30 Aralık 2015

heyyy blogcanlar iyi ki varsınız :)))



B
u ağa
ç her sene
arkadaşlarımla
donansın istedim. Birbi
rinden güzel insanlarla. Kedi
li evin biricik Havva'sı evin bolluk bere
ket ve sağlıkla dolsun bu sene. Öceanne gülen 
yüzün solmasın :) Mutluluk yanı başından ayrılmasın.
Syrakusa şahane bir yıl seni bekliyor bak, bol tantanalı :) Bu
sene yeni başarılar gelecek hayatına Sertaçcım, demedi deme. Başarı
ve azim senin göbek adın :) Yakışıklı Ersin'im sana da aşk gelsinmi hııı :) Seni 
baş
göz ed
esim var ca
nım cananım. Bu
sene Orçun'um için dile
ğim var Sezer'im gezenim. Gönlü
nden geçen okula girsin inşallah. Çok mut
lu olun. En güzel doktor bizim doktor Sevda:) Bol 
bol gez, bol bol dik, bol bol gül  bu sene de. Güzel yürek
li Handan'ım o listeler var ya listeler hepsi gerçekleşsin seni yor
madan. Güzel oğluşlarınla hep mutlu ol canım benim. Bu senenin sonu
senin için acı oldu biliyorum Gamze'cim. Yeni yıl yeni umutlarla gelsin sana. Se
vdi
klerin h
yanıbaşında
olsun. Hemşehrim
güzel Kadriye'm :) Çok 
mutlu ol bu sene. Hep sev, h
ep sevil. Kahkahalarınız taşsın evi
nizden bacanızdan inşallah :) Yorumların 
gibi senen de bıcır bıcır sevgi dolu geçsin bücürükün 
annesi :) 2balık1kedi sana da bu yıl koca koca mutluluklar 
getirsin. En sevdiceklerinle kucaklasın bu yıl seni. Çatalkaram,
çingenem Mevlüdem. Koca kişisiyle huzurlu bir yıl geçir inşallah. Gökten
zembille kumaşlar yağsın üstüne emi :) O güzel maviş gözlerin hep gülsün Sebuş
bu   sene
kitaplar k
raliçeliğin
tescillensi
n inşallah
Bol paralı, az mesaili bir iş seni bulsun bir de :)  Ben de tam orta yerimden çatlayayım. 
Sevgili Meltem , zevkli, neşeli, sevgi dolu bir yıl diliyorum sana da :) Gülşahcım o iki bıcırığın mıncık mıncık yapsın seni de bu yıl. Şen kahkahalarınız olsun :) Duru Ecrin'in güzel annesi herşey gönlünce olsun güzelim bu sene :) Kış güneşin ısıtsın seni her daim. Bahçemin perisi Safişim, bu sene beni kıskandıormadan çok gez, çok fotoğraf çek emi ;) Kahkahasını yediğim Ayşem bu sene de çok mutlu ol emi. Hasretle sınanma, çok sevil, sarıp sarmalan hep sevdiceklerinle...

Ve buraya ismini sığdıramadığım güzel canlar...
İyi ki yolumuz birşekilde kesişmiş, iyi ki tanımışız birbirimizi...

2016 hepimize
sağlık
mutluluk
sevgi
barış
neşe
huzur
getirsin.

Herşey gönlünüzce olsun..

Mutlu, musmutlu bir yıl diliyorum hepinize :))
Kocaman öpüldünüz ♥




24 Aralık 2015

bilmemkaçıncı film postu...


