7 Kasım 2018

Ekim instaları ♥



Pazar dediğin benim için tam böyle birşey de, 
Oytun için aynısını söyleyemeyeceğim. 😜😜 

Oytun ders başında
Şebo kitap keyfinde
Adaletsiz dünya dedi az önce
Haklı
Bunu ona söylemedim tabi ki
Ah çocuğum bugünlerde geçecek
Ve bugünleri mumla arayacaksın desem şimdi anlamaz ki...


Açacağım 😂😂😂


Dipdibegiller ♥


Bugün farklı planlar yapsak da onlara monopoly daha zevkli geldi... 
Otelleri varmışmış, çok zenginlermişmiş, kira gelirleri falan ooooo 😂😂😂 
Para 💰 oyunda olsa bile tatlı vallahi 

Ödül gecesi
Bugün bize dokunmadılar hiç
Kendi kendilerine oynamak daha keyifli geldi
Ve bu saat oldu mızıldamadılar hala telefon diye
Yaşasın


Bu videodan şu sonuçları çıkartabiliriz;
1- Bizimki show yapmaya bayılıyor. 
2- Gıcıklık yapıp sonra da Oytun, Oytuuunnn diye bağrılmasına daha çok bayılıyor. 
3- Özlem öğretmeninin fen dersine daha çok çookkk bayılıyor ✌️ 😉 

Oytun halleri
Yalnız Oytun bir gün üç iki bir sayarken seni de bu yanardağ gibi patlatacaklar 
Yakışıklı Oytunum, güzel Zeynebim ve saz arkadaşları
Eğlenceli deneyler peşinde


Yakışıklı Oytunum ve güzel Zeynebim yine bir gün şakırken adlı çalışmamız ✌️ 
Sahneyi bu kadar sevmelerine bazen şaşırsam da sosyalleşmelerine bayılıyorum 😍

O ses Türkiye olur da o ses Yediiklim olmaz mı hiç... 
Mikrofon sevdası kaçtı bizimkilerin içine
Seneye mezun olsak da bizi yine alın diyorlar
Gönlümün birincileri


Güzel söz ♥


Geleneksel ödül cuması bugün ✌️ (geleneksel deyince pek havalı durdu yalnız 😂😂😂) 
Neyse işte bu ana-kızla tabu oynama gafletinde bulunduk 😩😩😩 
Feci ezdiler bizi yaaa 😤😤😤 

Bir daha sizinle tabu oynayan ne olsun :/


Bu fotoğrafa baktıkça ikisini de sıkı sıkı sarasım geliyor benim 👩‍👦‍👦🌈❤️ 
Sevgi böcüklerim, sırnaşık sarmaşıklarım ♥

tbt  
Foto bu yaz Bozcaada'dan
Beni ekip gittiklerini hatırladım bak şimdi
Zalimler
Ama allahtan böyle güzel anıları kaydetmişler de affettim azıcık
Bizde işler azıcık ters her zamanki gibi
Büyüğün küçüğü beslemesi gerekirken küçük kuşum besliyor abisini 


Kur masayı Madam Despina
Kirli beyaz muşamba örtüleri ser
Çek sediri asmanın altına
Yanında bir ince Müzeyyen Abla

Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
Hamdolsun ❤️ 

Hep çiçeğiz ki biz..
Bu masada bolca kahkaha var
Bolca güzellik
Bolca sevgi
Bolca emek
Birde Nuray var tabi
Doğum günü kızımız


Güüüünnnaaayyyddııınnnn 
Tabi ki bu saatte uyanmadım sadece anca totomun üzerine oturabildim 😂😂😂 

Bugün pazar
Neşe doluyor insan
Tüm işler beni bekliyor ne de olsa
Çamaşır, ütü, toparlanmaca
Hangisini istersen seç seç al...


5 Kasım 2018

Dünün Hikayesi / Bir MİM


Sevgili Handan beni mimlemişti... Hazır boşluğum varken yazayım istedim...
Bakalım dün neler yapmış bu Şebo kişisi....

Şebo bugünlerde yorgun hissediyordu kendini, biraz da bezgin...
Pazar gününü uyuyarak geçirmek isteyebilirdi aslında ama bu hafta evde geçirdiği tek gün pazardı ve yapılacak bir sürü işi vardı...

Sabah 9:30 da uyandı... Evin içinde gezindi bir süre... Yüzünü yıkamadan önce son kez düşündü tekrar kıvrılıp yatsam mı acaba diye ama vazgeçti ve ilk güne başlama serenomisini gerçekleştirdi... Soğuk su biraz kendine getirdi onu...

