24 Şubat 2017

reklamlardaki gibi olmayan şeyler


Sevgili Annesinin Prensesi beni geçen haftalarda mimlemişti sağolsun :)
Fırsat bulup bir türlü yapamamıştım.
Hazır filmlere ara vermişken daveti geciktirmeden icabet edeyim dedim ;)

Efenim hani şu Tv ürünleri var ya ben onlara gıcığım :))

İlk önce sizi ellerinden geldiği kadar beceriksiz gösterirler.
Mesela böyle;


Ya da böyle;


Sonra da ellerine muhteşem, harikulade, siz beceremiyorsunuz çünkü sebebi var işte bu alet diye bir şeyle pişmiş kelle gibi sırıtırlar;


Böyle birden bir aydınlanma gelir suratınıza...
Ulan ben salak mıyım, niye debeleniyorum...
Adamlar icat etmişler işte sen otur yerinde bir ümit sarılırsınız telefona ya da internete.....

Alet gelir ve sonuç aynen siz böylesinizdir;


Hahhh  işte ben buna gıcığım :))))

Adamlar tek tıkla milyon parçaya ayıran doğrayıcıyı gösteriyorlar, o alet benim eve gelince domatesi püre yapıp patatesi ucubik yaratıklara benzetiyor... Neymiş süper doğrayıcıymış :)))

Pehhhhhhh !!!!

Hadi bakalım sıra sizde; mimlendiniz efem ♥

Akşam Sefası
Nilhan
Öneri Makinesi

Mutlu hata sonlarınız olsun ♥



22 Şubat 2017

sen benim mucizemsin ♥




Oyun oynardık seninle daha düne kadar...
Ben balım derdim, sen çiçeğim... Canım derdim, aşkım derdin.... Bitanem derdim, biriciğim derdin.... Oğlum derdim, annem derdin....
Bıkıncaya kadar uzayıp giderdi bu cilveleşmemiz....
Küçücüğümün anneliğinden, ergen anneliğine terfi ettim epeydir....
Öyle uzamıyor artık cilveleşmeler...
İki öpücük, bir kucaklaşma, azıcık kıkırdama sonrası bitti...
Ama buna da şükretmem lazım, hala öpüp koklayabiliyorum seni...
İki gün sonra buna da izin vermezsin :)

Bazen diyorum ki arkandan atlı mı koşturuyor be annem...
Bu ne acele büyümek için... Sakin biraz, yavaş....
Ama yavaşlamaya hiç niyetin yok farkındayım...
Acelen var büyümeye...
Koşma oğlum, yetişemiyorum sana...

Bu sene ergen atarların epey zorladı beni...
Bir ara dilinin boyundan hızlı uzayıp ağzına hiç sığmayacağından endişelendim.
Hala göz devirmelerim işe yarıyor :))) Her göz devirdiğimde dilinin ucunu biraz kesmeyi başardık. Mazallah sonra  dilin sürekli dışarıda gezecektin paşam :))

Kolların pütür pütür oldu biliyor musun? Ergenlik sivilceleri hoşgeldin hayatımıza dedik. Hatta kendilerine parti de yapacaktık ama uzun kalırlar diye korktuğumuzdan partiden vazgeçtik.
Parti düzenlemememize rağmen ziyaretleri uzun süreceğe benziyor, geçen hafta çenene konuk olmuş birisi. İnan aynanın karşısında sivilceni incelerken çok komiktin :)))

Para ile ilişkin garip bir hal aldı bu sene. Harçlığını yanına almamayı tercih ediyorsun. Oğlum yanında bulunsun lazım olur dediğimde yanımda olunca da harcıyorum diye mızıldanıyorsun. Bu ne çelişki annem yaaaa :))) Yanın da para olunca galiba sürekli seni dürtüyorlar "beni harca, beni harca" diye :))) Kuruş kalmıyor yanın da çünkü... Kantinci zengin olmasın diye okul çevresindeki esnafı zengin etmeyi tercih ediyorsun :)))

