19 Haziran 2018

MADAME - L.T.F.M. #1


Malumunuz bir maratona başladık, limonata tadında filmler izleyeceğiz... Listeleri de oluşturduk en güzelinden... Keyifli keyifli izleyip yorumlayacağız, birbirimizin filmlerine sulanacağız, katılmayanlara nispet yapacağız 😃😃 Hatta kısaca ben bu maratona L.T.F.M diyeceğim bundan sonra  ;)

Hala ben katılmadım ama diyorsanız, şansınızı kaybetmiş değilsiniz...  Son şansınız, demedi demeyin :)



MADAME (2017)

Film hissiyatına geçmeden önce kısaca filmin konusundan bahsedeyim;
Bob (Harvey Keitel) ve Anne (Toni Collette) isimli çiftimiz kendilerince romantik zamanlar geçirmek için Fransa'da oldukça gösterişli bir malikaneye taşınmışlardır. Sosyete arkadaşlarına da durumlarını ilan etmek mi desem gösteriş yapmak mı desem tam bilemedim ama sonuçta bir yemek vermeye karar verirler. 12 kişiden oluşan bir davetli listesi çıkartılır, herşey kusursuzdur. Son anda Bob oğlunu da yemeğe davet edince tatataaammmm sayı 13 e ulaşmıştır. Üvey anne Anne için bu büyük bir sorundur ve acilen çözümlenmesi gereklidir. Yemeğin başlamasına dakikalar kala evin emektar hizmetçisi Maria (Rossy de Palma) ev sahibesinin sosyetik arkadaşı rolüyle 14. davetli olarak yemeğe katılmak üzere  hazırlanılmaya başlanır. Bu durum farklı hikayelere sebep olacaktır tabi ki... Evin oğlunun herkese küçük şakaları vardır bu konuyla ilgili...

Yer yer komedi unsurlarına yer veren filmimiz aslında içinde hafif bir dram da barındırıyor. Evin hizmetçisi Maria 'nın hikayesine odaklanmışken kimi zaman zengin güzel kadın Anne'nin de ruhsal travmalarını gayet güzel işlemiş.. Zenginsin, güzelsin, eğitimlisin, yaşça büyük kocan tarafından tapıldığın dönemler olmuş hatta... Ama deli gibi korkuyorsun yeni bir genç kız yerini alacak diye... Bir taraftan da çirkin bir hizmetçi kadın var. Sen allayıp pullamışsın... Kadına bir kimlik yaratmış ve aslında hiç de ait olmadığı bir ortama atmışsın ama senin yaratmaya çalıştığın o çirkin kadın yeni bir aşka yelken açabiliyor... Al sana yeni bir travma :)

Diğer taraftan Maria bu yeni durum karşısında bir yandan kendini tanırken bir yandan da mutluluğu tanımaktadır... Aşk onu değiştiriyordur... Ve bu dönüşümü çok keyifli yansıtmış Rossy De Palma... Kadın bir alem :) Ve sanıyorum izlediğim ilk filmi. Daha önce seyretseydım bir yerlerde kesin hatırlardım o burunu. Filmin başlarında gözümü ayıramadığımdan, sahnelerin başka öğelerine çok odaklanamasam da şükür ki sonradan alıştım :) Hatta nereden geldiyse aklıma "Sıfır Noktasındaki Kadın" kitabının kapağı geldi aklıma. Kapaktaki kadında da böyle bir karakteristik bir burun vardı... O kadın bu kadın tabi ki değil ama ben inanılmaz benzettim...

Konuyu dağıttım yine :)

Film bir başyapıt değil, hatta oldukça sıradan, başı sonu belli bir film... Filme Rossy de Palma 'nın kattığı ayrı bir havayla şekil verilse de beni etkileyen sahnelerden birine Toni Collette açık ara imzasını attı. Bir havuz sahnesi var, izlerseniz mutlaka dikkat edin. Orada Anne'nin sevgilisini çırılçıplak izlediği bir sahne... Oldukça sessiz... Sessiz olduğu kadar da kadının gururuyla harmanlanmış çaresizliğini net şekilde haykıran bir duruş... Etkileyiciydi...

