20 Kasım 2017

güüünnnayyddıınnn ♥



Size şöyle yanık yanık bir günaydın diyeyim istedim 😂😂😂


Çiçekli, böcekli, sevgi pıtırcığı modunda geçsin haftanız ♥
Hava yağmurlu, soğuklar da geliyormuş... 
Fazlaca enerjiye ihtiyacımız olacak 😉


Yeni hafta hoşgelsin, hoş gitsin...
Sevinç nidalarımız bol olsun ✌
Haydi kolay gele herkese ♥


Ben olağan haftalık listemi yapar kaçarım ;)

* Eski gümüşlerini vermiştin, gümüşçüden hala ses yok. Bir git de kendini hatırlat..
* Keteme gidilecek bu hafta
* Romatolog araştıracaksın, en yakın nerede var, sevksiz gidilirse daha iyi olur bulduğun yere
* Oytun rehberliğin çıkardığı haftalık programı nasıl uygulayacağını oturtamadı hala, bu hafta birlikte uygulamaya koy ki alışsın biraz biraz
* Hafta sonu kına gecesi var, sakın unutma... Nikaha gidemeyeceksin çünkü...
* Hafta sonu doktor kontrolün var, iğnelerin var yapılacak offf offff 😔
* Ütü seansını da unutma, birikiyor sonra...

16 Kasım 2017

Gemi turu 2. bölüm / Heraklion (Kandiye)


Heraklion'a saat sabahın 6:30 un da varıyoruz... Bugün Pazar...
Kargalar henüz kahvaltısını yapmadı ama biz hazırız...
Gemi limana yanaştı, direkt inebiliyoruz gemiden... Saat 11:30 a kadar vaktimiz var ve gezilecek çok yerimiz var....
Haydi başlayalım o zaman :)


Kandiye şehri yani Heraklion Girit Adasının en büyük şehri ve adanın başkenti...
Aynı zamanda Yunanistan'ın da 4. büyük kenti...

Hiçbir adada tura katılmadığımızı geçen yazıda söylemiştim. Ya metro, otobüs vs kullanarak ulaşımımızı sağlayacağız ya da taksiye bineceğiz. Henüz bilmiyoruz :) Ne şahane değil mi :)))

Limandan çıkar çıkmaz taksi taksi diye gelmeye başlıyorlar başımıza... Pek yüz vermiyoruz ilk önce... Biri geliyor, diğeri gidiyor... 80 Eurodan kapak açıyorlar ve pazarlığa çok yanaşmıyorlar... Tamam o zaman diyoruz teşekkürler :) Burnumuz yere düşse eğilip almayız biz maaile pazarlık konusunda ahahaaaa :)))
Sonra bir başkası, bir başkası... Anlaşmışlar 80'de :))
Limandan uzaklaşmaya başlıyoruz ki biri daha geliyor... Al aşağı vur yukarı 50 de anlaşıyoruz. Sıkı sıkı da tembih ediyoruz. Bu noktalara gideceğiz, birisini dahi eksik kabul etmeyiz vs vs... Bekleyeceksin değil mi? Gemiye geç kalmamamız da lazım... Sorun yok değil mi?  Okeyi verdi adam :))) Sorun yok gibi gözüküyor. Buralı olan o, yolu da bilen o... Ama biz adama işini öğretiriz ahahaaaa :))) Yol planını da yapıyoruz ve işlem tamam... Yaşasııınnn ✌


Gün doğarken limana çok ta uzak olmayan Venedik Kalesindeyiz...
Venediklilerden kalan eski bir liman burası aslında... 16. yüzyılda şehri Osmanlılardan korumak için boydan boya çevrilen duvarların ucuna da bu kaleyi inşa etmişler...


Şimdilerde kalenin içi restore edilmiş, sergi alanı ve kaleye ait eski zamanlardan kalma birkaç eserin sergilendiği müze olarak kullanılıyormuş...
Ancak biz sabahın seyrinde orada olduğumuz için içini gezme şansımız yok.... Dışarıdan etrafında tur atıyoruz....