Dün sadece çok yoğundum... Hiçbir şeyim yoktu... Hatta zımba gibiydim bile denebilir....
Ne olduysa arabaya kadar giderken oldu...
Hepi topu 500 m. yürüdüm aslında...
Ama nasıl bir üşümek, dişlerim takır takır etti...
Eve dar attım kendimi...
Ama hala dişlerim takırdıyor...
Cumburlop hemen yatak ardından da...
Deliksiz uyumuşum üşüye üşüye...
Sonuç; dayak yemiş gibiyim, bütün etlerim liğme liğme dökülüyor ve evet ben grip oluyorum galiba :(
Yılbaşı üzeri olacak şeymiydi bu...
Yapılacak bir şey yok... İlaç içerek 7 gün yada kendi haline bırakarak 1 hafta :)))

Elimi, kolumu kaldıracak halim olmasa da size yine bir film yazısı hazırladım :)
Kıymetimi bilin :)))




ÇALSIN SAZLAR (2014)

Yeşilçam filmlerine dönüş gibiydi bu film...
Bolca şarkılı, meyhaneli...
Dostlukla, aşkla cinsinden...

Barba (Engin Hepileri) ve Mahir (Caner Cindoruk) yakın dostlar... Biri meyhaneci, biri klarnetçi...
Hayatı hafife alan cinsten yaşamları...
Ne kadar hayatı hafife alsalar da bir o kadar da sıkı sıkı bağlı...

Sonra bir solist geliyor meyhaneye... Bol işveli, cilveli Yasemin (Belçim Bilgin)...
Şaşırdım söylediği şarkıların altından kalkmasına...
Başarılıydı hakikaten...
Zevk verdi dinlerken...

İki sıkı dost, aşık olurlar bu kıza...
İçten içe bir savaş, atışma...
Eğlenceli hatta bu savaş halleri :)

Bunlar filmin güzel öğeleri.... Sevdiklerim yani..

Bir de diğer yönü var ki; film eş zamanlı işliyor... Biraz bugünümüzden, biraz eskilerden...
Filmin ortalarından sonra evet bağlantı çıkıyor ortaya...
Ama hadi canım diyorsunuz...
Kelalaka...

Hele final konu olarak beklenmedik olsa da performans olarak hiç hoş değil..
Yeşilçam filmlerinde olsa bir asilliği olur sahnelerin, ama günümüz teknolojisinde pek bi havada herşey...

Neyse kıssanın özü şarkılı, türkülü, aşklı, kapışmalı eski sahneler şahane...
Günümüz hayatı pek olmamış işte...
Ya da ben uyduramadım...

EHHHHHH İŞTE kategorüsünde yer alan bu film, eski Yeşilçama selam göndermek için izlenebilir nitelikte...
Karar size kalmış :)




HALAM GELDİ (2013)

Yine küçük oyuncuların alıp götürdüğü ve yine ülkemizin korkutucu bir gerçeğine ustaca parmak basan bir film...

Reyhan rolüyle Miray Akay almış götürmüş filmi... Zerre abartmadan hemde...

Gerçek bir yaşam öyküsünden yola çıkılarak hazırlanan film Kıbrıs'ın Akıncılar köyün'de geçiyor...
Aslında iki ağır konu eş zamanlı olarak işliyor filmde; akraba evliliği ve çocuk yaştaki kızların zorla evlendirilmesi.

Reyhan okumaya aşık, ağaçların tepesinde Şeker Portakalı okuyan bir kız... Diyarbakır'dan göçle gelmişler... Korkunç adetlerini de getirmişler tabi ki...

Ergenliğe ilk adımı atmasını bekliyor aile amca denecek yaşta hala oğluyla evlendirmek için...
Reyhan asi, kaderine başkaldıracak kadar da güçlü...
Onun hikayesini ayrı izleyip ağlarken, annenin çaresizliğine isyan ettim...
Yüreğimde baba baba sözler yankılandı ama sonrasını bilemedim işte...

Diğer bir hanede Halil var (Tunç Oral)... Akraba evliliği sonucu hasta olan...
Aile üstüne titrese ne yazar...
Halil hastalandıkça hastalanıyor...

Halil ve Reyhan iyi arkadaş oluyorlar...
Ama onların arkadaşlığını anlayabilecek zihniyet yok ki...
İkisini okuma sevgileri buluşturmuş...

