31 Mart 2020

corona günlerinden merhaba #2


Bu günlerde evet böyle bir yazı dizisi çıkartabilirim. Başlıkla ayyy bak ben corona günlerinde ne kadar enerjiğim bak imajı uyanıyor bence :)))

Bugün evde 12. günüm. Bir kere markete gittim o kadar... Bence büyük başarı...

Evde olduğum günlerde belli bir rutine bağlamışım hayatımı fark etmeden... Gram şaşmıyorum özellikle hafta içleri.... Ve hayatımı mutfakta geçiriyorum....

Her sabah saat 8 de uyanış var bizim evde... Bilgisayarımı hemen mutfak masasında açıp iletişimde bulunduğum tüm sigorta camiasına günaydın diyerek bak ben evdeyim ama tam da saatinde mesaime başlıyorum imajını veriyorum....

Göğsüme oturmuş öküzü hiç belli etmiyorum tabi ki kimseye... Kendimi motive etmek için hemen kapıyı pencereyi açıp evi havalandırıyorum. Bu arada ergeni de kaldırıp ayılmasını sağlamak da cabası. Saat 9 da online dersi var malum ebada...

Sabah arayan soran yok, arada günaydınlarıma karşılık geliyor o kadar... Fırsat bu fırsattır deyip yataklarımı topluyorum... Ortalığı elden geçiriyorum... Aklıma milyon iş geliyor bu arada, hmmm bugün bunlardan birini yapayım bari diyerek bir aydınlanma yaşıyorum.... Bu arada böğrümdeki öküzün de yerini azcık değiştirip hafif hafifliyorum....

Oğlanın dersi bitti.... Kahvaltı etmemiz lazım malum....
Açıyorum pc de bir Cem Yılmaz, başlıyorum kahvaltı hazırlamaya... Benimki daha sabah kahvaltısını etmeden akşam ne yiyeceğimizi soruyor... Çıldırmiycim diyorum....

Kahvaltı sırasında arada işle ilgili şeyler çıkarsa da ufak bir telaşe ile hemen yanıtlayıp başımdan atıyorum.... Bu arada ettik mi saat 12 yi...

Sofrayı topla, bulaşık makinasına yerleştir 2 dk iş...

Biraz oturup işle ilgili yapmam gerekenleri hafifletiyorum... O arada bol bol telefon görüşmeleri tabiki... Saat 2-2,5... Kahve zamanı... Kahvemi yapıp balkona çıkıyorum hava iyiyse... Değilse mutfakta pineklemeye devam pc başında...

Bazen iş hiç olmuyor, bu arada twitter, whatsApp, instagram.... Allah ne verdiyse artık... Son dönemlerde ana başlıklara bakıp twitter hemen kapatılıyor... Uzun süre takılınca depresife bağlıyorum çünkü...

Aneym akşam olmak üzere ben salaklanırken... Hemen bir yemek organizasyonu... Akşam yemeği saatini aksatmamak lazım... Saat 6,5-7 sofradayız maaile... Bu sefer haberleri açıyorum TV de...
Bulaşıkları topla, sağa bakın, sola bakın olmuş saat 9...

Kitap okumak lazım; 1-2 sayfa çeviriyorum bırakıyorum...
Şu işi yapacaktım; amaaaannn günler torbaya mı girdi...
Film izleyeyim bari; ayyy film bulamadım...
Dizi; Şahsiyeti bitireyim bari.. Ayyy biraz sonra izleyeyim...
El işi; Battaniyeyi iki dürtüyorum ki içim sıkılıyor....
Dur azıcık görüntülü arayayım milleti... Anam, kardeşim, arkadaşım derken hooop saatler geçmiş...

İki king atayım bari telefonda, nçık canım istemedi onu da...
Ergenin suratını gören cennete kavuşacak zaten... İninde arkadaşlarıyla sürekli meşgul... O da benim gibi takılıyor...

