Şebonun En'leri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şebonun En'leri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2022

Nisan ♥ Ben


Selamlaaaaarrrr diye bir giriş yapayım mı 😉
Uzun süredir yine uğramadım buralara... Sürekli aklımda ama yok içimden gelmedi işte... Biraz depresyondaydım sanırım ya da ruhum yorgundu bilemiyorum. Hoş hâlâ aynıyım ama biraz kendime gelmem lâzım artık.
Yazmak belki iyi gelir dedim 💗


Seviyorum;

Baharı seviyorum... Doğanın yeniden canlanmasını, çiçeklerin mis kokularını, çıkıp rahatça gezebilmeyi... Ama bu sene bahar beter böcek kıvamında. Evet doğa canlandı biraz ama hava buz gibiydi geçen ay ve dolayısıyla ben bu bahardan hiçbir şey anlamadım. Ruh halimin bezgin bekir kıvamında olması belki de bu yüzden 😑





Yiyorum;

Allah ne verdiyse 😂
Yapımı kolay, besleyiciliğinin umurumda olmadığı, mümkünse karbonhidrat zehirlenmesi yaşayabileceğim her şey ilgi odağımdaydı. -Dı- diyorum çünkü yeni ay yeni kararlarımda sebze yiyeceksin Şebo artık gibi bir karar aldım ama uygulamaya koydun mu diye sakın sormayın bana, feci bozuşuruz...







İçiyorum;

Soda, içine de bir limon dilim...
Yediklerimi nasıl hazmedeceğim yoksa 😂


Hissediyorum;

Boş bir çuval gibi 😌
Hatta bu konuda deli gibi yazarak sizi de boğabilirim, o sebeple susma hakkımı kullanıyorum :/




Yapıyorum;

Hahhaahhaaaa :)) Bu ruh haliyle sizce ne yapmış olabilirim...
Bol bol uyudum...
Bol bol oturdum....
Bol bol üşendim....
Bol bol erteledim...
Bol bol kendime küfrettim...

Düşünüyorum;

Bu sıralar annelik müessesinde dibe vurduğumu, sınıfta kaldığımı hatta çuvalladığımı düşünüyorum.

Oytun'la zor dönemler yaşıyoruz. Ergenliğinin en maksimum seviyesinde sanırım bu aralar. Onunla iletişim kuramıyorum, bana karşı algıları tamamen kapalı. Aslında iletişim kuramıyorum derken hatalı bir cümle kurdum sanırım, sorumlulukları söz konusu olmadığında gayet rahatız. Ona dokunmayan yılan bin değil onbin yıl yaşayabilir... 

Aslında salsam, bıraksam, çatışmasam gibi düşünceleri tetiklemeye çalışıyorum beynimde ancak önümüzdeki sene üniversite sınavına girecek. Pandemi dönemindeki kayıplarını da düşünürsek tam gaz moduna çoktan girmiş olması gerekiyordu. Ama bizimkinde malumunuz tık yok bu konuda...

Benim evhamlarım, tedirginliklerim, kaygılarım ne kadar çoksa o olabildiğince rahat. Zıt kutupları geçtim; birimiz dünyada gerçeklerle diğeri uzayda yıldızlarla oynaşıyor gibi bir durumdayız. Uzlaşamıyoruz. Bu konuda sürekli kafa yoruyorum, bir yerlere danışıyorum, öğrendiklerimi ya da düşündüklerimi uygulamaya koymaya çalışıyorum ve kendimi bol bol yerin dibine batırıyorum. Beynimdeki karmaşayla bol bol faul yapıyorum...

Kısacası oldukça ZORLAANIIYOORUUUMMM...

İşin kötü tarafı sanırım zorlandığımın farkında ve çuvallamam konusunda bana oldukça destek veriyor... Eror vermem için elinden geleni yapıyor gibi... Geldiğim tekliflerle baş edemeyeceğini anladığında çoğunlukla tepkisiz bir sessizlik içine gömülüyor... Bu sökmezse öfkeleniyor içten içten ve ben geri adım atıyorum...

Evet bu günleri de atlatacağız biliyorum ama en kısa zamanda atlatabilsek keşke ümidindeyim... Zaman onun aleyhine işliyor çünkü... İlerleyen günlerde neler yaşayacağız bakalım....


