25 Eylül 2018

Bu hafta #38


Başlığı atarken 2018 i de yiyoruz dedim.. 38 hafta geçmiş  gitmiş...
Çocukken ya da genç kızlığımda "sıkıldım" lafını çok kurardım.. Farkında mısınız artık sıkılmaya bile vaktimiz yok :/


Geçen sene bir nevi mecburiyetten özel okula kaymıştık...  Hatta kendime uleyn Şebo amma önyargılıymışsın demiştim... Kimse alınmasın ama özel okulların çok da bi halt olmadığını düşünmekteydim... Geçen sene bu düşüncelerimden dolayı utandığımı bile itiraf edeyim... Meğer olumlu düşüncelere geçişimdeki sebep tamamen idareciler ve onların doğru yönetiminden kaynaklanıyormuş... İdareciler değişti güpgüzel düzen bozuldu.... "Ben geldim, ben buranın yöneticisiyim, benim düzenim, hmmm, şşşttt, ben en iyisini yaparım.." diyen insana hangi derdinizi anlatabilirsiniz ki... Çocuklar saçma sapan şekilde okula erken başladılar, anladık bu özel okulların geleneksel göz boyama taktikleri... İşe yarasaydı hiç olmazsa... Onu geçtim okulların 2. haftası biz hala saçma sapan konularla uğraşıyoruz... Oldum olası şu WhatsApp gruplarına karşıydım karşı olmasına da, sessize alır kurtulurdum ama sonuçta bazen işe de yarardı bir şey sormak istediğimde... Bu sene grupta velilerin yorum yapmasını kısıtlamışlar, soru bile soramıyorsun 😂😂😂 Onlar söyleyecekler biz dinleyeceğiz sadece... Pehhh...

Egosu yüksek ve çok bilmiş insanlarla uğraşmak zor... İsyanlardayım arkadaş....
Ne yapacaksın Şebo peki, kafayı kırmadan sabırla çocuklar için uğraşmaya devam edeceksin.....


Geçen hafta Akçay kaçamağı yapsam demiştim ya, şükür yapabildim... Ahanda işte böyle pek güzel yüzdüm 😉 Aman deniz bir güzeldi, bir güzeldi... Hatta dedim ki "Şebo sen şimdi burada pek keyifli yüzüyorsun ya Pazartesi de seni işyerinde yüzdürecekler..." Şom ağızlıyım arkadaş...  Pazartesi alttan-üstten fenaydım... Ya zehirlendim, ya da bilmiyorum işte.... Bir yandan da işyerinde yalnızım, gelen-giden tam bir cümbüş...Bugün biraz daha iyiyim ama dayak yemişlik hissi hâlâ devam...


Ev toparlamaca işleri şükür bitti... Salondaki yığın kaldırıldı, verildi, atıldı... Bu toparlanmacada tam 42 parça eşyadan kurtulmuşum.... Bir o kadar da satılacak eşya çıkarttım, tabi satılırsa :)))
El atmadığım sadece mutfak dolapları var, hoş bu yaz temizlemiştim güzelce içlerini ama yine karıştı... Sadece düzenleyeceğim, o kadar...
Bu hafta mola artık, zaten keyfim yok... İyice kaçırmayayım keçileri...


Bizim ergendeki okul enerjisi maksimumda... Okul gevşek ya pek mutlu...
Uzun uzun tenefüslerde bol bol top peşinde koşup leşe dönüyor sadece...
Bir de bir müzik dinleme sevdası başladı... Ders çalışırken, uyurken, banyoda, tuvalette, kısacası her yerde... Ya takıyor kulaklığı ya da ses bombası diye aldığı mini bir hoparlörle bangır bangır...
Evde sürekli bir cıstak cıstak.... Ben de onu yakında bir cıstak yapacağım ama henüz sabır Şebo modundayım...
Bizim tarafımızdan bir ciyaklama duyarsanız bilin ki Oytun cıstak oldu 😂😂

Nermin Yıldırım / Dokunmadan kitabını bitirdim... Ballandıra ballandıra anlatacağım size inşallah... Bu sene okuduğum kitaplar arasında kesinlikle en sevdiğim diyebilirim...
Şimdi de Ergun Hiçyılmaz / Çabuk Büyüme Çocuk kitabını okuyorum. Zeki Müren'in hayatını anlatan bir otobiyografi. Kendisiyle çok ısınamadık henüz ama bu çok sevdiğim bir kitabın ardından geldiği için de olabilir. Henüz başındayım, ilerleyen sayfalarda duygum hâlâ aynı olur mu bakacağız artık...