Kıyafet tercihin eşofman, renk tercihin siyah... Pantolon giyme konusunda ızdırapların en büyüğünü yaşıyomuşsun gibi bir tepkin var ama hala giyiyorsun... Cebren ve hile ile... Bilmem anlatabildim mi :)))

Aşk meşk işleri hala yok :))) Çok tepkili olmasan da kızlara, işim olmaz sizinle gibi bir havan var. Havanı yerim senin :)))

Yemek yapmak konusunda hala çok isteklisin. Geçenlerde makarna pişirdin, desteksiz. Ve gayet de lezzetliydi paşacım. Ellerine sağlık ♥

Okulda durumlar hala karışık, bir türlü düzene oturtamadın... Bol bol sözleşme imzaladın bu sene de :) Bol bol bana haksızlık yapıyorlar dedin. Geçen seneyle farkımız, bu sene imzaladığın sözleşmeleri sakladın benden ahahahahaaa :)) Ama görüyorsun ki saklamak çözüm getirmedi, ben yine öğrendim :)))

Film seyretme keyiflerimiz bu sene de tam gaz devam ediyor. Romantik komedilerden oscar listelerine adım attın benimle. Filmlerin sonunda yorum yapar oldun. Etkilendiğin sahneleri gözlerin çakmak çakmak anlatıyorsun ya bana, bayılıyorum bu haline. Film keyiflerimizde yiyecek-içecek müdürü ilan ettin kendini. Güzelce hazırlayıp geliyorsun filmden önce :)))

Aaaaa bu sene çay servisi de yapıyorsun ben ve anneannene. Bu konuda hiç talebim olmadı aslında, tamamen kendi tercihindi....

Bu yaşın Arden'le tanışma yaşındı. Bana çok iyi bir abi olacağını gösterdin. Hiç bıkmadan usanmadan oynadın onunla, sevgi doluydun. Merhametli ve eğlenceliydin ona karşı. Arden'de abisini çok sevdi ama :) Hala Oytun dediğimizde gülüyor ekranın karşısında....

Bu sene ilginç bir espri anlayışın var. Oldukça soğuk brrrrrr :))) Ümit ediyorum değişecek. Bir de laf oturtma durumun var ki hakikaten bazen cuk oluyor. Ağzım açık kalakalıyorum :)))

Hala çok ama çok duygusalsın ♥

Ah be annem...
Bak yine dolu dolu geçirmişiz bu yılımızı da...
Ağlamışız, gülmüşüz, sarılmışız, küsmüşüz.....

Sen artık birlikte yol aldığım yarenimsin benim....
Bazen el yordamıyla, bazen el ele emin adımlarla ilerliyoruz seninle...
Hayat seninle çok güzel..
Unutma sen benim mucizemsin ♥

Doğum günün kutlu olsun bitanem....
Seni çok sevdiğimi hiç bir zaman unutma...

Annen...







20 Şubat 2017

kalben yorgunsan ilacı sevgidir...


Birkaç gündür işe gelmiyorum...
Çok sevdiğimiz İbrahim amcamızı kaybettik.
Nur içinde yatsın...
Kan bağımız yoktu belki ama hayat akışlarımız bağlamıştı birbirimize bizi... Rahmetlik babamın devresiydi, hep beraberdik yıllar yılı... Çocukluğumdan beri...
Onunla birlikte bir yandan da babamı defnettiğimiz günlere gittim...
İçim ezildi iyice...
Kaç gündür sersem gibiyim...
Sanki günlerdir dayak yiyormuş gibiyim, elim kolum kalkmıyor...

Böyle anlarda insanın aklına bir sürü şey de geliyor...
Bir sürü muhasebe yapıyorsun...
Senaryolar üretiyorsun...

İşe geldim bugün ama çok da toparlanamamıştım...

Masama oturduğumda bir kargo geldiğini fark ettim. Aslında geleli birkaç gün olmuş....
Şaşırdım, çünkü herhangi bir yerden kargo beklemiyordum...
Esra diye biri...
Allah allah kim ki diye diye açtım merakla kargoyu...