Mutfağa ilerledi sürünerek, çay demlemeye girişti ilk önce...
Geçen gün tadına bakmadan peynir almıştı... İnanılmaz tuzlu çıktı diye de çok bozulmuştu... Akşamdan tuzunu azaltmak için suda bekletmişti... Hafifçe erimiş peynir suda ama tuzu hâlâ sade yenilebilecek kadar normal değildi... Hemen onu ezdi; içine domates, maydanoz, biber biraz da dereotu doğradı... Dolapta bekleyen bayat ekmeklerinin üzerine kondurdu ve fırına verdi... Bu arada çay demlendi, hemen kendine bir fincan çay koyup içmeye başladı... Arada ince belli bardakla da içer Şebo çayını ama en çok fincanla içmeyi sever... Şekersiz ve açık...

O arada kahvaltıyı hazırlamaya başladı...
Peynir, zeytin, annesinin yaptığı mis gibi kokan reçelleri koydu masaya...
Yumurta haşlayayım bir de dedi ama sadece 3 yumurtası kaldığını fark etti... Markete gitsemiydi ki...
Üşendi...
Evin ergeni kalkınca ona sorayım dedi, şimdi yumurtayı haşlasa belki omlet isteyecekti çünkü...
Domates ve salatalık doğradı... Domateslerin üzerine biraz limon ve zeytinyağı gezdirdi... Biraz da kekik...
Bu arada peynirli ekmekler mis gibi kokmaya başlamıştı... Onları fırından çıkardı... Tabağa yerleştirdi...

Evin ergeni hâlâ devrile devrile uyumaktaydı... Kalk borusu çalınca biraz mızıklandı, kafasına yorganı geçirdi... Şebo biraz bızıkladı, sonra baktı olmayacak yorganı üzerinden çekiverdi... Biraz daha kalkmazsa bir bardak suyla geleceğini söyleyerek mutfağa yollandı... Annesi de öyle derdi ona çocukken, hatırlayınca gülümsedi...

Ergen isteksiz isteksiz mutfağa geldi... Su, bunca sene sonra bile işe yarıyordu, yaşasın dedi Şebo içinden... Yumurta meselesine takılmadı ergen bugün sucuk istediğini söyledi... Hemen onları tavaya attılar... Evet kahvaltıya hazırlardı artık...

Hemen televizyonu açtı sonra, ergene süt kendine çay koydu... Pazar kahvaltısında TV izlemeyi hep sevmişti Şebo... Çocukken pazar sinemasındaki kovboy filmlerini izlerlerdi, güzel günlerdi... Bu kış genelde evin ergeni çok seviyor diye Jet Sosyete takılıyorlardı... Zaman farkı işte...

Saat 11:30 a gelirken kahvaltıyı sonlandırdılar... Ergeni bir emir kipiyle dersinin başına gönderdi salona... O kadar çok ödevi vardı ki ancak yetiştirirdi...

Bu arada o da bir parti çamaşır attı makineye...
Bulaşıkları yerleştirdi makinaya bulaşık makinasını da çalıştırdı...
Sonra yatakları topladı...
Ev temizdi zaten ama mutfağı ve koridoru bir süpürdü yine de...

Evin ergeni mola istedi bu arada... Onu molada banyoya girmeye ikna etti... Yeniden mutfağa yollandı...

Cumartesi günü pazara gitmişti ama pazardan aldıklarını yerleştirmemişti yerine... Hepsini tezgahın üstüne boşalttı, hepsini yıkadı, kaplara koyup buzdolabına yerleştirdi... Bu arada banyodan çıkan ergene bir tabak meyve hazırladı tekrar dersine yolladı...

Ispanakları pişirmeliydi bugün... Hemen onları temizleyip suya bastırdı....
Bu arada çamaşır makinesi durdu, onları astı hemen balkona gidip...
Geldi tekrar yıkadı güzelce ıspanakları ve ocağa koydu yemeği... Bu arada ıspanak köklerini de haşlayıp bir saklama kabına aldı... Çok güzel oluyor yemesi sarımsak, limon, zeytinyağı üçlemesiyle..
Bu arada dün akşam aldığı süt aklına geldi... Onu ısıtıp yoğurt mayaladı...

Ders başındaki ergen mızıklamaya başladı... Onun yanına gitti... Yaptığı testleri kontrol etti... Yanlışlarına anladıklarına baktı sadece, anlamadıklarını öğretmenlere pas etti sorması için... Biraz yağladı, balladı, ödevlerin yetişmesi gerektiğinden bahsetti... Öpüştüler, koklaştılar...

Şebo mutfağa yollanırken, ergenin gazını biraz olsun almıştı...

Ispanak pişmişti, akşam yiyecekleri kadarını ayırdı geri kalanını hemen kavanozladı sıcak sıcak... Karnabaharı ayıklamaya başladı... Bu sefer biraz irice almıştı, birazını haşlamak için ocağa koydu, salatasını da seviyorlardı ana oğul çünkü... Geri kalanını yemek yapmaya başladı... Ama o da ne ayırdığı kadarı tencereye fazla geldi... Fazlalığı ayırdı, kızartmasını yapayım diye... Ama sonra üşendi... Ne yapsam ne yapsam derken internete bakındı, çorbası da oluyormuş dedi, şaşırdı ama hemen tarifi uygulamaya koydu... Soğan ve patatesle birlikte haşlamak için tencereyi ocağa koydu... Bu arada ikinci posta çamaşırı da yıkandı, onları asmaya gitti...
Daha bir posta daha çamaşır yıkayabilirdi ama iki haftadır ütü yapmadığı aklına geldi, boşverdi birden... Çamaşır makinnasını kapattı haftaya kadar... Biraz söylendi... Yap yap bitmiyor diye...

