukukumuzun da esası. 

* "Biliyor musun," demişti, "ilk önce ne gelmişti aklıma annemin öldüğünü öğrenince?". "Gömleklerimi kim ütüleyecek şimdi, eşofmanlarımı kim yıkayacak beden günlerinden sonra?" Daha o zaman anlamıştım aslında, ölümden sonra, ölmeyen için hayatın sürdüğünü, gömleklerin ütülenmeye, eşofmanların yıkanmaya devam ettiğini.

* Kimseye ait olamamış insanlardık çünkü biz. En yakınlarını nemli çukurlara ya da çok uzaklara erken saklamış, sevgisizlikten ve sürekli birilerinin gitmesinden korkup kimseyi sevemeyişimizle perişan olmuş zavallılardık.

* Bizzat sen boşanırken, en az sen konuşuyor olursun bunu. Çünkü boşanırken sonsuz bir sessizlik girer aranıza, tanışmamış olduğunuz zamanlardakinden bile daha yaban bir ellik girer.

12 Ocak 2017

bu ayın şarkısı #2


Yeni bir yazı dizisi :)))
Farkettim ki farklı zamanlarda farklı şarkılara takılıyorum...
Ama bazen unutuyorum nelere takıldığımı...
Blog benim hafıza defterimse dedim burada da dursun...

Ara ara ayın şarkısı yazıları gelecek anlayacağınız bundan sonra...



Tuna Kiremitçi albüm çıkartmış... Mışşş diyorum, bu adamın şarkı söylediğinden bile haberim yoktu...
Yapmış, iyi de yapmış... Bak birini dilime dolandırdı bile...

Albümde bir kaç şarkısı daha var, onları da sevdim ama favorim Gonca Vuslateri ile söylediği "Sana Dair"...

Beğenip beğenmediğinizi bir şıptırın :)))
Öpüldünüz ♥


Yaşam kadar gerçek, yaşamak gibi sahte
Öyle çok şey var ki yaralayan insanı
Bir yürek çarpıntısı, onu her gördüğünde
Öyle çok şey var ki bak sana dair

Yanlış aşklar yaşadık, yanlış köprülerde
Yanlış gemiler yakıp, aldırmadan
İki damla su çaldık zamanın pençesinden
Aldırmadan, aldırmadan

Bu ne senden ilk kaçışım
Ne de ilk düşüşün yüreğime
Ne bu serden son geçişim
Ne de son küsüşüm kaderime

Mucize gerek bize, gidecek bir başka düş
Bir düş ki korkmamış zamanın karşısında
Ve bir çağ gerek bize, ve bir çağ bundan özgür
Öyle çok şey var ki bak sana dair

Sonra kuşlar gitti anladım dünya yorgun, sen yorgun
Tortusu kalmış eski bir korkunun
Görmedik, duymadık, demedik bunlar kötü
Biz var mıydık, aşk var mıydı




10 Ocak 2017

hafta sonundan...


Kardan ıykkk dediniz dimi :)) Hadi itiraf edin...
Hep hafta sonu olsa, hep keyifler, kartopu savaşları olsa evet bıkmayabilirdik :)
Ama işe gelmek söz konusu olunca vallahi bana işkence oldu :)))
İşkence boyutuna evrilmeden önceki eğlenceli kısmına gidelim biz şimdi...

Yaşasın hafta sonu 💙💚💛💜
Cumartesi gününü danalar gibi yata yata aşırı doz film yüklemesi yaptıktan sonra Pazar günü kendimizi sokaklara attık...
Kar eriyecekti ya hani, bana öyle geliyordu yani...
Erimeden önce şarap-sucuk-ekmek üçlüsünü devreye sokalım dedik :)


Uzun uzun yürüdük tabi ki ilk önce....
Temiz havayı özlemişim...
Bu arada burası bizim yegane mesire yerimiz Değirmen Boğazı...
Bakmayın tenha gözüktüğüne giriş kısımları iğne atsan yere düşmeyecek cinstendi...
Biz içlere doğru attık azıcık kendimizi...


