15 Aralık 2017

Gemi turu 4. bölüm / Pire Limanı - Atina


Ara vermeden yazmak istemiştim ama maalesef bazen koşuşturmacalardan buna imkan olmuyor... İdare edin artık beni 😉

En son Santorini 'yi yazıp günü tamamlamıştım. Yeni gün ve yeni yerlerle devam edelim yazımıza...

Bugün Pire Limanına demirliyoruz ve Atina'yı gezeceğiz.... Yine çok kısıtlı zamanımız var... Çıkışımız 06:15... 11:30 da gemide olmamız gerekiyor...  Ekstra tur almadık yine... Taksi planlıyoruz ve sıkı bir pazarlık yapacağız. Heraklion'dan deneyimliyiz ne de olsa :)))



Limandan çıkmamız ile birlikte taksiciler bir bir gelmeye başlıyor... Bu sefer 100 € dan kapak açıyorlar... Ve pazarlık yapmıyorlar gibi sanki... Totosunu dönüp giden onlar oluyor genelde biz pazarlık yapmaya başlayınca ahahaaa :)) Siz bilirsiniz anacım :))) Limandan çıkmaya karar veriyoruz... Bu arada iki adam yanaşıyor yanımıza... Bunlar 80 den açtılar... Kâr kârdır, di mi ama 😊 Kardiş yine sıkı pazarlıkta ve evet 50 € da anlaşıyoruz. Buradan sizi alamam araca diyor adam ve bir köprü altını işaret ediyor. Aneymmmm ne oluyor desek de kuzu kuzu ilerliyoruz... Evet anladınız kaçak taksici ♥ Şikayet etmesinler beni diye sizi buradan aldım diye açıklama yapıyor... 
Gideceğimiz yerleri söylüyoruz, sıkı sıkı tembihler, güzergah belirlemece ve yola çıkıyoruz... Heraklion'da ki taksicimize göre daha az konuşuyor ve bize şarkı söylemiyor :)))) Yine de bize kısa kısa bilgiler vermeyi ihmal etmiyor ama...


Fotoğraflardan anlayacağınız üzere millet mesaiye başlamadan biz yola dökülmüş durumdayız.... Gün yeni yeni aydınlanıyor :)) Kargalar bize bu gezide çok güldüler kesin 😤😤

Uzaktan Mikrolimano diğer adıyla Türkolimano'ya bakıyoruz...


Yol boyunca şehrin uyanışını izliyoruz bir nevi... Günlerden Pazartesi... Ve henüz koşuşturma başlamadı kentte...


Bu fotoğraf size de İzmir'i anımsattı mı?
Sık sık bende İzmir 'de geziyormuşum hissi uyandı Atina'da...


Barış ve Dostluk Stadyumunun yanından geçiyoruz... Diğer adı ile Peace and Friendship Stadium....
Aslında burası kapalı bir spor salonu... Neden stadyum dedikleri konusunda bir fikrim yok...
2004 Olimpiyatlarında bir çok maç burada yapılmış ve taksi şoförü bunu gururla söylüyor...



Şimdi de başka bir stadyumun önündeyiz...
Panathinaiko Stadyumu ya da diğer bilinen adıyla Kallimarmaro...
1896'daki ilk Olimpiyatlara ev sahipliği yapmış ve her yeri beyaz mermerle yapıldığı için dünyada tek ve ilk olma özelliğini taşıyor....

Çok ısrar ediyorlar içeri girmemiz için ama girmiyoruz :))) Tabi ki dalga geçiyorum... Sabahın ilk saatlerinde henüz kapalı... Dışarıdan izlemekle yetiniyoruz... 
Gördük mü ? Gördük


Şimdi de Çipras 'ın evinin önündeyiz...
Bizim sarayları düşünecek olursak oldukça mütevazi gözüküyor...



Öyle çok koruma yok ortalıkta... Sadece iki evzon askeri bekliyor...


Tesadüf bu ya tam da nöbet yeri değiştirme anına denk geliyoruz...
Ağır ayakkabılarının takkkk taaakkk sesleriyle, yine oldukça ağır hareket ederek izlemesi hoş bir görsel oluşturuyorlar...

