12 Ağustos 2017

temmuz seçmeceleri ♥


Kısa bir durum bildirimi yapıyım hazır gelmişken...

Hala yoğunum :( 1 haftalık bir kaçamak yaptım ama şükür...
Yunan adalarını gezdik maaile... İnşallah uzun uzun anlatacağım...
Nereleri gezdim, gemi turu iyi mi, kötümü? Deneyimlerimi kendimce aktaracağım, belki bir faydası olur...
Tabi anlatacağım ama bu sefer az fotolu ya da hiç fotolu olmayabilir :(
Dün işyerine gelmemle birlikte fotoları bilgisayarıma yükleyeyim dedim, aneymmm o da ne... SD kart açılmıyor... Ben panik tabi... Soluğu bilgisayarcımda aldım... Kart bozulmuş muhtemelen, kurtarabilir miyiz bilmiyorum dedi... Dünden beri kısıtlı sayıdaki telefonumdaki fotolara bakıp bakıp iç geçiriyorum... Lütfen kurtulsunlar, lütfeeeennnn 🙏🙏 Kulağım telefonda bekliyorum...

1 hafta tatilin ardından biriken işler, gelecek işler temposuna yeniden bodoslama bir giriş yaptım. Bugün Cumartesi ve ben çalışıyorum bu sebeple :) Ama ümitliyim 1 hafta sonra tekrar kaçamak yapma ihtimalimin pozitifliğini taşıyorum...

Kardiş hala burada, küçük prensim de tabi... Çok az zamanımız kaldı... Anları değerlendirmeye çalışıyorum o sebeple...

Siz Temmuz seçmecelerine baka durun, ben yeniden çalışmaya koyulayım...
Ne demişler işleyen demir pas tutmazmış...
Yalan vallahi ahahahaaaa :)) Ruhum pas tutuyor benim çalışırken...

Size uğrayamazsam kızmayın bana... Eylül'de telafi hakkımı kullanacağım söz ♥




Pazar keyfini taçlandıralım dedik 🍻🍻

Mis gibi bir hava
Asos
Benim güzel çekirdek ailem
Balığı da denizi de ağlatmayız biz :)
Keyiflerimiz daim olsun dedik
Dağ koruğu yemeyen kalmasın
Tüm otlar fevkaladenin fevkinde...




Kazanan biraları öder demiştim ki kardeş çok ballı çıktı 😢😢😢😢

Hesabın bana kaldığını anlamışsınızdır herhalde
Dikili / Bademli köyü
Buralara yolunuz düşerse koyları gezin mutlaka
Biz denizine bayıldık
Tam turkuaz rengi



Bu aralar çiçeklerim bana çok cömert davranıyor sanırım. 
Difenbahya senelerdir bakarım, heryerde de görürüm ama çiçek açtığını hiç bilmiyordum . 
Nasıl da güzel açtı bakar mısınız... 
İsimsizime "nadide" demek şart oldu artık 👏👏👏

Bu ayki mucizem
Yeşilin bereketi ♥




Paşacım uyuduysa, teyzesi de en huzurlu selfiyi çeker ✌✌✌

Bir kahvaltı keyfi daha
Altınoluk
Yaşasın cumartesi
Kuzularımla birlikte mutluyum ♥



Sınırsız internet ve oyun hayalleriyle ofise gelen Oytun'un çekmeceden çıkan sürpriz test kitaplarıyla yaşadığı dram 😄😄😄😄

Hayaller ve hayatlar Oytuncum, seni seviyorum oğlumcum 😘😘😘😘

Bu çocuk bu kitaplardan kurtulamayacak sanırım
Bu hafta denizi bırakıp ofisi tercih etti paşam
Önümdeki evrağın fotosunu çekiyorum sanıyor şaşkın oğlum
Anne yine mi yaaa diye söylenecek biliyorum
Olsundu, anılar paylaşmak içindi 
Test kitaplarını görünce gözleri yuvalarından çıktı yalnız
Yine çok eğlendim
Ters köşeyi seviyorum ben





Boyoz boyoz olalı bu kadar özlenmemşti galiba... 
Çocuklar gibi ağzımı burnumu soka soka yemek vardı ama asaleti bozmadan çok kibar yedim 😄😄😄 
Şimdiye kadar Alsancak Dostlar Fırının'da boyoz yemediyseniz henüz boyoz yememişsinizdir, çok ciddiyim 💜💜 

İzmir güzeli boyoz
Reklam falan yapmadım vallahi
Adamlar bu işi yapıyorlar
Sebzeli de yapıyorlar üstelik
Donmuşlarından da kaptım hemen
Sıcak sıcak evde boyoz keyfi yapacağız mis gibi
Koştur koştur olan bir günden şahane keyifler de çıktı...