Hayal Ediyorum;

Tatil....
İyi gelecek biliyorum...
Böyle uzanmışım kumsala gibi değil....
Yanımda sohbet edebileceğim arkadaşlarım, sakin ve sessiz bir dağ başı...
Şarap, kitap, sohbet üçlüsü eşliğinde...
Mümkünse yemeklerimizi pişirecek biri de olsun 🙈


Dinliyorum;


Ahmet Ali Arslan - Melike Şahin / Gözlerimdesin



Batuhan Polat-Ahmet Ali Arslan / Sular aksın


Okuyorum;

Koskocaman bir boşluk maalesef... 
Odaklanamıyorum ve okuyamıyorum aylardır...


İzliyorum;

Bol bol dizi izledim Nisan ayında;

Russian Doll 1 ve 2. sezon
Lupin 2. sezon
Uysallar
Pera Palas'ta Gece Yarısı

Film olarak da bir tek Aşk Taktikleri'ni çerez niyetine izledim.





1 Şubat 2022

Ocak ♥ Ben

Ne ara 2022 dedik, ne ara Ocak bitti şaşkınım....
Ben 24 saat bana yetmiyor dedikçe bir de bir günün artık 24 saat bile olmadığını geçenlerde okuyunca iyice şaşırdım 😱 Biz fanilerin fark edemediğini söylüyorlar ama ben fark etmiştim, çünkü bu yetişememe halinin bir açıklaması olmalı derken bak buldum işte 😂😂😂  Okumak isterseniz haber burada

Neyse gevezeliği bırakalım da ay dökümüne başlayalım bence 💙


Seviyorum;

Ocak demek yeni ajanda, yeni defter, yeni kalem demek mesela benim için. Benim öğrencilik yıllarımda bu kadar ıvır zıvır mevcut olmadığından sanırım pek bir özenirim şu cicili bicili kırtasiye ürünlerine. Ve yeni yılın ilk ayı onları almak ve kullanmak için bir bahanedir bana.

İlk zamanlarda nasıl düzgün yazarım, inci gibi adeta... Sonradan sonradan karalamacalar, doktor yazısıyla yarışan el yazım gelmeye başlar birden ki bazen ben bile yazdığımı okuyamam 😂😂

Seviyorum başlangıçları işte... 
Günümüzde artık başlangıçların umudunun rengi solmaya başlasa bile...



Yiyorum;

Ben ve yemek arasında inanılmaz güçlü bir bağ olmuştur her zaman.
Yemeye üşenmem dolayısıyla yapmaya da 😂
Fakat bu aralar yapmaya acayip üşeniyorum. Bu yemek yemediğim anlamına gelmiyor tabii ki... Keşke öyle olsaydı. Üç gram verirdim hiç olmazsa 🙈
Pişirme konusunda sınıfta kaldığım için, bu aralar oldukça abur cubur tüketir olduk ana oğul. Bu gidişata mutlaka dur demem lazım, zira aldık başımızı gidiyoruz ikimizde. 





İçiyorum;

Havaların iyice soğuduğu bu günlerde bitki çaylarına döndüm yeniden. Ihlamur ya da evde ne bulduysan kat çayı 😊 Ayvasından elmasına narına, tarçınından limonuna karanfiline gibi gibi...


Hissediyorum;

Bu senenin başında dedim ki kendime şıkır şıkır olacağım, her gün makyaj yapacağım, her gün takıp takıştıracağım 🙈 Kaç gün sürdü dersiniz, en fazla 15 gün hahahaaa :))
Üşenmesem aslında gayet kıpır kıpır içim anlayacağınız 😆



Yapıyorum;

Aylardır elimde süründürdüğüm bebe battaniyesi bitti şükür 💗 Elime alsam aslında 1 ay içinde biterdi ama ben bir şeyi süründürmeden bitirmem :))) Artun Paşa neredeyse sığmayacaktı hediyesini gönderdiğimde.

Bu modeli bebe battaniyesinde çok seviyorum ben ve ne zaman battaniye örmeye kalkışsam bu modele gidiyor elim ♥


Düşünüyorum;

Düşünmemeye çalışıyorum... Bu aralar aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık durumlarındayım...

Evdeki hesaplar çarşıya uymuyor, çarşıdaki durumlar keseye dar geliyor derken yok olmuyor bir türlü bu aralar. Gelecek günlerin endişesi de cabası... Düşünmemek en iyisi diyorum sanırım...