Bayılıyorum bu ikiliye ahahahahaaa :))))
Anneanne-torun modundan çıkıp iki kanki takılıyorlar bu aralar...
Annemin enerjisi zaten hepimizin çok çok üzerindedir...
Onun yaşına gelince kendimi düşünemiyorum bile...


Onlar oynaşırken ben çalı-çırpı-ot--kar resmi çekmekle meşguldüm...
Hem de çok meşgul ahahaaaa :)))


Elim kara değdirmedim vallahi bu sefer ahahaaaa :)))
Elimdeki fotoğraf makinemi kimseciklere kaptırmadığımdan mütevellit bana kartopu atılması da yasaktı :))
Buldum işin kolayını....
Sırtım yere gelmez artık :)))))))))


Ben son gaz fotoğraf çekmeye devam :)))


Benim de eğlencem bu...
Bir ara deli planlar içerisindeydi bizim ahali ama şükür çabuk unuttular...
Bidon gibi yuvarlamayı düşünüyorlardı karın üstünde beni :)))
Kimin fikri olduğunu söylememe gerek yok herhalde :))


Bu kuş yuvalarını çok sevdim ve de çok sevindim... Kuşcuklara yuva bu karda kışta diye ama...
Sanki delikleri çok küçük geldi bana ya da ben mi yanılıyorum bilmiyorum...
Deliklerin  biraz daha büyük olmaları gerekiyormuş gibi geliyor bana kuşların rahat girip çıkabilmeleri için...
Sadece süs amacı ile koymamışlardır inşallah...
Yanılmayı çok istiyorum bu konuda...


Günün sonu şahane yine tabi ki :)
Totomuz buz tuttu o ayrı mesele ama değdi mi değdi 🍷🍷

Elimi hiç kara değdirmeden yaptığım bu gezi için kendimi tebrik ediyorum :)))
Ben sefasını sürdüm artık mümkünse gidebilir...
Hatta gitsin :)
Çalışırken kar hiç çekilmiyor ya da gitmiyorsa bana da tatil versinler :)))
Ona da kabul ;)

Sevgiler, sevgiler, sevgiler ♥


9 Ocak 2017

2016 ile vedalaşamadım bir türlü, Aralık seçmeceleri kalmış :))


Aralık'ın son kitabını da yazsam artık 2016 ile işim kalmıyor :))
Bugün seçmecelerimizi paylaşalım da kitabı da bir ara yazarım artık...
Hafta sonu 4 doz film aldım, onlar da gelecek bu hafta :)
Eeee 2017 nin ilk kitabı var...
Hehheeee bu hafta yazacak çok şey var, yaşasın ✌
Tabi vakit buldukça ;)


Tam 10 yıl :)))

İkisinin de eş zamanları... İki aşkım ❤❤❤❤
Oytunum ve Ardenim
Seviyorum uleynnnn sizi 😜😜😜

Isırmalık haller
Annesinin kuzusu ve teyzesinin kuzusu
Bugün kendimi sevgi pıtırcığı hissettiğim doğrudur...





O özet çıkartma derdinde oflana puflana, 
ben de kitap derdinde miskinleşe miskinleşe ❤💙💚💛💜

Pazar halleri 
Kitap / Bir Kadın Nasıl Büyür
Ödev / Oğuz Kağan Destanı
Biz bugün bu odadan çıkamayız
Ondaki bezginlik bendeki depresiflikle




5 dk daha nın sonucu ofiste kahvaltı yapmaktır 😃😃😃

G Ü N A Y D I N ❤💙💚💛💜

Susamlı tavuk da derler buna
O vitamini de 
Benim için çıtır gevrek
Mutlu bir gün olsun hepimize



Dün akşamdan beri şukella ile yatıp şukella ile kalkıyoruz. 
Şukella benimle test çözer misin, bizimle kahvaltıya gelsin, banyo yaparken yanıma alsam.... 
Şukella bana ne zaman alışacak.. 
Sürekli eli kafeste, okşayıp alıştırmaya çalışıyor 🙏🙏 
Kıyamam o masumum da sessiz sakin bize alışmaya çalışıyor ❤❤