Diğer taraftan yemekteki birbirinden çeşit konukların o sofrada harmanlanmasını sevmedim...
Evin babasının maddi bir sıkıntısı vardı, çok üstün körü geçildi... Detaylandırılıp, daha anlaşılabilir kılınabilirdi...
Maria'ya aşık olan aristokrat beyefendi David (Michael Smiley) bu aşktan nasıl etkilendi mesela, Anne ile görüşmesinin sonucunda ne hissetti... Öğrenemedim çatladım anacım :)

Sonuç olarak her ne kadar benim için EHHHHHHHHHHH İŞTE kategorisinde yer alsa da; günümüze uyarlanmış bu Kül Kedisi masalı keyifli bir seyir olabilir...  Maria ile eğleneceğinizden eminim ;)

Görüşürüz ♥






18 Haziran 2018

Bu hafta #24


Bayram tatili de bittiyse hepimiz toplaştık sanırım...
Ramazandı, bayramdı derken buraları azıcık boştu çünkü...

Bugün sabah işe her zamanki gibi sürünerek geldim. Sizi bilmem ama dişimin kovuğunu doldurmadı bu 3 gün benim... Bu sene çok da fazla tatil yapamayacağımı düşünürsek buna da şükretmem lâzım ama bünye nankör anacım :))) Yetmedi diyor :)))



Peki ne yaptım bu 3 günde... Danalar gibi yattım demek isterdim ama yalan :)))
Ufak tefek ziyaretlerin dışında azıcık kakılmışlık oynadım. Dün de şükür denizime kavuştum, hasret giderdim. Güneş arada ceeeee deyip kaçsa da deniz enfesti...



Bu hafta limonata tadında film maratonu filmlerimden "Madame" filmini izledim. Yarın ayrıntılarıyla blogta yerini alacak inşallah. Uzun zamandan beri elime alamadığım kitabımı yarıladım; "Bayılmışım, Kendime Geldiğimde 40 Yaşındaydım". Fena gitmiyor şimdilik...




Arden ve Oytun Paşalarla haşır neşirdik çokça bu hafta.... İşlerine gelince yamacımda olsalar da, işlerine gelmeyince popolarını kıvıra kıvıra gitmelerini izlemek de eğlenceliydi....

Birbirine o kadar zıt iki çocuk ki... Aynı kardeşimle ben :))
Biri susmayı seviyor, diğeri şakımayı... Biri yapış yapış, diğeri mesafeli... Biri şirinlikle işi götürmeye çalışıyor, diğeri tatlı diliyle...  Dediğim dedik, öttürdüğüm düdük olmaları aynı ama :))) 
Aynı anaları dememi bekliyorsanız daha çok beklersiniz 😂😂

Bizden haberler bu kadar şimdilik...  Bu hafta için her zamanki gibi rutinin dışına çıkmama gibi bir niyetim var ama hayat demişler bunun adına... Yaşayacağız ve göreceğiz ;)

Hepinize mutlu bir hafta diliyorum ♥
Umutları yeşertelim, çokça pozitiflenelim... Malum gelecek hafta sonu hepimiz için çok önemli ♥

Görüşürüz 👋👋





* Fotoğraf makinesi :)

* 2 haftalık ütüyü tüketmezsen sana sonraki hafta katlanarak gelecek. İyi düşün bence...

* Kitabını hazır hızlanmışken bitir...

* Oytun'la kavga edeceksin ama verilen testlerin bitmesi için bir çalışma programı şart. Yoksa son düzlükte saç baş yolarsın...

* Çanta biter mi bu hafta, biter, biter... Astarlanması kalsın sadece, hadi bir gayret...




12 Haziran 2018

Limonata Tadında Film Maratonu


Obareyyyy :)

Filmlerle ilgili yeni bir çelınc çıksa da bende hareketlensem azıcık diyordum ki Sibelynka bir maraton paylaşmış. Engineering Vibes ve The Sağlam's düzenlemişler sağ olsunlar... Katılacağım dedim tabi ki...
Kaçıramazdım :)
Gerçi yaz ayları benim için film izlemek için pek uygun olmuyor ama olsun, izlediğim kadar dedim. Hem uyuşukluktan da kurtulmuş olurum ;)

Efenim maratonun kuralları çok basit...