Hayal Ediyorum;

Gelecek sene Oytun üniversite sınavına girecek ama bu sene yavaş yavaş içime oturmaya başladı sancısı. Onun iyi bir üniversite kazanıp gittiğini hayal ediyorum bir yandan. Yurda yerleştirdiğim, hafta sonları geldiğinde onun sevdiği yemekleri pişirdiğim, yanına sevdiği keklerden böreklerden koyduğum gözümün önüne geliyor. Sonra içim yanıyor birden... Tekrar ferahlatıyorum sonra içimin yangınını; o mutlu olsun diyorum, istediği yere gitsin diyorum... Doğmamış bebeğe don biçmek gibi ama biliyorum ki su gibi geçiyor günler... O günler şıp diye gelecek biliyorum...

Hayırlısı olsun inşallah ♥


Dinliyorum;


Adamlar / Hepinize el salladım

Ben bu şarkıyı neden bu kadar geç keşfettim dediğim bir şarkı...
Sadece bu ay değil aslında, bir süredir dinliyorum.
Seversiniz bence siz de 💗



Hande Mehan / Beni Böyle Sevme

Ara ara dinlerdim Hande Mehan ama bu şarkısı sanki daha bir güzel olmuş 👌


Okuyorum;

Yeniden okumaya başladım şükür... Bu ay benim için şahane geçti diyebilirim, yıla iyi bir başlangıç da diyebilirim.
Okuduğum 3 kitapta ayrı ayrı keyifliydi. Bir ara anlatırım uzun uzun... 
Ne okuduğuma gelecek olursak;

Burası Radyo Şarampol / Şükran Yiğit
Fink / Murat Menteş
Tutuklandık / Can Dündar


İzliyorum;

Kulüp dizisini izliyorum şu an, kaptırsam peş peşe gidecek ama keyfine varmaya çalışıyorum... Yavaş yavaş, sindire sindire...

Bunun dışında izlediklerim;

Cem Yılmaz: Diamond Elite Platinum Plus
Şuursuz Aşk
Don't Look Up
Dolittle
Belfast

Arada da hala Armağan Çağlayan'ın youtube kanalını izlemeye devam ediyorum. Bazen oldukça ilgi çekici konukları oluyor. Geçenlerde Uğur Aslan'ı konuk etti. Hikayesini keyifle dinledim ve mütevaziliğine hayran kaldım. Şahsına münhasır bir karakter 💗







3 Kasım 2021

Ekim ♥ Ben


Seviyorum;

Boş boş oturmayı seviyorum desem 😂😂😂
Eve geliyorum, yemek ye, toparla derken ardından mutfak masasının başına oturup öylece kalıyorum... Hiç bir şey yapmadan, amaçsızca... 3-5 dakika da değil, baya uzun bir süre... Bazen akabinde cuppa yatak yaptığım bile oluyor...

Tembellik yapmayı ciddi ciddi seviyorum anlayacağınız bu aralar 🙈




Yiyorum;

Üzüm 😍

Yaş aldıkça insanın huyu suyu da değişiyor sanırım. Ben üzüm sevmezdim, yersem de çekirdeksiz minik üzümlerden tercih ederdim o da bir kaç tane... Ama şimdilerde pembe iri üzüme bayılıyorum. Hafif tatlı oluşu, çekirdeklerinin çıtır çıtır hissi, kokusu derken aklımı başımdan alıyor diyebilirim :))
Öyle bir aşk var ki aramızda sezonu bitiyor diye hafiften stok bile yaptım bu hafta.... 

Dengesizim kabul ediyorum :)))





İçiyorum;



Döndüm dolaştım kahve takıntıma geri döndüm...
Bir ara günde bir defaya düşürdüğüm kahve yeniden günde 3 postaya çıktı... Geceleri uykumu da kaçırmıyor artık. Ya da psikolojik bir şartlanımdı, geçti, bilemiyorum ;)


Hissediyorum;

Boş, bomboş...
Garip bir sükunet içerisindeyim. 
Hayırlısı diyorum şimdilik :)

Yapıyorum;

Şimdi buna da hiçbir şey yazarsam garip olacak ama yapmıyorum anacım 🙈

Bebe battaniyesi örüyordum hediyelik, bebek doğdu ben bitiremedim hala ve elime aldığımda yok işin kötü tarafı.

İnşallah önümüzdeki aylarda makus kaderimi yeneceğim hahahaaaa :)) Söyleyince ben de inanmadım ama siz inanmış gibi yapın :)))


Düşünüyorum;

Bu yazıyı yazarken fark ettim; ne kadar da boş bir ay geçirmişim...