Oytuuuunnn saat 12 ye geliyor oğlum hadi yatalım nidası ve finish :)))

Hafta içimin özeti ahanda budur :)))

26 Mart 2020

corona günlerinden merhaba...


Uzun süredir uğramıyorum buraya... Belli bir sebebi yok.. İçimden gelmedi yazmak, okumak...
Psikolojimi korumaya çalışıyorum, çok başarılı olamasam da deniyorum...

İlk vakanın ortaya çıkmasıyla birlikte bizim ailenin endişe katsayısı yükselmeye başladı. Annem kardeşimin yanına gitmişti ve Mart sonu gelmesi planlanmıştı. Türkiye'deki durumun başlamasıyla Amerika'da da aynı durumun başlaması paralel zamanlarda oldu. Annemin biletini öne mi alsak yoksa kalış süresini uzatsak mı çok kararsız kaldık.  İlk önce kalması yönünde yoğunlaştık. Ancak annemin şeker-tansiyon vb ilaçlarıyla ilgili sıkıntı yaşayacağımızı fark edince süreci öne almaya karar verdik ki teker teker ülkelere kapılarımızı kapatmaya başlamıştık bu süreçte ülke olarak... Amerika ile uçuşlarımızda allahtan sorun yaşanmadan annemi sağ salim getirdik Türkiye'ye... Ben çok korumalı olarak karşıladım onu İzmir havalimanından... Birbirimize temas etmeyi bırak, çok yakınlaşmadık bile... Gerekli olan tüm önlemleri alarak onu evine bırakıp karantinaya aldıktan sonra ben de kendimi kısmi bir karantinaya aldım... Şükür bugün 7. günümüz bitti... Süreci bu açıdan atlattığımızı düşünüyorum ama tabi ki evden çıkmamaya devam...

Bu işin ciddi yönüydü... Şimdi biraz da gülümseteyim sizi...

Annemi havaalanından kendimce olağanüstü önlemlerle aldım dedim ya, sanırım biraz abarttım bu konuda... Kıyamam kuzum zaten sık sık eldivenini maskesini değiştirerek geldi yol boyunca. Son uçaktan inmeden de üzerini değiştirmiş aslında ama ben havaalanının kapısında onu karşıladığımda bir süre beklettim önce. Valizlerini eşyalarını sirkeli sularla, domestoslu mendillerle silerek yerleştirdim arabaya... Beni de mi sileceksin diye dalga geçiyordu ki evet başına geldi :))) Yanıma yedek kıyafet almıştım. Kadını havaalanı kapısının önünde bir güzelim soyundurdum. Fısfıslı bir şişeye koyduğum sirkeli suyu kadının üzerine boca ettim ve güzelce silip yeni kıyafetlerini giydirip arabaya öyle oturttum... Tüm millet işi gücü bıraktı bizi seyretti ve ben gizli çekimle bizi çekmelerinden korktum o an  sadece :)))) Hala sosyal medyada yayılmadığına göre asayiş berkemal :)))



Yurtdışından gelenlere nasıl davranıyorlar kısmına bizzat şahitlik ettiklerimi de anlatayım biraz. Havaalanı sürekli dezenfekte ediliyor, bu konuda herhangi bir sıkıntı gözükmüyor. Sınırlarımızı kapadığımız ülkelerden gelenleri karantinaya alıyormuşuz, havaalanındaki görevlilerin söylediği bu. Ancak annem gibi serbest uçuş olan ülkelerden gelen yolculara böyle bir uygulama yok. Ateşi ölçülmüş, birkaç soru sorulmuş ve 14 gün evde kalması gerektiği anlatılmış o kadar. Evet biz bu konuya harfiyen uyduk ama uymamak da tamamen kişinin tercihi gibi ucu açık bir konumda. Neden derseniz sadece annemi sağlık ocağından aile hekimi arıyor, ona ulaşamazlarsa beni arıyorlar. İkimizin de aile hekiminin aynı kişi olmasından kaynaklanıyor bu durum. Anneme belirtilerle ilgili sorular soruyorlar, evde kalması gerektiğini hatırlatıyorlar ama evdeyim diyip de dışarı çıkıyorsan diyorum ya tamamen kendi vicdanında bu iş kişinin... Şüphe duydukları bazı kişileri görüntülü arayıp kontrol ediyorlarmış aile hekimizin söylediğine göre ama ne kadar caydırıcı olunabilir bu konuda tam muamma... Benim yorumlamama göre bu işin uygulanabilirliği kişisel bilinçten geçiyor sadece...

