31 Mayıs 2012 Perşembe

son gündem maddesi üzerine... sezaryen ve kürtaj..

Gündem maddesine gelmeden önce birkaç doğum hikayesi anlatacağım size...

İlk hikaye bana ait...
Sultanım beni doğururken tam 2 gün beklemiş Gülhane'nin odasında... Sancıyla gittiği hastanede bebek geliyor demişler ve tam 2 gün beklemiş öylece... Korkudan mı, anatomisinden mi bilmem sancıları kesilmiş. Sadece bekletmişler ki dönemin en iyi hastanelerinden biri... Kendinden sonra gelenler doğurup hastaneden taburcu oldukça daha çok endişelenmiş, daha çok korkmuş... Ağır bir buhran sonucunda annemi o kışın ayazında pencerenin önünde bulmuşlar hemşireler...
Hiç konuşmadık bu konuyu onunla... Ne yapıyordu o pencerenin önünde hiç öğrenmek istemedim... Hiç kimseye de sormadım.... Doğduğumda bir zenci gibi kapkara getirmişler annemin yanına beni... Boynuma kordon dolanmış çünkü...
Kendi ölümümden değil, benim doğumumla annemi kaybetme ihtimalimi hep düşünmüşümdür bu sebeple...
O dönemde sezaryan dediğimiz ameliyat yokmuydu... Vardı... Ama normali daha makbuldü.... Faydaları henüz bu kadar bilinmiyordu belki ama alışageleni buydu... Bekletildi 48 saat.... Bende yada kendinde bir tehlike yaşanmasına rağmen...

İkinci hikaye oğlumun doğumuna ait...

Normal doğumdan çok korkmama rağmen, doktorumla hep pazarlık halindeydim tüm hamileliğim boyunca...  Normal doğum yapmalıyım mutlaka diyordum. Son ayıma kadar da durum hep böyleydi. Bu isteğimin tek ve tek sebebi vardı, oğlum doğduğu anda kucağıma almak istiyordum sadece... Sebebim duygusaldı yani.. Faydası, zararı irdelememiştim hiç... Benim tercihimdi bu...
Son aya girdiğimizde doktorum sezeryan ihtimaline ısınmaya başla dedi... Yok dedim ısınamam, normal doğum... Sebebini bile sormadım...
Son haftaya girdiğimde oğlum 4.100 gr olmuştu ve kilo almaya devam ediyordu. Artık sezaryen doğum gerekliliğinden ve mecburiyetinden bahsediyordu doktorum ama benim keçi inadım devam ediyordu. Epidural seçeneği de vardı ama buna hiç hazırlamamıştım ki kendimi.... En son doktorumu o kadar çaresiz bırakmıştım ki oğlumun kilosundan dolayı normal doğumun benim için çok büyük bir tehlike olduğunu tokat gibi vurdu suratıma... Sen, oğlun ve ben büyük bir tehlike yaşayabiliriz dediğinde çaresizdim artık ve kabul ettim. Oğlumu sezaryenle doğurduğum gün normal doğum sancılarım başlamış halde girdim o soğuk ameliyathaneye...
Sezaryenle doğum yaptım, şimdi olmalı denilenin aksine...

Üçüncü doğum hikayesi Ayça 'ma ait...
Onun doğum hikayesini uzun uzun anlatmıycam, isteyen burdan okuyabilir... Hikayesini en iyi o anlatabilir çünkü...
O zamanlar tanımıyordum onu, ama tanıdığım ve hikayesini öğrendiğim andan itibaren Ayça başka bir Ayçadır bende...
Tarko mucizedir benim için, Ayça'da o mucizeyi yaratan anne...
Onun tercihi ve onun mucizesidir....

Herkesin yaşamına ait tercihleri vardır... Benim de var, senin de var, bu tartışmayı yaratanın da var...
Birde tercihi dışında yaşanmışlıkların ortaya çıkardığı sonuçlar var...
Yaşamda sadece siyah ve beyaz gibi keskin çizgi yok... Hiç olmadı, olmayacak da...

Şimdi diyorsun ki başımın bakanı tecavüz sonucu oluşan bir hamilelik olsa dahi o çocuk doğar.... Devlet bakar o çocuğa... Nasıl bakacaksın diye hiç sormuyorum... Cevabını bildiğim şeyi neden soruyum ki?

Yine olan kadınlara olacak... Sen bunu yasalaştırdığında ölümler artacak... Parası olan yine bi şekilde işini halledecek.... Ama ya parası olmayan... Şiş, tüy, taş diyecek çözüm bulmaya çalışacak... Kasapların eline bırakacak bedenini...