Tamam ufak tefek aksiyonlar yaptım ama genele vurduğunda çok fazla yer teşkil etmiyor... Silkelenmem lazım, kendimi disipline etmem lazım ve yeniden kendimi bir rutine sokmam lazım...
Yoksa günler ayları, aylar da beni kovalayacak vallahi...

Anlık bir aydınlanmaydı, hadi hayırlısı hahahaaa :)))

Hayal Ediyorum;

Ay nasıl bitkin bir ruh hali, kendimden yeminle tiksindim :))
Eve gidip yatsam, bana günlerce dokunmasalar hayali mi olur yahu...
Ama uzun süredir bu moddayım...
Offff offfffff 😕


Dinliyorum;



Can Bonomo - Demet Evgar / Rüyamda Buluttum

Avaz avaz bağırarak söylediğim bir şarkı bu aralar...
Sabah akşam, mekan fark etmeden...
Can Bonomo'yu yeniden sevmeme sebeptir bu şarkı 😉




Melek Mosso / Hayatım Kaymış

Evet hayatım kaymış gördüğünüz üzere hahahaaaa :))

Okuyorum;

Cevap vermesem :))) Hiç anlamadınız zaten bu ay kitap okumadığımı di mi ;)


İzliyorum;

Sadece You dizisinin son sezonunu izleyip bitirdim. Allah bereket versin :))


Kasım'da bomba gibi geleceğim dermişim ;)

2 Eylül 2021

Yaz ♥ Ben

En son Nisan ayında yapmışım bu seriyi. Sonrasında saldım. Sadece bu seriyi değil üstelik, bloga da doğru düzgün yazı yazmadım. Uğramadım bile diyebilirim hatta 🙈

Böyle uzun süre ara verince geri dönüşüm de zor oluyor benim. Nereden başlayacağımı bilemiyorum... Sıcağı sıcağına yazmak daha zevkli, hissiyatın en canlı olduğu anları harflere yüklemek daha kolay gibi sanki...

Bir yerlerden başlamam gerekiyordu ve ben de yaz aylarını kısaca bu seriyle anlatarak başlamanın en iyi fikir olduğuna karar verdim. İnşallah devamı gelir ♥

Seviyorum;

Ailemle vakit geçirmeyi seviyorum. 2 sene ardından kardeşimin gelmesi bana ilaç gibi geldi. Çok bilmiş bızdığıma kavuştum şükür bu yaz. 

Daha rahat hareket edebilmek için bu yaz daha tenha konumda olan bir ev kiraladık. Karantina düzenimizi çok rahat koruyabildik bu evde. Hem rahat rahat denizimize girdik, hem çocuklar evin bahçesinde vakit geçirdiler, ben ara ara işe giderek çoğunlukla onların yanında kaldım derken şahane bir tatil yaptık.  Mavi ve yeşilin huzuruyla çalışmayı çok sevdim... İş ve tatil bir arada olunca tadından yenmiyormuş onu fark ettim ♥




 

Yiyorum;

Bu yaz bebek kabak ile tanıştım, diğer adı ile Girit kabağı. Kabak severim ama bebek kabak başka bir şeymiş arkadaş :) Pazarcı en şahanesinden çok kolay bir tarif de verdi, başka çeşidini aramadım bile... 
Haşla, ortadan ikiye böl, üzerine zeytinyağı-limon-sarımsak-dereotu... Ne zaman istersen ye en güzelinden...



Bir de deniz fasulyesi olayı var ki bu yaz dibine vurduğumuzu söyleyebilirim. Daha önce bir kaç kez yemiştim ama hiç yapmamıştım. 

Ayvalık pazarı tam bir ot cenneti olduğu için bu konuda da biraz abarttık her zamanki gibi. Hatta buzluğa bile attım kışın yemek için :))) Yapımı çok basit; ayıkla, kaynamış suya at çok az kaynat, sonra soğuk suda şokla ve üzerine zeytinyağı limon sarımsak üçlüsünü ekle ve afiyetle ye ♥


Bu yaz tüm otların içine içine düştüm anlayacağınız ♥ Darısı gelecek seneye inşallah maşallah....