Bu hafta yine film yok, izleyemedim :/  Ama bir konuda tebrik edin beni, İstanbullu Gelin haricinde hiçbir dizi izlememeyi de başardım... Yalnız diziye Ülfet Hala rolüyle Meral Çetinkaya dahil olmuş... Offf dedim resmen... Nasıl bir tarz yanlız, ağzım açık kaldı vallahi... Bu sene Esmaratorla Ülfetişkonun çekişmesinden bana çok malzeme çıkar 😃

Bu kadar her telden çaldığım yeter di mi 😉
Listemi de yapayım ben kaçayım artık...
Öpüldünüz ♥


* Banka işleri hala tamamlanmadı...

* Bu hafta bir doğumgünü ziyareti yapman lazım...

* Oytun'un eşofman altına bir çözüm bul, bulamazsan alacaksın mecburen...

* Kargonu vermeyi unutma

* Bu hafta bu kitap bitsin...

* Cuma gecesine film gecesi organize et oğluşla... Sinemada gidecek film bulamazsan evde yap...

* Annemin evine ustalar hala girmedi, onları hale yola koy

21 Eylül 2018

Kırmızı Zaman / Mine Söğüt ve tüm kitapları üzerine ♥

Sene 2015 ilk defa Mine Söğüt kitabıyla tanışmışım....
Ve tanıştığıma o kadar hoşnut olmuşum ki 2016 senesinde tüm kitaplarını okuyacağıma dair bir hedef koymuşum... Tabi ki gerçekleştirememişim 😏
Ama yine de azmetmişim geçen senelerde ve evet bu kitapla birlikte sabreden derviş misali emelime kavuşmuşum değil kavuştum... Çıkalım artık geçmiş zaman kipinden 😉

Basılı kitaplarından tamamını okumuş durumdayım anlayacağınız. Sadece "Sevgili Doğan Kardeş" kitabı kaldı  okumadığım, onunda baskısı yok şu an... Şimdiye kadar da bakındığım yerlerde bulamadım... Bulursam onu da eklerim buraya...

Tüm kitaplarını şöyle bir toparlama niyetindeyim ama ilk önce bir Kırmızı Zaman'ı anlatayım size...




"Bu romandaki İstanbul, efsaneler, insanlar, balıklar, kayıklar, iskeleler, saraylar, dehlizler, kesik başlar, mezarlar, hastaneler, morglar, denizkızları, cinayetler, katiller, cellatlar, deliler, yani her şey uydurmadır.
Efsanelerin yalanı abartılmış, insanların hayatına olmadık benekler atılmış, şehir baştan yaratılmıştır. Yok eğer, "Bunların hepsi gerçek, Haliç'te kırmızı bir kayık durur ve içinde Zaman Dayı yaşar, eski mezarlarda kesik cellat kafaları yatar, küçük kızlar mezar taşlarına dünyanın en güzel şiirlerini yazar, genç bir adam paramparça bir baba arar, her şeyi gören bir kambur hep susar ve İstanbul'un altında sır dolu dehlizler var," diyen bir çıkar da beni yalanlarsa, ne mutlu bana."

Bu cümlelerle başlıyor kitap, haliyle bu cümleleri okuyunca da bir masalın içine gireceğim belliydi...

Birbirinden farklı yerlerde yaşayan ve birbirinden bambaşka karakterlerin kısa kısa anlatımıyla başladı ilk önce... Biraz Zaman Dayı, biraz Halat Niyazi, biraz Deligavur Leon, biraz Hüsran, biraz Botan, biraz Kambur derken ilk önce kendimi kara bir çarşafa dolanmış gibi hissettim... Karakterler arası uyumsuzluğun vermiş olduğu karmaşıklık kitaba ısınmamı engelledi...