Eskiden ayakkabılarının altına 60-100 arasında çivi çakılırmış ve takribi olarak ayakkabı 1-1,5 kilo ağırlığında olurmuş... Ve de önündeki ponponun altına da keskin bıçak saklanırmış... Hala öyle midir bilmiyorum tabi ki... Hatta bilen varsa bana da söylesin 😉


Atina'da gezerken bir çok yerde heykel görmek mümkün...
Ancak ne yazık ki Latince alfabeyle herhangi bir isim ya da açıklama yazmıyorlar çoğunluğuna...
Heykel kime aittir, kimdir bilemiyorsunuz o sebeple...


Ve Zeus Tapınağı...
104 sütundan sadece 15 tanesi ayakta kalmış bugüne kadar... 
Şehrin ortasında yeşillikler arasında gayet ihtişamlı duruyor tüm yıpranmalarına karşın aslında...


Burası da Syntagma Meydanındaki Parlamento Binası...
Arabayla geçerken hemen şöyle bir bakıyoruz...
Malum vaktimiz kısıtlı ve bu şehirde mutlaka görülmesi gereken yerlerden en önemlisi Akropolis'e gitmemiz gerek...


Veeeee Akropolis'teyiz...
Erken saatlerde olmamıza rağmen gördüğünüz gibi oldukça sıra var... L şeklinde olduğu için gözünüz aldanmasın...
Allahtan sıra çabuk ilerliyor ve 15 dk içerisinde giriş yapıyoruz...
Bu arada hemen giriş ücretini yazayım kişi başı 20 €
Burada Oytun'a para ödedik mi hatırlamıyorum, not etmemişim... Ödediysek de muhtemelen indirimli ödedik... 


Girişte sanki küçük bir yere giriyormuşuz izlenimi uyanıyor ama acele etmezseniz 3-4 saatinizi alabilecek bir yer...


Herodes Atticus Tiyatrosu

Akropolise girmek için ilerlerken bu tiyatronun ön kapısından geçiyoruz ve turistlere kapalı...
Halen aktif olarak konserlerde, farklı etkinliklerde ve önemli günlerde açılıyor...
Akropolis'in içine girdiğimizde kuş bakışı bakabiliyoruz tiyatroya...
Burada bir konser ya da tiyatro izlemek çok zevkli olur eminim...


Buraya gelirken mutlaka rahat bir ayakkabı ile gelinmesi lazım...
Yanınızda da su ve şapka mutlaka bulundurulması gerekenlerden...
Biz çok erken saatlerde geldiğimizden dolayı çok etkilenmedik ama güneşin alnında gezmek oldukça yorucu...


Ve bu saatlerde bu kadar kalabalık olacağını hiç düşünememiştim işin gerçek tarafı...


Akropolis aslında bulunduğu tepeden alıyor ismini...
Geçmişi de taaa cilalı taş devrine kadar gidiyor...
Fakat M.Ö. yıllarda Perikles'in şehircilik hamleleriyle Parthenon (ki aslında burası Athena Parthenon Tapınağı, sonradan Akropolis olarak anılıyor) , Propylaion ve Erekhtheion yapıları yerleştirilmiş...

Günümüzde Unesco Dünya Mirası Listesi koruma altında...


Gördüğünüz gibi bir çok alanda hala restorasyon çalışmaları devam ediyor-muş gibi...
Ama bir çok kişi bu işin senelerdir devam ettiğini ve ilgi çekmek adına bitirmediklerini söylüyor...
Bu konuyla ilgili en ufak bir fikrim yok...
Tarihsel bilgim ve merakım bu konuda yeterli değil...


Düşünsenize taaaa Cilalı Taş Döneminden başlayıp Romalılara kadar
 kimbilir kaç kültüre, kaç insana ve kaç inanışa ev sahipliği yaptı...
Depremler, seller, savaşlar...


Atina'nın tam ortasında ve yüksek bir tepede yer alan yapı Atina'nın her yerinden görülebilir durumda.... Özellikle gece ışıklandırması yapıldığı zaman çok güzel bir görsel oluşturuyormuş... Fakat biz gece kalmadığımız için bu güzelliği göremedik...