İçiyorum;


Kardeşimin elinden en âlâ kahveleri içtim bu yaz. Normalde günde 1 kez kahve içerken 2-3 e çıkarttım bu sayıyı. Ne yapayım hem kahve yapanım çok güzeldi hem de sohbeti şahaneydi ♥


El yapımı şarabımız kuzendendi sağ olsun. Hem de öyle içine alkol katarak falan değil bekleterek, süzerek, çok da emek vererek yapmış. Portakal şarabı özellikle şahaneydi. Gün batımlarımıza en şahanesinden eşlik etti ♥


Evet alkolün dibine vurdum doğru 🙈
Ama bir neden diye sorun bana 😂😂😂
Eşlikçilerim şahaneydi de ondan 😉
Ve ben o Ayvalık otlarından şahane mezeler yapıyordum :)))) Öksüz yetim mi kalsınlardı di mi ama 😏


Tamam bu kısım tamamiyle şımarıklıktı kabul ediyorum. Ama sıcak yaz akşamlarıma buz gibi şahane eşlik ediyordu...

Üstelik denize batan bir güneşe karşı içilmez de ne yapılır yahu 🙈

Hissediyorum;

Evin içindeki koşuşturmacalarımı saymazsam şukella bir huzur içindeydim. Arden kuşuma doydum diyemem ama sanırım çocuğumun doğumundan bu yana en fazla birlikte zaman geçirebildiğimiz bir yazdı. Binlerce şükür... 

Evet gezi planları yapmadık belki ama bu sakin evi kiralama fikri için kardeşime binlerce kez teşekkür ettim sanırım. Ve anladım ki ben doğanın kucağında olmayı çok seviyormuşum...

Normalde rutinlikten sıkılan ben aslında nasıl bir rutinin içinde olmam gerektiğini bilmiyormuşum... Bunu öğrendiğim için kendimi mutlu hissediyorum ♥

Yapıyorum;

Bak bu kısım karışık işte :)))

Hem hiçbir şey yapmadım hem çok şey yaptım....

İki haftada bir birkaç günlüğüne işe gelme zorunluluğum olduğundan araba tepesinde sabah akşam yol kat ettim. Ve bu yolculuk halleri benim için nedenini tam belirleyemediğim sebeplerle çok keyifliydi... 


Bol bol meyve kuruttum fırsattan istifade... Elma, armutla birlikte bu sene çilek ve kiraz da denedim... Sonuç şahane oldu... Pestil yaptım bol bol. Benim minik kuşum kışın teyzesinin elinden tatlı tatlı yesin istedim...


Gece denize girdim bu yaz birkaç kez... Çocukluğumda annem ve babamla girdiğimi hatırlıyorum ama bu kadar keyifli olabileceği hiç hatıralarımda yer etmemiş. İlk başlarda biraz tırssam da alışınca çok keyifliydi... Bunda cümbür cemaat girmemizin de etkisi büyük tabi ♥


Çalıştım, yedim, içtim, uyudum ve bol bol sohbet ettim... 

Ayyy bir de ayaklarımı uzatıp telefonu elime alıp salaklandım 😂😂😂 

Daha ne olsun değil mi 😉


Düşünüyorum;

Bu mikrop hastalıktan nefret etsem de beni sakinleştirdiğini fark ettim. Normal şartlar altında bu kadar evde vakit geçir(e)meyen ben sanırım tam bir ev kuşu oldum. Eskiden işten arta kalan vakitlerimde eve girmek istemeyen ben günlerce evden çıkmadan yaşayabiliyorum. Bunun deniz kenarında bir evde olmamla alakası yok, genel olarak bu hale büründüm. Şu anda da eve gitmek için can atıyorum...

Değiştim, daha kabuğuma döndüm... Bunu şu anda değiştiremeyeceğimi biliyorum ancak şu beladan kurtulduğumuzda değiştirmek ister miyim acaba diye sorgularken buluyorum kendimi...

Henüz bu duruma yanıtım yok....


Hayal Ediyorum;

Şimdi yazarken fark ettim ki Nisan yazımda hayal ettiğim her şeyi yapmışım... Ne mutlu bana ♥

Bu yaz bana öğretti ki ben artık kalabalık yerlerde yaşamayı sevmiyorum. Henüz insanlardan bıkmadım tabi hahahaaaa :))) Sadece kendim istediğim zaman kalabalığa karışabilmekten yana bir tercih hakkım doğmasını hayal ediyorum. Ve evet her zaman müstakil bir ev hayali kurardım ama hiç yaşamadığım için bunun sadece bir şekilcilikten öte gitmediğini fark ettim. Özgür bir alan, ufacık bir bahçe, az eşya (bunu başarabilmem çok zor hala ama hayal edebilirim bence) benim yaşam şekli mutluluğum buymuş ♥ Dolayısıyla şimdilerde hayallerimi süsleyen böyle bir ev. Bir ucu denize değerse tabi ultra lüksü bulmuş kabul edeceğim kendimi ♥


