27 Eylül 2016

Mutlu bir pazar ve yaşasın blog dostluğu :)))


Carpe Diem Ayşemizi tanımayan yoktur herhalde :)
Blog aleminin komik kadınıdır o... Her yazısında kopacak bir yer bulursunuz...
Hatırşinasdır aynı zamanda, tırnağınız acısa canı gönülden canımmmm der, hissedersiniz ta uzaklardan...
Olduğu gibidir, ısınıverirsiniz hemen...

Bu arada Handancığıma hemen bir teşekkür edeyim buradan, sayesinde tanıdım çünkü ben Ayşeyi. Öyle çok fazla zamanda olmadı üstelik. Uzunca bir süre ara verdikten sonra yeniden bloguna döndüğünde tanıdım ben. Ama iyi ki tanımışım dediğim insanlardan oldu her zaman.

Ayşecimin Türkiye'ye tatile geleceğini hem de Simav'a geleceğini söyleyince ben zıpladım tabi :))))



Olurdu olmazdı derken kendimi Ayşe'nin yanında buluverdim :)))

Kollarını açarak karşıladı beni, nasıl sarılmışız anlatamam... Sanki çocukluk arkadaşımın yanına gitmişim de uzun süredir görüşememişiz hissinde... Hiç yabancılık çekmeden...

Bir yerler de ara vermişiz de yeniden kavuşmuşuz gibi.....

Ailesi nasıl tatlı insanlar anlatamam. Anneciği, babacığı, eşi...  Kocaman gülümsemeleriyle, hoş sohbetleriyle nasıl da güzel insanlar... Aynı Ayşecim gibi...









Ayşe bu hiç durur mu yerinde :) Fıkır fıkır zaten :))
Çok güzel bir program hazırlamış bize...
Simav'ı gezdik hep birlikte...
Nasıl yeşil bir ilçe anlatamam. Her yerde binbir çeşit ağaç...


Mesela bu ağaç...
Bizi götürdüğü restoranın bahçesindeydi..  Bak ismini unuttum, şahane bir yerdi... Tüm yemekleri ve mezeleri çok lezzetliydi. Hele bir keşkek yapmış, tadına doyulmayan  cinstendi.
Lafı dağıttım yine işte o ağacın yanına erik mi diye gittik...
Değilmiş...
Elma şeklinde ama küçücük...
O mudur bu mudur dedik...
Tadı ekşi...
Sonra sorduk öğrendik ki süs elmasıymış :)))
Oradakiler tadına hiç bakmamışlar düşünün...
Ama ben ağzıma atmıştım ahahaaaaa :)))
Meraklı kedi işte...
Yenebilirmiş ama ona kanaat gerdim...
Zehirlenmedim ne de olsa :)))

Ayşe ile keşfimiz....
Biz keşfettik biiiizzzzz :)



Hatıra olsun diye biraz toplayıp aldım yanıma, şimdi evde bir kasenin içinde süslü püslü duruyor. Baktıkça Ayşemi anıyorum :)))

Bol sohbetli bir gündü anlayacağınız...
Anlattık, anlattık doyamadık sohbetlere...
Saatler dakika gibi geçti bitti...

Sadece bu şekilde ayrıldığımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz...
Anneciğinin elinden mis gibi tarhanamı, en güzelinden ekmeğimi..
Ayşeciğimin elleriyle topladığı elmamı, armudumu da getirdim :)
Kıyamam gönüllerine ben onların....
Ellerine ne geçtiyse koymuşlar sağolsunlar...
Hele o çikolatalar ahahahaaaa :))) Şişmanlatmaz ki diye diye yiyoruz vallahi Oytun'la :))))

Canımcım bu mutlu gün için tekrar teşekkür ediyorum sana ve ailene...
Muhteşem bir gündü...
Keşke daha çok vakit olsaydı da daha çok beraber olabilseydik...
İnan doyamadım sohbetine...
Ama seneye inşallah diyorum...
Bu sefer kaz dağlarında gezeceğiz inşallah birlikte :)))
En kısa zamanda bekliyorum sizi...