Ama öyle bir çizgi vardı ki kitapta...  İnce bir çizgi... Olaylar birbiriyle bağlanmaya, karakterler birbirlerine göz kırpmaya başladı... Şebo dedim işte bunu arıyordun... Sonrası masalsı bir örgü işte...

Kaptırdım ve bitti..

Kitapta kimi en çok sevdin diyecek olursanız hepsini parça parça sevdim...
Küçük Hüsran beni en fazla hüzünlendirendi... Hüzünlendiren ama okuma sevgisi yönünden en çok da imrendiren...
Botan'ı sevesim geldi mesela, alıp başını kucağıma koyup saçlarını okşayasım...
Zaman Dayı ve Halat Niyazi arasındaki sessiz anlaşmayı sevdim mesela...
Leon'un babaanesiyle sevgi dolu sarılışını sevdim...
Kambur'un dualarını bir de...

İstanbul'un sokaklarında, dehlizlerinde, iskelelerinde, evlerinde sakin çırpınışlarını sevdim her birinin...

Mine Söğüt kitaplarıyla yaraya tuz basar derim ya ben hep, bu sefer ince ince kanatmayı seçmiş masalsı bir dille...

Eğer bir Mine Söğüt severseniz bu kitabı zaten okumuşsunuz ya da okuyacaksanızdır. Eğer tanışmak isterseniz de ilk 3 seçenekten biridir derim ben bu kitap için...

♥.............................................................♥

Gelelim tüm kitaplarından bahsetmeye...

Her kitap ayrı ayrı çok şey kattı bana diyebilirim... En sıkıldığım bile...
Sahi sevmediğim ya da en okumakta zorlandığım kitabı hangisiydi ki? Sanırım "Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979" kitabıydı...

En sevdiklerim ise;
1- Beş Sevim Apartmanı
2- Deli Kadın Hikayeleri
3- Kırmızı Zaman diyebilirim....

"Dolapdere Kürt Kediler Çingene Kelebekler" İstanbul semtleriyle ilgili bir serinin Mine Söğüt'ün payına düşen semt kitabıydı.. Hiç tanımadığım, gezmediğim bir semtin hayalini kurdurdu bana...

Otobiyografi tarzında kitaplar da hiç ilgimi çekmezdi mesela benim... Oturur filmini izlerim, belgeselini izlerim, hem de çok keyifle izlerim ama kitabını okumak kısmında çok da hevesli olamadım hiçbir zaman... Mine Söğüt karşıma iki kadın çıkardı birbirinden farklı, birbirinden öncü, birbirinden idol... Bazen sayfaları kemirircesine hızla çevirdim bazen sallandım da sallandım... Cesaret ve farklı bakış açısı kazandırdı bu kitaplarda...

Diyeceğim o ki; bazen başka insanların gözünden farklı pencerelerden bakmak iyi geliyor her şekilde insana...  Mine Söğüt ile ben bunu becerdim sanırım...

Şimdilerde kendime yeni bir yazar, yeni bir pencere belirlemem lâzım... Ön yargısız yeni türlere geçişi böyle daha rahat tamamlıyorum, ona karar verdim...  Bunu sizin de denemenizi tavsiye ederim ayrıca. Tüm külliyatı tamamlamak da ayrı bir hoşluk yaratıyor insanın ruhunda...

Ayrı ayrı tüm kitapların hissiyatına detaylı göz gezdirmek isterseniz kitaplara tıklamanız yeterli...
Akabinde de "Kırmızı Zaman" altıçizililerim gelecek zaten....

Kendinize iyi bakın, çokça bakın, güzel bakın ♥

Dolapdere Kürt Kediler Çingene Kelebekler
Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979
Aşkın Sonu Cinayettir - Pınar Kür ile Hayat ve Edebiyat
Madam Arthur Bey ve Hakkındaki Her Şey
Deli Kadın Hikayeleri
Beş Sevim Apartmanı
Adalet Cimcöz - Bir Yaşamöyküsü Denemesi



* Hayata halatla bağlanmak her zaman yaşamı çok sevmek anlamına gelmez; halatın bir ucu bazen ölüme de bağlı olabilir.