Dinliyorum;


Buray / Alaz Alaz

İstisnasız bu yazıma damga vuran şarkı Alaz Alazdı. Her gün 3-5 kez dinlemeden günü bitirmedim sanırım ♥


Demet Evgar / Nanay 

Bu kadın ne yaparsa ben dinlerim / izlerim sanırım ♥
Rengarenk bir klip ve eğlenceli bir şarkı :)
Klibinde bazı filmlerinin bazı sahnelerine de atıfta bulunmuş 😉

Okuyorum;

Koskoca yaz sezonu için maalesef oldukça az kitap okudum. Hiç verimli değildim ve uzun süredir elime kitap alamadım. Belki Eylül bana iyi gelir....

Okuduğum kitaplar;

Erkek Doğmak Adam Olmak / Esin Acıman

Lilith / Esra Pekin

Hafif Bir Akıl Tutulması / Mitch Cullin

Bildiğimiz Dünyanın Sonu / Erlend Loe 

Volvo Kamyonler / Erlend Loe

Doğa Tarihi / Hakan Bıçakcı


İzliyorum;

My Brilliant Friend, Fatma, 50m2 dizilerini bitirdim. Atiye'nin son sezonunu da tamamına erdirdim :)
İyi dizi izlemişim ♥

9 tane de film izlemişim koskoca yaz boyunca... Türk filmi ağırlıklı gittiğime göre kesin ya ütü yaparken ya da mutfakta bir iş yaparken izlemişimdir ben çoğunu. Sanatsal filmlere girişmemişim çünkü :))) Buna da şükür diyelim :))

Nasipse Adayız
Kovan
Kapı
Gelincik
Kaybedenler Kulübü
Bu İşte Bir Yalnızlık Var
Güzel Günler Göreceğiz
Her Şey Aşktan
Kızıl Gökler

En kısa zamanda yeniden görüşmek dileğiyle ♥



30 Nisan 2021

Nisan ve Ben ♥

Tam kapanma mı yarım yamalak kapanma mı tam olarak emin değilim ama benim hayatımda hiçbir değişiklik olmadı. Evdeydim, yine evdeyim... Ama sanırım bu tam kapanma döneminden sonra açıldık, yeni normal saçmalıkları beni etkileyecek ve ben yeniden işe gitmek zorunda kalacağım. Şimdiden endişelenmenin anlamı yok, hayırlısı diyorum... Şu virüs belası azalsın da başka da bir isteğim yok...

Bugün kapanmanın 1. günü... Yarından itibaren bir günlüğe başlamayı düşünüyorum... Neler yaptım, yapacağım evin içinde bakalım... Bana katılan olursa çok sevinirim aslında. Biraz buraları hareketlendiririz hem 😉

Neyse ben artık Nisan ayında neler yapmışım, neler hissetmişim ona odaklanayım...

Seviyorum;

Bu ay benim için Oscar ayıydı. Keşke hep Nisan ayında yapsalar dedim tüm ay boyunca. Şubat ayında yetişemiyorum çünkü ben 😆😆

Filmleri izlemeyi, onlar hakkında yazmayı, diğer yorumları okumayı ve tahminde bulunmayı seviyorum. Bu seremoni yıllardır en sevdiklerimden. Bir de üzerine töreni izleyince duble şahane oluyor ki zevkten dört köşe oluyorum. Şimdiden 2021 filmleri ile ilgili dedikoduları okumaya başladım bile :)))


 

Yiyorum;

Roka salatası ♥
İçine domates, peynir parçaları, taze soğan, taze sarımsak....
Yeme de yanında yat türünden...
Bahar gelince bende bir yeşillik aşkı başlıyor sanırım :)))



İçiyorum;

Saplantılı bir içicilik halim varmış hahahaaaa :))
Karanfilli çay saplantım hala devam ediyor. İçine portakal kabuğu kurusu da eklemeye başladım. Doyamıyorum ben bu çayı içmeye yahu :)))
Ben eskiden bir sürü şey denerdim, sıcak / soğuk / ılık...
Ama denemek istemiyorum şimdi, karanfilli çay aşkımız devam etsin istiyorum 😉

Hissediyorum;

Kombiyi kapattım yaşasın mutluyum hahahaaa :))
Balkon kapımı açıyorum, eve mis gibi hava doluyor... O havayı içime çektikçe kendimi mutlu hissediyorum.... 
Kış kadınından bahar kadınına evrilmek inanılmaz güzel bir duygu ♥

Yapıyorum;

Leyleğin ömrü laklakla geçermiş hesabı ben bu aralar hiçbir şey yapmıyorum... Ancak bilgisayarın karşısına geçip salaklanıyorum işte.. Yaptığım bir halt da yok ama iş için sürekli pc başında durmak bende alışkanlık yaptı sanırım, akşamlara da bu işlevi sarkıtıyorum. 