2016-2017-2018 yapımlı 30 tane filmden oluşan bir liste hazırlamak ve bu listeyi paylaşmak.
İzledikçe yorumlayacağız, hareketleneceğiz :)
Maraton 9 Haziranda başladı 9 Eylülde de son bulacak...
Haydi herkes listesini oluştursun ;)
Şimdiden iyi seyirler herkese ♥


Benim listeme gelecek olursak;

1- Wonder / Mucize (2017)
2- On Body And Soul / Beden ve Ruh (2017)
3- Loveless / Sevgisiz (2017)
4- The Wizard of Lies / Yalanlar Büyücüsü (2017)
5- Center of my World / Dünyamın Merkezi (2016)
6- The Commune / Komün (2016)
7- L'avenir / Gelecek Günler (2016)
8- Aquarius (2016)
9- Like Crazy / Deli Dolu (2016)
10- Certain Women /Mutlak Kadınlar (2016)
11- Ağustos Böcekleri ve Karıncalar (2017)
12- Kasap havası (2016)
13- Happy End / Mutlu Son (2017)
14- Blockers (2018)
15- Love, Simon (2018)
16- I Am Not an Easy Man / Ben Senin Bildiğin erkeklerden Değilim (2018)
17- Roman J. Israel, Esq (2017)
18- Summer 1993 / 93 Yazı (2017)
19- The Bookshop / Sahaf (2017)
20- A Fantastic Woman / Muhteşem Kadın (2017)


21- The Midwife / İki Kadın (2017)
22- Öteki Taraf (2017)
23- Mr & Mrs Adelman (2017)
24- Madame (2017)
25- Aşk Uykusu (2017)
26- 120 Battements Par Minute / Kalp Atışı Dakikada 120 (2017)
27- Loving Vincent (2017)
28  The Square / Kare (2017)
29- Lucky  (2017)
30- Maudie (2016)




11 Haziran 2018

Bu hafta #23


Okullar kapandı, Oytun rahata erdi... Bu hafta da yanımda... Tatilini başladı saymıyoruz o sebeple...
Ama tabi bir gevşedik ikimizde...
Bugün ben işe geç kaldım mesela :)

Okul gezisine gitti yine... Sene sonu sağ olsun okullar etkinlikten etkinliğe koşuyor. Ben çok severdim okul gezilerini, o sebeple elimden geldiğince onu da gönderiyorum. Efes-Meyem Ana-Şirince gezip geldiler. Çok mutluydu..
Ergen ergen çay demledi giderken. Yanına termosla aldı. Hah dedim armut dibine düşer. Benim alışkanlıklarımı kendine uyarlıyor... Kopyacı ergen hahahaa ♥

Hafta sonu yine doğaya vurduk kendimizi... Bugün artık 10.000 adım atarım dedim ama nerdeeeee :/ Yarısını biler yapamadım 4599 adımda kalmışım. Bunda bulduğumuz erik ağacının katkısı büyük tabi.  Üşüşüverdik ağacın dallarına; ha topla de topla. Tabi ben sadece bizimkilere torba tutmuş olabilirim ama torba tutmak da önemli iş :))) En organiğinden erik suyu içeceğiz tüm yaz. Ne kadar topladığımızı hayal edin artık 😂😂 Geçen hafta ıhlamur, bu hafta erik derken feci beleşciyiz bu aralar ♥



Sıcaklar iyice bastırdı ve ben hala denize parmağımı sokmadım. Tüm hevesimi bayrama saklıyorum. Çok geciktim bu sene çookkkk....

Neyse efenim bayram üzeri işler sıkışık yine... Şimdilik ben kaçar...
Mutlu haftalar diliyorum herkese...





* Geçen haftadan kalan işleri hallet;  Arden'e oyun kartı, fotoğraf makinesi servise, video kaseti meselesi

* Telefon hattıyla ilgili sorunu hallet mutlaka

* Oytun'un telefon kartını hallet





8 Haziran 2018

Ben bunu yazmam !!! / Mim


Sevgili Derya bir mim başlatmış. Konu o kadar hoşuma gitti ki ben de yapayım bunu demiştim kendi kendime. Ama tabi her zamanki gibi anı anına değil sonraya öteledim bu konuyu. Geçenlerde Derya keşke benim mimi de yazsaydın deyince ötelediğim yazma eylemini ortaya çıkartıverdim :))

Neleri Severek Yazarım ?