* Kırmızı manada tehlikeyi işaret eder. Cazip ve cinaidir.

* Hayatı, baştan sona "ölüme yolculuk" olduğunu bildiğimiz halde, hevesle sürdürmemizin sırrı şeytani cazibesinde gizlidir.

* İnsanoğlu gerçeklerden kaçar, çünkü efsanelere inanmaya meyyal doğar.

* Babalar bir yerde bir çocukları olduğunu hiç bilmeyebilir; işte sırf bu yüzden bile, bu tuhaf olasılığın yüklediği özgürlük duygusuna inanıp, varolan çocuklarını da isterlerse gözlerini kırpmadan terk edebilirler.

* Yalan, hayatı katlanılır kılandır.

* Ölüm ve süreklilik paralel olarak yaşamı belirler. İnsan bu paradoks yüzünden deliliğe bu kadar yakın yaşar.

* Kader, insanın kendi hayatına hiçbir zaman gerçekten sahip olamayacağının açık tehdididir.

* Merak, çekici olduğu kadar tehlikelidir de.

* Takvim, canlıların celladı olan zamanı kavrayabilmenin yegâne aracıdır. Aynı zamanda bütünüyle tanrısal düzeni işaret eder.

* Delilere sır konusunda güvenilmeyeceğini sananlar çok yanılırlar. Bir deli değer görürse tüm sırları saklayabilir, çünkü deli, kara kutunun içini, onu hiç açmadan da görebilir.

* İnsanlar, mezara giren ölülerin, onlar çok sevdikleri yakınları olsa bile, tekrar dirilmelerini istemez, dilemez; buna tahammül edemezler.

* Gerçekle gerçeküstü tıpkı yin ile yang gibi iç içe geçerek birbirini tamamlayan bir bütündü. Gerçeğin içinde gerçeküstü, gerçeküstünün içinde de gerçek vardı ve birbirlerini sarıp sarmalamışlardı. O yüzden gerçeküstünün peşinden giderken gerçeğe takılıyordu insanların ayakları ve gerçeğin peşinden giderken de gerçeküstüne. Tıpkı ölümün peşinde giderken hayata, hayatın peşinden giderken ölüme takılması gibi ayakların...aklın...kaderin...

* Cesaret insanın hayatta kalmasını sağlayan kadim genlerden biridir.

* İnsanlar delilerden uzak dururlar çünkü kendi içlerindeki delinin uyanmasından korkarlar.

* Işık vurduğu yeri aydınlatır ama her zaman görmeyi kolaylaştırmaz; bazen gözleri kamaştırır; akla olmadık hayaller sızdırır.

* Heves, içinde tehlike olduğu hep unutulan bir lunaparktır.

* Şiddet vahşetin en yakın arkadaşıdır.

* Yaşamanın ilk şartı bir gün mutlaka ölmektir.

* Cinayet işlemekle cinnet geçirmek arasında dilbilimsel bir bağ yoktur. Her iki kelimede de bambaşka köklerden, ancak benzer seslerden gelir ve tuhaf bir şekilde aynı yere varır.

* İnsanoğlu bazen masalla gerçek arasında yolunu yitirir.

* Suç her zaman cezalandırılmaz; bazen de ödüllendirilir. Suçun tarifi de hayattaki her şey ama her şey gibi görecedir.

* Anlamlar bazen kayabilir, karışabilir, kaybolabilir; insanı şaşırtabilir.




19 Eylül 2018

Adalet Cimcöz - Bir Yaşamöyküsü Denemesi / Mine Söğüt


Mine Söğüt külliyatını anlatmaya devam...

2016 senesinde ben bu kadının tüm kitaplarını okuyacağım dediğimde baskısı tükenmiş bir kitaptı... Ama bu sene YKY yeniden bir basım yaptı ve beni bu kitabı aramaktan kurtardı...