Yeniden mutfağa geldi... Çorba için un kavurdu, üzerine bir bardak süt ekledi, krema gibi oldu... Karışımı kaynayan karnabaharların içine ekledi, blendırdan geçirdi... Son dokunuş olarak karabiber ekledi... Hemen sıcak sıcak onu da kavanozladı... Karnabaharın yemeği de pişmişti, onu da kavanozladı... Dalga geçti kendiyle biraz... Bir karnabahardan 3 yemek, amma ekonomiksin Şebo dedi...

Bu arada ergen yine mızıkladı, hadi gel yemek yiyelim dedi... Akşamdan kalan biraz makarnasıyla mercimek çorbası vardı, onları ısıttı... Yanına hemen semizotu salatası yaptı... Saat 3 olmuştu bu arada...

Ergene yarım saat mola dedi... O mutfağı yeniden toparlamaya başladı...
Bu arada ütü aklına geldi, hadi erteleme Şebo dedi... Açtı hemen koridora ütü masasını... Balkondakiler hariç 3 sepet ütüsü vardı... İlk ergenin formalarından başladı ütülemeye... Birkaç parça da tişört ütüledi... Gitmedi ütü... Yine boşverdi ve yerine kaldırdı ütü masasını...

Ergeninin yanında biraz müzik dinledi, zevklerinin uyuşmadığına bir kere daha karar verdi...
Sonra yeniden kalk borusunu çaldı...
Ergeni biraz abur cubur istedi... Hadi sen başla ben sana sürpriz yapayım dedi...
Mutfağa koyuldu... Ocağa ıhlamur koydu hemen...
Sabah yemedikleri 3 yumurtadan 2 sine kıydı meyveli kek yapıp fırına attı... Yoğurdu mayalanmıştı, kavanozları buzdolabına kaldırdı...
Bu arada bulaşık makinasını boşalttı...
Keki pişti, yanına ıhlamur koydu...
Ergeninin yanına gitti kitabını alıp...
Bu arada saati 5:30 yapmışlardı...
Keyif yapmak biraz onun da hakkıydı...
Tam kitapta birkaç sayfa ilerlemişti ki Tülüşü aradı... Geleceklerini anladı... Hemen ekledi, Berkuş da test kitaplarını getirsin ama dedi... Oytun'un çok ödevi vardı çünkü.. Bunu söylerken oğluna üzüldü... Ama belli etmedi...

Geldiler... O arada çay demlemişti zaten... Çocuklara süt ve kek koydu, kendilerine de çay....
Biraz sohbet ettiler...
Karnabahar çorbası yaptığını anlattı... Tadına baktırdı, arkadaşı da çok beğendi...
O da şehriye çorbasını terbiyeli yaptığını anlattı... Şebo birden gaza geldi...
Hadi gel yapalım dedi..
Tülüşe malzemeleri verdi, kendisi de biraz gezindi mutfakta... Birşeyler yerleştirdi... Bu arada başka bir arkadaşı daha aradı... Ona hadi sen de gel dedi... Yakınlardaymış zaten... Hep birlikte sohbet ettiler... Bir de kahve patlattılar... Çocuklara bu arada mola verdi yine... Onlar televizyonun başına geçtiler, birşeyler izlemek için...

20:30 da onları yolcu etti... Ortalığı yeniden toparladı...
Ergenine son gazı verdi...
Hala duş almadığının farkına vardı...
Hemen banyoya girdi...
Akşam yemeği yememişlerdi hala...
Ergen benim canım istemiyor dedi, kendisinin de canı istemiyordu ama içi rahat etmedi.. Hiç olmazsa çorba içmelilerdi... Hem bugün evde çorbadan çok ne vardı ki... Güldüler birlikte bu söylediğine...

Bulaşıkları yerleştirdi yeniden... Mutfağı tekrar süpürdü...
Ergeniyle biraz yaptıklarını kontrol ettiler... Ödevler yetişmemişti ama saat da 22:30 olmuştu... Olduğu kadar, yapacak bir şey yok dedi... Onu yatırdı....
 Evindeki son rütuşları yaptı... Balkondan çamaşırları topladı... Söylendi, bu kadar ütüyü kim yapacak diye... Tıkıştırdı bir yerlere...