Bir abla kardeş gecesini de SERTAB SHOW 'a ayırmanın zevkindeyim desem 
😘😘😘😘👍👍👍

Konser
Sertab Erener / Altınoluk
Fevkaladenin fevkinde bir gece
Sizin için yırtınır istek parça bile yapabilirim
Deliyim biliyorsunuz ;)



Gülüşünü sevdiklerim 😘😘😘

Ak prens,  kara prens
Kuzu bunlar kuzu
Bir buçuk anayım ben
Siz gülünce gönlüm öyle şenleniyor ki
Tahmin bile edemezsiniz




Biri taş derdinde, diğeri kestane...
 Anaları da keyif ✌✌

Sıcaktan o kadar bunaldık ki bugün
Coss ettik denizde
Normalde denizi soğuktur buraların
Bugün deniz bile hamam suyu gibiydi





27 Temmuz 2017

Bu kitap çocuklara #3





Benim Annem Bir Goril / Frida Nilsson

Bu sene okuduğun kitaplar arasında en eğlencelisi hangisiydi deseniz kesinlikle bu kitabı söylerim :)
Çocuk kitaplarını bu sebeple çok seviyorum işte...

İnternetten kitap alışverişi yaparken Oytun fark etti bu kitabı ilk önce, yavrum Tarzanla özdeşleştirdi ama ben bir sürü geyik yaparak onu zorladım. Ben goril miyim, şimdi sen bana ne demek istedin, gorille bir bağlantım mı var diye milyon soru sordum ahahaaa :) Ve bunu yaparken çok da eğlendim :)))

Neyse kitabımız geldi, bizimki bir çırpıda okudu. Kıkır kıkır gülerek hem de... Beni sardı mı bir merak :))) Okurken de taciz ettim; bana benzeyen yerini buldun da ona mı gülüyorsun yoksa diye :)) Bizimki yok mok diyor ama habire de gülüyor. Çatlak kiremitim benim. Kitabı bitirdikten sonra bir güzel de anlattı bana, ki bunu normal şartlarda hiç yapmaz. Benim için okumak farz oldu tabiki...

Kitap Jonna'nın hikayesini anlatıyor.
Mimozalar yetiştirme yurdunda diğer 50 arkadaşı ile birlikte bir gün evlat edineceği günü bekliyor. Hayatlarından  bir yandan memnun olsalar da müdür Gerd'in titizliği sebebi ile hayatlarından bezdikleri zamanlar da az değil. Ve hepsi mis gibi kokan, saçlarını topuz yapmış gerçek bir anne özlemiyle bir gün bu yurttan gitme hayali kuruyorlar...

Jonna hayaline kavuşuyor ama büyük bir problem var aslında. Onu evlat edinen anne hiç de hayalindeki gibi değil; goril olmakla birlikte oldukça dağınık, pis ve bir hurdalıkta yaşıyor. üstelik bazen oldukça da üçkağıtçı :))) Jonna'nın gorile alışması hiçte kolay olmuyor tabi ve birlikte bir sürü sorunun altından kalkmaları lazım....

İşte böyle bir hikaye...
Mesaj kaygısı olmayan ama sevgiye dair bir sürü mesaj barındıran bir hikaye...

Bu annenin hiç mi güzel yanı yok sevgisi dışında.... Tabi ki var... İnanılmaz bir kütüphanesi var mesela, kitaplara aşık bir goril... Bir gün sahaf açma hayali var mesela...
Sevmemek imkansız bu gorili anlayacağınız ♥

10 yaş üzeri için oldukça uygun bir kitap... Erkek, kız hiç fark etmez...
Aslında çocuklardan daha çok bizlerin okuması gereken bir kitap. Garanti ediyorum çok eğleneceksiniz :))
Tabi hemen bir şeyi de not ediyim buraya şayet hep doğru ve düzgün davranışlara ait bir kitap okusun çocuğum diyorsanız bu kitaptan uzak durunuz efenim zira bu kitapta kahvaltı sırasında fırlatılmış bir omletin çizmenin içinden çıkabilmesi mümkün....

Ya da temizlikle ilgili şöyle bir düşünceye rast gelebilirsiniz. Aslında hak vermedim değil Jonna'ya :))

"Arada sırada bütün bu yıkanmaların, fırçalamaların biraz gereksiz olduğu düşüncesi de aklıma gelmiyor değildi hani. Tespitlerime göre, yıllarca küvette dikilip keselenebilirsin ama nihayet yıkandıktan kısa bir süre sonra yine kirlenirsin. "

Bilmem anlatabildim mi?