Sevgili Berkay'ın bu seneki yılbaşı hediyesi... 
Her zamanki gibi Oytun'u tam onikiden vurdular ana oğul 😂😂😂

Şukella, muhabbet kuşumuz
Pek masum pek güzel 
Alışacak bize biliyorum
Rahmetlik babam kuşlarını hep omuzunda öpücüklerle beslerdi
Oytun'un da hedefi bu...
Gel desin gelsin, git desin gitsin
Bir masum muhabbet kuşuyla sınavı var Oytunumun ♥




Yarın akşam yemekte nohutlu karnabahar var. 
Böyle pişirmeyi ilk defa deniyorum 😃 
Sonuç güzel olacak ama 👌👌

Karnabahar, haşlanmış tavuk, nohut, havuç, domates rendesi, soğan tamam işte 💃💃💃

Her hafta aynı şekilde yapınca sıkılıyor insan
Oytun'un en sevdiği sebzelerden olur kendisi
Şimdi çekirdek çitleme zamanı
Azıcık kıvanç izliyim :)




Çok çabuk yaş alıyorum da çabuk büyümüyorum ben...

Hala içimdeki küçük çocukla yola devam ediyorum. Yanıma hayallerimi, ümitlerimi, sevgimi, azıcık da aklımı yarenlik ederek...
Bugün bir kere daha anladım ki ömrüm boyunca çok da insan biriktirmişim ki ne mutlu bana 😘😘😘 Yamacımda olanlar, uzağımda olanlar, hiç yüz yüze konuşmadığım ama gönüllerimizin bir nebze de beraber olduğu bir sürü güzel insan...
Sizlerle beraber bir ömür sürmek o kadar güzel ki.... Çok da anlamlı...
İyi ki varsınız...
Hepinize kucak dolusu sevgilerimi ve teşekkürlerimi gönderiyorum.
İyi ki doğdum ben 🎉🎉🎉
Ve iyi ki beni tanıdınız dimi ahahaaa 😃😃😃
Konuyu sulandırmazsam olmazdı...

İyi ki doğdum, iyi ki varım,  iyi ki varsınız 
Biz birlikte çok güzeliz 
Yaş konusuna hiç girmeyin
Enerjimin ve içimdeki çocuğun yaşındayım hala




Gúnúmún iki bonusu 💖💖💖
Dún boyadığım çizmeme çiçeğimi ektim, sipariş ettiğim kitaplar da geldi... 
Ohhhhh değmeyin keyfime :)))

Kitap alışverişi
Kendimi şımartmaca
Bu çiçeğime bir de isim verdim mi tamamdır 
İyi akşamlar ♥


video


Bir takım boyama işlerine girmiş bulunmaktayım :))) 
Şimdilik ufak bir denemeyle başlıyorum,
Eğer hayaller \ gerçekler tutarsa Şebo kendini bile boyayıp akça pakça yapar haberiniz ola 😂😂😂😂

Cart kırmızı çizme olur mu pamuk beyaz çizme
Olursa değmeyin keyfime 
Ütü gecesi oldu mu boya gecesi :))
Delidir ne yapsa yeridir

5 Ocak 2017

2016'da izlediğim son filmler...


Günaydın...
Son izlediğim filmleri de yazıp 2017 izleneceklere start vermenin zamanı geldi...
Bu sene çok verimli değildi benim için..
2017 daha verimli, daha nokta vuruşlu filmler izlemek dileğiyle efem....

Öpüldünüz, sevildiniz...
Kendinize iyi bakınız...



SİHİRBAZLAR ÇETESİ - 2 (2016)

Mahşerin dört atlısı nihayet geri döndü...
Filmin ilkini Oytun'la ayıla bayıla izlediğimi anlatmıştım daha önce... (tıktık)
İkinci film vizyona girer girmez çokça niyetlendik sinemaya gitmek için ama ol-a-madı maalesef... Ve biz anacıklı oğulcuklu başbaşa verip evde izledik yine :)
Bu filmin kaderi bizde böyleymiş....