Bunun dışında hayatımda neler oluyor peki... Sevindirici olarak 7 gündür evden çalışıyorum. Bu benim için çok büyük bir şükür kaynağı... Dışarıya çıkmak zorunda olan onca insanın psikolojisini düşünemiyorum bile... İşe gittiğim süreç içerisinde her akşam psikolojik olarak boğazım ağrıdı benim... Nasıl bir beyin gücüm varsa artık. :\

Önümüzdeki hafta da evden çalışmaya devam etme kararı aldık bugün. Ama ondan sonraki hafta ne olur hiç bilemiyorum. Salgın kaygısının yanında maddi kaygılar da var hayatımda çünkü... Evden çalışmak nakit akışımızı sağlamıyor ne yazık ki... Bu dönemde sigortacılara rağbet yok... İnsanlar boğaz ve sağlık derdinde haklı olarak... Geciktirebilecekleri, erteleyebilecekleri maddelerin başında geliyor bizim sektör.... Kısmet diyoruz artık...

Evde olmak, evden çıkmamakla ilgili bir sıkıntım yok henüz... Kendimi oyalıyorum... Aslında bu süreç bol bol kitap okuyabilmek için çok elverişli ama çoğunlukla kendimi kitaba veremiyorum... Bol bol arkadaşlarımla görüntülü konuşuyorum, pozitiflik yüklemeye çalışıyorum kendime...

Film seyredip kafamı dağıtayım diyorum ama onda da çok başarılı değilim. Dün Şahsiyet'i izlemeye başladım gerçi ama sadece bir bölüm izledim ve bıraktım dizi hoşuma gitmesine rağmen...

Elim sirkeli sudan çıkmıyor. Twitter da gezinmekten kendimi alamıyorum. Balkonda kahve içmeye başlamıştım ki iki gündür havalar kötü balkona çıkamıyorum derken bizde günlük seyir böyle ilerliyor işte...

Benden haberler şimdilik bu kadar... En yakın zamanda tekrar görüşmek üzere...

Akıl ve beden sağlığımızı koruyabildiğimiz günler diliyorum şimdilik herkese... Uzaktan uzaktan öpüldünüz ♥






11 Mart 2020

Balık İzlerinin Sesi / Buket Uzuner


Buket Uzuner deyince aklıma hep "Kumral Ada Mavi Tuna" gelir... İlk gençlik çağlarımın en etkileyici kitabıydı benim için.  O sebeple kendisinin yeri bende hep bir başkadır.

Bu kitap da kardeşiminmiş, annemde bir köşede bekliyormuş. Buket Uzuner ismini görür görmez atladım tabi ki kitaba :)

Kitabı elime aldığımda kuşe kâğıda kaliteli baskısıyla beni benden aldı. Eski kitapların baskısı ayrı bir güzel değil miydi zaten ♥


Anne tarafından Afife Jale baba tarafından Piri Reis soyundan gelen Afife Piri kitabın baş kahramanı... Seçilmiş bir öğrenci olarak adlandırılan oldukça zeki bir kadın... Birleşmiş Milletler tarafından 88 ülkeden 88 seçkin kişinin geldiği o soğuk Kuzey ülkesinde özel bir programla normal insanlardan ayrıştırılıyorlar... Kimler yok ki bu programda; Romain Gary, Jeanne D'Are, Carmen de Cervantes, Brooks Nin, Cyrans De Bergeaaj vb gibi... Geçmişte yaşamış ve tarihe geçmiş ünlü isimlerin ruhlarını taşıyan kişiler...