Kalenin denize bakan kısmına yapılan "Venedik Aslanı" kabartması  selamlıyor bizi :)


Biz de artistik fotoğraflarımızla onu ölümsüzleştiriyoruz anılarımzda ♥
Selam sana yeniden "Venedik Aslanı"...


Burası aynı zamanda insanların sabah sporu yapmak için kullandıkları bir alan haline gelmiş zamanla... Düşünsenize sabah yürüyüşünü tarih ve denizin buluştuğu bir noktada yapıyorsunuz... Hayal ettim de keyifli olsa gerek ♥

Şehre doğru baktığımızda maalesef burası da çok katlı binalara yenik düşmüş...  Kentleşme dedikleri beton yığını :(


İkinci durağımız Agios Minas Katedrali ya da diğer adıyla Aziz Minas Kilisesi....
Aziz Minas'ın Heraklion kentinin koruyucusu olduğuna inanıyorlar. Almanlarla 1941 yılında girdikleri savaşta kilisenin avlusuna iki tane bomba düştüğü halde patlayıp zarar vermemesini Aziz Minas'ın kutsallığına ve koruyuculuğuna bağlamışlar...


Pazar olması sebebiyle Pazar ayinine denk geliyoruz...


Aziz Minas Kilisesi özellikle tavan süslemeleri ile ünlü...


İnce ince işlenmiş...
Büyülü bir atmosfer....


Kilisedeki ayinden dolayı çok fazla önlere doğru giremiyorum insanlara rahatsızlık vermemek için... Ayinle birlikte kenarlarda gezinmek bile keyifli ama...


Oytun her zamanki gibi mumların başında...
Dilek dilemeyi seviyor, annesi gibi ♥


Kilisenin etrafını gezerken anlatıdaki bombaya rastlıyoruz...
İnsanların savaşlarda her zaman bir güce ve savaş sonrasında da birlik ve beraberliklerini korumak amacıyla kahramanlık hikayelerine ihtiyaçları vardır diye düşünüyorum ben...  Bu bomba da o günlere ait iyi bir hatırlatıcı olmuş...


Avluda gezinirken yine bir kediye rastlıyor Oytun....
Buranın ev sahibi benim edasıyla kurum kurum kurulan minnoşla uzun uzun bakıştılar... Bana da bu anı kayıt altına almak düştü :)


Ve şimdi de Morosini Çeşmesindeyiz yani Aslanlı Çeşme...


Ne yalan söyleyeyim bu çeşmeyi daha büyük hayal etmiştim ben... Bu konuda biraz hayal kırıklığına uğradım...

1628 yılında Venedik Dükü Francesco Morosini tarafından  yaptırılmış... Yaptırıldığı dönemde çeşmenin tepesinde Poseidon heykeli bulunmaktaymış... Adayı Türklerin ele geçirmesinden sonra heykel kaldırılarak yerine şadırvanla yükseltilmiş ancak Türklerden sonra şadırvan da kaldırılmış ve çeşme bu haliyle kalmış...


Çeşmenin bulunduğu Lions Square yani Aslanlar Meydanı etrafında irili ufaklı bir sürü cafe ve restaurant konumlanmış durumda...  Ve Pazar günü için sabahın kör saati diyebileceğimiz bir zamanda  tıklım tıklım :))) Muhtemelen bizim gibi turist hepsi...


Ve biz sabahın bu saatinde bougatsa  yemeden geçemiyoruz bu meydandan :)))
Bougatsa Girit'in meşhur tatlısı ve burada da bunu en iyi yapan yer Kipkop'muş... Daha önce gelenler öyle demişler biz de onların tecrübesine güveniyor ve burada yemeye karar veriyoruz... Hamuru milföy hamuru gibi yada bizim sokak böreklerimiz gibi diyeyim, içinde irmikli bir muhallebi var. Keçi peyniri de varmış gerçi ama ben çok tadını alamadım peynirin... Tuzlu-tatlı karışımı bir tatlı yani... Hafif ama... Bizim laz böreğini andırıyor sanki.. Pudra şekeri ve tarçınla servis ediyorlar ve genelde kahvaltıda yiyorlar...
 Fikrimi beyan ediyorum, sevdim 😏 Kardeşime göre ise lüzumsuz bir tatlı 😃 Anlayacağınız bu tatlının güzel olup olmadığına ancak siz karar vereceksiniz... Zevkler ve renkler meselesi ;)


Bu kadar mola yeter deyip tekrar yola koyuluyoruz...
Çeşmeden aşağı indiğimizde şimdiki Heraklion  Belediye binasını görüyoruz... Eskilerde kentin yönetiminde ve ticari faaliyetlerinin yönetiminde önemli bir yere sahip Venetian Loggia yani Venedik Loca'sı binası...