Atlılarımızda karakter değişikliği olmuş, Isla Fisher'ın yerini Lula karakteriyle Lizzy Caplan almış. İlk başta pek ısınamayıp gözüm sürekli Henley'i arasa da sonradan alıştım garip kızımıza :)

Film ilk filmin izinde gidiyor olsa da sanki başlarda biraz tekliyor gibi, ya da ben ilk filmin hızını ilk sahnelerde bulamadığım için tekliyor diye adlandırıyorum... Fakat ilk gösteriden sonra yine kendini toparlıyor ve sevdiğim hıza geri dönüyor...

Bu sefer atlılardan daha çok filme karakter olarak yeni eklenen kötü adam Walter (Daniel Radcliffe) a bayıldım yalnız. Çok şirin bir kötü adam ahahahaaa :))) Bakışlarındaki şapşallık beni benden aldı... Filme tamamen sempati katmış...

Filmin konusunu çok fazla anlatmaya gerek yok diye düşünüyorum. İntikam duygusuyla oluşturulan dört atlı intikama devam ediyor liderleriyle birlikte... Burası spoiler olacak biraz ama söylemezsem şişerim :))) Dylan (Mark Ruffalo) artık FBI da değil, deşifre oldu... Deşifre olmasaydı zaten film feci şekilde tekrara girecek ve muhtemelen baygınlık verecekti...

En sevdiğim gösteri sahnesi Daniel (Jesse Eisenberg)' in yağmurla yaptığı gösteriydi... Büyüleyiciydi...O sahneyi sinemada izlemek isterdim :/

Final süprizini de sevdim üstelik :) Bazen iyi bakmak gerekiyormuş demekki :)

Ay hadi hadi diye izlediğim için Oytun'un maskarası olsam da film boyunca  heyecanımdan bir nebze kaybetmemekle kendimle gurur duyuyorum :)

Anladığınız üzere biz bu filmi yine PEK SEEEVDİİKKK efem, aksiyon sever bir çocuğunuz varsa rahatlıkla birlikte izleyebilirsiniz 😏




SERENA (2014)

Bradley Cooper ve Jennifer Lawrence ikilisini daha önce Umut Işığım  filminde izlemiş ve uyumlarına hayran olmuştum. Galiba Bradley Cooper aşkım da o filmde depreşmişti... Bu sebepten dolayı uzun süredir arşivimde olan bu filmi nihayet izleyebildim.

Serena (Jennifer Lawrence) ve George (Bradley Cooper) Pemperton çifti ilk görüşte birbirlerine aşık olarak yıldırım hızıyla evlenirler. Kuzey Caroline 'de muhteşem doğasıyla bir kereste imparatorluğunu da birlikte yönetmeye başlayacaklardır böylece...

Serena güçlü, akıllı duruşuyla erkek egomanyasıyla başedecek bir karakter....  George'un dünyasına ayak uydurmakla birlikte baskın karakterini film boyunca hissedebiliyorsunuz...

Film konu olarak aslında oldukça güzel işlenebilecek, içinden mucizeler çıkartabilecek kadar da bir yatkınlığı var. Aşk var, ihtiras var, güçlü bir kadın var, muhteşem doğa var, 1920 ler var, geçmişiyle yüzleşen bir adam var, maddi zorluklar var... Var da var yani...
Bu kadar güzel bir konu varken ellerinde neden filmi sığlaştırmak için bu kadar çabaladılar hiç anlamadım...

Mesela gözüme batan ilk detay Bradley Cooper'ın ata binememe gibi bir sorunu vardı... Bunu film boyunca da bolca gördük. Adam becerememiş işte, ısrar edip gözümüze sokma... Elinde figüran mı yok :))

Tutkulu bir aşktan bahsediyoruz madem filmde, o araya serpiştirilen duygudan yoksun sevişme sahneleri de neydi diye sormadan edemiyor insan...  1-2 saniyelik 3-5 tekrardan oluşan sahneyi koyacağına adamakıllı bir sahne koysaydı duyguyu hissettirebileceği, benim için daha inandırıcı olabilirdi...