Kısa not: Bu arada fotoğrafların çoğu Ayşemden :))) Benim telefonum vukuatlı olduğundan doğru düzgün çekememiştim. Ayşeeeeeee öperim seni ♥ ♥ ♥







23 Eylül 2016

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu / Stefan Zweig



 Sağolsun Derya ve Handan beni çok güzel bir yazarla tanıştırdılar.
Stefan Zweig kitaplarını daha önce birçok yerde görmüş ama ince diye hep es geçmiştim... Tek hikaye gibiydi sanki, içinin dolu dolu olabileceğini hiç tahmin etmemiştim...
Öyle güzel anlattılar ki okumalıyım dedim ama okuma yönünden verimsiz geçen koskoca bir yazdan sonra daha yeni fırsat bulup okudum.

Bu okuduğumuz kitap bir novella imiş.
Romandan kısa, hikayeden uzun bir edebi tür.
En iyi temsilcilerinden biri de Stefan Zweig....

Kitabın çevirmeni Gülperi Sert kitabın başında hem novellayı tanımlamış hem de Zweig kimdir anlatmış. Dolayısıyla kitaba başlamadan önce hem ne okuyacağımızı hem de yazarın kim olduğunu öğreniyoruz. Tarzını çok sevdim...

Bay R. ye yazılmış bir mektuptan oluşuyor novellamız...
Ama ne mektup...
Her cümlesi dopdolu duygular taşıyan, platonik aşkını anlattığı mektup...

Şimdiki zamanlarda duyguların nasıl da tüketicisiyiz. Mektubu okurken en çok düşündüğüm bu oldu... Yaşamıyoruz, tüketiyoruz maalesef...

Bir kadın kendini tanımayana bir adama çok büyük bir aşkla ömrünü adamasını... Hiçbir beklenti içine girmeden öylece seyretmesini... Yaşadığı an'ları tüm benliğiyle ölümsüzleştirmesini...

Okumadıysanız mutlaka okumanızı öneririm bu kitabı...


" O andan başlayarak seni sevdim. Biliyorum, kadınlar bu kelimeyi sana, senin gibi hep şımartılan bir erkeğe çok sık söylemişlerdir. Fakat inan bana, seni kimse o kız kadar, yani benim kadar, olduğum ve senin için hep öyle kalan ben kadar köle gibi ve bir köpeğin sadakatiyle kendini adayarak sevmedi, çünkü yeryüzünde hiçbir şey kuytuluklardaki bir çocuğun fark edilmeyen sevgisiyle karşılaştırılamaz; çünkü bu sevgi, yetişkin bir kadının tutku ve bilinçaltında hep talep eden aşkının hiçbir zaman olamayacağı kadar umarsız, kendini karşısındakine hizmet etmeye adayan, boyun eğen, hep pusuda yatan ve tutkuyla yoğrulmuş bir sevgidir. Sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularını bütünüyle, dağılmaksızın koruyabilirler, ötekiler, duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezelikle harcarlar, yakınlıklarla köreltirler, aşk hakkında çok şey okumuşlardır, duymuşlardır ve aşkın ortak bir kader olduğunu bilirler. Onunla bir oyuncakmışcasına oynarlar, tıpkı ilk sigaralarını içen erkek çocukları gibi, onunla böbürlenirler."




21 Eylül 2016

ekşiden bir alıntı...


Ara ara ekşi okurum, oradan oraya tıklayarak...
Bazen sinir olurum, bazen de deli gibi gülerim...
Bir de itiraf com 'u....
Can sıkıntısından kurtulmanın yollarından biri benim için...
Neyse uzatmıyım konuyu...

Bir yazı okudum bugün ekşide... Tıktık
Ahhh eskiler diyoruz ya işte onu farklı bir dille çok güzel anlatmış arkadaş...
Hem okuyun istedim, hem de burada bulunsun dedim...

Sevgiler ♥

Bizimkiler bundan 38 sene önce tanışmış. peder bey taze tıp öğrencisi, anne kişisi fransız kültür çömezi. annem görüyor babamı, ben bu çocukla tanışıcam diyor arkadaşlarına, yapma diyorlar, biriyle birlikte o. olsun diyor annem; ben beklerim. 