Belediye binasının karşısında tanıdık bir isim göz kırpıyor bize :)))
İzmir'in kebabı meşhur değildir gerçi ama bizim taraflara İzmir'le selam göndermişler belli...
Sempatik geliyor orada İzmir yazısı bize ♥



Hemen yukarısında da Aziz Markos Bazilika var. Şimdilerde sergi, konser gibi kültürel faaliyetlerde kullanılan bir sanat galerisi ve belediyeye ait... Yeni adıyla Vasiliki Agios Markos Municipial Art Gallery...

En son okuduğum Sunay Akın'ın "İstanbul'un Nazım Planı" kitabında özellikle Kız Kulesi ile ilgili bir çok atıfta bulunmuştu Turizm ve Kültür Bakanlıklarına... Bilmemkaç metrekare inşaat olanı çıkardıkları ihalelerde tarihi binalarımızın cafe ve restaurant işletmeciliğinde perişan edildiklerine dair güzel tespitleri vardı... Şimdi bu yazıyı hazırlarken o aklıma geldi birden... Biz ihaleyle peşkeş çekiyoruz, elin gavuru dedikleri adamlar sanat galerisi yapıyor tarihi binalarını... Çok kıskanıyorlar bizi çookkkk....

Neyse geziyi siyasete karıştırmayalım ve aşağıya doğru yürümeye devam edelim biz ;)


Şimdi de Agios Titos Kilisesindeyiz...

Aziz Minas Kilisesi kadar gösterişli değil bu kilise...
Bu kilise Osmanlı döneminde işgal edildiği dönemde cami olarak kullanılmış ve Vezir Camisi olarak anılmış o dönemde... Türklerin adadan ayrılmasının akabinde minare yıkılarak tekrar kilise olarak ibadete açılmış...



Aslanlı Çeşme, Venedik Locası, Aziz Markos Bazilikası ve Agios Titos Kilisesi aynı cadde üzerinde ve yürüme mesafesi olarak birbirine çok yakın...

Şimdi geldiğimiz yerden yeniden yukarı doğru çıkıyoruz... Caddenin üst tarafında kalan Osmanlı döneminden kalan şadırvan ve Venedik döneminden kalan çeşmeye doğru yol almamız lazım...


Valide Sultan Cami şadırvanındayız şimdi... Büyük depremde cami yıkılmış şadırvanı kalmış sadece maalesef...


Camisi kalmadığı gibi suyu da yok şadırvanın maalesef... Eskiden tepesinde karlık dedikleri yere kar koyarak buz gibi su akmasını sağlarlarmış halbuki...


Ve şadırvanın tam arkasında bulunan Bembo Çeşmesi...
Oytun bilindik heykel pozunu veriyor tabi ki...


Bu arada dükkanlar yeni yeni açılıyor nihayet...
Biraz da ne var ne yok diye dükkanlara da bakmak lazım tabi ki ♥


Açık bulduğumuz dükkanlara dalıyoruz hızlıca... Ne incelesek kâr kârdır :)))
Üst sağdaki bebeklere bayıldım mesela ben... Çok güzel duruyorlardı...


Hehheeeeeeeheee :)) Tabi ki baykuşlarım ♥,
Çok da oyalanmamak lazım ama... Zaman kısıtlı malum...

Şimdi sırada Heraklion'un en önemli yerlerinden biri var.....



Heraklion Arkeoloji Müzesi....

Demir kapılı girişine bakmayın siz, içeride bir tarih var...