Telefonunu aldı eline, aslında yatsaydı iyiydi ama instagrama bakındı biraz...
Sonra şu Candy Crash oyununu açtı... 1 saatlik sınırsız can kazandı... Söylendi hep gece mi gelecek bu sınırsız can diye...
Amaçsızca onları patlatmaya başladı mutfakta...
Bir ara aklına geldi çayı ısıttı...
Bir fincan çay daha koydu kendine...
Şekerler birer birer patladılar...
Ama takıldı bir yerde, inat etti o leveli atlayacağım diye...
Saate baktığında saat çoktan gece yarısını geçmişti...
Söylendi kendine...
Madem uyumayacaktın, daha faydalı bir iş yapsaydın bari diye...
Bugün yine film izleyemediği için hafifçe mızıldandı...
Yatağa giderken ayaklarını sürtüyordu yine...
Pijamalarını giydi, dişlerini fırçaladı...
Dudağının üstünde bir yerlerde çıkan sivilcemsi uçuğu inceledi bir süre...
İlaç çekmecesinden bir krem aldı, madecasol sürdü üzerine...
Yatağa yöneldi...
Elini telefona atıp son kez bakmak istedi... Sonra az önce kendi kendine söylendikleri aklına geldi... Vazgeçti..
Saate baktı son kez ama
01:30
Kapanış dedi içinden...


Dün bittiyse haydi mimliyorum o zaman;  Ece, Saadet ve Şule mimlendiniz ♥

Bu hafta #44



Günaydınlar efenim...
Saat öğlen oldu Şebo ne günaydını demeyin, ancak fırsat buldum....

Ay sonu, ay başı derken malumunuz yoğun oluyorum... Bu aralar bir de bir işe başlıyorum aklıma bir şey geliyor pat ona dönüyorum ve aslında yaptığım ve yapacağım işi unutuyorum... B12 mi kontrol ettirmem lâzım acilinden... Tabi beynim de azıcık dolu bir sürü vıdı vıdıyla... Kaygı seviyem de yüksek... Birleşince böyle şeylerin çıkması doğal olabiliyor... Ayaküstü teşhisimi nasıl koydum ama 😂😂😂 Bak eskiden böyle değildim, 40 yaşından sonra böyle oldum... 50 yaşımdan korkuyorum, size de teşhis  koymaya başlayabilirim her an, hazırlıklı olun :)))



Dudağımın üstünde kocaman bir şey çıktı... İlk önce uçuk sandım... Şimdi sanki sivilceye benziyor... Şayet sivilceyse bu devasa şey; muhtemelen yağlarım artık içime sığıyor  dışarıya taşıyor demektir.... Bakın bu konuda abuk bir hayalim daha var... Mesela karın bölgesinde yağımız mı fazla, orada bir sivilce çıksa ve biz onu mütemadiyen sıksak ve tüm fazlalık yağlarımızdan böylece kurtulsak 😂😂😂 Tamam saçmalıyorum farkındayım, yüzüme vurmayın hemen... Ruh halim hala iyi değil benim 😘


Cumartesi sabahları işe gitmeden önce pazara çıkma gibi bir rutin edindim son haftalarda... Bu hafta Oytun'la birlikte çıktık. Pazar parasını da ona teslim ettim... Ispanak 1 kilo diyorum pazarcıya bizimki yarım kilo yeter diyor, elma 3 kilo diyorum mesela bizimki 3 kilo çok fazla 1 kilo yeter diyor... Cebine akrep kaçtı birden 😂😂😂 Hele bir yerde çok güzel çiçek gördüm alayım dedim bozulacak şeye niye para vereceksin demez mi.... Koptu bir çatırtı tabi ki... Bu hafta gıdım gıdım aldığımız sebze ve meyveyle nasıl idare edeceğiz bakalım....



Hâlâ Yeşil Peri Gecesi'ni okumaya devam ediyorum, kitap çok güzel ancak ben bu hafta mutfakta daha fazla zaman geçirdiğimden fazla ilerleyemedim... İnşallah bu hafta bitiririm diye planlıyorum...
Bir sürü film yüklettik Oytun'la birlikte ama yine izlemeye zaman ayıramadık... Şu LGS senesini bir atlatsaydık hayırlısıyla...

8. haftaya girdik okulda ancak hâlâ sıkıntılar dinmek bilmiyor... Deneme sınavları yeterince yapılmıyor, çocukların eksiklikleri değerlendirilmiyor, 93246543241. kez ders programı değişiyor ve çocukların bundan okula gidince haberi oluyor gibi gibi... Okul idaresine sürekli sıkıntıları söylemekten yoruldum ama onlar  -cek -cak larla konuşmaktan yorulmadılar... Sabır Şebo diyorum kendime....


Bu haftayı da böyle bir döngüde geçirdik işte... Akşamüstü bir fırsat bulursam bekleyen mimlerden birisini patlatırım size :) İnşallah yani 😉 Hadi ben bir liste yapıp kaçayım artık...
Görüşürüz ♥



* Annemin evine badanacılar girecek, onlara boya seçmem lâzım...

* 2 haftadır ütü yapmıyorsun Şebo, farkında mısın?