Fakat şundan çok eminim bu kitabı siz de çocuğunuzda çok sevecek emin olun.....

Öpüldünüz ve sevildiniz efenim ♥


Kendimize küçük bir not;
Benim sultanım güzel annem de kitabın adını benimle özdeşleştirmiş olsa gerek ki Oytun okurken küçük bir not kağıdına "Annenle derdin ne oğlum senin?" gibi bir not koymuş kitabın arasına ahahaaaa :)) Bu not kitabın ayracı oldu bende :))) Seviyorum anne seni, hem de çooookkk ♥





25 Temmuz 2017

4 film 1 şebo hali


Yazacak, anlatacak çok şey birikti aslında ama tık yok bende...
9 senedir bloga yazıyorum ve 9 sene sonra anladımki ben yazları yazamıyorum ahahahaaa :))
Geç oldu ama aydım  :)))
Başka bahaneye falan gerek yok vallahi...
Her sene ay zaman ay iş ay tatil demişim ama bir sene bile farklı bir durum oluşmamış....
Bundan sonra kasmıyorum hiç haberiniz ola...
Siz azıcık filmlerle idare edin ben yaz sonu toplu anlatacağım yazdıklarımı :)))
Taslaklarda bekleyen 2 cümle yazıp beklettiğim yazıları tık tık yayınlarım bir bir :)
Öpüldünüz, koklandınız efem...
Yine gelirim söz ;)



THE HOLLARS (2016)

Bu film internette gezinirken afişine vurulup izlediğim bir filmdi... Orta yaş üzeri kadın ve erkek, alttakiler de çocukları galiba dedim. Gülüyorlar; sanırım sıcak aile komedisi diye afişi okuduğumu da söyleyebilirim hatta :))) Yanıldım mı çok da yanılmadım aslında... Hafif bir dram eklenmiş olmasını hastahane yatağından tahmin etmeliydim, atlamışım 😉

Tipik bir aile filmi diyebileceğim film de favorim Sally (Margo Martindale), tipik bir anne olarak çıkıyor karşımıza. İki zıt karakterli oğul, takıntılı ve duygusal bir koca var hayatında.  Hayatındaki erkekleri çok iyi tanıyan, bol kahkahalı bir kadın. Anaçlıkta tam onikiden vurmuş olanlardan işte :) Anladınız siz beni...

Baba Don (Richard Jenkins), çocuklar Ron (Sharlto Copley) ve John (John Krasinski) birbirinden bağımsız erkekler statüsünde her biri başı çekiyor... Ron boşanmış bir çatlak, John hayallerinin peşinde koşacağım diye ailesinden uzaklaşmış ama başarısızlık takıntısıyla mücadele eden bir cool tipleme baba ise duygusallıkla hayalperestliğin birleştiği garip bir adam... Karakterleri hiç abartmadım, inanın aynen böyle...

Sally hastalanınca aile yeniden bir araya geliyor, eski defterler açılıyor, hesaplaşmalar yapılıyor, ortaya da komik sahneler çıkıyor tabiki...

Filmin konusu anladığınız üzere sıradan, her zaman karşılaşabileceğimiz bir konu. İşleyiş tarzıyla da çok farklılık yaratmamış ne yazık ki. Dolayısıyla bu konuyla ilgili çok daha başarılı filmler mevcut izleme seçeneklerimiz arasında. Margo Martindale hariç çıkış yapan bir karakter de yaratamamışlar oyunculuk konusunda. Tüm bu sebeplerden belki de zirveye tırmandırmadı beğeni konusunda beni. İzlenmeyecek kadar da kötü değil tabi ki. Diyorum ya ortalarda bir yerlerde. İyi bir ütü filmi olabilir hatta kendisi...

Sonuç olarak bu film bende EEEEHHHH İŞŞŞŞTEEEEE kategorisinde yerini aldı. Bir şeylerle uğraşırken rahatlıkla izleyebileceğiniz bir film, değerlendirmeyi size bırakıyorum 😉





BEKAR YAŞAM KILAVUZU (2016)

4 bekar kadının hayatlarından kesitler sunuyor filmimiz; Alice (Dakota Johnson), Robin (Rebel Wilson), Meg (Leslie Mann) ve Lucy (Alison Brie)....

En maksimumlarda yaşayan müzmin bekarımız Robin, çılgın karakteriyle komedi unsurlarını güzel oluşturmuş ama benim favorim Meg oldu. Daha gerçekçi bir karakterle beni daha çok cezbetti.... Lucy ve Alice ise arayış içerisinde iki karakter olarak çıkıyor karşımıza ama tamamen farklı yönlerde arayışları; Alice kendini arıyor, Lucy ise diğer yarısını....