Film hiç dallandırıp budaklandırmadan vermek istediği mesajı net veriyor...
Çok etkilendim bu filmden ben...
Çokça da SEVDDDİMMMMM.....

İzlemediyseniz mutlaka izleyin...
Ama mutlaka...





İNCİR ÇEKİRDEĞİ (2009)

Yine bir dram filmi...
Yine ne yazık ki yaşadığımız gerçeklerden yola çıkılmış...
Ve yine can acıtıcı...

Film Mardin'de geçiyor..
Mayına basarak ölen bir oğul ve onun ölümünden kendini sorumlu tutarak intihar eden bir abla, ablanın ortada kalan kızı ve bir de iki evladını birden yitiren anne.. Film böyle başlıyor...

Ablasının kızını evladı olarak bağrına basan kardeş Heda (Özgü Namal) aynı zamanda ablasının kocasıyla da evlendiriliyor ne gariptir ki...
Zaman geçtikçe sahiplenmiş kocasını belli ki karnı burnunda hamile...

Anne Cemile (Derya Durmaz) ağır bir bunalımda... Tedavi görüyor...
Bazen yaşanılan olaylar birebir gözümüze sokulunca inanamıyor insan... Cemile tedaviye kocasıyla gidiyor hep belli, anlıyorsunuz... Sanki kocası tedavi görüyor da o sadece yanında bulunuyor gibi... Ama değil işte... Kendilerince karı-koca böyle bir yol bulmuşlar... Hem iyi olmak istiyorlar hem de bakışlardan, laftan sözden etkilenmeyecekler böyle belki de... Ne acı...
O sahneyi gördüğümde içim daha beter acıdı... Benim güzel ülkemin kadınları neden bu kadar çok sınanıyor, neden bu kadar yok sayılıyor...

İçim karardı o anda çokça...

Film çok başarılı değil belki ama konu o kadar gerçek...
Gerçek olduğu için izlemekten sıkılmadım..
Hep ne olur sanki bunlar sadece kurgu olsa ve biz de hep desek ki "Ne çok kötü hayal kuruyorsunuz ve acitasyon yapıyorsunuz... Bunlar gerçek olamaz.".  Ne olurdu sanki böyle olsaydı...
Ama güzel memleketimin yaşanılmasını istemediğimiz gerçekleri bunlar....

Film benim için EHHHH İŞTE kategorisinde yer alsa da dram severlerin izleyeceği nitelikte bir film...
Tercih yine sizin...

Benden şimdilik bu kadar...
Görüşürüz ♥








22 Aralık 2015

Beş Sevim Apartmanı


Başka şeyler yazacaktım aslında...
Yazdım, sildim, yazdım, sildim...
Kelimeleri toparlayamadım...
Belki sonra kafamı toparlarım, yazabilirim...
Bilemiyorum..

Hazır yazı yazmaya karar vermişken bari güzel bir kitap paylaşayım dedim...
Okumak isteyenlere naçizane bir tavsiye...







İlk "Deli Kadın Hikayeleri" ile tanıştım Mine Söğütle...
Ama iyiki de tanışmışım...
Bu kitapla birlikte evet ben artık Mine Söğüt hayranı oldum diyebilirim :)

Beş Sevim Apartmanı aslında yazarın ilk kitabı.. Bir röportajında okumuştum, bu romanı kaleme alana kadar tek bir hikaye yazmışlığı bile yokmuş...
Dolayısıyla daha acemice beklemiştim bu kitabı... Beklentimin üstünde çıktığından dolayı çok ama çok mutluyum...

Aslında bir solukta okunacak bir kitap... Ama yine ben öyle yapmadım...









Pürtelaş Sokağı'na girdim usulca... İsmini çok sevdim bi kere bu sokağın...
Dolaştım usulca...
Sonra beş Sevim Apartmanının önüne geldim...
Pencereleri seyrettim...
Rengarenk pencereleri...