Babam da boş değil hatuna da serde hovardalık var biraz. bir de; bu kız çok güzel ama kapılırsam bir yıla kalmaz evlenirim ben bunla, daha okul bitmedi, askerlik de var ne bok yicem lan diyor. diyor da pek kaçamıyor, bir sene sonra nişanlanıp fakülte bittiği gibi evleniyorlar. askere de birlikte gidiyorlar. kebap askerlik yaptım diyen pederin karşısına çıkmasın*. gittim diyor peşinden annem, başka bir şey yapmazdım. türk havayolları'nın hosteslik sınavlarını birinci kazanıp reddettim, sevdiğim adamla evlenip ben bunla her şeye varım diyip gittim diyor. önce birlikte askere, sonra yirmi yıl anadolu'nun içinde göt kadar bi kasabaya, anca kırk beşinden sonra kendi memleketlerine, izmir'e... hiç gocunmadım, istedim, karar verdim; kararlarımın arkasında durup sevdiğim adamla aile kurdum, asla aklımdan ufacık bir acaba bile geçmedi ve bu aileyi böyle arada tuttum der. haklı. otuz yıllık annem, bilmez miyim, yerden göğe haklı. 

Sevdiğin biriyle olmak nedir? vazgeçtiklerin için tek tek fatura tutup ilk kavgada senin yüzünden bunlardan geçtim demek midir? o biri diğer öbürlerini yok ediyor diyip ilişkiyi ciğerci kedisi gibi gözü dışarda sürdürmek midir? başka bir şeyler midir yoksa? kış ortası... annemle değişmeli nöbet tutuyoruz babamın yanında. kolon rezeksiyonu; kolon ca. öncesinde aylarca, devamında aylarca radyoterapi ve kemoterapi. üzüntüden gözümüzün feri götümüze kaçmış ama peder beyin sadece bilinci açık diye bir yandan nasıl mutluyuz... bu iyi, çünkü daha da iyi olacak, enseyi karartmak yok. ama içimiz paramparça. aylarca ileostomi, ne yediği belli ne çıkardığı... yandan çarklı gibi gidip geliyoruz tin tin tin sabahın körlerinde radyoloji merkezlerine. cesedi çıkmış gibi geri iade ediyorlar. babamın kuyruk dik ama bunlar bana koymaz diyor, seni yarın donumdan çıkarırım diyor. eski karşıyaka yüzücüsü. akşamına suyun içine ağlamayı öğreniyorum.


Aylar sonra tedavisi bitti, son ilaçlarını aldı, kolostomi kapatıldı. beton gibi adam çocuk gibi kaldı. ama aşarız dedi, aşarız dedik; aşarız. bunların hepsini aşarız. burdayız, yanyanayız, demirbaş sayımında eksik yok. birlikte aşarız. 


Kalın bağırsağı aylardır çalışmıyordu. artık çalışması gerekiyordu.günlerce annemle babamın osurmasını bekledik. annem sevdiği adamın günlerce kel kafasını osurabilsin diye okşadı.günlerdir şu başlığı her gördüğümde içim düğüm düğüm oluyordu. geçmiyordu o düğüm. bi osursam rahatlayacakmışım gibi sanki... 


Nereye mi varıcam, bir yere varmıcam. seni iki kolun iki bacağın olmasa da severim diyip ilk fırsatta başkasına kaçan, her hayalini sevgilisi makina değil sadece insan olduğu için yapamadığında ilişkiyi bitiren, sevginin bağını bacağa geçirilmiş pranga zinciri zanneden bir nesil var dışarıda. yan odada da sevgilisi osursun diye kel kafasını okşayan bi kadın. hangisi gerçek? 

Ayhan Ores/Ekşi

20 Eylül 2016

Biz kimden kaçıyorduk Anne ? / Perihan Mağden



Dram okumayı seviyorum...
Acı hissini ortaklaştırabilmem daha kolay oluyor sanırım içimde...
Bu benim ruhumda olan bir durum...
Bilmiyorum...
Deşelemiyorum da...

Acıyı paylaşabiliyorsan, sevinci her halükarda paylaşabilirsin zaten... Bu da benim desturum...

Perihan Mağden okumak istiyordum, açtım tüm kitap isimlerini... Yorumlarını hiç okumadan ismiyle seçtim kitabı...
Bir anne kızıyla kaçıyordu işte, bundan ala dram mı olur...

Sebep ve sonuç ilişkileriyle daha dillenmiş bir hikaye hayal etsem de kesik kesik cümleleriyle ve sadece kızın anlatımıyla can çekişmeli bir romandı benim için...