Karakterlerin zıtlığı güzel bir uyum yaratmış aslında... Filmi eğlenceli yapmış...

Alice'nin film içerisinde zamanla kendine yarattığı dünyayı ve evi çok sevdim filmde... Hele kitap okuduğu bir pencere var ki, filmi izlerseniz ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız....

Robin'in çılgınlıkları uçlarda olsa da kilosuyla başetmesi de güzeldi... Çılgınlıkları için bir şey diyemeyeceğim ama kilolarıyla barışık kadın profili gayet hoştu.

Alttan alttan güzel mesajlarla hafif bir feminizm duygusunu da güzel harmanlamış hatta film... Kendine yetebilen kadın güzelliğinin arada dozajını kaçırsa da çok antipatik gelmediğini söyleyebilirim.

Biraz kafa dağıtmak için beklentisiz izlediğinizde filmin gideri var... Ben de durumu budur yani 😊😊

Sonuç olarak çıtır çerez kategorisinde EHHHHHHH İŞŞŞTEEEEEEE  sevilebilirler arasında yerini aldı bende bu film efenim.....



DÜŞLER TERZİSİ (2015)

Uzun süredir izlemek istediğim filmler arasındaydı bu film. Hatta tavsiyede de bulunmuştu bir blogger arkadaşım ama bak şimdi kim olduğunu hatırlayamadım. Beni okuyursa şu an özürlerimi ve öpücüklerimi gönderiyorum kendisine.

Tilly (Kate Winslet) seneler sonra çok küçük yaşlarda gönderildiği kasabaya geri döner. Huysuz, hasta ve hatta çatlak annesi Molly (Judy Davis)'nin yanına yerleşir.... Gerçekleri, neden gönderildiğini ve özellikle kendini bulmaya gelmiştir aslında... Bu arayış içerisinde kasabada ilginç gelişmeler de yaşanacaktır tabi ki.... Tilly geçmişiyle yüzleşip kasabadan da intikamını alacaktır bir şekilde... Filmin konusunu böyle özetleyebiliriz...

Gelelim bendeki hissiyatına....

İlk önce kasabayla başlayayım... Kasaba kasaba değildi de sanki terkedilmiş 3-5 evdi filmin ilk başlarında. O insanlar nerede yaşıyorlar ki dediğim bile oldu. Ama sonra ortayı buldular şükür...

Çatlak anne Molly' ye bayıldım film boyunca. Ki bayıldığım kadar da varmış, filmin sonunda şahaneydi... Bir yandan gülüp bir yandan da duygulandım kadına... Filmi izleyenler anlayacak ne demek istediğimi ;)

Diğer favorim polis Sergeant (Hugo Weaving) idi... Renkli kişilikleri çok seviyorum galiba ben. Ama adamın kumaşlara dokunuşu, kıyafetleri ezbere çözümlemesi o kadar cezbediciydi ki gözlerimi mimiklerinden alamadım bir türlü...

O dikilen kıyafetler, kasabanın renksizliğine inat pasparlak duruşları bir yandan absürt bir komedi unsuru gibi olsalar da verilmek istenen duyguyu gayet yerinde vermişler bence...

Filmin ilk çeyreğinden sonra bir sonraki adımı merak ede ede ve sonunda heytt be hak ettiler ama diye çokça keyiflenerek izledim ben bu filmi...

Sonuç olarak SEEEEEVVVVVDİİİİMMMMM ben bu filmi ve hala izlemediyseniz şayet izlemenizi tavsiye ederim.... İzlemesi keyifli, sürükleyici bir film....


ZORAKİ KOMŞU (2015)

Yine size gerçek yaşamdan alınmış bir film anlatacağım...

Yazar Alan Bennett (Alex Jennings) 'in Bayan Shepherd (Maggie Smith) ile 70 li yıllarda süregelen 15 yıllık sıradışı bir komşuluk hikayesi...

Bayan Shepherd sarı minibüsüyle Londra sokaklarında çeşitli evlerin önüne park ederek yaşıyor. Bir nevi toplayıcı da diyebiliriz hatta. Kimi sakinler bundan hoşnut gibi gözükse de kimi sakinler evlerinin önündeki bu ziyaretçiden rahatsızlar. Minibüse park yasağı gelince de Yazar Bennett'in evinin bahçesine bir şekilde park eder. Kısa sürecektir aslında, beklenen o dur yani... Ama 15 yıl sürer... Bu arada tabi iki zorunlu komşu arasında da doğal olarak bir dostluk oluşur.