1856 yılındaki büyük depremde yıkılan bir manastırın yerine yine manastır planlarına sadık kalarak yeniden yapılmış bina.  Manastırın bazı kalıntıları hala bahçede bulunuyor...


Girit tarihinin her döneminden eserler barındıran bir müze... Neolitik Çağdan Roma dönemine kadar 5500 yılı aşan bir kronolojik dönemi kapsadığı söyleniyor... Özellikle Minoan (Minos) döneminin en önemli eserleri bu müzede yer almaktaymış...


Biz müze gezmeyi de eğlenceli hale getiririz ve uyarıyı da alırız :)))
Yukarıda gördüğünüz boğa figürü Minos dininin temel öğelerinden.... Tabi ki dalga geçmek gibi bir niyetimiz olmasa da Oytun bu figürün önünde parmaklarını kafasında boynuz yaparak fotoğraf çektirmek istedi ve tam çekim aşamasında da görevliler tarafından yapamazsın uyarısını aldı :)
Ve o uyarıdan sonra kulaktan kulağa fısıldayarak bize aralıksız gözetmenlik yaptılar..... Göz hapsi bizim moralimizi tabi ki bozmadı :)) Onlar baktıkça bizi bir gülmedir aldı kardişle :)))

Kesin bize deli demişlerdir :)))

Bu arada aşağı sağda gördüğünüz metal plakalar para... Zenginlerin haline acıdım o paraları görünce ben, taşıması oldukça zor olsa gerek...


Çift taraflı kutsal Minos Baltaları ve Oytun ♥



Müzenin en çok hoşuma giden bölümü bu mozaiklerin olduğu bölümdü...
Görseli yansıtmak adına gerçek mozaiklerden kalan bölümü resimle canlandırma yapmışlar ve bakmaya doyulamayacak eserler bulunmaktaydı bu alanda...

Bu arada fotoğraf çekmek bazı alanlarda serbest olsa da bazı alanlarda yasaktı.... Tabelalarla uyarı yapılmakla birlikte fotoğraf çekilmesi yasak olan bölüme girişte mutlaka uyarıyorlardı...

Ücreti ile ilgili hemen bir dip not düşeyim buraya unutmadan. Kişi başı giriş ücreti 15 €. 18 yaş altı için ise ücretsiz ♥ Ancak hemen bir ayrıntıyı belirtiyim. Taksi şoförü bu konuda bizi uyarmasaydı bilmiyorduk çünkü... Arkeoloji Müzesine aldığınız biletle Knossos Antik Kentini de ücretsiz gezebiliyorsunuz. Dolayısı ile buraya yolunuz düşerse ilk istikametiniz müze olmalı...

Bu müze hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz resmi sitesi burada...


Knossos Sarayı'nın maketini gördükten sonra Antik Kente doğru yol almamız lazım artık...


Knossos Sarayı İngiliz Sir Arthur Evans tarafından 1900 yılı civarında ortaya çıkarılmış...
Minos Uygarlığına başkentlik yapmış bir antik kent...



M.Ö. yıllarda yaşadığı iki büyük depremle tamamen yok olmuş ve kazı çalışmalarıyla yeniden ortaya çıkmış...


Antik Kent çok büyük bir alana sahip... Yönlendirme yollarla kentin her yerini gezme şansına sahip oluyoruz...


Yer yer renklendirilmesi ise tarihi yere ayrı bir güzellik katmış...


Duvarlardaki fresk resimler orjinal halleri değil... Orjinal halleri Arkeoloji Müzesinde sergileniyor...


Burası Taht Odasından bir kesit... Bu şekilde bazı alanlar gerçek haliyle sergilenmeye çalışılmış ve Minos'ların yaşam halleri sergilenmeye çalışılmış...