İçindekileri görünce tabi ki anladım kim olduğunu..... 2balık1kedi Esra ♥
Asık suratlı bıkkın Şebo'nun yerini gülümseyen enerjik Şebo aldı birden...
Tek tek baktım her notuna...
İçim ısındı...
Yine ağladım ama bu sefer mutluluktan :)
Ahhh Esra dedim, sen nasıl bir güzelliksin....

Esra'cım benim ♥
Telefonumu istemiştin ya, şu whatsup mereti var ya herhalde birşeyler yazacaksın zannettim. Yazmayınca seslenecektim, hayırdır kuzu diye ama bu hengamede fırsatım olmadı hiç...

Sen nasıl güzel bir kadınsın, nasıl incesin öyle...
O sahaftan aldığın kitaptan tut da kartlarına, kahvene kadar hepsini nasıl da incelikle hazırlamışsın... Baykuşumu bile unutmamışsın ♥
Erken erken kutladım diyorsun ya doğumgünümü, inan zamanında gelseydi o kargo beni bu kadar mutlu edemezdi... Bu kadar enerji dolduramazdı ...
O kadar duygulandırdın ki beni...
Sanki dedim zamanını bekliyormuş bu paket; toparlanayım, silkeleneyim diye...
Şu bloğu birkez daha çok sevdim ben... İyi ki yazıyorum dedim, iyi ki güpgüzel insanlar buluyor beni, sevgileriyle sarmalıyorlar beni dedim....
İyi ki varsın arkadaşım, iyi ki şu blog yollarımızı kesiştirmiş, iyi ki tanımışım seni...
Yazacak kelime bulamıyorum inan mutluluğumu anlatmaya...
Çok ama çooookkkkk teşekkür ederim sana ♥
İnceliğin, zarifliğin, arkadaşlığın ve kocaman sevgi dolu yüreğin için...
Öpüyorum seni kocaman ♥
İyi ki varsın, varsınız ♥





15 Şubat 2017

yıldız haritası için gerekli bir panodur kendisi...


Hep film hep film kafanızı ütüledim farkındayım :)
Araya çeşni yazısı katıyım dedim azıcık ta...

Bu kadın yayıyor, hiç bir iş yapmıyor demeyin  hem :)
Bazen yürü be Şebo kim tutar seni diye hallenip yeni işlere başladığım da oluyor....
Bir kenarda bekleyen 328432121 tane yarım işe "sizleri seviyorum bebeklerim" benimki haves sadece diye mırlıyorum tabi ki... 
Küstürmeyelim garibanları :)



Haziran'da heveslenmişim Kasım'da bitirmişim :)))
6 aaaayyyyy !!!!
Üstüne 2 ay koymuşum çerçeveletmek için...
1 ay da buraya konmak için beklemesi normaldir di mi ahahaaaaa :)))


9 ayda millet aya çıkıyor Şebo demeyin bana.....
Fururum net ahahahaaaaaa :))))

Haaa bu pano ne işe yarayacak diye sorarsanız müthiş bir gereklilik sebebi bulabilirim size...
Yükselenmiş, yıldız haritasıymış, büyüme skalasıymış baksın baksın yapsın bu tablodan ahahahaaa :)))

Mutlu çarşambalar efenim ♥

14 Şubat 2017

Oscar adaylarına başlıyoruz, hazır mısınız #5


Bugün size keyifli iki film anlatacağım.
İkisinin de ana konusu sevgi :)
Tam da gününe denk geldi....
Sevmenin günü de yok şekli de aslında....
Sevme ve sevilme halleriniz çok olsun diyorum ben o yüzden size ♥





LOVİNG (2016)

Tek adaylığı mevcut bu sene oscarlarında; Ruth Negga ile en iyi kadın oyuncu dalında.

Farklı tenlerin filmi bu filmimiz de... Loving çiftinin aşkı ve evliliğini konu alıyor;  Richard Loving (Joel Edgerton) ve Mildred Loving (Ruth Negga) 'in... Gerçek hayat öykülerinden alıntılarla çıkıyorlar karşımıza...

