Sanatsal Aktiviteler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sanatsal Aktiviteler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Şubat 2020
Plastik Aşklar
Tiyatro sezonumuz dolu düzgün gidiyor demek isterdim ama maalesef... En azından ayda bir gitsek bari desek de Şubat ayı boş geçti...
Bu oyuna da Ocak ayında gitmiştik ancak henüz yazabiliyorum 😔
Plastik aşklar iki kişilik bir oyun.... Tek perdelik bu oyunda Oya Başar ve Begüm Birgören oynuyorlar...
Konuyu kısaca anlatmak gerekirse eski eş Alev (Oya Başar) ile yeni sevgili Sezen (Begüm Birgören) 'in aşık oldukları adam ortadan kayboluyor. Sezen aşık olduğu adamın eski eşine geri döndüğünü düşünerek Alev'in kapısını çalıyor. Aslında bu sırada Alev de aynı düşüncelerde... Bir nevi yüzleşiyor iki kadın... Bu yüzleşmenin altından başka başka duygular da çıkıyor tabi....
Oyun çok keyifliydi kesinlikle, çok eğlendim....
İki kadının yüzleşmesini o kadar güzel aktarmışlar ki... Çekişmeler, laf sokmalar derken aynı adama duyulan ortak duyguların verdiği hırs...
Kadınlara dair inişler çıkışlar o kadar güzel yedirilmişti ki oyuna... Ve tabi ki ikili ilişki halleri... Mesela size casper diye bir kedi hediye edilirse bilin ki ilk değilsiniz 😂😂😂 Hatta son da olmayacaksınız 😂😂😂
Siz Monalisa güşünü biliyor musunuz peki ? Bak bu oyunda o kadar güzel anlatmışlar ki her gün sabah insanların evden çıkarken suratlarına yerleştirdikleri o gülümsemeyi...
Kelime hafızama yeni kelimeler yerleştirdiler mesela... Sürospu ve malsalak gibi... Argo mu argo evet... Ama nedense bu hali beni çok da rahatsız etmedi...
Begüm Birgören'i dizilerde filmlerde izlemiştim ama tiyatroda başarılı olabileceğini düşünmemiştim. Gayet iyiydi bence... Enerjisi oldukça yüksekti...
Oya Başar'ı "Olacak O Kadar" haliyle severim ben... Sonrasında bir çok dizi de ya da filmde rastladım ama bir türlü sevememiştim oradaki hallerini... Çok abartılı, çok sivri gelmeye başlamıştı bana... Ama bu oyunla anladım ki kadın tiyatro sahnesine çok yakışıyor. Evet mimikleri, vücut dili oldukça tiyatral... Ve bu sebepten ben dizilere filmlere çok yakıştıramıyormuşum....
Oyunun süresi 2 saate yakındı ve kadının enerjisi de oyunun enerjisi de bir kere bile düşmedi... Ağzım açık izledim diyebilirim... Ve deli gibi kahkaha atarak tabi ki... İyi ki varsın Oya başar dedim ♥
Oyunu izledikten sonra ekşide ne yazmışlar acaba diye girdiğimde tüm olumlu yorumların arasında tek bir yorum vardı ve o da "y kuşağına çok hitap etmediğini, ancak yaşlı teyzelerin bu oyunda eğlenebilecekleri" minvalinde bir yorum vardı ki kendisine buradan sesleniyorum. O yaşlı teyzelerden biri benim vallahi 😂😂😂 Ama oyunun hakkını da vermek lazım, kadınlar eğlendirdiler ;)
Sonuçta iki kadın yatırdılar ortaya aşklarını, anılarını, hayallerini... Biri geçmişini hükümsüz kıldı, diğeri geleceğini... Bana da kâh kendimden, kâh yanıbaşımdakilerden parçalar bularak keyiflenmek düştü... Çoğunlukla güldürdü, arada hüzünlendirdi, çokça da düşündürdü...
Şehrinize mutlaka gelecektir bu oyun... Eğer denk gelirseniz kesinlikle kaçırmayın derim...
Kendime not: Okan Bayülgen'i unutma...