* Banka hesaplarını bir düzene sokman lâzım, hesapların ve ödemelerin ucunu kaçırdın sanki...

* Bu hafta herhangi bir yarım işini bitir... Hangisi olursa, iyi hissedeceksin bak kendini...

* Hafta sonu anneni almaya gideceksin yazlığa, mutlaka 2 saat kendine zaman ayır... Sakinleşmene yardımcı olur...

* Faturaları öde...


30 Ekim 2018

Dokunmadan / Nermin Yıldırım


Evet şimdi 2018 senesi okumalarıma (tabi şimdiye dek olanlar arasında) damgasını vuran kitapla karşınızdayım :) Bir çok arkadaşımda defalarca gördüm yazarı, hatta beğenilerini de not etmiştim bir kenara ama ne yalan söyleyeyim bu kadarını hiç tahmin etmemiştim...


 Geç kaldım dediğim, ama iyi ki daha fazla geç kalmadım dediğim bir yazar oldu Nermin Yıldırım...

Kelimeleri kullanış şekli, yazım dili, nüktelerinin güzelliği beni tam on ikiden vurdu diyebilirim... Diğer kitapları da böyle midir bilemiyorum ama okudukça bunu da anlamış olacağım... Sanırım 2019 hedefleri arasında yazarın tüm kitaplarını hatmetmek olacak gibi :) Hissiyatım şimdilik böyle...

Bu kitaptaki kahramanımızın ismi Adalet... Henüz 29 yaşında.... Öleceksin diyorlar Adalet'e... Şaka gibi ama Adalet ölümün soğukluğunu ensesinde hissetmeye başladığı anda ilk günahına odaklanıyor... İlk günahını nerede, ne zaman işlemişti... Bilerek, isteyerek... Belki bu günahı bulsa, özür dilese iyileşekti Adalet... Ruhunu iyileştirecekti... Zaten kısa bir süre sonra iyileştin diyorlar... İyileştin Adalet...

Adalet bunun adı, azıcık takıntılı bir tip... Yine de vazgeçmiyor ilk günahının peşine düşmeyi... Elinden bile isteye kaptığı oyuncak ayı yüzünden acı çektiğini düşündüğü Mahsun'un izini sürüyor... Bir yol hikayesi anlayacağınız... En yakın arkadaşı Hülya ile çıktığı güzel bir yol hikayesi hem de...

İnce ince düşündürürken hatta kendinizi de sorgularken bir anda gülümsüyorsunuz kitabı okurken... Düşünsenize tam çocukluk yaralarına odaklanmışsınız, hissin doruklarındasınız ve bir adamın evleneceği kadının göz rengini "gaita sarısı" olarak nitelendirdiğini okuyorsunuz... Alıyor mu bir gülmek :))

Mesela bir de Sadi Seber var... Hafif bir üçkağıtçı gibi sanki ama kulaklıktan radyo tiyatrosu dinliyor... Sen şimdi bu karakteri nasıl sevmezsin ♥

Kitapta en sevdiğim ayrıntılardan bir tanesi de Adalet'in gazete ve dergilerden dikkatini çektiği haberleri kesip yapıştırdığı defter... Neler yok ki içinde... Kartopu yüzünden ölen adamlar, dondurucuda bekletilen bedenler, fordçular, cinayetler... Ara ara çıkıyorlar... Bize tarihi anımsatıyorlar Adalet ile birlikte..

Birde Sadi Seber'le birlikte bir oyunları vardı ki benim eski ev pencerelerine bakıp içlerinde yaşanan hayatları hayal etmem gibi... İnsan hayal ediyorlardı onlarda... Ne iç yumuşatıcıydı anlatamam...

Şebo çok anlattın demeyin bu anlattıklarım hiçbir şey daha... Öyle spoiler falan da vermedim merak etmeyin...

Kitapta öyle bir ters köşe olacaksınız ki, üstelik bir defa da değil... Bende mesela 2 net, 1 i de ucundan döndü...

Bana daha fazla anlattırmayın en iyisi, okumadıysanız bu seneyi bu kitapla taçlandırın benim gibi...
Kesinlikle ve şiddetle tavsiyemdir efenim...


Haydi şimdi altıçizililerime 😉


* Hayatta bazı şeylerin varlığı, uzun boylu düşünmemek kaydıyla kabul edilir.

* Suç saklansa da, suçluluk kalır. Yastığın üzerinde uykusuzluk lekesi, kalpte kimliği meçhul ağrı, kursakta bekleyen taş gibi kalır.

* Çözülen bir yumaktan ziyade, giyilmekten yıpranmış eski bir hırkayı sökmeye benziyor hatırlamak. Her an olmadık bir noktada düğümlenebilir ip. Kopabilir oradan. Ve bir kere koparsa, bağlansa da aynı olmaz artık.

* Benim derdim, üst katta kimin ikamet ettiği değil, alt katta işlerin neden böyle gittiğiydi. Bir yaratıcı değil, anlam arıyordum. Parçayı değiştirecek bütünden ziyade, bütüne mana katacak bir parça.