Ve anlıyoruz ki burası seçilmiş insanların oluşturduğu özel bir kurum değil, bildiğimiz akıl hastanesi...

Kitap burada geçen olayları, kişiler arasındaki ilişkileri, paranoyaları anlatırken sonuna doğru da bir ütopyaya dönüşüyor...

Kişilerin, olayların karmaşıklığı.... Düş ve gerçek ayrışmalarının zorluğu... Kurgusunun zaman zaman zorlaması.... Bunlar benim kitapta sevmediğim özellikleri... Amma velâkin Romain Gary ve Afife Piri aşkının merakı ve sürükleyiciliği de kitabın sevdiğim yanı...

Uzuner sanki tarih boyunca sevdiğim insanları bir kitaba toplayayım, onlara yeni hikayeler biçeyim ve okuyucunun da azıcık kafasını karıştırayım demiş hissine kapıldım kitabı bitirdiğimde... Azıcık distopya, çoğunlukla ütopya, üstüne polisiye serpiştirilmiş tabanına da tutkulu bir aşk oturtulmuş bir yemek gibi düşünebiliriz belki...

Bu tarzları sevenler için uygun bir seçenek olabilir belki ama maalesef bana göre değildi der hemen altıçizililerime geçerim ♥




* Çekici bir insan yaşlandığında da etkileyicidir, çünkü albeninin reçetesinde mistik oranlarda akıl, zarafet, sağduyu ve şeytan tüyü vardır.

* Sevginin en güzeli, en gereksinildiğinde verilenidir.

* Büyük aşklar yaşayabilmek için, çok acı çekilmesi gerektiği söylenmişti bana...

* Eylemler, tıpkı başlıklar gibidir, hiçbir şeyi açıklamazlar!

* Sırlar yani gizler, kendi uydurduğumuz gizemlerdir aslında. Tek tek üzerinde düşünüldüğünde, gizliliği dışında pek önemi, hatta anlamı da olmayan gerçekler yumağıdır onlar. Ama adını 'SIR'layıp, saklamak üzere başımızın tavan arasına gizlediğimizde, artık gizemin albenisi, kendine güvenli gülümsemesiyle, hain-hınzır parlamaya ve bütün gücün kendinde olduğunun bilinciyle ellerini ovuşturmaya başlamıştır bile: kovala beni, sakla beni, kork benden! Anlatmak, sergilemek, açık etmek için çatla, patla ve heyecanlan!

* Tutsaklığımızın adıdır vazgeçilmezlik çoğu kez.

* Yaşlılıkta öğrenilenler aslında daha önce unutulanlardır. (Romain Gary)

* Neşeli, hayat dolu insanların pek çoğu gibi, hüzne ve korkuya gizlice sevdalı olduğumu ayrımsamaya başladım.

* Bakışlar pek çok sözden daha önemlidir. Her bakışın bir anlamı, anlamların sözden derin, eylemden geniş etkileri vardır. Bazı bakışlar öyle gönendirir, öyle mutlandırır ki, her şeyin eskidiği ve unutulduğu bir sayfada yalnızca o bakışın sevinci anımsanır. Kim bakışlarsa çok sivri köşelidir, batar, incitir, kanatır, yarası iyileşse de acısı unutulmaz.

* Dik başlı, problemli, asi ruhlu diye bilinenlerden çok, sakin, saf ve sessiz diye tanınanların dikelmesi irkilticidir.

* Bir insanın birden fazla ana dili olabilir. Annesinin, babasının, okul eğitiminin ayrı dilleri arasında doğup büyüyen bir çocuğun, bütün bu dillere tamamen hakim olsa da, asıl ana dilini belirleyecek tek bir koşul vardır: o da ninnilerinin dilidir!