Bu büyüleyici atmosferde gezmek şahaneydi...






Çektiğim fotoğraflar tenha gibi gözükse de içerideki kalabalığı bu fotoğraftan daha iyi anlayacaksınız...
Bazı alanlarda omuz omuza geziyorsunuz, kaçmanız imkansız gibi...



Zamanımız daraldı...
Biraz da Plaka Çarşısında gezmek istiyoruz artık...


Bir Pagan kilisesi...
Taksiyle yanından geçerken karemize giriyor...


Plaka Bölgesi ya da çarşısı için bir nevi İzmir'in Kemeraltısı da diyebiliriz aslında...
Ama gördüğünüz üzere hala boş....
Cafelerin çoğu henüz açılmamış, dükkanlar da inşallah açılacak :))


Boş sokaklarda gezinmeye devam ediyoruz...
Yeni açılan dükkanlara dalıyoruz...
Ama tabi her yer cıvıl cıvıl olmayınca bir yanı eksik kalıyor çarşının ve caddenin...


Caddelerin temizliğine hayran kaldım yalnız...
Gezdiğimiz her yer bal dök yala kıvamında idi...
Kent için sevindiğimiz bir ayrıntı oldu bu...


Buradan uzo almamız lazım aslında ama biz o kadar sağa sola bakınıp kendimizden geçiyoruz ki unutuyoruz bu ayrıntıyı...


Plakadan aşağıya doğru inince Metropolitan Katedraline varıyoruz...
1842 yılında yapımına başlanmış katedralin yapımında yıkılan 72 kilisenin mermer parçaları kullanılmış ve 20 yıl sürmüş ibadete açılması...


Katedralin hemen yanında küçük bir kilise bulunmakta; Küçük Mitropoli ya da diğer adıyla St. Eleftherios kilisesi...

Her ikisinin karşısında ki meydanda da bu heykel...


Başpiskopas Damaskinos Papandreou heykeli olduğunu sonradan öğreniyorum zira yine latin alfabesi mevcut değil heykelde...


Evet artık gemi zamanı ve dönüş yoluna geçiyoruz yine taksiyle...
Bu arada Pire Belediye Tiyatrosunun önünden geçiyoruz...



Yine olimpiyatlara (sene kaç olduğu sormayın) ev sahipliği yapan bir stadyumun daha yanından geçiyoruz; Georgios Karaiskakis Stadyumu...

Uzo almamız gerektiğini hatırlıyoruz bu arada...
Limanın yanında bir market var oradan alın gibi bir çözüm öneriyor taksici...
Şükür hala 20-25 dakikamız var, yetiştiririz diyoruz...
Market gerçekten de var ama onların market dedikleri bizim büyükçe bakkallarımızdan... Litrelik uzo bulamıyouz burada 😐
Hoş galiba onlarda bizimki gibi devasa büyüklükte market yok, ya da biz görmedik...
İleride bir yerlerde büyük bir market daha olduğunu söylüyorlar ve kardeşim depara kalkıyor...
Geminin kalkmasına çok az var ve bizde büyük bir kalp çarpıntısı...
Gelecek, gelecek derken bizimki yok ortada...
Dönüş yolunu karıştırmış...
Dağılmış durumdayız... Annem gümrük kapısında, ben rehberlerle liman ve gemi arasında, Oytun gemi girişinde görevlilerle... Anlatırken çok komik geliyor ama o an yaşadığımız paniği düşünün....,

Hepimiz vakit kazanmaya çalışıyoruz...
En son diyorlar ki bekleyemeyiz,  pasaport gemiden çıkartılıyor liman gümrük amirliğine teslim edilecek ve kardeş limanda bırakılacak... Çözüm yok... Anneme gel diyoruz, siz gidin biz ikiye bölünelim bari diyor. Sen kalamazsın diye biz tutuşuyoruz... Ben kalayım bari diyorum, benimki dinlemiyorken tıtrıtırıııdııımmm kardiş ufukta gözüktü 👏👏👏
Kıyamam koşmaktan dizlerinin bağı çözülmüş belli...
Alkışlarla gemiye biniyoruz ahahahaaaa :)))
Bu ne demek oluyor gemi kalkışına geç kalırsan gözünün yaşına bakmıyorlar...