Size not: Fotolar google amcadandır
7 Ocak 2020
2019 un muhasebesini yapalım biraz da / Sanatsal Aktiviteler
Bu sene yine verimsiz bir yıl geçirmişim....
Konser yok... Sergi yok...
Yıl boyunca sadece iki tiyatroya gitmişim o da sene sonlarına denk geliyor zaten...
Bu sene inşallah bu açığı kapatırız diye ümit ediyorum ♥
M. Kemal oyununu uzun uzun yazmıştım burada...
Genel anlamda bir hayal kırıklığı olsa da konunun özel olması sebebiyle mutlaka seyredilmesi gerekenlerden bence... Uzun hissiyatımı okumak isterseniz sizi yazıya alayım ;) tık tık
Hanım & Efendi Ceyda Düvenci ve Bülent Şakrak'ın iki kişilik eğlenceli bir oyunu...
Evlilik üzerinden kadın ve erkek ilişkisine atıfta bulunuyorlar.
Eğlenceli diyaloglar, atışmalarla güzel bir eğlencelik hazırlamışlar...
Ufak bir mutfak tezgahında birlikte yemek pişirerek PTR gecesi düzenlemeye çalışırken ikili ilişkilerle ilgili genel anlamda yaşanılan sorunlara/güzelliklere odaklanmışlar. Çoğu zaman güldüren ama aynı zamanda da düşündüren daha doğrusu empati yapmanızı sağlayan bir oyundu...
Dekor basit olmakla birlikte cicili biciliydi...
PTR ne derseniz işte benim en çok eğlendiğim adlandırma bu oldu; Pijama terlikli romantizm :)))
Her şeye isim taktığımız bu dönemde bence gayet mantıklı bir yaklaşım :))
Ceyda Düvenci çok doğaldı, olduğu gibiydi diyebilirim. Bülent Şakrak'ı da evet severdim ama oyunculuğunun bu kadar iyi olduğunu hayal etmemiştim. Zorlayıcı bir karakter değildi belki canlandırdığı karakter ama oyunun enerjisi ondaydı diyebilirim...
Yemek kokusu geldiğini düşündüğüm tiyatro salonuna içimden küfrederken gerçekten sebzeli makarna pişirdiklerini fark ettiğim anda kendimle çok eğlendim. Oyun sonrasında afiyetle yemişlerdir bence :))
Bir ara Ceyda Düvenci'nin kadınlarla ilgili bilimsel açıklamalarının tekdüzeliğinden sıkılmaya başlamıştım ki yeniden toparlayıp şahane bir final yaptılar... Bu arada oyunun tek perdelik olduğunu ve hemen hemen aralıksız 1,5 saati aşkın bir süre sahnede kaldıklarını belirtmeden geçemeyeceğim...
Keyifli vakit geçirmek istiyorsanız mutlaka gitmenizi tavsiye ediyorum... Hem bolca eğlenirsiniz hem de karşı cinse azıcık empati yapar mutlaka ve mutlaka oyunda kendinizden bir parça bulursunuz ;)
Demedi demeyin ♥
28 Kasım 2019
Tiyatro sezonunu açtık...
Geçen kış sınav senemiz olması sebebiyle çok tiyatroya gidememiştik. Dolayısıyla gözüm kulağım açık bekliyordum şehrimdeki etkinlikleri ki Müjdat Gezen Tiyatrosunun geldiğini duyunca hemen kaptım biletleri...
Oyun; Yılmaz Özdil'in kitabı M. Kemal 'in Müjdat Gezen tarafından sahneye uyarlanmış hali...
Bu sene Kasım ayında perdelerini açmış, bu sebeple kendimi çok şanslı hissettim... Malum hemen ilk senesinde gelmeyebiliyor oyunlar benim büyük gözüken küçük şehrime :)
İnternette biraz bakındım oyun öncesi ama çok da yorum bulamadım. Hayalimde farklı beklentiler içerisine girdim dolayısıyla. İlk beklentim anlatıcının Müjdat Gezen olmasıydı... Ama tabi ki öyle olmadı...