* Dağınık olabilmek, yalnız yaşamanın ayrıcalıklarından biridir.

* Sevginin aşka yükseldiği yerde, sözcükler albenisini yitirir bazan.

* Düşlerimiz... Arzularımız... Tutkularımız...
   Ne kadarını gerçekleştirebiliyoruz isteklerimizin? Planladıklarımız gerçekleştiğinde ne kadar aslına benziyorlar? Kararlarımızın başında ve sonunda rastlantılar, zayıflıklar ve pişmanlıklar nereye kadar kontrolü elinde tutuyor?

* Bence varolmanın haklı nedenleri vardır.
   1- Azıcık sevgi (eğer),
   2- Bir avuç sevinç (kırıntısı),
   3- Bir çimdik kahkaha (sesi),
   4- Bir beygir gücünde heyecan (titreşimi),
   5- Binlerde birlik anlayış (sanısı),
   6- Hiç biriminde vefa (umudu),
   7- Şaka niyetine dostluk ( bir nisan)
   Hem sonra, "Ağaç vardır/İnsansa varolur.
   Varolmak kendini yeniden yaratmaktır.
   Ve
   Ve aslında her şey yalnızca bir şakadır Afife!
   Hepsi bu.

* Korkuya azıcık fırsat verilmeye görsün, hemen aklın ve fikrin üzerine akar, örter, sımsıkı kapatır.

* İnsan en çok reddettiği şeye yakındır.

* Dürüst ve içten olmanın birbiriyle ilişkisi hiç de sanıldığı kadar yakın değildir. Her dürüst davranışın içten olduğunu, her içtenliğin de dürüstlüğünü savunmak nereye kadar inandırıcıdır?

* Aşk, en etkili inançtır. Aşk çok cesur olmayı gerektirir ve cesareti daima sınar, hep zorlar! Bu yüzden herkes aşık olamaz ve tehlikeye duyulan ilgi, gençlik yıllarında daha yoğundur.

* Kendi başına karar veremeyen, özgür olamaz!

* Yalnızlığın yaratıcı gücünü tanımayanlar, kendileriyle hiçbir zaman tanışamazlar.

* Bir sevgiliye kavuşmaktan daha güzel olan tek şey, sevgiliye kavuşmayı düşlemektir!

9 Mart 2020

bir takım kaktüssel denemeler


Eskiden bu mazlumlara nasıl zulüm ederlerdi...
Ay ne o dikenli dikenli, çok çirkin diyeni bile duymuştur bu kulaklar vakti zamanında...
Ama onlar ne yaptı... Sabırla beklediler... Veeeeee Top 10 da zirveye oturdular :)))

Hepimizde bir kaktüs/succulent severlik hakim şu aralar...
Yetiştirmesi kolay olduğundan evlerimize, ofislerimize girdiler...
Dikenli olmalarına rağmen bence çok sevimliler :))
Hediye olarak ilk tercihlerimden hatta kendileri... Almayı da seviyorum, hediye etmeyi de ♥

Neyse efenim konumuza gelelim.... Bir before-after şeysiyle geldim bu konuyla ilgili:))


Bu paşa hazretleri bir kaç kez devrilmişti ve şekli çok bozulmuştu...
Alt tarafları kahverengimsi olunca hadi ben bunu çoğaltayım dedim. Hatta bu konuda kardeşi de nasibini aldı o gün :))
Tepelerinden hiç acımadan kesiverdim efenim....

Sonra bekledim, bekledim, çooookkkkkk bekledim....
Hiç yerlerinden oynatmadım, az su verdim....
Hatta artık ümidi de kesmiştim ki turuncu saksıdaki yavru vermeye başladı...
Ne kadar beklediğime gelince bu zamanı alması yaklaşık 9-10 ay...
Evet uzun bir süre... Bu zamanı kısaltmanın bir yolu var mıdır hiç bilmiyorum...
Şimdi bu minnaklar analarından ayrılıp yeni yuvalarına yerleşmeyi bekliyorlar ancak biraz daha büyüsünler diye bekliyorum...