Bu kadar beyaz ışığa maruz kalınca tabi ki akşamları uyuyamıyorum. Ve uyumak için şahane bir yöntem buldum. Radyo tiyatrosu dinliyorum. Bu ay yaptığım en güzel eylem bence 😇


Düşünüyorum;

Mıymıylığı bırakıp bu ay hareketlenmeyi planlıyorum kafamda. Bir sürü iş yapabilirim, belki evdeki son günlerim diye hatırlatmada bulunuyorum kendime sürekli...

Gidilecek yollar yoksa biz de yapılacak işler yaratırız :))))


Hayal Ediyorum;

Deniz kenarında bir hamak içine yatmış Ardenime kitap okuduğumu hayal ediyorum...
Sonra onunla yüzdüğümü...
Oytun'la birlikte ikisini izlerken mest olduğumu...
Bir sürü bir sürü fotoğraf çekip güzel anları kayıt ettiğimizi...
Çocuklarıma birbirinden leziz aburcubur yaptığımı...
Kardeşimle didişip didişip ona bir sürü şey kilitlediğimi :)))

Kardeşimin gelmesi kesinleşince ben de "var bi hayalimiz" moduna girdim işte ♥♥♥


Dinliyorum;

Melike Şahin / Martılar

İnstada bur şarkıyı tesadüfi dinleyince saplanıp kaldım :)) Aslında bu şarkıyı Edis söylüyor ama ben Melikonun söylediğine takıldım. Çok pozitif değil mi ♥ Orijinalini de aşağı ekliyorum, bakalım siz hangisini beğeneceksiniz ;)

Edis  / Martılar 

Okuyorum;

Geçen ay kitap elimden düşmezken bu ay sadece kısacık iki kitap okuyabildim;

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku ve Albaya Mektup Yok

Umut ediyorum Mayıs daha verimli geçer kitap yönünden... 


İzliyorum;

Dead To Me ve Lucifer bitti dizilerden... Napoli serisinin dizisini izliyorum şimdi; My Brilliant Friend...  Dizi manyağı oldum sanırım bu ay :))

9 tane de film izlemişim... Bak şimdi neden kitap okuyamadığımı daha iyi anladım :) Dizilerden ve filmlerden fırsat kalmamış :))

The United States vs. Billie Holiday
Yes Day
Over The Moon
Borat 2
Damat Takımı
Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?
Nuh Tepesi
My Octopus Teacher
One Night in Miami

Mutlu bir hafta sonu diliyorum herkese ♥

2 Nisan 2021

Mart ve Ben ♥

Günler günleri kovalıyordu ve bir bakmışım ki koskoca dediğim 1 ay bitmiş bile :) Mart ayını da bitirdiğimize göre ben neler yapıyorum serisinin ikincisini de yazabilirim. Yalnız iki defa yapınca birden bu yazıya seri muamelesi yapmak tam bana göre :)))

Seviyorum;

Bu ay hemen hemen her gün erken kalktım. 8.30 da işin başına yalap şalap yüzümü yıkayarak geçmek yoruyordu beni. Saat 7 -7.30 gibi kalkıp evin içerisinde sessizlikte dolaşmak, elime yüzüme bakmak, arada kitap okumak, bloglarda gezinmek bana o kadar iyi geldi ki... Sevdim bu rutini... Henüz sabah sporu niyetine herhangi bir hareket eklemesem de hayatıma bana ait olan o 1-1,5 saati o kadar çok sevdim ki... Ruhuma şifa oldu

Yiyorum;

Kızarmış ekmekli kahvaltılar bu ay yalan oldu. Oytun'un ders programı değişti ve ortak saat olarak ayarladığımız kahvaltı saati finale kavuştu. Masa başı pratik kahvaltılara başladık ve ben ısıtılmış lavaşın içerisine haşlanmış yumurtayla dürüm yapıp yemeye başladım. Arada peynir zeytin eşlik etse de yanına, bazen o dürümü yiyip tamama erdiriyorum kahvaltımı... Karbonhidrat candır, gerisi heyecandır hahahaaaa :))

İçiyorum;

Karanfilli çaya hala devam. Üstelik bu aralar öğlen kahvemi bile aksatıp misler gibi çayımı yudumlamaya devam ediyorum...