Anne kimdi, nereye varmak istiyordu, neden kaçıyordu.... Kızın bildiğinden fazlasını öğrenemeyeceğin bir kitap...

"Evsizlik" hissi beni en yaralayanıydı... Bir yerlere ait olmayı sevdiğimden belki de...
Yaşadıkları otel odalarını "ev" leştirmeye çalışmaları tırnakladı beni...
Anne'ye kızdım, çözemedim...
Aşırı sevme hissi, aşırı koruma hissi...
Psikopatmıydı yoksa... Neydi bu kadın ?

Bambi kitabını dua kitabı haline getirmeleri ve içselleştirmeleri ilk başta yormasa da sonradan yordu gönlümü...

Kızın gittikçe annesine benzemesi ve bunun anne tarafından doğallaştırılması...
Kurtulmalıydı kız bence... Ama neden kurtulmalıydı işte onun da yanıtı binbir çeşit kafamda...

Kitap bitti bitmesine de cevaplandırılmayan bir sürü bilmeceyle...
Belki de kitabı bu kadar çekici yapan buydu, cevaplandırılmamış soruları....

* "Bambi'nin annesi aptal olmasaydı, tedbirsiz olmasaydı o denli, Bambi yalnız kalmazdı ormanda. Bambi'nin annesiysen hayatta kalmak zorundasın. Bambi'yi yalnız bırakmamak zorundasın."

* Dünyada en azından bazı şeylerin mükemmel olabileceğini gösteriyor çakıltaşları. Onların bir dilleri var; her birinin bir güzelliği, bir özelliği.

* Ama Anneme göre çakıltaşlarının güzelliği burada: bağlılık gerektirmemelerinde.
   
* Hiçbir şeye bağlanmıyorum Annecim.
Bir kere Cenin'e bağlanmıştım azıcık, o kadar.
Sana olan bağlılığım yetiyor bana.
Senin bana bağlılığın yetiyor.
Nasıl yaşamamız gerektiğini biliyorum. Hiç yükümüz olmamalı ki kaçabilelim kolayca. Yakalayamasınlar bizi.
Hayatta kalabilmemiz için şart bu.
Senin mutsuzluktan ölmemen için.
Madem sen benim için kaldın bu dünyada, ben de senin için var olmalıyım. İstediğin ve söylediğin gibi.
"Başka çaremiz yok."
Biliyorum.

* Sabredip bekliyoruz ikimiz de. O, yüreğinin hafiflemesini ve gündelik yaşantımıza dönebilmeyi bekliyor. Ben Annemi bekliyorum. Ağır Yürek Günlerinden çıkıp gelmesini.

* Yani bu dünya kimilerimizin nasırına basıyor işte. Kimilerimizin canı yanıyor kabalıklardan, hainliklerden.

* Ama zaten kaçış yok diye düşünüyorsan, başkasını mapus aldığını da düşünmezsin. Koruduğunu, kolladığını düşünürsün bu fena hayattan.

* Bırak hayat altında bir okyanus gibi sallasın seni. Sen Deniz Yatağının üstündesin. Yavaş yavaş sallanıyorsun. Nereye götürürse götürsün, önemi yok. Bırak zaman aksın gitsin. Kötü zamanlardan uzaklaş Deniz Yatağının üstünde. Salına salına sakinleş, uzaklaş.

* "Küçük bir kızı kovası yüzünden aşağılamayı öğrenmiş çocuklar düşün," diyecek Annem yıllar sonra. "O gün orda onların annelerine babalarına derslerini vermek için nasıl yanıp kavrulduğumu düşün. Gözyaşların göğsümü yaktı. Kalbimin tam üstünde ağladın. Ağlattılar seni, boş yere. Öyle çocuklarla oynamana izin vermedim bir daha. Kalbini kırmalarına izin vermedim Bambim."

Bazen hüzünlendiğim, bazen kızdığım, sorular ardında sorular sorduğum, hırslanıp sayfaları yuttuğum bir kitap oldu benim için.
Ne sevdim diyebiliyorum, ne sevmedim...
Ama ben de iz bıraktığı kesin...

Tavsiye noktasında susuyorum size. Anlatabildiğim kadarıyla ilgi uyandırdıysa sizde zaten okuyacaksınızdır.....

Sağlıcakla kalın....


19 Eylül 2016

haşarılık yapmıyım demiyor da...