Yan karakterler yeterince işlenmemiş mesela... Galloway diye bir avcı koydun madem filme, biraz daha işle onun kader diye nitelendirdiğini mesela...

George ile ilgili hiçbirşey demiyorum, Serena'nın varlığyla taçlandırılmış adamdan daha çok işlenebilecek olguları ve bağlılıkları vardı...

Biliyorum çok olumsuz şey yazdım. Bu kadın iyice negatife bağladı demeyin, film boyunca yaşadığım eksiklik duygum bunları söyletiyor bana... İliğime kemiğime işleyecek bir hikayeyi maalesef hiç etmişler...

Sonuç olarak konuyu iyi bulsam da maalesef film olarak SEVMEDİM diyorum. İzleyip izlememe seçeneğini tamamen size bırakıyorum.




AYNI YILDIZIN ALTINDA (2014)

Tam 1 senedir arşivimde izlenmeyi bekliyordu bu film. Hatta bir çok defa filmin ilk 10 dk sını izleyip kapattım. Nedeni yoktu kapatmalarımın, ya bir iş aklıma geldi, ya misafir geldi, ya içeriden ergenim bağrındı derken film geçen hafta izlendi...

İlk başta bu filmin kitabını okuyan arkadaşları tebrik etmek istiyorum 👏👏
Sebebine gelince her zaman kitabın duygu yoğunluğunun daha fazla olduğunu hesap edersek ve ben filmi izlerken kovalar dolusu gözyaşı döktüğümü hesaplarsam ve kitabını okurken iki katı gözyaşı dökeceğimi düşünürsem; şişen gözlerimle emin ol kitabı okumak için hayli çaba sarfederdim.
Hoş filmi izlediğim gün psikolojimin de feci olduğunu eklemem lazım buraya...
Ertesi gün doktora gidecektim :) Ve beynimde deli senaryolar vardı...

Kısaca filmin konusunu anlatacak olursam;

Hazel (Shailene Woodley) çocukluğundan bu yana ciddi hastalıklarla savaşan ve son zamanlarında artık kanser illetiyle uğraşmakta, ölümle yaşam arasında bağ kurmaya çalışmaktadır. Gencecik, güzel, hayatının baharında... Ve bir o kadar da olgun, gerçekleri kabullenmiş...
Filmin başında hastalık evreleri anlatılırken "Kanserden ölmekten daha kötü tek şey, kanserden ölen bir çocuğunuzun olması"  diye anlatıyor ki, işte o cümleden itibaren gözyaşlarım hiç dinmedi diyebilirim... Usul usul, istemsizce...
Annesi, babası onu ümitlendirmeye, hayatını canlandırmaya son güçleriyle uğraşmaktadırlar.
Annesinin ısrarlarıyla katıldığı destek grubunda Augustus (Ansel Elgort) ile tanışırlar. Birbirleriyle iletişim kurarlarken güzel bir aşk da yaşamaya başlarlar. Kaygılarını, hayallerini hatta ve hatta cenaze törenlerinin nasıl olması gerektiğini bile.... İşte bu kısım çok vurucu...
Filmin sonunu tabi ki söylemeyeceğim merak etmeyin :)

Deli gibi ağlasam da yer yer gülümsetmeyi başardı aslında film bende... Tabi ki höngürdememi kesmeden :)))

Sonuç olarak ben bu filmi SEVVVVDDDİİİMMMM, ağlamak beni rahatlatıyor diyorsanız siz de izleyin derim ;) Film boyunca usul usul ağlamalarınız film bittikten sonra hıçkıra hıçkıra böğürmeye dönüşmezse bizden deyılsınız  ;)




SINIRSIZLAR KULÜBÜ (2013)

Yazımın hemen başında belirtiyim ki bu film kesinlikle 18 yaşından büyükler için... Filmde ne ararsan var çünkü, alkol, uyuşturucu, cinsellik, küfür, kumar.... Daha saymama gerek yok herhalde...
Uyarımı yaptığıma göre artık rahat rahat çekiştirebilirim filmi...