"Pencerelerin öyküleri yaşamın tüm sırlarını içinde saklar" 
dediler bana...

Kendi pencerelerimi düşündüm gözlerimi kapatıp.. Perdelerimi hiç açmadığımı düşündüm... Bundan sonra açmaya karar verdim... Dışa açık bedenime rağmen neden evim dışa kapalıydı ki...

Doktor Samimi geldi sonra yanıma... Bana hikayesini anlattı...
İlginç cinperili hikayesini... Onlara nasıl sığındığını....
İlk başta ürktüm...
Alıştırdı hemen beni onlara...
Ama onlardan kurtulmak istiyordu...
Planını anlattı yavaş yavaş...

" Olduğuna inanmadığınız bir şeyi yok edemezsiniz. Ama bir şeyin varlığını zedelemek istiyorsanız ona olan inancı yok ederek işe başlayabilirsiniz " dedi...

Beş Sevim Apartmanının sakinleri ile tanıştım sonra sırayla...

Apartmanın 1. katında Oğuz vardı... 2. katta Yeşim, 3. katta Yusuf, 4. katta Elif, 5. katta Melike...
Hepsinin hikayesi farklıydı, yalnızlıkları da..

Ortak noktaları rengarenk perdeli pencerelerinden Pürtelaş sokağının daracık çıkmazından, ufacık görünen denizi izlemek... Hep aynı saatlerde, hep aynı bekleyişle, hep aynı telaşla... VE CİNPERİLERİYLE.... Cinperileriyle kimsesizlerdi...

5 ayrı yaşam hikayesi Doktor Samimi' nin hikayesiyle buluştu...
Hafızamda ürkütücü ama bir o kadar da güzel izler bıraktılar...

Şayet hiç tanışmadıysanız yazarla bu kitapla tanışabilirsiniz... Ben çok sevdim kendisini... Sizler de seveceksiniz eminim...

Şimdilerde acıyla bağıran bir kedi duyduğumda ürküyorum, ama olsun...
Selam veriyorum usulca içimden Beş Sevim Apartmanına...

"Belki mucizelere inanmak hasra ruhların en iyi ilacıdır; ama mucizelere kanmak kimi zaman ölümcül bir hastalıktır"

Hoşça ve dostça kalın...



21 Aralık 2015

Nostaljik Pazartesi ve Oradan Buradan :)


Dün yine evdeydik...
İş, güç, tepişme halleri...
Evde kaldığım Pazarları sevmiyorum ben...
Dinlenemiyorum...
Ama paşa ödevlerini inatla Pazar'a bırakıyor...
Kıpırdayamıyoruz bile...

Dün bir de oda kavgamız vardı ki tam evlere şenlik...
Pastel boya kalemtraşla açılır mı açılmaz mı ????
Beki o ufak kırıntılar nerelere bulaştırılabilir ????
Ayak basmak suretiyle taşımak en makbul olanımıdır diye uzun bir tartışma programı düzenledik...

Sonra ne mi oldu... Ben paşa paşa temizledim ve temizledikten sonra hala sinirim geçmeyince bir posta daha söylendim ve evettt gün bitti :)))

Ne dırdırcı kadınım ahahaaaaa :))

Neyse efenim gelelim nostajimize... Eski yayın işte burda...
Keşke hep küçük kalaydı dedirten cnsinden:))

Mutlu haftalar ♥



Bebekliğinden beri Oytun'un hayatında hayvanların hep çok önemli bir yeri oldu...
Kedi, köpek, kuşlarla başlayan ilgimiz balık ve böceklere kaydı.
Sonra aslan-kaplan dedik...
Ardından timsahlardan dinazor ve ejderhalara...
Şimdi çember iyice genişledi...
Vahşi doğadaki tüm canlılar diyoruz artık :)
Saatlerce belgesel izliyoruz, peluşundan plastiğine, büyüğünden küçüğüne tüm hayvan figürlerini eve dolduruyoruz.
Yediriyoruz, içiriyoruz, aileler kuruyoruz onlarla...
Hatta canlılarını nasıl eve alabiliriz diye ince ince planlar kuruyoruz :)