Oldukça kalabalık bir ekiple karşılaştım ki bu da beklediğim bir şey değildi...
Kitapta anlatılan anıları yine kitaptaki gibi kısım kısım canlandırmışlar... Sahnede sürekli hızlı bir hareket söz konusu idi bu sebeple...
Çocukluğundan tutun da okul yıllarına, savaş yıllarından ölüm yılına kadar geniş bir yelpazeye sahipti oyun... Yer yer video kayıtlarına da yer verilen oyunda en etkilendiğim sahnelerden birisi Çanakkale'de hayatını kaybeden bir Anzak askerinin annesinin yazdığı mektubu rahmetlik Yıldız Kenter'in sesiyle dinlediğim sahneydi.. Etkilenmemek mümkün değildi...
Ve oyun bitti, Müjdat Gezen sahneye çıktı... Ümidimi kesmiştim halbuki...
Bu oyunu nasıl hazırladığını, oyuna yerleştiremediği bazı hikayeleri de kendisi anlatarak sohbet havasında bir şekilde oyuna dahil oldu anlayacağınız...
Oyunla ilgili ne hissettiğime gelecek olursak, çok hızlı geçişlerin yaşandığı bir oyundu... Hikaye bitiyor dekorlar oyuncularla birlikte çıkıyor yeni oyuncular yine ellerinde dekorlarla sahneye geçiyorlardı... Ve dolayısıyla bu geçişler maalesef ki özellikle bazı duygusal ve önemli sahnelerde beni rahatsız etti... Ne biliyim belki hikayeler daha çok elenip daha uzun sahneler oluşturulabilirdi... Bu söylediklerim lütfen yanlış anlaşılmasın, bir tiyatro oyununa asla yok şöyle yok böyle diyemem... Hem bu konuda ben bir bilirkişi değilim, hem de ortada inanılmaz bir emek var. Bu emeğe asla saygısızlık yapamam. Sadece hissiyatımı aktarmaya çalışıyorum sizlere... Herhangi bir hata yapmak istemem o sebeple...
Özgür Özgülgün Atatürk'ü canlandıracak kişi diye okumuştum. Ancak bu değişti mi yoksa farklı bir mazereti mi vardı bilmiyorum ama izlediğimiz bu gösterimde Barış Taşkın canlandırdı Atatürk'ü... Üstesinden çok da iyi geldi aslında... Ama böyle büyük bir adamı canlandırmanın üzerindeki ağırlığını hissettim tüm oyun boyunca... Çok heyecanlı ve aynı zamanda çok kontrollüydü...
Melike Demirağ oyunun bonusuydu... Sahnede onu görmek ve yumuşacık sesini dinlemek güzeldi...
Sonuç olarak çocuklarla keyifli bir gece geçirdik... Tiyatro tozu her zaman güzel ve müstesnadır bilirsiniz... Bol tiyatrolu bir sezon geçirmek dileğiyle mutlu günler diliyorum herkese...
29 Ocak 2019
2018 etkinlikleri ♥
Geçen sene son zamanların kendimce rekorunu kırdım sanırım...
Buralara ne tiyatro geliyor ne konser oluyor derken, benim küçük şehrim çok sürprizliydi...
Hoş bu sene de öyle ama Oytun'dan dolayı çok kıpraşamıyorum... Belki yıl sonuna doğru tekrar hareketleniriz...
Neyse efenim baktım ki gittiğim oyunları da konserleri de bloga taşımamışım... Hazır 2018 listeleri yapmaya başlamışken vakit şimdidir Şebo dedim...
ORADA DURUVERSEYDİ ZAMAN, KEMÂL
Bu senenin benim için en güzel deneyimiydi bu gösterim...
Kemâl diyor ya, oyunda her Kemâl dediğinde benim içimin yağları eridi...
Çocukluğuna, ilk aşkına, edebiyat aşkına, idealistliğine ve en önemlisi lider ruhuna ait inanılmaz keyifli hikayelerin anlatıldığı bir gösterimdi... Yer yer ezgilerle desteklenen harika bir anlatım...