Matthew McConaughey ve Jared Leto'ya 2014 Oscar yarışında en iyi erkek ve en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerini getirmiş olan bu film gerçek hayattan bir uyarlama... AIDS mücadelesi sırasında aynı zamanda ilaç endüstrisi ile mücadele eden Ron Woodroof'un gerçek yaşamından yola çıkılarak hazırlanmış... Bu rol için Matthew McConaughey tam 23 kilo vermiş ki hakikaten evrim geçirmiş. Romantik komedilerde izlemeye alışkın olduğum oyuncuyu tanımakta hakikaten güçlük çektim...

Ron (Matthew McConaughey) uyuşturucu ve seks bağımlısı ve bununla birlikte aynı zamanda rodeo düşkünlüğünü kumara da çevirmiştir... Yalnız, derbeder, küfürbaz, meymenetsiz herifin teki anlayacağınız... Elektrik tesisatçısı olarak çalışırken ufak bir kaza geçirir ve hastanede HIV virüsü kaptığını öğrenir. Tabi ki inanmaz, çünkü ona göre AIDS sadece eşcinsellerin hastalığıdır ve o bir homofobiktir. İmkansızdır yani... Ama 30 gün gibi kısa bir zamanı kaldığı da gerçektir...

Psikolojisi alt üst olmuş bir haldeyken aynı zamanda çevresi tarafından da dışlanmıştır. Bu arada bir ilaç firması HIV virüsü taşıyan hastalarda denenmesi için AZT adında bir ilaç piyasaya sürmeye hazırlanmaktadır. Ölümden deli gibi korkan Ron AZT almak için bir canavara dönüşmüş haldedir.. Ama AZT aslında denenen dozuyla hastalar için daha da ölümcüldür. İşte bu hastane ve AZT arama dönemlerinde Rayon (Jared Leto) çıkmıştır karşısına. Ron'un onunla iletişim kurması çok zordur çünkü Rayon bir transseksüeldir.

Farklı yollardan doğal bir ilaç bulmuştur aslında Ron. Bu ilacı hem kendi kullanacak hem de satarak bir anlamda köşeyi dönecektir. Ama Rayon'a ihtiyacı vardır ilacı pazarlarken... Çıkar ilişkileri ile kurdukları Dallas Buyers Club ile aslında dostlukları da başlamıştır... Bundan sonrası ilaç endüstrisi ile savaşları işte...

Birileri ceplerini doldursun diye hastalıklar ilerletiliyor, çözümler desteklenmiyor hatta çözüm bulan insanların başlarına birşeyler geliyor... Günümüzde yaşananların bir benzeri...

Ne kadar uzattım konuyu değil mi? Farkındayım ama kesemedim, üzgünüm...

Filmin ilk dakikalarındaki o hoyratlık beni rahatsız etse de sonradan konu farklı yerlere saptığından soluksuz izledim diyebilirim.

Rayon karakterinin duruşunu çok sevdim. Cinsel tercihleri dolayısıyla dışlanmışlığının verdiği acıyla güçlenmesini o kadar güzel yansıtmış ki... Aldığı ödülü sonuna kadar haketmiş oyunculuğuyla...

Filmin konusu oldukça dramatik olsa da dramatize edilmeden oldukça güzel harmanlanmış.

Ron ve Rayon'un aslında birbirlerine saygı gösterdikleri sürece nasıl da sevgi bağlarıyla sarmalandıklarını izlese herkes keşke... Durumlara, kararlara, tercihlere, yaşanmışlıklara biraz saygı... Şu sıralarda tam ihtiyacımız olan türden...

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEEVVVDDDDİİİİİİMMM, şu ana kadar izlemediyseniz mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.