Mine Söğüt'ün hayatının detaylarını çok bilmiyorum ama marjinal bir kadın olduğu hepimizin bildiği şey malum...  Bugüne kadar 2 kadın hakkında kitap yazmış, ikisi de birbirinden renkli, dominant ve bulunmuş oldukları alana öncülük yapmış kadınlardı... Pınar Kür ve Adalet Cimcöz... Kesinlikle etkileyici kadınlar...

Bu kitabı listeye ekleyene kadar Adalet Cimcöz'ün kim olduğunu bırakın adını bile duymamıştım... Adını duymadığım ama sesine aşina olduğum bir kadınmış meğerse....






Zamanın ünlü dublaj sanatçılarından Adalet Cimcöz ya da yakınlarının Ada'sı... Türkan Şoray, Belgin Doruk, Fatma Girik, Filiz Akın, Muhterem Nur, Neriman Köksal gibi bir çok sanatçının o dönemdeki filmlerinin seslendirmelerini hep Ada yapmış... Şu anda hafızanızı yoklamaya çalışıyorsunuz değil mi sesi hatırlamak için...


Bu filmde mesela Türkan Şoray'ı seslendiren Adalet Cimcöz...

Kadının maharetleri bu kadar da değil... Aynı zamanda iyi bir çevirmen de... Özellikle Alman Edebiyatının bir çok klasik eserinin çevirisinde katkısı var...

Türkiye 'de ilk özel sanat galerisini açan kişi; Maya Sanat Galerisi... Ancak 5 sene ayakta kalabilmiş sanat galerisi ama eşi Avukat Mehmet Ali Cimcöz'le çok büyük savaşlar vermişler bu dönemde...

Çeşitli dergilerde, gazetelerde yazıyor Adalet, dönemin ilk dedikodu yazarlarından... "Fitne Fücur" adlı bir köşesi var çeşitli dergilerde... İlk zamanlar kimliğini saklasa da sonradan kimliğinin bilinmesinde bir sakınca görmüyor...

Mine Söğüt sahaflardan Adalet'in fotoğraflarını toplayarak, hala yaşayan tanıdıklarına ulaşarak ve Ada hakkında yazılan yazıları toparlayarak bu kitabı oluşturuyor...  Şahsen bu kitabı hazırlamak için kendini neyin çektiğini tüm detaylarıyla dinlemek isterdim kendisinden...

Kitabın bir yerinde  Ada'dan

"Hastalandığı döneme yani 60 yaşına kadar her güne o özel deftere göz atarak başlıyor. Kimlerin evlenme yıldönümü? Bugün kim doğmuş? Kime hangi çiçeği göndermeli? Kim neden hoşlanır, hangi renge zaafı vardır? Hepsi bu deftere yazılı. Yeni dostlar edindikçe defterdeki sevindirme listesi de uzuyor. Bu listede yaşıtları, kendinden yaşlılar, ama en çok da genç tanışlar var. Herkes onun için sevindirilmeye layık bir dost."

bu şekilde bahsediliyor... Renkli kişiliği, yakınlarına verdiği destekler ve naif kişiliği ile nadir bulunabilecek dostlardan hakikaten... Tüm kitap boyunca bunu hissettim... Ve bu bölümler kitabın en sevdiğim bölümleriydi... Her güzelin bir de dikeni olurmuş misali çok da dobra bir kadın... Dilinin kemiği yok türünden... Evinde en güzel partiler verip, tamam herkes evine parti bitti diyecek kadar hem de... Kitabın sonunda yazdığı bazı dedikodu yazılarından da anlaşılıyor bu...

Ada ile ilgili her detay benim için keyifliydi ancak bazen o kadar yineledi ki kendini bazı yerlerde sıkıldım maalesef... Belki o tekrarlar farklı yerlerden farklı şekillerde geliyordu kitaba ama benim okuma hızımı kesti...

Benim normal şartlarda okumayacağım bir kitaptı belki ama Adalet Cimcöz'ü tanıdığıma çok mutlu olarak kapattım kitabın son sayfasını... Sonuç olarak renkli ve marjinal bir kadının yaşamöyküsünü okumak isterseniz bu kitap sizin için gayet uygun derim...