Hiç bir kadın isteyerek kürtaj yoluna gitmez... Kürtajı savunmaz... Eğer bir kadın o masaya yatıyorsa mutlaka bir sebebi vardır. Bu sebep onun gerçeğidir...

Sayın başımın bakanı bu beden benimdir... Kusura bakma ama bedenim üzerinde pis siyasetine izin veremeyeceğim, vermeyeceğim...

29 Mayıs 2012 Salı

tarih tekerrürden değil benim salaklığımdan ibaret...

Akşam işten çıkmışım kafa kazan... Paşam ben anneannemde kalacak demiş... Evde de dağ şeklinde ütü bekliyor... Ayaklarım geri geri gidiyor bu sebeple... Arabaya binmişim, direksiyonu eve doğru mu kırsam yoksa korkulu rüyam ütüden kaçsam mı diye hesap ederken tüm hamaratlığımı omzuma yükleyerek eve doğru kırmışım direksiyonu...
Kafamda planlar kuruyorum safinazımla ilgili, ara gaz veriyorum hatta kendime...
Aaaaaa oda ne ayağım gazda ama araba tekliyor :( Sağa doğru hafif yanaşıyorum oda ne araba durdu... Çalışmıyor... 
Offffffffffffffffffff....
Bu BİR değil, İKİİİİİİİİİİ hiç değil, bunu ÜÇÜNCÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜ kere yapıyorum :((
Benzinim bitttiiiiiiiiiiii :(
Bu tamamen benim suçum, ihmalkarlığım ve boşvermişliğimin hediyesi...
Kırmızı ışığı görmedinmi demeyin sakın bana zira oda bir ihmalkarlık eseridir. İkaz lambam 6 aydır yanmıyor ve ben ihmal ediyorum. Geçen ay bakım yaptırdım ama onu söylemeyi unuttum...

Şimdi çözüm bulmam lazım acilen... Seçenekler film şeridi gibi geçiyor gözümün önünden... Docaya haber veremem zira ilkinde onu aramıştım. Tekrar aynı teraneleri duyamıycam. Bıdı bıdı bıdıııııların arkasından kahkaha efekti duymak istemiyorum...
Evet bir arkadaş çözüm olacaktır ama kim!!!! Bu saatte kim çarşılardadır, bizim çocuklardan da olmaz... İkinci kere aynı olayı yaşadığımda onları çağırmıştım.... Onlarda olmaz, sil kafadan...
Offff niye korna çalıyorsunuz ki... Ne var bunda !!!!!
Kapıları kilitleyip gidesim var.... 
Çekiciiii evet çekici niye aklıma gelmedi ki... Hepsini tanıyorum zaten :) İşimi hallederler hemen...
Biri kazada, Susurluk tarafındaymış olmadı... Diğeri yemeğe gitmiş eve, gelecek ama 45 dk ya kadar. Nasıl beklenir ki 45 dk. 
Aaaaa polissss :(((
Nasıl yaaaaa :(((
Ben bu adamı tanıyorum... Kimdi bu yaaaa..... 
Elinde pet şişe var aaaa benzin :)))
Benzininiz bitmiş, haber verdiler getirdik demesin mi? 
Şeyyyyy, kemm, kümmm.... Nerden duydunuz? 
Çekici Ahmet dedi sigortacı abla yolda kalmış, benzini bitmiş diye... Bizde yakındık, geldik...
Hahhhaaahhaaaaa :)) Rezil olmamak için ben kimseye haber vermezken emniyet camiasına da rezil olduk yaaaa :)) 
Benzin boşaltılıyor şimdi depoya, aaaa sizin araba LPG li diyor polis...
Ben artık yüzsüzüm ya cevap basit, o sabah bitmişti iş dönüşü almayı planlıyordum...
Polis gülüyor, ben gülüyorum...
Yoldan geçenler bakıyor ne oldu diye....
At kendini kör kuyulara Şebnem :))))
Bildiğiniz kör kuyu varsa hemen haber verin geleyim o tarafa doğru  :))))







26 Mayıs 2012 Cumartesi

Akşam Güzelliği

Bugünlerde hep detaylara takılıyorum galiba. Dün akşam beyazdaki darbukacı ve davulcuyu 2 sn fazla görebilmek için tüm geceyi koltuk tepesinde tüneyerek geçirdim. Tüm program boyunca toplasan 10 dk görüntüye girmemişlerdir belki ama o mimikleri, işlerini zevkle yapmaları keyiflendirdi beni işte :))

Ah güzel seslim, dostum, güldürenim... Keyfime keyif kattın ya dün gece, ben daha ne isterim... Eski günlerdeki gibi usul usul dedin ya;

O mavi gözlü bir devdi, minnacık bir kadın sevdi...............