Bizim evde 1 haftadır genel yas ilan edilmişti :))
Okullar açılıyordu, saçlar kesilecekti, ödevler, öğretmenler...
Ohoooo bir sürü dert :)))

Sabah etüde bıraktım, adamı bando eşliğinde karşıladılar sanki..
Aaaa, ooooo nidalarıyla...
Bu sene seni hayal kırıklığına uğratmayacağız Oytun dediler, ödevlerini yaptırman için harika öğretmenlerimiz var dediler....
Bizimki bıyık altından gülse de hafiften bozuldu...
Ben ise hihhhaaahhhhooooooo diye iççimden içimden kahkaha attım :)))

Malum bizimki geçen sene hayal kırıklığından dolayı fişlenmişti etütde.
Nasıl buldun etüdü diye sorunca öğretmeni;
"Hayal kırıklığına uğrattınız beni" demişti.
Sebep?
"Ben buraya geleceğim siz ödevlerimi yapacaksınız zannetmiştim. Ama ben hem ödevlerimi kendim yapıyorum, üstüne de bir sürü test çözüyorum" demişti.
Hayal gücü bir efsane anlayacağınız benim erken ergenimin :)))

Bu sabah da arabada bombayı patlattı yeni eğitim yılının heyecanıyla...

* Anne yanıma kitap aldım biliyor musun, harika planlarım var.
* Şahanesin Oytun (içses: oleyyyyy, oleyyyyy, oleeeyyyyy ) Planların da şahanedir eminim.
* Çok şahane anne hem de. İlk bir hafta tenefüslerde kitap okuyacağım, derste hiç konuşmayacağım ve tüm öğretmenlerimin gözüne gireceğim.
* Burda bir aptallaştım ben tabi ki. Suratımda aptal mutlu bir ifade düşünün lütfen.
* Öğretmenlerimin gözüne girince sınıfta ne yaramazlık yaparsam yapıyım Oytun akıllı çocuk, yapmamıştır diyecekler. Olay yerini çabuk terk edersem hiç bir sorun yaşanmayacak. (Burda sinsi sinsi eller oğuşturuluyor aynı zamanda)
* Ben tabi ki susuyorum, suratımın halini sizin hayal gücünüze bırakıyorum :))))

Veeeeeeeeeeeeeeeee
Tüm çocuklarımıza başarılar diliyorum ♥





16 Eylül 2016

hayatımdan bir yıldız daha kaydı....


Geçenlerde duymuştum hasta olduğunu, üstelik akciğer kanseri olduğunu...
İşte o an dedim ki yazık olacak güzel yüzlü adam sana...
Bilirim çünkü o meretin gelip de götürmediği olmamıştır...
Dimdiktin hala ama...
Keşke dedim yaşlılıktan olsa ölümün, keşke...
Ölümün her hali kötü de, yaşlılık ölümü biraz daha sindirilebilir cinsinden işte...

Ve bugün sabah vefat haberini okudum büroya girer girmez :(
Çocukluğumun bir yıldızı daha gitti...
Ne acı...

Halbuki sen benim gözümde hala o incecik uzun boyunla, güzel gülüşünle duruyordun senelerdir...
Ne çok filmini izledim halbuki ilerleyen yıllarında...
Ama Tarık Akan denildi mi hep o ilk halin gelirdi gözüme benim..
Uzun saçların, güzel gözlerin, bir de boyunu saklamak için kambur duruşun...

Küçükken en çok sana Filiz Akın'ı yakıştırırdım. En çok onunla olan filmlerinizi izlerdim.
Filiz Akın'ın başkasıyla evli olduğunu öğrendiğimde ne ağlamıştım.. Ama o Tarık'la evlenmeliydi diye... Çocukluk aklı işte...

En sevdiğin oyuncu dediklerinde istisnasız senin ismini verirdim o yıllarda. İstisnasız hem de...
Aşkımdın sen benim, çocukluk aşkım...

Boyunu saklamak için kambur durdun da, yaşadıkların karşısında hep dimdiktin Tarık Akan...
Hayranlığım bitmedi o sebeple sana...
Yaşlandıramadım hiç gönlümde seni...

Hayatımızdan akıp gittin işte...
Güle güle güzel adam...
İnan hiç unutulmayacaksın...
Işığın bol olsun ♥