Nasibini alan kardeş (sarı saksıdaki) ne durumda derseniz o sürünmeye devam hala.... Ölmedi ama yavru da vermedi henüz... Biraz daha beklesin bakalım, henüz gözüme batmıyor ;)

Bir denedim oldu çalışmasının daha sonuna gelmiş bulunmaktayız efenim....
Sağlıcakla kalınız :)

6 Mart 2020

Şubat İnstaları ♥


"Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz"

demiş ya Nazım... Elbet bir bildiği vardır... 
İçimi umutla doldurmak istiyorum...
Yüzümü gökyüzüne çevirmek,
Güzel günlerin geldiğini görmek istiyorum ♥ 

Gelsin güzel anılar o zaman....

Şöyle havalısından bir yaz #tbt si yapayım bugün bari... 
Şubat sonu sıkılmalarımı kimse anlamasın, ohhhh keyfi yerinde desin 😂😂😂 
Ha bir de ben gezmeyi özledim yahu...

Zeus Altarı
Söylene söylene çıktık 
Söylenen biz değilmişiz gibi  şahane fotolar çektik 
Sonra söylene söylene indik
Söylenengiller miyiz neyiz :)))



O kedi buraya gelecek 😂😂😂😂

Fare mi kediyi
Kedi mi fareyi  
Bence ben üçünü de :))
Gerginim 
Gerildikçe eğlenmeye çalışıyorum 
Merküre bu aralar bişey oluyor mu yahu??



Evet bir kısım olmayan dişlerime çözüm olarak implant yaptırmaya başladım
Evet uzun uzun anlatasım var
Ama uygunsuz bir ifade kullanıp korkutup birilerini diye hiç yazasım yok :\


Hiçbir şey düşündüğümüz gibi değil,
her şey yaşadığımız gibi....



Biz gezerken çok eğleniyoruz maaile...
Ve evet şahane çözümler de üretebiliyoruz :)))
Oytun çek çoccuğum :)))


Görmemişin hakikaten bir oğlu olmuş :)))


Sevgili yılan 🐍 kardiş, hiç bana tıssslama... 
Tısssslaması gereken biri varsa o da benim tamam mı😉 
Bak anlatıyım sana... 
Ergen sabah sabah söylenerek gitti okula, bu tatiller niye kısaymışmış.... 
Hele telefonunu bırakırken inan acı çekiyordu 😂😂 
Akşama telefon ve ders kavgalarımız başlayacak haberin var mı senin :\

Ben tüm negatifliğimle tüm pürüzlü işleri çekiyorum. 
Bak az önce taaaaa 2005 ten geldi gaipten bir ses... 
15 sene öncesine nasıl döneyim diyemiyorsun tabi, müşteri ne bilsin işin imkansızlığını 😫

Oscar amca bir haftaya ödül dağıtacak, filmleri bitirmek istiyorum... 
Kimse demiyor ki Şebo uzat ayaklarını izle filmlerini 😂😂😂 
Bu hafta bir sürü yapılacak iş var aksi gibi üstelik... 
Daha anlatayım mı ister misin? 
Bak bu bıdıbıdıyı uzatabilirim... 
Korktun di mi hahahaaaa :))) 
yüzden otur oturduğun yerde. 
Yoksa seni bi tısssssss bi de hammmmmm yaparım :))



Şebo çok gezince uyumaya niyetlenen masumlar 😂😂😂

Uyumaya mı geldik dedim dinlemediler 
Numaracıların şahı bunlar :)))


Cağğğnımmmmm İzmirrrrr ♥

27 Şubat 2020

Plastik Aşklar


Tiyatro sezonumuz dolu düzgün gidiyor demek isterdim ama maalesef... En azından ayda bir gitsek bari desek de Şubat ayı boş geçti...