Bu konunun cevabı basit :)) Tabi ki her şeyi ...

Blogumu oğluma ithafen açmış olsam da zamanla accuk ondan accuk bundan diye diye baya bir çorbaya dönüştürdüm. Böylelikle konsept konusunda beceriksiz olduğumu da görmüş oluyorsunuz. Çorba konusunda oldukça maharetliyim ama :))




Yaşadıklarımdan, gezdiklerimden, izlediklerimden, okuduklarımdan, hayallerimden, dinlediklerimden, deneyimlerimden gibi gibi her şeyden tutup koyuyorum blogumun içine...
Güzel bir karma çıkarttım galiba, hâla yazmaktan keyif alabildiğime göre 😉


Neleri Yazmam ?

Şimdi yazarken fark ettim ki deneyimlemediğim hiçbir şeyi yazamıyorum ben. İlla burnumu sokmam, ucundan bucağından bulaşmam lâzımmış konuya 😊

Giyim, kuşam, makyaj konularına hiç girmem mesela. İlişkimiz; çıplak kalmamak için giyinmek, accuk elime gözüme bakabilmek için de ruj ve far sürmekten ibaret.

Bu blogta asla yer almayacak konu; kin, nefret, ötekileştirme gibi kötü konular. Yapılan haksızlıklara serzenişte bulunsam da öfke odaklı yazılar yazmayacağımı düşünüyorum.

Bak şimdi aklıma geldi. "Bitenler" yazısı da hiç yazmadım ben. Bu yazmak istemediğimden değil vallahi çok hevesim var. Bir biriktirip fotolarını çekebilsem oooo ne saçmalayacağım ben o konuda da, unutuyorum işte. Verilmiş sadakanız var bence 😂



Eveeettttt  bir mimin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Kimleri mimliyorum konusuna gelince ben gençlerden gideceğim bu sefer ♥

Renkli Şemsiyem 
Arif Öztürk
Mutlu Anlar Kolleksiyoncusu  mimlendiniz efenim ♥

Herkese mutlu, musmutlu bir hafta sonu diliyorum.
Okullu çocuklarımıza da iyi tatiller ♥

6 Haziran 2018

Kırlangıç Çığlığı / Ahmet Ümit


Nisan başında okumuştum Kırlangıç Çığlığı'nı...
Bu aralar her şeyi günü gününe yazamama gibi bir huyum var maalesef...
Tipik Şebo halleri işte... Bu hallerime alıştım, sizi de alıştırdım sanırım...




Komiser Nevzat ile ilk "Beyoğlu'nun En Güzel Abisi" kitabıyla tanışmış ve çok sevmiştim. Hatta o yıllarda Ahmet Ümit'in diğer polisiye kitaplarını da okumak isteğindeydim ama fırsat olmadı...

İkinci deneyimim Elveda Güzel Vatanım ile oldu.. Dönemsel bir kitap olması ve benim tarihle aramın çok iyi olmamasından ötürü biraz süründürerek okumuştum... Kitap güzel ama çok bana göre değildi kısaca...





Kırlangıç Çığlığı'nı ise tamamen tesadüfi aldım. Sever miyim, sevmez miyim endişesi ile kitaba başlarken Komiser Nevzat ile yeniden karşılaşınca nasıl mutlu olduğumu anlatamam :) Sevdiğim karakterlerle yeniden buluşmak hoşuma gidiyor çünkü... İster kitap, ister film olsun bu hissiyatım hiç değişmiyor...

Kitap çocuk parkında bir ceset bulunması ile başlıyor... Çözümlenemeyen bir seri katil davasının devamı gibi gözüküyor cinayet... İlk başlarda çok emin olamasalar da "Köstebek" davasına yeniden bulaşıyorlar Komiser Nevzat ve ekibi... Bir yandan cinayetle uğraşırken, bir yandan da güncel olaylara selam çakıyorlar... Sanırım bu durum tüm Komiser Nevzat kitapları için ortak bir durum... "Beyoğlu'nun En Güzel Abisi" nde de gezi direnişine selam çakmıştı.