1 ada daha kaldı anlatmadığım; Mykonos...
Bir sonraki yazıda da onu anlatıp bu tur faslını kapatalım artık...

Buraya kadar sabırla okuduysanız hepinize mutlu bir hafta sonu diliyorum...
İyi dinlenin





6 Aralık 2017

Tiyatro ve Kültür Sanat Mevsimi - 2017 / #8


Mesudum a dostlar diye başlayayım mı söze :))

Üniversite zamanlarımda tiyatro ile oldukça haşır neşirdim. İzmir Devlet Tiyatrolarının hiçbir oyununu kaçırmazdım. Özel tiyatrolar o zaman daha pahalıydı, maddi durumum el verdiğince gitmeye çalışırdım. Tiyatroya gidip ay sonuna kadar peynir ekmeğe talim ettiğim de çok olmuştur :)))
Geriye dönüp baktığımda iyi ki dediklerimdendir hep...

Fakat uzun zamandır (ki bu 10-15 yıla tekabül eder) tiyatroya gidemedim hiç. Hatta geçen sene artık canıma tak demiş mutlaka İstanbul ya da İzmir'e sırf tiyatro izlemek için gitmek istiyorum diye dilime dolamıştım ama tabi ki yine kısmet olmamıştı :/

Ama evrene güzel mesajlar vermiş olsam gerek ki burnumun dibine geldi tiyatro 👏👏


Üstelik Haldun Dormen gibi büyük bir ustanın oyunu...

Duyduğum gecenin sabahında bilet almak için ışınlandım herhalde... Sabah 8:30 da ben adamların başındaydım :)) Veeeee çoğu tükenmişti bile :( Nasıl olur, daha dün duyurdunuz, telefonla yer ayırmıyorum demiştiniz, tanıdıklarınıza öncelik tanımanız ne kötü, arkalarda izlemem ben bu oyunu, önlerde istiyorum, sabahın köründe bu sebeple buradayım, rica ediyorum, lütfen, bir yolu vardır mutlaka diye cırlamalarımdan bıkmış olsa gerek ki birkaç koltuk kırmızıdan yeşile dönüverdi... Biraz daha cırlasam en önü alabilecektim demek ki ama buna da şükür ahahahaaaa :))) Bu da demek oluyor ki organizasyonların bilet satma aşamasında dost/ahbap ilişkisini göze alarak biraz tırmalamanız sonuç alabiliyor efenim, şansınızı mutlaka deneyin :)))


Bir Zamanlar Gazinoda oyununu Haldun Dormen yazmış... İki perdelik bir komedi...   Bu oyunda Haldun Dormen'e Kerem Atabeyoğlu, Ruhsar Öcal, Almila Uluer Atabeyoğlu eşlik ediyor.

Oyun 80 li yıllarda çok ünlü iki komedyen arkadaşın bir gecede yollarını ayırmasından seneler sonra gelen bir teklifle yeniden bir araya gelmelerini anlatıyor. Huysuz ihtiyar İsmet Beyefendi (ki amca denmesine deli oluyor 😏 ) ve meslektaşı Hikmet'in birbirleriyle dalaşmaları ve yeniden gündeme gelme telaşları tatlı bir gülümsemeye sebep oluyor... Bir de Mehtap girince devreye eski defterler bir bir dökülüyor ortaya.

Oyunla ilgili bir sürü eleştiri okudum... İyi diyenler de var kötü diyenler de... Daha önce izledikleri Haldun Dormen oyunlarıyla kıyaslayanlar da...
Benim kıyaslamak gibi bir şansım yok maalesef...