Eskilere gittik ya yine seninle... Sırtımdaki yükler kalktı ya bir an olsa da... Kucakladın ya beni kilometrelerce uzaktan sesinle... Ne derim ben sana artık :)

Bak bu eksik kalmasın şimdi...



Ebruli açan hanımelleriyle... İyi ki varsın güzel yüreklim...

24 Mayıs 2012 Perşembe

tokalaşma üzerine gıcık olduğum durumlar..

Evet itiraf ediyorum, takıntı haline getirdim bu durumu. Amaaan taktığın şeye bak demeyin, işiniz gereği günde en az 30-40 defa tokalaşmak zorundaysanız takıyorsunuz bu duruma elinizde olmadan :)
Kişisel gelişimciler, davranış bilimciler, beden dilciler bu konunun üzerinde neden kafa patlatmışlar da demiyorum artık. Hakikaten bilmeli insan ne yaptığını, karşısındakinin psikolojisini nasıl etkilediğini fark etmeli. Tamam abarttım, abartmakta üstüme yoktur zaten :) Ben konuya devam ediyim en iyisi...

Şimdi adamın teki gelir. Hoşgeldiniz der elinizi uzatırsınız. Adam elinizi öyle bir kavrayıp sıkarki, parmaklarınız kırılacak zannedersiniz. Amaç bellidir aslında, seninle iş yapmaya geldim ve ben güçlüyüm sinyalini vermektedir çoğunlukla. Arkadaş, karşındaki bir kadın. Kibar ol biraz. Bilek güreşi yapmayacağız seninle, sadece arabanmıdır, işyerinmidir sigortalatıp gideceksin işte. Güç gösterisine gerek yok... Taktım ya ben bu duruma, hemen karşılığını veriyorum. Şükür kaslarım çalışıyor, bende güç gösterisinde bulunabilirim. Burası benim işyerim ve bu işi bilen benim diyorum kısaca. Hahhaaa rahatım artık :) Görüşmeye sakin devam edebilirim.

Yine bi başka insan, yine elini uzatıyorsun. Bu sefer sıkmakla beraber elini deli gibi aşağı yukarı sallıyor. Daha tokalaşma esnasında başlıyor anlatmaya. Offff diyorsun içinden, elimi sallayınca beynime kan pompalanıp ben daha iyi anlamayacağım seni. Aksine elime koluma, odaklandığımdan anlamıyorum dediklerini. Bak bön bön bakıyorum suratına...

Bibaşka adam yandan yandan ağır adımlarla gelir, uzattığınız elinizi tam 3 parmakla sıkar (Baş, işaret ve orta). Yuhhhhh.... Vebalı değilim yahu. Nedir bu kendine güvensizliğin. Tavan yapmışsın resmen. İçten pazarlıklı haller, ehemde kühümde. İşte bu yüzden siliksin, gözükmüyorsun. Görmüyorum seni, hey oradamısın...

Bi adam daha var, bu sıralarda hükümetimle beraber çoğalmaya başladı hatta bu tipler. Geliyor paldır küldür ama sakin tavırlı. Bu ne tezatlık yahu ! Sonrası elin havada kalıyor. Bomboş.... Zaten odada iki kişi iseniz ve odadaki diğer kişi erkek ise konuyla alakalı olmasa da onunla konuşmaya çalışmalar gibi abuk bir gayret. Ne oldu şimdi.... Elime dokunduğun anda ne oluyor, namusunmu kaçıyor. Yada ben sana tecavüzmü etmiş oluyorum. Sen art niyetliysen ben sana ne yapabilirim ki? Kiminle konuşursan konuş, işini halletmek için eninde sonunda bana mum olacaksın ve ben sana kusura bakma ama sağ elimle sol kulağımı göstereceğim. İstersen milyarlar kazandır hiç farketmez. Sen beni bireyden saymayıp, birde üstüne tüüü edepsiz muamelesi çekersen böyle olur. Kendin ettin, kendin buldun...