Bir çok yerde dayanamayıp ağladığım, tüylerimin diken diken olduğu şahane bir gösterimdi...
Hiç bilmediğimiz, belki bildiğimiz, detaylardan yola çıkılarak anlatılan bir hayat...
Bu gösterimi Oytun'la birlikte izledik... Ve tüm salon çocuklarla doluydu... 7 sinden 70 ine herkes pür dikkat izledi...
O kadar güzel bir anlatımı vardı ki Pınar Ayhan'ın....
Şayet şehrinize gelirse lütfen kaçırmayın.... İnanın pişman olmayacaksınız...
Toplayın çocuklarınızı gidin mutlaka...
Daha fazla bilgi almak isterseniz burada resmi sitesi burada da instagram hesabı var ;)
Sakın kaçırmayın dediklerimden ♥
KİBARLIK BUDALASI
Bir Haldun Dormen oyunu daha.... 2017 senesini sonunda Oytun'u Haldun Dormen'le tanıştırdıktan sonra gelen bu ikinci oyununu da kaçırmayalım diyerek kaptık biletlerimizi hemen. Diğer oyunu burada uzun uzun anlatmıştım okumak isterseniz...
Bir Moliere oyunu Kibarlık Budalası...
Mösyö Jourdain'in bir asilzade olabilmek için vermiş olduğu komik mücadele...
Bu oyunu seneler önce İzmir Devlet Tiyatrolarında izlemiştim, taaa üniversite yıllarımda. Ve itiraf etmeliyim ki tadı damağımda kalmıştı. Maalesef aynı tadı bulamadığım bir oyundu. Haldun Dormen'e rağmen üstelik...
Her ne kadar oyunun içine girmekte zorlanıp birçok repliği anlamakta güçlük çeksem de keşke gelmeseydim demedim tabi ki...
Her şeye rağmen Haldun Dormen ve Göksel Kortay'ı sahnede izlemek güzeldi... Ve en önemlisi tiyatro kokusunu içine çekmek...
Mutlaka gidin dediklerimden olmasa da Haldun Dormen candır der bu konuyu kapatırım ;)
NEREYE GİTTİ BÜTÜN ÇİÇEKLER
Oyunumuz Bosna Savaşından sonra bir mülteci kampında kalan 5 kadının ve onlara yardım etmek için kampa gelen bir Amerikalı terapistin hikayesini anlatıyor. Bir de gazetecimiz var...
Hale Akınlı; yaşamış olduğu evi ve hayvanlarını kaybettiği için acı çeken Azra'yı
Feri Baycu; savaşla birlikte kaybettiği doktorluğundan dolayı öfkesi bir türlü dinmeyen Zlata'yı
Ece Yüksel; bebeğini kaybetmiş ve bu gerçekle yüzleşemeyen Seada'yı
Melisa Doğu; İçindeki pozitif enerjiyle hayata tutunmaya çalışan Nuna'yı
Goncagül Sunar; hala kaybettiği kocasına duyduğu aşkla yaşayan Jelena'yı
Gözde Kansu; tüm bu kadınların hayat hikayelerinden ve kamptaki hayatlarından faydalanarak kendi kitabını çıkartmaya çalışan gazeteci Melissa'yı canlandırıyor.
Ve Şenay Gürler de kısa bir süreliğine kampa gelerek kadınlara yardımcı olmaya çalışan Amerikalı terapist Dr. Stephens'a hayat veriyor... Hoş kadınlar mı doktora yardımcı oluyor yoksa doktor mu kadınlara orası tartışılır...
Oyun savaşın bıraktığı izlere odaklanıyor kısacası...
Oyunun ilk başlarında çok içine giremedim. Bundaki sebeplerden en önemlisi karakterlerin çoğunu sinema ve dizilerde görmem sebebiyle bir türlü kafamda oturtamamamdı sanırım... Ancak karakterleri tanıdıkça içim cız ede ede izledim oyunu...
Oyunda Şenay Gürler çok iyi olsa da benim gözdem kesinlikle o öfkeli haliyle Feri Baycu idi... Kadından gözlerimi alamadım desem yeridir.