Ama şunu söyleyebilirim ki karşınızda 90 yaşında bir adam var... Hayatta olan yaşıtlarının büyük bir çoğunluğu her şeyden elini eteğini çekip köşelerinde otururken o bir oyun yazıyor ve bir de üstüne 2 saat boyunca sahnede kalıp bu oyunu oynuyor.
Ve bu kadar da değil, oyunun ardından onca yorgunluğuna rağmen izleyicilerinin arasına karışıp kısa kısa sohbet ederek fotoğraf çektiriyor... Hatta çocukların kendisini izlemeye gelmelerinden o kadar memnun oluyor ki onlara ayrı bir özen gösteriyor....
Ve beni bir kere daha hayran bırakıyor kendine...  Bu dev adama hayran olunmaz da kime olunur...

Ömrü hayatım boyunca ilk belki de son kez izlemenin bahtiyarlığındayım o sebeple...


Oytun açısından bakacak olursak ilk tiyatro deneyimi... Bir çok kez çocuk tiyatrosu izledi tabi ki... Fakat hem profesyonellik hem de yetişkin oyunu olması açısından bir ilk... Çok keyifle izledi, sıkılmadı  ve de oyunun sonunda gözlerinin ışıldamasına bakarsak çok beğendi... İlk tiyatro deneyimini Haldun Dormen'le tatması ise ayrı bir şans bence... İlerideki zamanlarda  ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır tabi ki...

Kerem Atabeyoğlu'nun da çocuklara ilgisi çok güzeldi... Onlarla sohbet ederken hem çocuklar mutluydu hem de o... "Lütfen okuyun, çok okuyun" diyerek bulunduğu tavsiyeyi ise içim biraz buruk dinledim.... Hepimiz biliyoruz ki okuyan, öğrenen bir nesile çok ihtiyacımız var ve bunu bir sanatçının çocuklarla kısacık sohbetinde dahi duyabiliyorsak... Gerisini siz doldurun artık :/


Tüm fırsatları değerlendirip çok güzel şımarmış olduğumuzu şimdi bu resme bakınca daha iyi anlıyorum :))
Hepimiz pişmiş kelle gibiyiz ahahahaaaaa :)))


Şahane bir Cuma gecesi ve sonrasında o enerjiyle şahane bir hafta ♥
İnşallah bu, benim küçük şehrim için bir başlangıç olur ve biz nice nice güzel oyunlar izleriz...


Keyiflerimiz daim olsun efenim ♥













4 Aralık 2017

Kasımı da devirdik :/

Zaman motor takmış gibi... Daha dün 2017 için dileklerimizi, temennilerimizi sayıyorduk, planların hayaline dalmıştık... Bir koşuşturmaca ve son aydayız... 2018 e hazırlanıyoruz şimdi :)))
Bu ay bol telaşeli geçecek hepimiz için muhtemelen... Kolay gelsin hepimize  ♥

Neyse ben Kasım'a lâyığıyla bir güle güle diyeyim insta seçmeceleriyle,  Aralık'a bakacağız artık ♥


“Anne gezindiğin bağ, baba yaslandığın dağdır” diye boşuna dememişler... 
#tbt nin en hası var bugün ❤️❤️❤️

Aile candır...
Huyum babama, tipim anama çekmiş benim
Kardiş daha o zamanlar portakalda vitamin
Evin şımarığı Şebo
Çocukluğum ♥


Bağğzııı çocuk kitaplarına boşu boşuna 9➕ diye bir sonsuzluk yüklenmiyor 🎯☕️📚💝

Uçan Sınıf / Erich Kästner 
Çok keyifli
Yaşsız kitaplardan ♥
Esracım sahaftan alıp göndermişti bu kitabı
Çok seveceğine eminim demişti
Bildi 😉
Koklaya koklaya okuyorum...



Küçük kız düşündü, 
Büyük kız malzeme topladı, 
Anası da hani bana hani bana demeyip uygulamaya koydu 😜😜😜 .


Kutu kutu pense
Balıklı kutular nihayet yapıldı
Çok hayal ettiğimiz gibi durmadı ama :/
Gelecek yaza araya sade renkler eklemek lazım
Çok kalabalık durdu böyle
Bulacağız bir yolunu artık...




“Dünya ikiye bölünmüştür. İstediğini elde etmeye çalışanlar ve çalışmayanlar. Diğer anlamıyla tutkulu olanlar istediğini elde etmek ister. “ 
John Molkowich... 