Altı çizililerime gelecek olursak da;

* Kadınların evlendikten sonra soyadlarının değişmesi ve hayatlarına bambaşka bir insan olarak, yepyeni bir kimlikle devam etmeleri insanı nasıl da çıkmaza sokuyor.

* Karizmatik olmanın getirdiği kaçınılmaz diktatörlük... Hayat her zaman pembe değil.

* ... zaman, insanların duygularını pozitif bir süzgeçten geçirmekte usta. 

* Sanata gönül veren bir insanın mutlaka parasız yaşaması gerekmediği gibi, mutlaka parası olması da şart değildir.

* En mühimi şu, diyor, karı koca sevgiyi bedava verebilmeli ve alabilmeli, her türlü menfaatten azade bir arkadaşlık...

* "Bir sevdiğimizi ölüm alıp götürdü mü, avunmak için tek çaremiz onu içimizde yaşatmaktır. Ama ne demek yaşatmak ve nasıl yaşatılır bir ölü?Onu durmadan düşünmek, anmak, gözümüzün önünde canlandırmakla mı? Değil. Bizi karanlık bir çıkmaza götürür bu yol. Sevdiğimiz insan bizden ayrılırken içimize taptaze bir kaynak koyar da öyle gider. Göğüsümüzde hep kaynayan bir şeydir bu, basamak basamak yükselir, gelip boğazımızın bir yerinde tıkanıp sıkışıverir, sonra gözlerimizden aşağı sıcacık yaşlarla akar da akar. Durmadan devinen bu kaynak kendi kendini besler sanki, taştıkça boşalır, boşaldıkça yeni baştan dolar. İlk günler acımızdan yalnızca o temizler bizi, zehrimize bir tat, bir tatlılık katar, boşluğumuzun dondurucu soğuğuna biraz sıcaklık serper. Ama o çeşmenin suyu gün geçtikçe azalır ve bakarsınız ki kuruyuvermiştir günün birinde. Yıkamaz, ıslatmaz olmuştur içimizde kavrulmuş bir kütük gibi dikilen yasımızı. İşte o gün boş laftır artık düşünmek, anmak, göz önüne getirmek. Atmaktan, unutmaktan başka bir çare kalmaz insana, çıkmazın karanlığında yitirmek istemiyorsa kendini. O değildir yaşatmak. Bir ölüyü yaşatmak, onun varlığını kendi varlığınıza eklemek, onun huyunu suyunu kendi huyumuza suyumuza katmak, hayat gezimize onu da ortak etmek demektir. Bu nasıl olur, diyeceksiniz. Olur işte, pekala olur ve sevdiğimiz insandan ayrılmamanın, onu ölümün hiçliğine bırakmayıp, yaşamasını sürdürmenin tek yolu budur. Üstelik olumlu, yapıcı, yaratıcı bir yoldur, Çünkü giden yok olmaz, Kalan da kendi benliğine benlik kattığı için olgunlaşır, zenginleşir, bir insanın değil de iki insanın gözleriyle görmeye, içinde hep canlı bir alışverişler düşünmeye alışır, tek insan olarak yapamadığı birçok şeyleri iki, varlığın birleşmesinden artan gücüyle başarır...

Dostça ve hoşça kalın ♥

17 Eylül 2018

Bu hafta #37


Merhaba ♥

Yeni eğitim-öğretim yılı başladı... Tüm öğrencilerimize ve öğretmenlerimize başarılar diliyorum...
Oytun okula başlayalı yaklaşık 1 ay oldu gerçi ama bugün yine ilk gün modundaydı...  Yakında oflamalar puflamalar başlar gerçi ama şimdilik iyi... Tahtalara vurayım da nazar değmesin 😂😂



Bendeki temizlik modu hala bitmedi... Kodlanmış gibiyim :)))

Bu hafta irili ufaklı tam 29 parçadan vazgeçmişim... Bizim burada belediye eşya kumbaraları yaptı. Verecek kimse bulamadığımdan dolayı kumbaralar çok işime yaradı. İnşallah yerine ulaşıyordur...

Bazı eşyalarımızı da satmaya karar verdim. Ev eşyası konusunda letgo işime yarıyor ancak kıyafet konusunda çok da işime yaramıyordu... Dolap iyi bu konuda  dediler sağolsun İG arkadaşlarım, denemeye başladık bakalım... Satamazsam onlar da belediyenin kumbarasına gidecek artık...