Filmde ilk başlarda çözemediğim bazı şeyler vardı. Mesela yazar evde iki kişi olarak çıkıyor karşımıza... Birisi kitap yazan yazar, diğeri de hayatı yaşayan kişi... İkizler mi acaba diye düşündürse de ilk etapta allahtan çok saflığım tutmadı da çabuk çözdüm ahahahaaa :)

Kadının kimliği ile ilgili de garip gelen bazı tutarsızlıklar oluştu kafamda ilk başlarda ama şükür onu da çabuk dağıttım ve filmi keyifle izleyebildim.

Tabi tüm bu karmaşıklığım, gerçek yaşam hikayesi diye başladığım filmin gerçek olamayacak kadar garip bir hikaye barındırmasından da kaynaklandığını söylemeden edemeyeceğim. Bu tarz insanlarla karşılaşmadığımızdan gerçekliğine inanmak zor oluyor tabi...

Film evsiz bir kadını anlatmasına rağmen acındırma duygusundan çok güzel arındırılmış ve hatta Bayan Shepherd'in çocuk ruhundan ve enerjisinden oldukça güzel faydalanılmış. Korkuları da merak uyandırıcı öğe olarak bir güzel katmanlandırılmış.

Aynı çizgide giden ama keyifli bir film... Aksiyon severler için çok iyi bir seçenek değil sanırım ama biyografik filmlerden hoşlananlar için güzel bir seçenek bence...

Film çekimleri gerçekten Bayan Shepherd'in yaşadığı gerçek mekanda yani yazar Bennett'in evinde çekilmiş. Bunu filmi izledikten sonra öğrendim. Hatta o son yaşadığı sarı minibüs hala yazarın evinin önünde duruyormuş.

Sonuç olarak bu filmi SEEEEEEEVVVVVDDDDDİİİİMMMM ben ve sizin de seveceğinizi düşünüyorum.

18 Temmuz 2017

haziran seçmeceleri ♥



Temmuzun ortasında çok güzel Haziran seçmecesi yaparım ben...
Karpuz seçer gibi hem de :)))
Hiç vakit, nakit demeden direkt konuya da atlarım üstelik :))
Anladınız siz beni ;)



Bir tatil masalının daha sonuna mı geliyoruz ne :((( 
Bitmeyen tatil olaydı iyiydi 😩😩😩

Tatil bitiyor....
Yarın paşa paşa iş başı...
En çok da bebelerimi bırakıp gitmek koyuyor
Buna da şükür gerçi
En azından her hafta sonu birlikteyiz...



Şimdi size kitap-kahve-deniz ohhh missss keyif demek isterdim 
ammmaaa velakin bizdeki durum taş atmaca, simitle debelenmece, bol oynaşmaca ✌✌✌ 
Harekette bereket varmış..

Analı oğullu kuzulu... 
Bu yaz miskinlik yapmak yok...




Mutlu bayraaammlaaarrrrr 😘😘😘😘

Sevdiceklerinizle musmutlu olun 💙💜💛💚💛💙💜💚


Bugün bayram..
Benim güzel çekirdek ailem...
Bu bayram mutlu bayram...





Gönlümün paşaları artistik bir çalışma yapar da ben buralara koymaz mıyım hiç ✌✌✌✌

Ak prens - kara prens
Parmağını yediğim kuzum
Aklını yediğim ergenim
Oytun'un artistik çalışmalarından
Bir buçuk anayım ben, hemide en mutlusundan :)





Bir ergen pazara kitap satmaya çıkarsa ne olur ???
Sessiz sakin oturur, sorana lütfen cevap verir, bekler bekler, boynunu büker arada... 
Bir kadın gelir , güneşte beyin hücrelerini öldürdüğünü söyler...
Koştura koştura şapkasını almaya gelir, ama kadın kitap almaz... 
Birileri pazarlık yapar üç kitaba dört kitap alır, 
Biri eksik verir, biri fazla verir derkeeen bir pazarın da sonu gelir :)))

Oytun halleri...
İlk ticaret...
Teklif bizden uygulama Oytun'dan 
Gitsin eski kitaplar..
Yenilere yer açılsın...




Deniz bizi özlemiş, biz denizi ❤❤❤

Analı oğullu kuzulu...
Deniz sezonu açılmıştır...
Su kuşu iki oğlum var benim...
Analarının da kara kuşu olduğu söylenemez...