Geçen hafta anneannemiz paşama 30 cdlik vahşi yaşam belgeseli almış kupon biriktirip :)
Gece gündüz onlarla yatıyoruz, onlarla kalkıyoruz...
Yakında evde vahşi yaşam turları düzenleyebiliriz yani :))

Bu kadar vıdıvıdı dan sonra gelelim dün akşamki ev halimize...
Akşam iş dönüşü eve gelinir, yemek yenilir, yıkanılır, sohbet edilir ve geçilir DVD nin başına...
Fırsat bu fırsattır diyip ütü masasıda tv nin karşısına kurulur...
Ben sakin sakin ütü yaparken böcüğümde ağzı bir karış açık belgesel izler :))
Ama saniyelik bir süre ile kafamı kaldırdığımda birde ne görüyüm...
Maymun türünden bir yırtıcı eline almış bir kertenkele çıtır çıtır yiyor hemde yakın çekimde !!!!!!!!!
Ürkmemi ve tiksinmemi bir kenara koyarak odaklanmış olan böcüğümün dikkatini farklı bir yere çekmeye çalıştım hemen can havliyle....
Ama bizimki gayet sakin, kafa çevrilecek bana doğru da göz ayrılamıyor bir türlü ekrandan :))
Bende geçiverdim ekranın önüne...
Benim çok bilmiş ukala böcüğüm ne dese beğenirsiniz ????

"Korkma annecim korkma (yan yan gülüyor bu arada) Bunlar vahşi hayvanlar... Bizim gibi pişirip yemiyorlar o yüzden onlara vahşi hayvan diyorlar"
demezmi !!!!
Evet öyle ama diye başlayan cümlemi tamamlamama izin vermeden de
"Merak etme buralarda yaşayamazlar onlar" diyede kapatıverdi ağzımı...

Bizim böcük çoktan kendini aşmış anlayacağınız:))

19 Aralık 2015

içimizde bir yer


Bugün hafta sonu ve ben çalışıyorum...
Yani şu ana kadar çalıştım...
Biraz önce de sizleri gezdim elimden geldiğince...
Ohhh çok keyifliydi...
İşten kaytarmacanın bir numaralı sorumlusu blogseverliğim :)))
Bir gün işten kovulursam ahanda bu sebeptendir...

Fırsat bu fırsatken sevdiğim bir kitabı anlatıyım yine dedim...
Ahmet Altan / İçimizde Bir Yer




* Bir kadın "Ben üşüyorum" dediğinde bunun cevabının "üstüne bir şey al" , "istersen taksiye binelim" , "eve geldik zaten" türünden bir söz olmadığını "üşüyorum" dediğinde kadının "bana sarılsana" demek istediğini ve ona sarılmak gerektiğini öğrenmek epey zamanımı aldı.


* " O gitmez" dediğin kaç kişi gitti, asla kopamayacağını sandığın kaç kişiden koptun, hafızanda birer soluk hayalet şimdi onlar ve sen onların hafızasında soluk bir hayaletsin, gelecek, hayatından kimleri soluk hayaletlere çevirecek.


* Aç birinin iyi bir yemeğin tadını almasının neredeyse imkansız olduğunu, yemeğin gerçek lezzetini fark edebilmek için biraz doymuşluk gerektiğini çok sonraları öğrenecektim.



Bu adamın kadın dilini anlamasını seviyorum... Sanki bir başka onun dilinden, kaleminden kadını dinlemek... Kitaplarında da en çok sevdiğim öğeler kadına aittir hep...

İlişkilere bakışı farklıdır kitaplarında...

Bu kitap çok eskiden okuduğum bir kitaptı... Sayfaları kopmuş bi şekilde annemin evinde bulduğumda birden tekrar okuma hissi uyandı...  Ve bir solukta da bitirdim hikayeleri.. O zamanlar altını çizdiğim cümleler yerini başka cümlelere, paragraflara bıraktılar... Değiştiğimi ispatlarcasına...