Saray hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz buraya bakmanızı tavsiye ederim...  Tarihsel mevzuları anlatmak çok bana göre değil çünkü ;)


Artık bu şehre veda etme zamanı geldi....
Hızlı hareket edip gemiye yetişmemiz lazım ama çıkışta taksimizi bir süre aramak zorundayız :))) Kendisi frappe içmeye gitmiş sanırım :))) Keyfine düşkün adamlar ne de olsa... Biz bu arada ne senaryolar yazdık bu konuyla ilgili ama kendisinin bu panik halimizden haberi olmadı :)))

Bu arada antik kent çıkışında küçük küçük hediyelik eşya dükkanları da var ama ben fotoğraflarını çekmeyi unutmuşum.... Bu hariç tabi ki  😅


Devam edecek efenim ♥


14 Kasım 2017

Gemi turu 1. bölüm / Patmos Adası


Ağustos ayında çıktığımız geziyi nihayet anlatmaya başlayabilirim 👏👏
Aslında sıcağı sıcağına geziyi yazmak çok daha güzel olabilirdi ancak yaz aylarının yoğunluğu, daha sonra fotoğrafları düzenleme faslı vs derken taaa bugüne kadar geldik. Şimdi yavaş yavaş fotoğrafları tasnif etmeye, düzenlemeye başlamışken hadi Şebo yaz artık dedim :)

Bu gemi seyahatini size ada ada anlatmaya çalışacağım. En son olarak da gemi hayatı ve gemi yolculuğu ile ilgili ufak tefek notlarla birlikte adalarla ilgili hissettiklerimi yazıp konuyu kapatacağım inşallah...

Hazırsanız başlıyorum sizi gezdirmeye ♥
Bol fotolu, uzun bir yazı dizisi olacak, sıkılmayın tamam mı :))



05 Ağustos günü Kuşadası'ndan Celestyal Olympia gemisi ile hareket ettiğimizi hatta ve hatta anneciğimin aceleciliği sebebi ile ilk sırada olduğumuzu da instagramdan duyurmuştum cümle aleme :)))



Ne acelemiz vardı ki diye söylensem de tatlı tatlı, gemi seyahatinin bir çok kısmında ilk olmak işe yarıyor... Kesin bilgi :)

Gemiye ne kadar erken bindiğimizi düşünün ki odamıza yerleştikten sonra kahvaltıya yetişiyoruz, yaşasın :)))  Biz ehli keyif kahvaltımızı bitirirken gemi düdüğünün sesi geliyor, yol almaya başlıyoruz....

İlk durağımız Patmos olacak...


Bu arada bizim bu seyahatimize ev sahipliği yapan Celestyal Olympia gemisi tek bir limandan dolarak kalkıp tekrar aynı limanda yolcularını boşaltan bir gemi değil.. Her limanda bir sirkülasyon var ve gemi bir sezon boyunca sürekli hareket halinde...


Saat 16:15 te Patmos adasına varacağız... Bu sebeple ilk gün heyecanıyla geminin keyfini sürmeye başlıyoruz...

Oytun havuz havuz diye tutturmasına rağmen, havuza parmağını dahi sokmadı... Havuzu oldukça küçük bulduğundan olabilir sanırım... Tüketebildiği kadar içecek ve aburcubur tüketmek derdindeydi ki baktım mide fesatı geçirme ihtimali yüksek hemen sınırlamaları koymak zorunda kaldık :) Tüm sınırlamalara rağmen gemiden hiç ayrılmasam da olur ruh halindeydi...

Bazı adalara gemi yanaşamadığı için botlarla ulaşım sağlanıyordu ve bunun için sıra almamız gerekliydi. İşte burada ilk sıraları kapmak çok önemli; çünkü sınırlı saatlerle kısıtlı olduğumuz için zaman çok önemli... Patmos adasına gitmek için ilk sıralarda alıyoruz bot sıramızı.. Yine yaşasın 👏👏👏


Kara gözüktü ♥
Patmos adasına yaklaşıyoruz....


Biletlerimizle botlarımıza biniyoruz ve kısa bir süreliğine gemimize hoşçakal diyoruz...


Saat 21:00 de son bot gemiye doğru hareket edecek... Adayı gezmek için yaklaşık 5 saate yakın bir süremiz var...