😂😂😂😂😂

Az önce bunu Oytun'a gönderdim ✌✌✌ 
Ne demek istediğimi anlayacak mı çok merak ediyorum :)))))


Hain domdom anne...
Yaşasın kötülük...
Karnesi iyi olabilir...
Bu kıssadan hisse almayacağı anlamına gelmiyor..
Hala ses yok yalnız...
Ay çok eğlendim :))





Bu foto sonucu merak edenlere gelsin :)))) 
Büyük şapşirik küçük şapşiriği kaptı, uzunca bir süre beni havaalanında peşlerinden koşturdular hatta... 
Bir ara Oytunun peşinden avaz avaz bak gelmezsen çok feci olacak diye bağırmaktaydım.... 
Sonra boyutu bir yakalayayım döveceğim oğlum seni diye yırtınmaya taşıdım 😂😂😂😂

Bir dahaki sefere ben depar atacağım, oytun efendinin de ayaklarına da kurşun bağlayacağım 😝😝😝

İzmir havalimanı ahalisine verdiğimiz geçici rahatsızlıktan ötürü özürü borç biliriz efenim ❤

Ak prens - kara prens...
Aralarından su sızmıyor...
İki şapşiğin dayanılmaz çekiciliği bu olsa gerek..
Seviyorum sizi uleyn ♥






22 Haziran 2017

Handan'ın filmleri ♥


Günaydın diye söze başlayayım ama ben bu yazıyı yayınladığımda saat kaç olur bilemem...
Sabah serinliğinde güzel bir günaydın dediğimi varsayın olur mu ♥

Bu aralar çok uğrayamadım buralara, sizleri de okuyamadım... Bayram öncesi iş yoğunluğu sadece... Rutine döneriz 3-5 güne...  Fazla aksiyona gerek yok, kalbim dayanmıyor....

Hazır fırsat bulmuşken son izlediğim filmleri yazayım dedim sıcağı sıcağına... Hepsi birbirinden güzel ve özeldi çünkü. Benim güzel arkadaşım Handan tavsiye eder de hiç kötü olabilir mi zaten...

Handanım bu arada hemen bir teşekkür edeyim sana, galiba hayatımda izleyebileceğim en güzel filmlerden birisini izlettin bana ki ne geç kalmışım ben bu filmi seyretmek için... Keşke dedim daha önce izleseymişim, şimdiye kadar 5-10 kez izlemiş olurdum... Hangi filmi dediğimi anladın değil mi? Tooowwwaaaannndaaaaa  :))))) Allahım duygular şelale bende; nerede ağladım, nerede kahkaha attım karıştırdım gitti film boyunca... Büyüksün mirim :))))

Handancığımın filmlerini en sevdiğimden başlayarak anlatmaya başlayayım ben en iyisi ;)




KIZARMIŞ YEŞİL DOMATESLER (1991)

İlk önce kısaca filmin konusundan bahsedeyim size;

Evelyn (Kathy Bates) evliliğin rutininde iyice sıkışmış, kendinden hoşnut olmayan, evliliği ile ilgili çözümler bulmak için çeşitli toplantılara katılıp çözümlemeye çalışan orta yaş üstü bir kadındır. Bir gün huzur evi ziyareti sırasında tesadüfen tanıştığı Ninny (Jessica Tandy) ile yapmış olduğu sohbetlerde Ninny ona geçmişten güzel anılar anlatmaya başlar. Ruth ( Mary Louise Parker) ve Idgie ( Mary Stuart Masterson) nin büyüleyici hikayesini... Evelyn,  Ruth ve Idgie'nin hikayesinden o kadar çok etkilenir ki huzurevi ziyaretleri sıklaşmaya başlar... Aralarında güzel bir dostluk oluşur...

Özete bakınca film çok sıradanmış gibi geliyor değil mi? Ama değil işte...
İçinde çok sıcak dostluklar var, 1920 li senelere aykırı gelebilecek derecede feminizm var, ırkçılık var, kahkaha var, gözyaşı var, umut var... Ne ararsan var yani....

Idgie zaten tek başına şahsına münhasır bir karakter... Onun o erkeksi, güçlü karakterinin içindeki şefkati hissetmek içini yumuşatıyor insanın....

Ruth, allahım sen nasıl kibar bir kızsın.... Bakışlarının sadeliği ve masumluğu beni derinden etkiledi her sahnesinde...

Ninny'nin 80 li vücut yaşında iken nasıl da 20 li yaşlarının ruhunu taşıyor hayretle izledim... Deli doluluğu yaşanmışlıklarla birleşince nasıl da bilgeleştirmiş onu... Muazzam bir karakter ♥ Hoş ben onun Ninny olduğundan da çok emin değilim gerçi ama şimdi hissiyatımı yazıp spoiler vermeyeyim :)))

Evelyn katıldığı toplantılarda gülmekten öldürdü beni mesela... Kıyamam aydınlanacak aydınlanmasına da bir kal geliyordu kuzuma :))) Ama bir towaaandaaa sı vardı ki Idgie'den etkilenmesinin eseri olarak, kaç gündür dilime pelesenk oldu hatırlamıyorum... Uzun süre de geçmez artık....