Oytun'un odası ve dolapları bitti bu hafta... Ekstra bonus olarak da odaların ve mutfağın stor perdelerini yıkadım... Bir tek salon kaldı, bakalım onlara ne zaman sıra gelecek...

Ben bu işleri yaparken anacım bizdeydi, sağolsun kavanoz kavanoz menemenlik hazırladı... Domates rendelerimi de o yapmıştı zaten... Birkaç kavanozda taze fasulye yaptı... Kışlıklar hazır anlayacağınız...
Şimdi bu durumda ben mutlu olmayayım da kim mutlu olsun :)



Bunca iş arasında tabi ki film izlemedim... Ama kitabım çok güzel, fırsat buldukça 1 sayfa da olsa okuyorum... Nermin Yıldırım'ın Dokunmadan kitabı var elimde şu an... Bu hafta bitiririm artık sanırım...

Bizdeki haberler şimdilik bu kadar.... Listemi de yapayım hemen şuraya, işlem tamamlansın...

Herkese mutlu haftalar diliyorum ♥



* Faturaların son günü geçmek üzere; doğalgaz, elektrik, kredi kartları ve kredi... Aman ha unutma... Geçen hafta kulağının üzerine yattın ama bu hafta erteleyemezsin...

* Eczane / Madecassol unuttun geçen hafta...

* Salona yığdığın eşyalara yer bul, aralarından vazgeçebileceklerin mutlaka vardır...

* Hafta sonu Akçay kaçamağı...

* Çarşamba Oytun'un dersi var...

* Çanta ve terlik tamire verilecek....

* Kitabını bitir bu hafta artık...

* İşyerinde düzenleme yapman lazım iki haftada ancak bitirirsin, başla bu hafta...


13 Eylül 2018

Ben hâlâ Ağustos'u göndermemişim ya :/


"Günler günleri kovalamaya devam ediyordu....
Ama Şebo 'nun dalağı şişmiş gibi yarı yolda tıkanıyordu....
Dur bi nefes alayım derken de kaplumbağa onu geçiyordu...."

gibi bir masal anlatmaya başlayacaktım ki oyalanma Şebo, yoksa yazıyı bitiremeyeceksin dedi iç sesim...  Arada dinleyeceğim tutuyor işte...

Buyurun Ağustos instalarına o zaman ;)
Ben yine kaçar ♥



Tekrar koklaşmak için tam bir sene beklemek için geri sayım başlıyor 😢😢 

Teyzesinin kuzusu 
Son dakikalar, son koklaşmalar
Hasretlik zor şey
Yine ekrandan öpüşüp koklaşmalarla yetineceğiz



Sıkılmışlardııııııı 😥😥😥😥

Arden Mert üfler, Oytun çeker
Can sıkıntısından
Bugün evde oturmak iyi bir fikir gibi gelmişti
Yanılmışız



Bazı ağaçlara süslenmek çok mu yakışıyor ne ❤️❤️❤️ 

Şarlak / Çamlıbel Köyü
Nazar değmesin dedikçe taş oluyor buralar
İki durun da nefes alalım 
Taş taş nereye kadar
Neyse
Ben kahvemi içeyim, sinirlenmeyeyim şimdi...


Lunapark şapşikleri ♥



Bayram kahvemi içmeye taaaa Aydın’a gelmiş olabilir miyim 😪😪😪 

Aydın
Kahve bahane Arden kokusu şahane
Uleyn Arden senin uğruna dağları aştım da geldim
Abine yaradı bu yolculuk
Tablet - telefon allah ne verdiyse artık


Sözde yol arkadaşı olacaktı, pehhhhh!!!!!