Bu kitapta da arka planda cinayet kurgusuna gayet güzel bir şekilde kaynaştırılan Suriye mültecileri ve organ mafyası var... Hatta bazı yerlerde Suriye Mültecilerine siyasal bakıştan çıkıp insanı bakış açısı ile yaklaşması benim sevdiğim öğelerindendi...

Ve sevgili Evgania... Bu kadın her seferinde beni mest etmeyi başarıyor ♥
Meyhanesini hayal etmek bile hoş bir tattı benim için...

Çok çok uzun zamandan beri bu kadar hızlı bir kitap bitirdiğimi hatırlamıyorum. Nevzat'ı özlemişim.. Evgania'sıyla, Ali'siyle, Zeynep'iyle, Janti Cemal'iyle sarmalanmak çok keyifliydi...

Polisiye kitapları severim ama dram benim için daha ağır basar seçimlerimde... O yüzden iyi bir polisiyeci değilim ve katili bulamamam olağandır. Bu kitapta bulduğumdan çok emindim ama :) Kitabı beraber okuduğum bir arkadaşım vardı, o şıp diye buldu mesela... Benimki mi normal, onun ki mi normal bilemiyorum ama şaşırması da güzel be arkadaş :)))

Nihai olarak zevkle okunacak kitaplar arasında yer aldığını söyleyebilirim ♥




Seveceğimden emin olmadan kitabı imzalatmak da ayrı bir konu ama fırsatları değerlendirmek lazımdı... İmza günü olduğunu duyunca koşa koşa gidip bu kitabını almıştım.

Kitabını imzalatırken dumanı üstünde tostunun gelmesiyle konumuz kitap değil tost olmuş olabilir gerçi ama yapacak bir şey yok. Diyete henüz yeni başlamıştım, açtım ve gözüm dönmüştü ne yapabilirim 😂😂 Adamın gözünün içine bakarak o tostun kokusunu bana duyurmadan yemene izin verebilirim demesem iyiydi gerçi... Kıyamam o da açtı muhtemelen ve tostu benden bir kaçırışı vardı ki tam evlere şenliktik hahahaaa :))

Adam kitap imzalayacak, başındaki kadın tost diyor :)))) Açken ben benlikten çıkıyorum, bunu Ahmet Ümit'de anladı işte 😉


Bu kadar gevezelik yeter, altı çizililerimle başbaşa bırakıyorum sizi artık...
Görüşürüz ♥


* Bu dünya acımasız bir yer, insanlar için de köpekler için de, sesinizi çıkarmadınız mı alırlar ekmeğinizi elinizden.

* Dünyayla, hayatla, kendiyle derdi olan insanlar iyidir.

* Biz niye bulaştık bu Suriye davasına Başkomiserim? İnsani yardım tamam, ama sanki savaşın tarafıymış gibi davrandık. Niye? Ne işimiz vardı bizim Suriye'de?

* Kendisinden olmayanlara yaşam hakkı tanımayan idarelerde önce polis teşkilatı kirlenirdi.

* Büyük felaketlere uğrayan insanların büyük acıları kanıksadıklarını okumuştum.

* Kadınlar, ama sahiden seven kadınlar, erkeğin güçlü olmasıyla ilgilenmezler. Seni severler, çünkü yüreklerinde bir yere dokunmuşsundur. Bunu farkına varmadan yaptıysan daha çok severler. Çünkü samimi olduğunu anlarlar.

* İhanetlerin en kötüsü, bedenimizin bizi satmasıdır. Ama ne yaparsan yap, eninde sonunda yapar bu alçaklığı.

* Sevinç çığlıkları değil bunlar, acı dolu haykırışlar. Biliyorsun kırlangıçlar göçmen kuşlardır. Çok hızlı uçarlar. İşte o göç sırasında yüzlerce kırlangıç fırtınaya yakalanıp ölürmüş. Göçü başarıyla tamamlayan kırlangıçlar, geldikleri ülkenin sıcak gökyüzünde uçarken, yollarda kaybettikleri arkadaşlarını anımsar acıyla, öfkeyle böyle çığlıklar atarlarmış.

* Çaresizliğin gözü kör olsun, bizi birer zalime çevirdi.

* Kötü kötüdür Başkomiserim. Suçluları anlamaya çalışmak tamam da merhamet göstermeyin lütfen. Çünkü kurbanlara haksızlık oluyor...