" Yaşlı olmak için çok gencim, genç olmak için çok yaşlı "
Nasıl güzel bir cümledir mesela..... Geçtiği sahneyi kaç defa izledim bak sayamadım :))))

Film çift zamanlı ilerlemeyi çok güzel geçişlerle kotarmış, her karakterini ince ince işlemiş ve öyle farklı özellikler koymuş ki her birine ekranın arkasına geçip sarılmak istiyorsunuz emin olabilirsiniz.

Yer yer güleceğiniz, yer yer kendinizden birşeyler bulabileceğiniz, yer yer kahkaha atıp hemen akabinde gözyaşlarına boğulabileceğiniz çok etkileyici bir film... Aman haaaa ben şimdi böyle yazdım diye çok büyük beklentiyle ekran karşısına geçip hmm orası da olmamış, burası da olmamış, şunun enerjisi tutmamış demeyin. Vallahi çok haksızlık yaparsınız... Beklentisiz oturun ama seveceğinizden de emin olun gibi bir şey benim dediğim :)

İnanın her sahnesini ayrı ayrı anlatmak istiyorum size ama fazlaca spoiler vermiş olurum ve filmin zevkini kaçırırım....

Sonuç olarak ben bu filmi ÇÇÇÇOOOOOOOOOOOOOKKKKKK SEEEVVVVVVVVDDDDİMMMMMMM ♥  İzlemeyenleri Handan'la birleşip dövebiliriz :))) Şaka şaka, ama mutlaka izleyin dediğim bir filmdir kendisi ;)




THE GOOD LIE / İYİ BİR YALAN (2014)

Yine bir dostluk hikayesi....
Sudan'da 80'li yıllarda çıkan iç savaş neticesinde Amerika'ya yerleşen 3600 mülteci Sudanlının yaşam hikayelerinden yola çıkılarak hazırlanmış bir film. Gerçek hayat hikayelerinden yola çıkılarak filmin çekilmiş olması sahnelerde daha da etkilenmenizi sağlıyor...

Köylerinin gerillalar tarafından yağmalanmasından sonra bir grup çocuk tamamen kendi iç güdüleri ve o ana kadar öğrendikleri bilgileri kullanarak bir yaşam savaşı verirler. Güvenli bir bölgeye ulaşabilmek için açlık ve susuzlukla mücadele ederek binlerce mil yürümek zorunda kalırlar. Kakuma mülteci kampına ulaştıklarında ise 7 çocuktan sadece 4 çocuk kalmıştır; Mamere (Arnold Oceng), Jeremiah (Ger Duany), Paul (Emmanuel Jal) ve Abital (Kuoth Wiel).

Kakuma mülteci kampında uzun seneler geçirdikten sonra Amerika ile ortaklaşa hazırlanan bir göçmen programı ile 4 genç Amerika'ya giderler. Fakat Abital onlardan ayrılmak zorunda kalmıştır, o eyalette kalacak bir aile ayarlanamayınca farklı bir eyalete gönderilmek zorunda kalmıştır.  Artık yola Mamere, Jeremiah ve Paul birlikte devam edeceklerdir... Bir de tabiki kendilerini iş bulmak ve düzen sağlamalarına yardımcı olmakla görevlendirilen Carrie (Reese Witherspoon)....

Filmi bu şekilde özetleyebilirim, çarpıcı bir hikayesi var.

Amerika'ya geldikten sonra bizler için çok doğal olan şeylerin onlar için önemli bir öğrenme ve deneyimleme süreci haline gelmesi filmin bir yandan komik bir yandan da düşündürücü öğeleriydi... Yataklarını ilk geldiklerinde yere serip öyle yatmaları mesela, telefon çaldığında ilk tepkileri gibi gibi...

Carrie rolüyle Reese Witherspoon çok sevimliydi. Sanırım sevmeye başlıyorum bu kadının oyunculuğunu. Yaban ve Big little Lies film/dizilerinde de iyi iş çıkartmıştı...  Bu filmde de gayet başarılı bir performans sergilemişti...  Yardit lakabı bu filmde ayrı bir şirinlik katmıştı sanki :))) Büyük beyaz inekmiş anlamı da :)

Filmde en sevdiğim karakter sanırım Mamere'ydi... Onun o doğruluğu, dürüstlüğü, olaylara bakış açısı, idealleri ve hesaplaşmaları oldukça etkileyiciydi...