Ama bir hikaye var ki o zamanda çok sevmişim  "Sevdiğiniz Kaybolduğunda" şimdi de çok sevdim... Hatta en sevdiğim oldu bu kitapta çift dikişlisinden....

Hikaye içinde hikaye...

O içindeki hikayeyi yazmalıyım dedim buraya;

* Çocukluğumun en unutulmaz kitaplarından biri olan Gog'un yazarı Papini'nin "Ödenmeyen Gün" hikayesine rastladım geçenlerde.

Çok genç ve güzel bir kadına bir gün bir adam geliyordu, "Kızım hasta, ölecek" diyordu, "Siz hayatınızdan bir yıl verin benim kızıma, şimdi o kadar gençsiniz ki, bu bir yılı fark etmezsiniz bile, daha sonra bu bir yılı ben size gün gün ödeyeceğim, bana verdiğiniz üç yüz altmış beş günü aynen geri alacaksınız."

Genç kadın razı oluyordu.

Yirmi üç yaşından yirmi beş yaşına atlıyor ve gerçekten de arada kaybolan yılı fark etmiyordu.

Sonra yıllar geçmeye başlıyordu, ilk çizgiler beliriyordu, ilk beyazlar saçların arasında, daha yorgun kalkılan sabahlar, bağışladığı yılın günlerini adamdan geri almaya koyuluyordu.

O günleri geri aldığında yeniden yirmi üç yaşına geri dönüyor, o yıllarda olduğu gibi herkesi kendine hayran bırakıyordu.

Önceleri üç yüz altmış beş günü hiç bitmeyecekmiş gibi kullanıyordu.

Sonra, günlerin azaldığını fark ediyordu.

Bir şatoya saklanıyor, orada yaşlanmayı yaşıyor, arada bir de adamdan bir gün alıp yirmi üç yaşında bir genç kız olarak ortaya çıkıyordu.

Onun yirmi üç yaşındaki halini görenler ona aşık olup peşine düşüyorlardı ama onu bir daha bulamıyorlardı; çünkü o, ertesi gün yaşlı bir kadına dönüşüyordu.

Aynı kadın, hem yaşlı, hem gençti çünkü.

Yirmi üç yaşındaki kadını aradığınızda onu bulabileceğiniz tek yer, o yaşlı kadındı ve o yaşlı kadın artık yirmi üç yaşında değildi.

Ve o yirmi üç yaşında kadını bulabileceğin başka bir yer de yoktu.

Papini, zamanın yok ettiği bir kadını ve güzelliği anlatıyordu.

Onun sihirli anlatımıyla genç kadın yaşlı kadının içine girip kayboluyordu...

Ahmet Altan' ın romanlarına alışmış olmamdan belki de bu hikayelerden oluşan "deneme" türündeki kitabı biraz garipsedim.. Ama yine de güzeldi...
Anlatımı sade, akıcı...
Bazı hikayeleri sanki devam edecekmiş  hissi uyandırdı bende... Yarım kaldı sanki... Sonunu ben tamamladım... Sonra merak ettim acaba eskiden de tamamlamışmıydım, ya da nasıl tamamlamıştım...
Hatırlayamadım :)

Hikayenin konuları yine her zamanki gibi aşk, kıskançlık, ihanet ve de hayat...
Kendinle hesaplaşma, geçmişteki izleri arama....

Zevkli bir kitap... Hikaye severler seveceklerdir.

Mutlu Pazarlar...


Kısacık bir not:
Bu arada takipçi sayısında garip bir oynama var. Bir giriyorum düşüyor 30-40 kişi. Bir giriyorum yükseliyor 10-15 kişi... Anlamlandıramadım bu işi. Yine blogger sorun mu yapıyor. Fark edeniniz varsa beni de haberdar edin... Merak ettim :)