Birbirine aşık olan iki farklı tendeki çift Washington'a gider ve pürüzsüz bir şekilde evlenir ancak oturdukları Virginia eyaleti kanunlarına göre evlilikleri geçerli olmamakla birlikte bir de suç işledikleri düşünülmektedir. Karı-koca hapse atılırlar. Serbestlik elde etmek için çok da fazla seçenekleri yoktur aslında. Ya boşanacaklardır ya da eyaleti terk edecek ve 25 yıl boyunca birlikte bu eyalete girmeyeceklerdir. Giderler yeni bir yaşama doğru ama hukuk mücadelelerini de bırakmazlar. Filmimizin konusu böyle....

Bu sene Amerika farklı tenlerdeki insanların uğradıkları haksızlıklara dair bir ses verme çabasına girişmişler ve geçen senelerde yapılan eleştirilere kulak asmışlar anlaşılan. Aday seçtikleri filmlerde bunu görüyoruz. Ödül dağıtırken aynı resmi sergilemeye devam edebilirler mi emin değilim ama...
Neyse konumuz bu değil, biz filmimize geçelim....

Irkçılık dedik, hukuk savaşı dedik, hapis dedik... Fakat tüm bunlara rağmen gayet sakin bir film var karşımızda... Yüksek seslerin barınmadığı, karşılarına çıkan olaylarla ve insanlarla duruşlarını, tavırlarını bozmadan başa çıkmaya çalışan bir çift...

Bir kere oyuncular Richard ve Mildred'a tamamen kanalize olmuşlar, sanki film izlemiyorum da gerçek hayatlarını izliyor gibiydim. Oldukça doğal bir seyirdi. Nitekim bu hissiyatımın doğruluğunu bir dergi röportajı sırasında çekilen fotoğrafla, filmin sonunda gerçek hallerini aynı pozla yansıttıklarında birbirlerine olan benzerliklerinin gülüşlerine ve duruşlarına kadar aynı olmasıyla anladım...

Yaşadıkları baskılar ve haksızlıklar karşısında aşklarının sükunetleriyle başetmeleri çok etkileyiciydi... Öyle mesaj derdine falan da girmemişler üstelik... Düşünsenize mahkeme, ardından temyiz, ardından ulusal mahkemeye başvurmaları sırasında dahi ortalıkta beyanat verme derdine girmeden, ağlamadan, bağırmadan, provoke etmeden sessiz ve sakin biz birlikteyiz, seviyoruz halli sakinliklerine devam ettiler... Zor ama güzel bir aşkın temsilcileri...

İlk başlarda Richard'a ısınamadım, o durgunluğunun iş bilmezlik mi ahmaklık mı olduğunu anlayamadan. Sonradan baktım ki çaresizlik boynunu bükmüş adamın... Kendini ifade etmek yerine aşkını yaşamaktaki kararlılığıymış o suskunluğu....

Mildred karakteriyle Ruth Negga oyunculuk performansı olarak şahaneydi... O koca koca gözleriyle anlattı her duygusunu... Dişi kuşluğunu sonuna kadar bırakmadı.... Ne ailesinden vazgeçti, ne umudundan ne de aşkından....

Bu arada hemen afişe de bir gönderme yapıyım. Çünkü filmi ilk gördüğümde afişin güzelliğine vurulmuştum. Evet afiş tam da filmin duygusunu yansıtmış, 10 üzerinden yıldızlı pekiyi yani :)

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEVVVVDDDDİİİİİMMMMMM, sakin sakin güçlü bir aşk hikayesi izlemek isteyenlere kesinlikle tavsiyemdir. Mutlaka izleyiniz efenim...



LION (2016)

6 dalda adaylığı mevcut; en iyi film, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi yardımcı kadın oyuncu, uyarlama senaryo, görüntü yönetimi ve özgün müzik.

Yine gerçek bir yaşam öyküsünden bir aktarımı izliyoruz bu filmimizde de.
Hindistan'da annesi ve abisi ile yaşayan Saroo, abisiyle çalışmaya çıktığı bir gün trende uyuya kalır ve kaybolur. Ne nerede olduğunu bilmektedir, ne de yaşadığı yeri. Avustralyalı bir çift Saroo'yu evlat ediniyor ve Saroo'nun bir anlamda hayatı kurtuluyor. Filmi kısaca özetleyecek olursam konusu böyle.