* Uzun uzun bakıp da susanların aklından geçenlerden korkmalı.

* Günahkâr Âdem'in hayırsız evlatları böyledir. Nankör ve vefasız. Gidemedikleri şehirlerin ismini gittiklerinden, kendilerini sevmeyen insanların cismini sevenlerinden, gerçekleşmemiş hayallerin hevesini gerçekleşmişlerden berrak hatırlarlar. Kavuşamamak nasıl aşka teşvik ederse, vuslat da günü geldiğinde unutmaya azmettirir.

* İnsan sadece sigara, tiner yahut hap tiryakisi olmuyor ki. Mutsuzluk da bir iptila, yalnızlıktan geberecek gibi hissetmek ya da suçluluk da. Hayat bu, insanın başına her şey gelebilir. Hangimizin ruhunun neye yapışıp çürüyeceğini kim bilebilir?

* Psikoloji ve matematik bilimleri birbirine hiç benzemiyor. Kalple ilgili çıkarma işlemlerinde gidip komşudan bir onluk alamazsınız. Onun yerine tutar kendinizi sıfıra tamamlarsınız.

* Yaşamak, düşmekle kalkmak arasında geçirdiğiniz korkulu, ümitli, telaşlı zamanın adı. Düşüp düşüp kalkma sanatı.

* Haklının sesine tahammül etmek, haksızın zırvasını dinlemekten zordu.

* Gerçi hayat bana öğretmişti; kul kurar, felek gülerdi. Her ilmeğini planlayarak ördüğünüzü sandığınız atkı, gün gelir boynunuza dolanıverirdi. Ölüm diye bir şey vardı çünkü. O varken yarın ne demekti, planlar neye yarardı!

* Size kalbini açmak isteyen birine, saat ve gün bildiremezdiniz. Ne zaman dolarsa o zaman taşardı.

* İnsan en çok kaçmayınca yakalanmıyor. Ve bazen kaçmak yakalanmaktan çok daha küçük düşürücü.

* Sırlar da aşklara benzer biraz. Paylaştığın kişi, ona senin verdiğin kıymeti vermeyebilir. Sen büyüttüğün bir çiçek gibi incitmekten çekinerek ihtimamla sunarsın, karşındaki ağzının kenarıyla teşekkür edip kenara koyar mesela. O zaman anlarsın ki, emanete biçtiğin değer, senin doğurup büyüttüğün, kendi ellerinle yüklediğin hislerin toplamıymış meğer. Taptığın tanrının aslında var olmadığını öğrenmek kadar acıklı bir şey bu. Yüzleşmek istemediğin için de başkasıyla paylaşmaya korkarsın.

* Birine susmasını söylediğinizde sesine, gitmesini söylediğinizde kendisine hasret kalabiliyordunuz.

* Çocukları hafife almayın matmazel. Onlar ki rüyalardan bile yaratıcıdır.

* Ne var ki hasretle beklenen insanlara daha çabuk kavuşulamadığı gibi, aceleyle koşulan yerlere de daha hızlı varılamıyor bazen. Sabırsızlandığında, insanın ayağı en çok kendi telaşına takılıyor.

* Konuşmanın alışmak, alışmanın da sevmek gibi yan etkileri oluyor.

* Sevgi, aşk, özlenmek, bunlar talep edilmez. Sen talep ettiğin için değil, birileri vermek istediği için alırsın alacağın varsa. Kalbin arz-talep dengesi piyasalarınkine benzemiyor.

* Kime Kurban denir, söyleyeyim mi sana?
   ...
   Kurban gibi davranmayı seçene. Yapma bunu Adalet. yapma kendine.

* Bir ayna aslında ne ister? Bakana kendini göstermek mi, bizzat görünmek mi yoksa?

* Görecek kadar kâmil, duyacak kadar dikkatliydim de, cevaplayacak kadar adil değildim.

* Düşmek büyüklerin işi.

* Romanların müsaade ettiğine hayat izin vermez mi?

* İnsan kendini sevmeyi bilmeyince, başkalarınca sevilebileceğine de ihtimal vermiyor işte.

* Genellikle görünmeye çalıştığımızdan daha mutsuz oluyor, çabucak bozulan birer küçük makine gibi ha bire hata veriyor, azıcık toparlandıktan sonra da savruluşlarımızın adına insanlık hali diyorduk.

* Bazı şeylerin yerini hatırlamak, varlıklarına inanmayı kolaylaştırıyor. Mesela kalbin, mesela acının, mesela sevincin, mesela kendi kendimin.

* Hayatta her şeyin zamanını belirlemeye çalışanlar, zaman tarafından cezalandırılmaktan kurtulamıyor.


29 Ekim 2018

Bu hafta #43



Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun hepimizin..
En güzel bayramımız, en anlamlısı....