Sonuç olarak birçok ayrıntıda yüreğimin sıkıştığı ancak severek izlediğim bir oyundu...
CEYLAN ERTEM KONSERİ
Çukur dizisiyle patlasa da Ceylan Ertem, benim sevdam youtube da başlamıştır seneler önce...
Severim tarzını...
Namelidir haylice, o sebeple herkesin tarzı değildir ama benim can dediklerimdendir... Aktivist kimliğinin de etkisi var tabi bu sevgimde...
Bu sebeple konserinin olduğunu duyar duymaz kızlarla toplaşıp gittik hemen... Sahnesini de çok sevdim... Çok keyifli bir geceydi kesinlikle...
Bak buraya sevdiğim bir şarkısını koyayım da belki dinlemek istersiniz ♥
HÜSNÜ ARKAN KONSERİ
Hüsnü arkan demek anılarım demek benim ♥
Bakın uzun uzun yazmışım zaten buraya tıktık... Sözü uzatmaya hiç gerek yok ;)
SHIRLEY
Tek kişilik bir Sumru Yavrucuk oyunu Shirley... Ama öyle böyle değil ♥
Bir yandan kahkahalarla güldüğünüz, diğer yandan empati kurduğunuz yer yer de düşündüren bir karakter Shirley...
Çalışmış çabalamış, çocuklarını büyütmüş ve sonunda yapayalnız kalmış... Hani derler ya unumu eleyip eleğimi astım diye... Tam öyle işte... Ama özlemleri var hala içinde yaşattığı... Bir gün arkadaşının kendisine Bodrum tatili hediye etmesiyle hayatı dönüşecek bir kadın... Kendini tanıma hikayesi de diyebilirsiniz kısaca...
Oyunda Sumru Yavrucuk bir harikaydı... Sahnede sanki bir düzine insan vardı da hepsi Sumru Yavrucuk'un klonuymuş gibi... Dolu dolu bir sahne ♥
Shirley, kadınların hayat döngüsünde yaşadıklarını özetleyen bir oyun olmuş aslında...
Komedi ile harmanlanan olaylardan an gelip hayallere ve özlemlere geçildiğinde boğazınıza hemen bir yumru oturuveriyor... Konu belki hızlı değil ama oyun kesinlikle çok hızlı...
Hazır oyunu anlatırken oyundaki bir anımızı da anlatıvereyim burada... Ben bu oyuna yine Oytun'la gittim tabi ki... Çocuğa tiyatro sevgisi aşılayacağız ya :))) Neyse efenim oyun aslında feminen bir oyun... Bu demek değil ki erkekler gidemez, tabi ki değil... Hatta onlar bizim bu hallerimize bizden daha çok eğlenebilirler... Ama cinsel bilgi eşiği tamamlanmamış bir ergenle bu oyuna gitmek ne derece doğruydu bilemiyorum, siz karar verin... Oyunun bir bölümünde va.ina dan bahsediliyor (noktalı yazmamdaki sebep sadece google arama motorundan kurtulmaktır efenim, başka bir sebebi yok)... Ama tekrar tekrar yineleniyor... Sahne patlaması bol bir sahne... Ortalık kahkaha tufanı... Bu kahkaha tufanının içinde Oytundan yüksek bir ses "anne va.ina neeeee" allahım gülsem mi ağlasam mı :))) Millet bir taraftan oyuna gülüyor bir taraftan bize 😂😂😂 O anda açıklayamayacağım kesin... Sonra anlatırım diyorum bizim ergen anlamıyor.... Oyun kurtardı allahtan beni de oyunda konuşulmaz dedim konu kapandı :)))
Sonuç olarak fevkaladenin fevkinde bir oyundu...
Denk geldiğinizde kesinlikle kaçırmayın derim... Mutlaka izleyin...
Eminim çok eğleneceksiniz...
2019 un tüm sanatsal etkinliklerle daha da dolu dolu olması dileğiyle şimdilik hoşçakalın...
Bol bol dinleyelim, seyredelim, öğrenelim ♥
31 Mart 2018
bir kitap, bir konser ve Hüsnü Arkan ♥
Hüsnü Arkan'ı oğlum tanımıyor... Arkadaşları da...