Kahvenin yanına böyle küçük not eklemişler...
Çok da güzel olmuş
Bugünün falı yerine 
Ara sokakta tesadüfi bulduğumuz küçücük bir yer
İçerisi kitaplarla doluydu
Vakit olsa dalardım kitaplara




Pırıl pırıl bir günde Bursa yoluna düşüldüyse gerisini siz düşünün gari  💃💃

Kankigiller yolda
Güneş te nasıl parlamış, ruhunuz şenlensin hadi der gibi
Bekle bizi Bursa
Azıcık işimiz var onu halledelim seninle kısa bir paslaşma yapacağız
Bizi gördüğüne memnun olacak mısın bakalım :)




Sırf şu keyifli dakikalara ulaşmak için ışın hızıyla ütü yapmış olabilir miyim acaba 😜😜😜 

Kitap keyfi...
Pala Hayriye / Figen Şakacı
Bitirgene kıyasla daha zevkli ve sürükleyici 
Ah hayriye ah....
Dün akşamdan kalan şarabın dibini heba edemezdim
Böğürtlenlim, şirincelim benim ♥



Cam cama, can cana demişler ❤️❤️❤️ 
Benim canım geldi demek ki 😘

Kız kıza keyif halleri
Biz sohbetin dibine dibine vururuz şimdi ♥ Kankigillerden biz
Cam cama, can cana
Babam ne çok söylerdi
Hey gidi günler hey....
Yalnız foto da pek afilli oldu
Tam da ana yakışır cinsten ...


Güüüünaaaayyyddııınnnn 😍😍😍 

Ofiste kahvaltı
Bu aralar taktım çekirdekli simite
Sendromsuz Pazartesi yaşayacağım inşallah
Kolay gelsin herkese


Bu kaçıncı denemem bilmiyorum ama “ O ANANAS BU EVDE YETİŞECEK!!! 
Ben iflah olmam vallahi 😂😂😂

Şebo halleri
İflah olmaz bir hayalperestim ben
Ananas köklendirme çalışmaları volume 98644665
Bir köklense ananasın anasını bulmuş gibi sevineceğim
Oytun az önce mutfağa geldiğinde yine mi anne dedi
Oğlum bile o kadar bıkmış bu işten
O kediyi bu yazıyı okumayanlara koydum
Kediyi görüp anlam katsınlar bari fotoğrafa  :)


Cumartesi evdeyiz madem başlasın film keyfi 😍😍😍

Kasımda aşk başkadır
Az sonra oğluş aşırı romantiklikten sıkılıp poflamaya başlayacak
Sıcak çikolatısını içinceye kadar süre verdim kendisine
Evet kötüyüm biliyorum :))))


Sonsuza kadar özlemle Atam...

İzindeyiz Atam 
Biz senin çocuklarınızız
Anıtkabir
Günlerden 22 Ekim 2012




Hadi dedik bugün 9876887894 seneden beri bekleyen maketimizi yapalım... 
Çok büyük keyifle açtık, malzemeleri evirip çevirdik, kalıp çıkacakmış galiba dedik, onu da çıkardık... 
Evirdik çevirdik 😳😳😳 
Bugün günümüzde değiliz konusunda anlaştık :)) 
Sonra da keşke Mali dayımız gelseydi dedik 🙏🙏 
Dayısı gel de bizi bu beceriksizlik hissinden kurtar bari en kısa zamanda analı oğullu :)

 Analı oğullu
Büyük bir iş becerecektik halbuki
Malzemeleri bir toparlayışımız vardı ki çabuk çabuk
Başka bahara dedim
Ben dayımla hallederim dedi
En azından beceriksizliğimi yüzüme vurmadı
Pek bi kibardır benim oğlum



İçimi ısıta ısıta dizi izlerim ben 😇😇😇

 İstanbullu Gelin
Gelinler firarda :))
Başımıza taş yağacak taş
Çok keyif alıyorum ben bu diziden
Bir de kendi kendime konuşmasam çok iyi olacak izlerken
Oytun feci dalga geçiyor benimle :)))