Evlat edinen çift olarak karşımıza Nicole Kidman ve David Wanham çıkıyor. Nicole Kidman anne rolüyle çok başarılı. Kendi hayatında da evlatlık edindiği için belki de hislerini ekrana çok iyi yansıtmış.

Saroo'nun küçüklük haline Sunny Pawar hayat vermiş. Çocuğun çakmak çakmak gözlerine hayran kaldım. Hele abisi Guddu'ya seslenişi kulaklarımdan uzun bir süre gitmedi... Çocuk masumiyetiyle yaşadığı büyük travma gözlerine yansımış çocuğun. Bağrıma basasım geldi film boyunca. Hele ailesi ile yaşadığı sevgi bağı....

Koskocaman bir şehirde küçücük boyuyla kaybolmuş bir çocuk... Hatta binlercesi... Düşüncesi bile çok üzücü olmasına rağmen bunun gerçek olduğunu bilmek oldukça can acıtıcıydı...

Annenin adı ne dediklerinde "anne" demesi sırasında ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi bilemedim. karmakarışık etti beni...

Saroo şanslıydı ve evlat edinilmişti ama ya diğerleri :(

Saroo'nun evlat edinilmesiyle birlikte sosyo-kültürel farklılıklar da gözümüze gözümüze giriyor filmde. Sıcacık bir yuvaya sahip oluyor Saroo... Sevgi ve kendisine verilen imkanlarla başarılı bir genç oluyor. Bu haline de Dev Patel hayat vermiş Saroo'nun.

Sue ve John çiftinin kendi çocuklarını dünyaya getirebilme imkanları varken kahverengi derili iki çocuğa hayat vermeleri gerçekten umut vericiydi. Üstelik diğer evlat edindikleri çocuk muhtemelen yaşadığı travmalardan ötürü davranış bozukluğu olan bir çocuktu ve aile bunu bilerek çocuğun sorumluluğunu üstlenmişlerdi. Hayranlıkla izledim onları...

Her nasıl yaşanırsa yaşansın bir şekilde insan köklerine ulaşmak istiyor galiba... Geçmişten yaşadığı kesitler aklına geldikçe Saroo'da ailesini bulma isteği oluşuyor. Samanlıkta iğne aramak gibi... Günlerini, aylarını, yıllarını veriyor hatta... Tam vazgeçtiği anda da o kaybolduğu tren istasyonunu buluyor. Bundan sonra yaşadıklarını izlemek çok ayrı bir keyifti....

Hele ki gerçek kimlikleriyle iki annenin birbirine sarılmasını izlemek ve gerçek Saroo'yu görmek mucizelere inanmamız gerektiğinin bir kanıtı gibiydi....

Kaybolan bir çocuğun sonu mutlu biten hikayesinin temsilcisi Saroo....

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEEVVVVVDİİİİMMMMM, mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Çakmak gözlü Saroo'nun hikayesini çok seveceksiniz eminim....




11 Şubat 2017

Oscar adaylarına başlıyoruz, hazır mısınız #4


Bu hafta izlediklerimi ancak şimdi yazıp bitirebildim. İzlenecek 6 filmim daha kaldı listeden.
Onları da bu hafta izleyip bitiririm diye düşünüyorum.
Bu sene daha hızlı ilerledim.
Geçen sene son günlere kalmıştı bazı filmler....

Çok azimli gördüm kendimi :)))

Mutlu bir Pazar diliyorum herkese ♥




CAPTAIN FANTASTIC / KAPTAN FANTASTİK (2016)

Tek adaylığı mevcut; Viggo Mortensen ile en iyi erkek oyuncu dalında...