Konserine gideceğiz dedim, burun kıvırdı...
Açtım hemen youtube, badi parmağına kuşu kondurdum.. Badi parmağı da ne yahu demedi tabi ama öyle anlamsızca baktı.. Aynı benim şu takip ettiği youtuberlara anlamsızca baktığım gibi...
Hah işte nesil farkı böyle ortaya çıkıyor dedim tabi, içimden...
Ama hâlâ iddia ediyorum, bizim nesil sizin nesli döver 😂😂😂
Hüsnü Arkan benim için eski Ezginin Günlüğü demek...
Yatıp kalkıp kırmızı küçük teybimde kasetlerini dinlemek demek...
Gençliğim, üniversite çağlarım demek...
Haziran'da ölmek zorun notaları demek...
Buruk hüzünler demek....
Ve kocaman bir gülümseme demek...
Tam da kitabını aldığım gün konserinin olacağını duyunca koşa koşa haftalar öncesinden kapmıştım biletleri... Eskiden kalma bağımlılığım depreşti bir an... Kendimi genç sanıyordum, Hüsnü Arkan' ı da...
Konser boyunca dizim hiç ağrımadı, belim de.... Her şarkısı istisnasız benimdi... Ellerim acıdı alkışlamaktan... O huzur dolu sesine içindeki çocuk eşlik etti... Coşturdu, hüzünlendirdi, duygusallaştırdı derken duygular şelale işte ♥
Mutlu olmak istiyorsanız eskileri anın, dinleyin, dokunun, hissedin... Çok iyi geliyor ruha emin olun...
Gelelim şimdi kitaba....
Yorumcu ve besteci kimliğiyle sevdiğim Hüsnü Arkan'ı yazar kimliğiyle hiç tanımamıştım bugüne kadar... Belki de hayal kırıklığına uğramaya korktuğumdan bilemiyorum....
Ne zamandır listemde de bekliyordu zaten... Aldım gitti anlayacağınız... Ki bazen içgüdülerinizi dinlerseniz güzel tesadüfler de olabiliyormuş... Kargonun geldiği gün konseri duymam gibi gibi...
Aynı yorumları gibi naif bir dili var kitabında da sevgili Arkan'ın...
Sessiz bir ege kasabasında sessiz bir otel Ilıca Oteli... Kocası tarafından terk edilmiş bir anne ve oğul Hatice ile Ayhan... Terk edenin annesi ve babasıyla aynı otelde garip bir dünya... Garip olduğu kadar sessiz... Günnur var bir de; Nedim Ustanın platonik aşkı, Ayhan'ın teyzesi... Sessiz kasabada sessiz insanlar....
3 kuşak terzilik hikayesi de bu ailenin yaşamına gayet güzel iliştirilmiş...
Ayhan azıcık uyuşuk, azıcık dilsiz sanki... Bazen duygularını mı kaybetti bu çocuk diye düşündüren hatta.... Tek derdi kaçıp gitmek o kasabadan, Dilaver olmasaydı hoş onu da belki beceremeyebilirdi ya... Mültecilik kolay değildi...
Karakteri az, çok dolambaçlı olmayan bir hikaye...
Kitapta en sevdiğim terzi dükkanının içindeki kütüphaneydi ve o kütüphanenin oluşma hikayesi... Usta ve çırak bağları enfesti... Bir ara o dükkan dile gelse dedim :)
Kitap ile ilgili sevmediğim şey ise bazen karakterin iğneden ipliğe tüm detayına inmek isterken hevesimin yarıda kalmasıydı... Yarım kaldım arada berede...
Sade, sessiz bir hikaye okumak isterseniz bu kitap tam size göre... Tek bir garanti verğirim bu kitapla ilgili; o da terzi dükkanını çok seveceğinizdir... 😉
Bu arada konser bahane, kitabımı da imzalattım... İlk okuduğum kitabını hem de....