Bu sene çalışmak zorunda kaldım, o sebeple sabah kutlamalarına gidemedim...
Akşama fener alayını bekliyorum ben de...

...............................................♥..............................................

Bu hafta pek sevimsiz bir hafta geçirdim...
Murphy benimle olmak istedi sanırım tüm hafta...
Artık def ettiğimi düşünüyorum, inşallah maşallah yani 😊

Bazen yanıldığını gördüğüm birinin yanıldığını söyleyememek çok üzüyor beni... Böyle anlarda kendim yanılmayı daha çok istiyorum... Ama olmuyor işte... Bu aralar böyle bir hissiyattayım... Sevdiklerimle sınanıyorum, belki ağır bir cümle ama buna yakın bir şeyler işte...
Geçecek, geçecek diye tekrarlıyorum sürekli içimden...
İzinin kalacağını bile bile hem de... Geçecek desem de kırıldığımı biliyorum çünkü...

Ruh halim iyi olmadığı için çok elim kolum da kalkmadı....
Hâlâ Ayfer Tunç / Yeşil Peri Gecesi'ni okuyorum... Kitap çok güzel başladı ama ben devam edemedim... Kitap okuma ruh haline giremedim...
Film  de yok bu hafta...

Dün örgü başladım sadece... Ufak bir boyunluk öreyim dedim, başarabilirsem tabi... İyi geldi... Rahatlattı...

Oytun'un bu haftaki deneme sınavı çok iyi değildi, ortalamaydı.... Ama ilk defa çabaladığını görmek beni iyi hissettiriyor... Sonuç ne olursa olsun "çabalamadım/n ki" sonucundan nefret ediyorum çünkü... Yapmış olduğum hatalarımın takıntısı belki de... Çocukluğuma inmek lazım bu konuyla ilgili...  Hatta ve hatta sebeplerini ben çok iyi biliyorum da, buralarda anlatıp madara etmeyeyim şimdi kendimi :)))

Benden şimdilik bu kadar... Görüşürüz...
Mutlu haftalar diliyorum ♥




* Bu hafta canın ne istiyorsa onu yap Şebo... Seni azat ettim listelerinden bu hafta...






24 Ekim 2018

Çabuk Büyüme Çocuk / Ergun Hiçyılmaz


Bu aralar elimde yazılacak kitaplar fazlalaştı, üzerimdeki etkilerini yitirmeden bir şekilde yazıya dökülmesi lâzım... Bu hafta elimden geldiğince kitaplara odaklanmaya çalışacağım... Bakalım becerebilecek miyim ;)

Otobiyografi tarzında kitaplara son dönemlerde ilgim artmaya başladı. Bir de üstelik Zeki Müren'in hayatıyla ilgili bir kitap olduğu için tadından yenmez düşüncesindeydim bu kitap için...

Ancak ne yazık ki bu konuyla ilgili hayal kırıklığına uğradım. İçerik olarak daha dolu dolu bir kitap beklentisindeydim... Belki de bu benim meraklarımla ilgili bir beklentiydi... Bilemiyorum...

Kitapla ilgili kısaca bilgi verecek olursam; yazar kitabı 6 bölümden oluşturmuş. İlk bölümde hayatının bölümlerini anlatırken diğer bölümlerde; belgeler, Zeki Müren'in kendi yazıları, şiirleri, filmografi ve 45likleri, fotoğrafları verilmiş..

Zeki Müren'in hayatının anlatıldığı bölüm çok karmaşıktı... Çocukluğunu anlatırken birdenbire radyo günleri girmiş içine, sonra birden ölümü, tekrar başa dönmesi gibi zaman karmaşası yaratılmış. Yazar belki zaman sıralaması yapmadan bazı konuları aktarmak istemiş olabilir ama geçişlerdeki uyumsuzluk benim için kafa karıştırıcı oldu maalesef...

Bir de Zeki Müren'in hayatına giren insanların ayrıntılı biyografilerinin olduğu bir bölüm vardı, bu bölüm gerekli miydi, kişinin adı geçen zaman dilimindeki sayfa altına kısa bir hatırlatma notu düşülemez miydi diye çok düşündüm okurken...

Tüm bu olumsuz düşüncelerime rağmen yazarın dili sadeydi, okumakta sıkıntı çekmedim. Belli güzel araştırmalar yapıp aktarmaya çalışmış ama bendeki hayal kırıklıklarını kırmaya yetmedi maalesef...

Ara ara Zeki Müren'in hayatı beni şaşırtmayı çok iyi becerdi yalnız...
Zamanında, ki hâlâ aynı bence, popularizm bazı kitleleri de rant sağlamak adına harekete geçiriyor... Bir dergi, "Zeki Müren'in ideal kadını kim?" diye bir yarışma düzenlemiş mesela... Baya baya başgöz etmeye çalışmışlar bir nevi :)

Sahne kazaları tabi ki sık sık olmuş ama en ilgimi çeken şarkı söylerken atılan bir konfetinin boğazına kaçması sırasında yaşadığı sıkıntı... Oldukça profesyonelce kotarmış bu durumu ♥

Kitabın sonunu okuyup kapağı kapattığımda, keşke Zeki Müren o Bodrum günlerinde kendi hayatını kendi kaleme alsaymış diye geçirdim içimden... Şu ana kadar onun hayatı ile ilgili tüm merak ettiklerimi ilk elden öğrenmek çok daha keyifli olurdu eminim...