Günün Bilgisi ;)


Baktım bu sene okuma hedeflerimi 🎯 tutturamıyorum 
çocuk kitaplarıyla adedi tutturayım dedim 😂😂😂 
Şaka şaka üçkağıtçılıkta henüz bu noktaya ulaşmadım 😆😆 
Arden şapşiğimin kitapları📚 ile eğleniyorum işte 😊😊

Arden'in kitapları
Çok seviyor kitapları
Bunların içinde sanırım en sevdiği zürafalı olacak
Bu çocuk kitaplarının çizimlerine bayılıyorum
Yaşasın kitap seven çocuklar



Yakışıklılar günümüymüş bugün ❤️❤️❤️

İyikim, hayatımın anlamı, nefesim, ergenim
Cinlerimi tepeme çıkarmadığında ne güzel oluyor bir bilsen
Foto iki hafta önce Cunda'dan
Böyle günler nereden çıkıyor bilmiyorum
Bize eğlence çıkıyor işte

11 Eylül 2018

MR. & MRS. ADELMAN - L.T.F.M. #SON


Evet bir maratonun daha sonuna geldik... Keyifliydi...
Hem izlemek hem de takip etmek ♥
Yeni yeni filmlerde aklımın kalmasını sağladıkları için sevgili maraton arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim 😉

Sonuç olarak 30 filmden sadece 13 tane izleyebildim... Ama bugün yazacağım filmle birlikte hepsini kayıt altına alabildim... Diğer listedekileri de bir ara izlerim muhtemelen...  En azından yarıya ulaşabildiysem gerçi daha iyi olacaktı ama adım Hıdır olmasa da elimden gelen budur der size kocaman öpücükler gönderirim :)

İnşallah bir başka etkinlikte yeniden buluşuruz ♥



MR. & MRS. ADELMAN (2017)

Biraz komik, biraz duygusal, biraz şaşırtıcı bir film... Sarah (Doria Tillier) ve Victor (Nicholas Bedos) çiftinin tanışmalarından, Victor'un ölümüne kadar geçen zamanda ilişkilerini anlatıyor filmimiz....

Victor Adelman ünlü bir yazar... Cenazesinde bir gazeteci eşi Sarah'a sorular yöneltince Sarah ilişkilerini en başından bölüm bölüm anlatıyor ve biz de izliyoruz... Tanışmalarını, Victor'un yazarlığa başlamasını, evlenmelerini, çocuklarını kısacası hayatlarını bölüm bölüm anlatıyor... Bu anlatımla dönemin yaşam tarzını da görüyoruz tabi ki...

Oldukça çapkın ve maymun iştahlı bir ilişki anlayışı olan Victor'un  psikolog sahneleri çok eğlenceliydi... Tabi bu adamı kah abisinin sevgilisi, kah en yakın arkadaşının sevgilisi olarak karşısına çıkıp baştan çıkarmaya çalışan Sarah'da çok eğlenceliydi...

Filmde geri dönüşler çok başarılıydı ama sanki yaşlanan her insan çirkinleşecek mutlaka algısı ile yapılan yaşlı makyajları hiç sevmedim. Keşke daha sempatik kılabilselermiş yaşlı makyajını...

Filmde bir sahne var... Biraz SPOILER olacak ama bunu buraya yazmazsam çatlarım ben... Oldukça etkilendiğim bir sahneydi çünkü... Çiftin özürlü bir çocukları oluyor ve bu yaşamlarını oldukça fazla etkiliyor... Ve oğullarını kaybediyorlar ve cenazede Sarah oğlu için "Ölümüne hiç üzülmediğim için ağlıyorum" gibi bir cümle kullanıyor.... O sahne oldukça etkileyiciydi benim için...

Bu arada Doria Tillier' e film boyunca bayıldım... O ruhsal gidiş gelişlerini çok iyi yansıtmış... Filmin lokomotifiydi...



Filmin sonunu tabi ki anlatmayacağım ama beni şaşırtmayı başardı diye buraya bir not alayım... Aslında yer yer şüphelenmiştim ama yine de çok ihtimal dışıydı benim için... Bunu da buraya not edeyim dedim...

Sonuç olarak keyifli bir filmdi ancak ben de yine de EEEHHHHHH İŞŞŞŞTTTEEEEENİN BİR TIK ÜSTÜ olarak yerini aldı... Fransız filmlerini seviyorsanız doğru bir seçenek olabilir...

Görüşürüz ♥