Bu arada uğrayacağımız limanları gezmek için ayrıca tur düzenleniyor ve ekstra bir ücrete tabi. Biz o turların hiç birine katılmadık. Son yazımda nedenlerini ve detaylı açıklamalarını yapacağım uzun uzun ;)



Ve Patmos limanındayız ♥

Biz şu an adanın Scala kısmındayız ve burada aheste aheste gezmeye karar veriyoruz hep birlikte. Patmos zaten küçük bir balıkçı köyü gibi... Doğası ve mimarisiyle ama en başta sakinliğiyle tercih edilen tatil beldelerinden biri... Buraya gezmek için belki değil ama kısa süreli sakin bir tatil yapmak isteyenler hiç çekinmeden gelebilirler...


Sokaklarda sağımıza solumuza bakına bakına azıcık gezelim... Adanın sakinliğini bozmayalım :)


Bizim gezilerimizde en büyük zaman kaybımız sanırım fotoğraf çekmek için ayırdığımız süre :) Seviyoruz birbirimizin fotoğrafını çekmeyi...
Düşünün şimdi güzel bir yer bulduk...Hepimiz tek tek ya da ikili üçlü çekilip bir de çiçek böceğe takılınca ben al gitti 10 dakika...

Formülü bulduk ama.. Ben ya da kardeşim fotoğraf makinasını tutup haydi dediğimizde sırayla tek tek geçiyoruz aynı mahale... Koşar adımlarla ahahahaaa :))) Sonra fotoğrafı çekeni de çektik mi tamamdır...  Bu arada nasıl komik bir hal aldığımızı bize bakanların gülümsemelerinden anlayabiliyoruz tabi ki :)))


İlk önce sahil kenarında geziyoruz deniz boyunca...
Gezeceğimiz adalarda sadece bu noktada denize girebiliriz aslında... Diğerlerinde denize girmemiz zamandan dolayı çok mümkün değil. Ama biz bu ayrıntıyı atlamışız tabi ki ilk gün acemiliğinden :)

Olsun ayaklarımızı sokarız biz de :))


Bu arada hemen dip not olarak ekleyeyim... Bütün gezimiz boyunca fotoğraf çekerken hiç zorlanmadık... Türkiye'de çıktığım gezilerde bir yerin fotoğrafını çekerken dakikalarca beklediğim olur. Ama burada nereyi çekmeye çalışırsam çalışayım sanki DDUUURUUUNNN diye bağırmışım gibi insanlar bekleyip fotoğraf çekiminin bitmesini bekliyor sabırla... İstisnasız hem de... Bazen yoldan geçen bir arabanın bile beklediğine şahit olup şaşırmışlığım var bu gezide ♥


Araba demişken ada araçlarının şirinliğine bakar mısınız lütfen :)


Şimdi ara sokaklara dalıyoruz artık...
Biraz adada yaşamayı hayal edeceğiz...



Ve ilk daldığımız sokakta dikenli incir cennetine düşüyoruz :))
Sadece bakıp, poz verdiğimizi sanmayın sakın... Lüpletirken fotoğraf çekmek aklımıza gelmemiş :)
Dikenlerini ne yaptınız demeyin annecim sağolsun çok marifetlidir bu konuda... Civcivlerini itina ile besledi ♥


Bir kedi gördüm sanki ♥


Evlerin hepsi birbirinden güzel ve istisnasız her ev deniz manzaralı ♥
Ada halkı çok şanslı...


Sokakların güzelliğine bakar mısınız....
Çizilmiş gibi sanki ve çok temiz...


Huzur ve aşk koydum bu yolun adını ♥


Her köşebaşı ayrı bir mest konusu...


Ve tekrar aşağı iniyoruz...


Üzerinize üzerinize gelen çok büyük bir kalabalık yok gördüğünüz gibi...


Kediler bile çok huzurlu bu adada :)



Dükkanların her biri ayrı güzellikte...
Ve de geneline bakarsak birbirinden iç açıcı objelerle süslü...


Olmazsa olmazım baykuşlarımla birlikte daha güzeller tabi ki :)))
Kitapçının şekerliğini fark ettiniz mi bu arada ♥


Ve uçan kızlarımla birlikte gemiye uçma vakti artık :)
Yarın başka bir adada gözümüzü açacağız...
İyi dinlenmek lazım ♥

Enerjiniz bol olsun 👍