Bu oyuna da Ocak ayında gitmiştik ancak henüz yazabiliyorum 😔




Plastik aşklar iki kişilik bir oyun.... Tek perdelik bu oyunda Oya Başar ve Begüm Birgören oynuyorlar...

Konuyu kısaca anlatmak gerekirse eski eş Alev (Oya Başar) ile yeni sevgili Sezen (Begüm Birgören) 'in aşık oldukları adam ortadan kayboluyor. Sezen aşık olduğu adamın eski eşine geri döndüğünü düşünerek Alev'in kapısını çalıyor. Aslında bu sırada Alev de aynı düşüncelerde... Bir nevi yüzleşiyor iki kadın... Bu yüzleşmenin altından başka başka duygular da çıkıyor tabi....




Oyun çok keyifliydi kesinlikle, çok eğlendim....

İki kadının yüzleşmesini o kadar güzel aktarmışlar ki... Çekişmeler, laf sokmalar derken aynı adama duyulan ortak duyguların verdiği hırs...

Kadınlara dair inişler çıkışlar o kadar güzel yedirilmişti ki oyuna... Ve tabi ki ikili ilişki halleri... Mesela size casper diye bir kedi hediye edilirse bilin ki ilk değilsiniz 😂😂😂 Hatta son da olmayacaksınız 😂😂😂

Siz Monalisa güşünü biliyor musunuz peki ? Bak bu oyunda o kadar güzel anlatmışlar ki her gün sabah insanların evden çıkarken suratlarına yerleştirdikleri o gülümsemeyi...

Kelime hafızama yeni kelimeler yerleştirdiler mesela... Sürospu ve malsalak gibi... Argo mu argo evet... Ama nedense bu hali beni çok da rahatsız etmedi...

Begüm Birgören'i dizilerde filmlerde izlemiştim ama tiyatroda başarılı olabileceğini düşünmemiştim. Gayet iyiydi bence... Enerjisi oldukça yüksekti...



Oya Başar'ı "Olacak O Kadar" haliyle severim ben... Sonrasında bir çok dizi de ya da filmde rastladım ama bir türlü sevememiştim oradaki hallerini... Çok abartılı, çok sivri gelmeye başlamıştı bana... Ama bu oyunla anladım ki kadın tiyatro sahnesine çok yakışıyor. Evet mimikleri, vücut dili oldukça tiyatral... Ve bu sebepten ben dizilere filmlere çok yakıştıramıyormuşum....

Oyunun süresi 2 saate yakındı ve kadının enerjisi de oyunun enerjisi de bir kere bile düşmedi... Ağzım açık izledim diyebilirim... Ve deli gibi kahkaha atarak tabi ki... İyi ki varsın Oya başar dedim ♥

Oyunu izledikten sonra ekşide ne yazmışlar acaba diye girdiğimde tüm olumlu yorumların arasında tek bir yorum vardı ve o da "y kuşağına çok hitap etmediğini, ancak yaşlı teyzelerin bu oyunda eğlenebilecekleri" minvalinde bir yorum vardı ki kendisine buradan sesleniyorum. O yaşlı teyzelerden biri benim vallahi 😂😂😂 Ama oyunun hakkını da vermek lazım, kadınlar eğlendirdiler ;)

Sonuçta iki kadın yatırdılar ortaya aşklarını, anılarını, hayallerini... Biri geçmişini hükümsüz kıldı, diğeri geleceğini... Bana da kâh kendimden, kâh yanıbaşımdakilerden parçalar bularak keyiflenmek düştü... Çoğunlukla güldürdü, arada hüzünlendirdi, çokça da düşündürdü...

Şehrinize mutlaka gelecektir bu oyun... Eğer denk gelirseniz kesinlikle kaçırmayın derim...


Kendime not: Okan Bayülgen'i unutma... 
Size not: Fotolar google amcadandır