Güzel bir anı olarak kayıtlarda yerini aldı işte ;)
Olmazsa olmaz altıçizililerimde yerini alıyorsa bu yazının da sonu gelmiş demektir, kendinize iyi bakın... Hep mutlu kalın ♥
* Nasıl geçindiklerinin pek bir önemi yoktu. Gülücük yiyor, gülücük içiyorlardı; hayal dünyasında para geçmiyordu.
* Çocukken kırkıma varırsam iyi diyordum. Kırkıma vardığımda, elliyi görürsem ne âlâ diyordum. Fakat bir yandan da 'ne yani' diyordum; 'on senem mi kaldı? '
* İnsanlar acılarını gülümseyerek hatırlamayı ne ara öğrenirler? Hamen mi? Çok sonradan mı, yaşlanınca mı? Artık bu soruların cevabını biliyroum sayılır. Her soruda, her hatırlayışta yeniden öğreniyoruz. Bu eğitim galiba hayatın sonuna kadar bitmiyor.
Önemsediğimi kimse söyleyemez ama benim de bir acım var.
* Kendini hâlâ sevebiliyordu. Bunu başarabilen biri her zaman güzel kalıyordu.
* Yaşadığım dünya çok fakirdi. Okuduğum dünyaysa çok zengindi. Zenginlikten parayı kastetmiyorum. İnsanların içleri çok zengindi. Aklımdan geçirdiğim ama bir türlü konuşamadığım şeyleri açıkça konuşabiliyorlardı. Benim yaşadığım dünyada insanlar bir şey yaparlarken niye yaptıklarını kendilerine pek sormuyorlardı. Okuduğum kitaplardaysa herkes soru soruyordu. Soru sordukça içleri ortaya dökülüyordu.
* "Çok kitap okudum," demişti geçen hafta. "Ama hayatta herhangi bir şeyi başarmak için mi okudum, yoksa başaramadığım için mi okudum, bilmiyorum......
* Samimiyeti ortaya çıkarmak kolay bir şey değildir. Samimiyet birçok vakit konuşmayla ortaya çıkmaz. Çünkü bilinmek, iyi bir şey değildir. Hele hissiyatların bilinmesi müşteri için bir hicap sebebidir.
* Eskiler birbirlerini göre göre unutup tüketirler ama yeni gelenleri arşive kaldırmak biraz zaman alır.
* Önce kaçmayı, kaderini yaratmayı öğrensin. Sonra dönmeyi nasıl olsa öğretirler.
* Hayat garip bir döngüydü. İnsan, nedense hep aynı yere çıkıyordu.
* Ben becerikli bir insan sayılmam ama zor bir duruma düşünce o zor durumu kabullenmekte hiç zorluk çekmem. Hayattaki en büyük becerim belki de budur.
* "Gülhisar küçülmüş, biliyor musun?" dedi.
Bilmez olur muyum? Küçülmüştür. Çocukluğumda Kesik Caddesi yürü yürü bitmezdi. Sonra bir baktım; iki yüz elli metrelik, bilemedin üç yüz metrelik bir yol. Eni de sekiz on adım kadar! Dünya zamanla küçülür. Bir zamanların büyük evleri, geniş cepheli camekânlar daralır, ufalır. Bu dükkân da ufaldı. Dikiş makineleri, kitaplıklar, ortada duran manken; hepsi ufaldı. Yaşlılığında Lütfü Ustam bile ufalmıştı.
* ... anladım ki harp bir memleketin başına gelebilecek en büyük felakettir. Sadece tarihi gidişatı değil, pek çok insanın ruhlarını da değiştirir. Vicdanlı olduğunu zannettiklerinizin zamirini görürsünüz.
* Bir insanın başka bir insana niye tokat attığını anlamıyordu. Nefret duyduğu için mi? Küçültmek istediği için mi? Yoksa sevgiden mi? Güzel olduğundan mı, burnunun dikine gittiğinden mi?
* Aşk hayatı denen şey çok basitti. İş hayatı gibiydi; üstteki alttakini ezebilir, yok sayabilirdi. İnsanların bu konuda hafızaları ve iradeleri zayıftı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