Diyorum ya içinizi ısıtacak, gerçekliğinin çarpıcılığıyla bazen içinizi acıtacak, gülümseten ama bir o kadar da ağlatan bir film....

Sonuç olarak ben bu filmi de ÇOOOOKKKK SEEEEVDDİİİMMMM :) İzleyiniz efenim ;)



TRASH (2014)

Raphael (Rickson Tevez) ve Gardo (Eduardo Luis)  Rio'nun arka sokaklarında çöp toplayıcılığı yapmaktadır. Bir gün yine çöp toplarken Raphael bir cüzdan bulur ve onu Gardo ile saklar. İçinde paranın haricinde siyasi bir kariyeri olan Santos'un gizli bilgilerinin bulunduğu bazı şifreler bulunmaktadır. Çok kısa bir süre sonra çocukların peşine de düşerler zaten. Bu sırada Raphael ve Gardo kendilerini saklamayacaklarını anlayınca  Rato (Gabriel Weinstein)'dan yardım isterler. Muhteşem üçlü işte :))

3 arkadaş dürüstlük ve doğruluğun hikayesini yazarken bir yandan da ülkenin kaderini değiştirmektedirler aslında...

Bir an bile gerilimi ve temposu düşmeyen filmde yemin ediyorum tırnaklarımı yedim. Bir ara koltuğun tepesine tünemiş oğlum kaçsana diye bağırmaktaydım ki kendime geldim ahahaaaa :)))

Filmde en sevdiğim karakter Rato'ydu ♥ Onun o itilmişlik, dışlanmışlıkla birlikte diğer çocuklarla duygusal bağ kurması, kıvraklığı, sevimli üçkağıtçılığı şahaneydi.

Planlarına hiçbir zaman uyamamaları ve hep bir spontone B planı ile gitmelerini izlemek hem keyifli hem de heyecanlıydı.

Bir sahnede döküntü bir bilgisayar oyunu üzerine kurdukları hayaller çok sevilesi ve iç ısıtıcıydı....

Olivia karakteriyle Rooney Mara,  Peder Juilliard karakteriyle Martin Sheen filmin bonuslardandı.

Doğruluk her zaman kazanır mı bilinmez ama bu çocuklar gerçeğin peşinde çok büyük bir yol aldılar, küçücük boylarına inat güzel işler başardılar.

Oldukça heyecanlı ilerleyen bu filmi ben SEEEEVVVVVVDDDİİİİMMMMM ve izlemenizi tavsiye ediyorum efenim.

Yazının başını günaydınla, sonunu da iyi akşamlarla bitirerek bir rekora daha imzamı atmaktan mutluyum :))))
Hatta işi biraz daha abartıyım, başka bir yazı hazırlayamayacağımı düşünerek bayramınızı da kutluyum efenim...

Mutlu bayramlar ♥ Küçüklerimin gözlerinden, büyüklerimin ellerinden en kocamanından öperim.
Bayramdan sonra görüşürüz ;)

14 Haziran 2017

Bugünlerde...



Bizimkileri hafta sonu yazlığa götürüp bıraktım...
Pazartesi sabah boynumu büküp döndüm tabiki.. Ama aklım onlarda :)
15 dakikada bir taciz ediyorum ne yapıyorsunuz, beni özlediniz mi diye...


Oğluşla her yaz aynı şeyi yaşarız aslında, ben hafta sonu anneliğine terfi ederim.
Ama bu sene feci koydu :(
Evdeki sessizlik iki günde feci sinirlerimi bozuyor...
Anladım ki hırgür içinde bu sene bana iyice bir yoldaş olmuş oğluş...
Sana yat demeyi özledim dedim bugün sabah telefonda.
Bana telefon açta söyle yat diye çok özlediysen dedi...
Ruhsuz oğlum benim...


Arden Paşayla tam alışmıştık, kaynaşmıştık...
Nasıl bir iletişim zincirim varsa çocukla bir haftada zor kaynaşmıştık...
Şimdi kafamda deli sorular, acaba hafta sonu gittiğimde yine aramıza elektrikli tel mi döşeyeceğiz diye....


İki gündür ne iş yaptım evde, ne kitap okudum, ne film izledim....
Boş boş oturup telefonumla oynadım...
Kafamı kaldırmadan hemde....
Ergenusumun boşluğunu doldurmaya çalışıyorum galiba...


Bakalım bugün akşam ne bahane bulacağım çakılıp kaldığım o koltuktan kalkmamak için.....

Öpüldünüz şimdilik ;)