Bu kitapla ilgili hissiyatım bu şekilde benim, dolayısıyla okuyup okumama kararını tamamen size bırakıyorum...

Altı çizililerime geçmeden önce hemen birşey daha eklemek istiyorum kitapla ilgili... Sanat güneşi en güzel lakabıdır takdir edersiniz Zeki Müren'in... Bu sebeple kitap kapağı tasarımına bayıldım ben... Bu kitabın dikkatimi çekmesindeki en büyük sebeplerden biridir. Kapak tasarımını kim yapmış diye özellikle baktım ama bulamadım, kim yaptıysa ellerine sağlık diyorum ♥



Altıçizililerim;


* Bir gece, özlemi içinde yaktığım bir günün gecesine sahnede içli bir şarkı söylüyordum. Ön masalardan birinde annesi ve babası ile birlikte onu görmeyeyim mi? Hemen okuduğum eseri yarıda kestim. Bestesini de güftesini de onun yeşil gözlerinin ilham ettiği "Seni Sevda Çiçeğim" adlı eseri yalnız onun için irticalen okumaya başladım. Seansım bittiği zaman, masalarına alev renkli bir tek gül goncası ile kartımı yolladım. Söyleyeceklerimi bir an için dinlemelerini, annesi ile babasından rica ettim. İçimdeki hasreti, önüne geçilemez sonsuz aşkı ebedileştirmek istediğimi bir solukta söyleyiverdim. Bu dileğimi iyi karşıladılar. Bütün ömrüme hakim olan o varlığın babası bana şöyle diyordu:
   Oğlum senin gibi iyi yetişmiş bir evlada herkes sahip olmak ister. Yalnız, benim bir tek kızımdan başka kimsem yok. Dedelerimin kurduğu ticarethaneyi teslim edebileceğim sağlam bir ele kızımı vermek isterim. Halbuki bizim yollarımız ayrı.

* Aşktan korkan insanlar aşkını saklayanlardır. Ben ise aşktan korkmuyorum. Aşkımı itiraf etmekten çekinmiyorum. Birçoğunuz bana çok kızdınız ve yazdığınız mektuplarda beni aşktan, histen mahrum bir insan olarak itham ettiniz. Halbuki ben, en ağır ithamlarınızı büyük bir aşk içinde okudum. Sizler beni acı sözlerinizle iğneleyip, derin bir sükun ve huzura kavuştuktan sonra acaba benim çektiğim ıstırabı duydunuz mu?

* Doktorun biri gazetenin birine Zeki Müren organ nakli yaptırsın, demiş. Vallahi çok güldüm. O zaman pantolon giyen kadınlar da organ nakli yaptırsınlar kendilerine. Değil mi ama canım?

* Dikkat ediyorsanız sahneye ilk çıktığım günden beri sahne hayatımda şahsi gücümle birçok yeni harekete önder oldum. İlk giydiğim beyaz smokinimi herhalde hatırlıyorsunuz. O zamanlar dedikodu ve tenkitlere vesile olan giyinişimi diğer seneler içinde daha da ileri götürmekten çekinmedim. Şimdi bütün gazinolarda Avrupai dekorlar içinde sanatkarı arzu ettiğiniz, hayal ettiğiniz şekilde seyretmek ve dinlemekten zevk duyuyorsunuz. Her mevzuda, her alanda ilerlemek hepimizin arzusu değil midir?

* Yarışma (1953 Ses Dergisi) kadın sanatçılar arasında olmasına rağmen Zeki Müren de en fazla oy alan sanatçılar arasındadır.
   Bu sonucun iki yorumu olabilir: Birincisi, belirttiğimiz gibi adı geçen sanatçıların musikide bir yere sahip olmalarıdır. İkincisi ise seçime katılan okurların kadın-erkek ayrımı yapmadan Zeki Müren 'i "tek" kapsamda görmesidir. Üstelik kraliçe seçiminde en çok oyu kadınlardan almıştır Zeki Müren.

* Aslında hayat o kadar kısa ki, kargalar kaplumbağalar 300 sene yaşayıp insanlarla alay ediyorlar.

* Zeki sahneye çıktığında ortalık karışıyor, binlerce kadın sevgi ve hayranlığını inanılmaz biçimde ortaya koyuyordu.
   Her şarkı sonunda irili ufaklı, büzgülü ve dantelli, küçük ve büyük, kırmızı veya beyaz, siyah veya pembe sayısız külot ve sütyen birer çiçek gibi havalarda uçuşuyordu.