Yine bi başkası... Herşey normal gidiyor. Konu para meselesine geliyor, başlıyor abukluklar... Ver elini bakıyım diyor. Hııı neden vericem, niye, gidiyormusun, daha poliçeni almadın gibi bakışlarla adamın suratına bakarken adam masanın önüne çoktan ilerlemiş ve elini uzatmıştır. Ve mebcuren sende uzatmışsındır. Başlar sallamaya 500 bak bi kuruş fazla olmaz diye... Hey allahım yaaaa. Kurbanlık koyun pazarlığı yapmıyoruz, şaşırdın sen. Sen kolumu son kuvvet salladıkça bizim şirket fiyatları İMKB gibi aşağı yukarı oynamayacak, değişmeyecek yani.... Ama ile başlayan cümleler anlamsızdır şimdi ve kolumu kurtarmaktan başka bir şey düşünmüyorum ben şimdi. Kolumu kurtardığım anda yine benden aynı şeyleri duyacaksın, anla artık :))

Birde kadınlar var tabi elinizi uzattığınız anda sizi öpmeye çalışan. Dur daha yeni tanıştın benimle, yapış yapış olmamız işimizi daha kolay halletmemizi sağlamayacak. Ben seni tanıyım bi, kendime yakın hissediyim hele bekle. İlk karşılaşmada bu kadar haşır neşir olmamıza gerek yok...

Çok uzattım, dimi :)) Daha da var aslında ama sakinleştim yazınca...
Bu sadece ofis halleri ... Birde davet, toplantı, yol, ev halleri var bu konunun. Onları da başka bi dellendiğim zamana bırakıyım :))
Şimdilik hoşçakalın, dostçakalın :))

22 Mayıs 2012 Salı

evimin yıldızı...

Biz her baharda böyle bi minnak buluruz :) Besleriz, severiz, okşarız... Sokağımızın kedileri severler paşamı :)
Bu minnakı evimin yıldızı diye seviyor paşam. Anne eve alalım demesini gardımı alarak bekliyorum şu anda. Ama paşamın sevmesine henüz izin vermediğinden sanırım bu eyleme başlamadık. Birde deli divane annesini arıyor kıyamam...
Her sabah, akşam süt veriyor koştura koştura, hatta bugün mama alacağız reklamlarda çıkanlardan olsunmuş, sağlıklı beslenmeliymiş evinin yıldızı :)
Birde veteriner araştırmam tembihlendi sabah sabah :) Neymiş efendim, gözünün teki çapaklıymış. Baktırsak iyi olurmuş :) Allahtan veterniner bi arkadaşım var da konuyu hemen halledeceğiz paşamın hatırına bugün.

Evimin yıldızının yıldızı, bak senin için seferberlik ilan ettik. Bakalım ne zaman sevdireceksin kendini bize :))

21 Mayıs 2012 Pazartesi

karmakarışık bir post :)


Çılgın kızlar ekibi toplandık yine hafta sonu.
Çocukların hiç sesi çıkmazken bizde ne ararsan vardı :)) Bol atraksiyon, bol kahkaha, bol dedikodu... Bu sefer koltuklardan bile atladık hahaaaa :)) Ne yorgunluk kaldı, ne stres :))


Domates tohumlarım filizlenmeye başladı :))) Gidip gelip seviyoruz onları paşamla :))


Biberlerimden ümidi kesmiştim artık çıkmayacaklar diye ama bu hafta onlarda kıpırdanmaya başladı... Çileklerden hiç görüntü yok ama :(
Millet balkonuna çeşit çeşit çiçek eker ben domates biber işte :)) Takmıştım, denemem gerekiyordu mutlaka. Sonuca göre gelecek yaz balkonu seraya çeviricem hafiften...


Buda pazar günün en kandırmacalı fotosu :))
Ben gelip geçerken paşam ne güzel kitap okuyor diye sevinirken meğerse kitabı kendine kalkan yapıp uyumakla meşgulmüş :)) Bide demez mi uyanınca, gözlerimi de dinlendirdim diye hahaaaa :)) Benim kıvırtmalarımı bana satıyor sıpa hahaaaaa :))

Şimdilik hoşçakalın...
İyi haftalar hepinize...

18 Mayıs 2012 Cuma

sirk maceramız..


Dün akşam paşamla sirke gittik. 
Güzel sayılabilecek bir showdu.




Kızlar çok güzel anne diye diye ağzı açık izledi akrobasi gösterilerini...
Ağzı açıklığı kızlardan mı, yapılandan mı bilemedim dolayısıyla :)


Hele fenerbahçe galatasarayı 3-2 yenince çooookkk keyiflendi...
Yaşasın diye diye...


Sihirbazı göz yanılması değilmi diye diye izlese de kadın kaplana dönüşünce nasıl olur bu diye ağzı açık kaldı...
Kadının nereye kaybolduğunu sorguladı durdu :)

Ama;








Bu sefer hayvanlarla yapılan gösterileri hiç sevmedi.
Nedenini sorgulamadım...
Eve gelince anlattı izlediği belgeseli...
Onlar okyanuslarda çok mutlu dedi...
Aynı senin gibi değilmi dedim...
Onlar da evlerinde mutlu...
Merhametli duygusal kuşum benim...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...