Bu filmi birçok kez görmüş ve hiç de izlemeyi düşünmemiştim. Ne zaman ki Esra'nın yorumunu okudum, Şebo bu filmi izle dedim ve listeye aldım. Zamanı geldiğinde izlenecekti. Sonradan bir de ne göreyim oscar adaylarında yerini almış... Afişinin gözüme gözüme girmesi erken izlemem gerektiğindenmiş demek ki :)

Nedense bu film bende ön yargılı olarak absürt komedi gibi gelmişti, neden bilmiyorum. Konusunu okumaya da hiç yeltenmemiştim. Esra ile birlikte farklı bir konu olduğunu fark edince konunun hatırına izlemek istemiştim. Daha erken izlemeliymişim ama....

Pasifik ormanlarında 6 çocuğu ile birlikte yaşayan bir babanın hikayesi... Kapitalist düzenden uzak, hafif hippi, hafif vahşi, kendine has kurallarıyla, geleneksellikten uzak bir yaşam tarzıyla... Aslında bu baba Ben (Viggo Mortensen) ile eşi Leslie'nin kendi doğrularıyla seçtikleri bir yaşam tarzı... Fakat Leslie'nin ölümünden sonra olaylar biraz karışıyor, dengeler değişiyor... Konuyu böyle özetleyebilirim...

Bundan sonrası spoiler içerebilir, lütfen dikkat...

Filmi izlerken ne hissettiğimi anlatabilmem için bazı olayları da aktarmam gerekiyor.

İlk önce girişten başlamak istiyorum. Bir av sahnesi... En büyük erkek çocuk Bo'nun erkek olmasını kendilerince kutsamaları çok kanlıydı... Madem yapacaklar yumuşatabilirlerdi bunu.... Benim için tamamen gereksiz bir sahneydi... Hemen akabinde toparlanmış allahtan...

6 tane pırıl pırıl çocuk, hepsi birbirinden farklı özellikte... Çok samimi ve oyunculuklarıyla çok doğallardı... Hele iki tane minik beni benden aldı :))))

Baba Ben çocukları bedenen eğittiği gibi, kültürel anlamda da geliştirmeye çalışıyor. Yanan ateşin başında kitap okudukları bir sahne vardı ki hayran hayran izledim... Okudukları kitaplar, hedefleri, yaptıkları müzik, birbirleriyle uyumları...  Evde yapmaya çalıştığım ama ne yazık ki ama, offff cümlelerini duyarak bezdiğim okuma saatlerinin verdiği özlem de bu hayranlık sebebinin kaynağı olabilir :)))

Hepimiz dönem dönem sakin bir kasabaya yerleşmek istiyoruz. Domateslerimizi ellerimizle toplamak, sakinlik içerisinde ayaklarımızı uzatıp kitabımızı okumak, trafikten uzak sakin sakin dolaşabilmek, çocuklarımızı bize dayatılan eğitim sisteminden kaçırmak... Film biraz da konuyu buradan ele alsa da ormanın ortasında tüm sosyal hayattan uzak anlatmaya çalışması "film bu ya" dedirtiyor insana sık sık...
Bunu da film kendince kanıtlıyor bir anlamda... Annesinin cenazesi için şehir hayatına indiklerinde bugüne kadar hayatı sadece kitaplardan öğrenmiş olan çocukların şaşalamaları, bocalamaları yaşadıkları ütopikliğin bir göstergesi aslında...

Mesela Bo ilk kez bir kızı öptüğünde (ki bu kızın zoruyla oluyor)yaşadığı hisleri komik ifade tarzı gülümsetse de düşündürüyor... İki bıcırığın kilolu insanlara hayretle bakışları, şaşırmaları var... Daha da sayabilirim aslında....

Bunun dışında baba Ben rolüyle izlediğimiz Viggo Mortensen'in bu filmde oyunculuğunu çok sevdim... Anne öldükten sonra çocukları ile yaşadığı karmaşayı, duygu geçişlerini o kadar güzel yansıtmış ki... Bocalamasını, yol aramasını, çaresizliğini onunla birlikte an be an hissettim.... Sevginin çokluğu bazen karşımızdaki için doğru kararlar aldığımız ve alacağımız anlamına gelmiyor...

Bir sahne var, çocuklar cinsellikle ilgili soru soruyorlar... Oradaki yaklaşım tarzını çok sevdim... Daha, daha, daha diye büyük bir açlıkla soru soran çocuğa bıkmadan, usanmadan, tepki vermeden, doğallıkla aktarması takdire şayandı... Ki bu sahnede Oytun'un kulaklarını dikip pür dikkat dinlemesi, benimkinin de bu açıklamalara ihtiyacı olduğunu gösteriyordu ahahaaaaa :))))

Kurgu açısından bazı kopukluklar olsa da filmin geneline baktığım zaman bundan çok da rahatsız olmadım.

Özellikle izlediğim gün zannedersem aşırı anaç algılarım ve ağlama potansiyelimin yüksek olması sebebiyetiyle deliler gibi ağladım da diyebilirim :))) Bu filmin neresine ağladın demeyin sakın bana...

Aşırı ütopikliğinin sebeplerini daha net algılmak isterdim aslında...

Herşeye rağmen ben bu filmi ÇOOOKKKK SEEEVVDDDİİİİİMMMM, ve mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.

Bu arada ufak bir not da iliştireyim hemen, ben bu filmi Oytun ile izledim. Bazı sahneler de oldukça fazla küfür vardı. Biz bir şekilde bu konuyu es geçtik ama hassasiyetiniz varsa bu konuda dikkat etmenizi öneririm. Şunu da belirtmek isterim ki Oytun bu filmi çok sevdi ve film hakkında konuşmak ihtiyacını hissetti... Bu filmin bizim için böyle bir özelliği de oldu :) Oturduk karşılıklı filmi konuştuk ♥



MOONLIGHT / AY IŞIĞI (2016)

Bu sene oscarlarında 8 adaylığı mevcut; en iyi film, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi yardımcı kadın oyuncu, en iyi yönetmen, uyarlama senaryo, kurgu, görüntü yönetimi ve özgün müzik dallarında.

Filmde zenci bir çocuğun 3 evresi anlatılıyor. Çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik... Aralarında esler verilerek dönemsel geçiş sağlanmış.

Annesiyle (Naomie Harris) birlikte yaşayan sessiz, sakin, oldukça da bastırılmış bir karakter Chiron. Okul döneminde yaşıtlarından gördüğü baskıyla beraber annesinin de kötü yaşam tarzı birleşince zor dönemlerden geçiyor. Tesadüfi karşılaştığı Juan (Mahershala Ali) 'ın kendisine gösterdiği sıcaklık aralarında güzel yakınlaşmalara sebep oluyor.

Ergenlik döneminde cinsel kimlik arayışını da kısmi olarak görüyoruz Chiron'un. İma edilip geçiliyor sadece... Filmin sonlarına doğru tercihleri ile ilgili seçimlerini görüyoruz ki bu konu çok daha etkin bir şekilde işlenebilirdi diye düşünüyorum. Biraz daha cesaretli bir anlatım bekledim.

Juan aslında uyuşturucu satıcısı fakat diğer yanda insani ilişkileri pozitif ve doğru imgesi kullanılmış. Kötünün içindeki iyiyi göstermeye çalışmışlar bir anlamda. Karakteri yorumlaması hoşuma gitti Mahershala Ali'nin. Ki bu da en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında adaylık getirmiş kendisine.

Filmde en sevdiğim şey üç evrede de çocuğu üç ayrı oyuncunun bir bütünlükle taşımasıydı. Çocuğun yol aldığı değişimi, yaşadığı travmalarla yoğurarak bir sonraki kimlik geçişini çok iyi aktarmışlar.

Çok hızlı ilerleyen bir film olmamasına rağmen, evrelerdeki uzunluk tam yerindeydi. Sıkılmanıza müsaade etmeden yeni evreye aktarıp dikkati yeniden toplamayı başarmışlar....

İlk evre kesinlikle en sevdiğim oldu. Acitasyon yapmadan çocuğun duygularını çok iyi aktarmışlar.

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEVVVDDDİİİİMMM, psikolojik filmlerden hoşlanıyorsanız izlemenizi tavsiye ederim.