Hissediyorum;

Bu aralar kendimi her an harekete geçebilecek gibi hazır hissediyorum. Bu aylar yorgun olurdum genelde, tatil tatil diye mızıldanırdım. Geçen senelerin aksine oldukça enerjiğim. Evde bir sürü iş hallediyorum kısa paslarla...



Yapıyorum;

El işine ara verdim bu aralar. Oytun'un odasını düzenledim yavaş yavaş. Mutfağı biraz hale yola koydum. Daha benim odam, banyo vs var. Düzenlemeyi bitirirsem yaz temizliği yapılacak inşallah maşallah. Bir sürü şeyi geri dönüşüme göndermeyi başardım üstelik yaşasın ♥

Düşünüyorum;

Hayat kısa be Şebo diyorum bu aralar... Endişelerimden arınmaya çalışıyorum ama Oytun'un o kayıp halini gördükçe hafif çıldır halleri geliyor. Yazılı sınavlarına bir gün kala yine sınavlar iptal olunca bizimkini artık hiç toplayamayacağıma kani olmaya çalışıyorum. Pozitif kalmakla çıldırmak arasında debeleniyorum anlayacağınız.


Hayal Ediyorum;

Kardeşcağızımın gelme ihtimali oluştu bu yaz. Onun burada olduğu dönemlerde yine evden çalışabilme ihtimalimi hayal ediyorum. Öyle olursa yazlığa internet bağlatır her daim onların yanında olabilirim ve Ardenimle bol bol hasret giderebilirim diyorum. Ardenime yapacağım yemekleri, okuyacağım kitapları, koşuşturmaca olmadan onunla evde dipdibe olma hallerimizin hayalindeyim...

Dinliyorum;

Zuhal Olcay - Hüsnü Arkan / Eyvallah


Okuyorum;

Napoli serisini yuttum bu ay. Normalde bu kadar hızlı okuma yapamam ama tuvalete bile kitapla giriyorum diyebilirim. Lenu ve Lila büyüledi beni... Serinin 4. kitabının bitmesine 100 sayfa kadar kaldı. Bitince boşluğa düşmekten korkuyorum :)

İzliyorum;

Dizilerden What / If ve Lupin bitti, Dead to Me ve Lucifer izlemeye başladım eş zamanlı. Ne zaman biter hiç bir fikrim yok.

Malum Oscar adayları açıklandı ve adayları izlemeye başladım. Bu ay toplamda 11 tane film izlemişim 😊 Bir kısmını yazdım taze taze bloga hatta... Yazmadıklarımı da bir ara yazacağım inşallah maşallah...

The Father
Sound Of Metal
Voces
Judas and the Black Messiah
Minari
Kağıttan Hayatlar
Promising Young Woman
Pieces of a Woman
Mank
Cep Herkülü Naim
News of the World

Mutlu bir hafta sonu diliyorum herkese ♥


4 Mart 2021

Şubat ve Ben ♥

Bu seriye Ocak ayında başlamak niyetindeyim aslında, olmadı...

Şubat'tan başlamama kim engel ki dedim sonra kendime...  
Şubat baktım Mart'a sarkıyor... Şebocum kendine gel dedim :))

Ezgicim yapardı bunu ve ben ayıla bayıla okurdum, hadi dedim bu sene yazmana bahane olsun... Her ayın son haftasında patlat bir yazı... Bak bakalım hayatında bir şeyler değişiyor mu? Yoksa dolap beygiri gibi aynı şekilde dönüp duruyor musun...

Benimle beraber yazmak isterseniz haydi siz de gelin ♥

Seviyorum;

Pijamalarımla evde gezinmeye bayılıyorum bu aralar ve hatta işimin başına pijamalarla geçmeye:) Çalışmaya başladığımı sanki hissetmiyorum... Öğleden sonra keyfim gelirse eşofmanlarımı geçiriyorum üzerime...

Yiyorum;

Siyah zeytin ♥
Hiç siyah zeytini bu kadar sevmemiştim... Üzerine kekik ve pul biber döküp limonluyorum. Çekirdeklerinden adımı yazabilecek kadar çok yiyorum sanırım :))

İçiyorum;

Çayıma karanfil atıp demliyorum artık. İçimi daha hoş oluyor, içmelere doyamıyorum ♥

Hissediyorum;

Kararsız hissediyorum kendimi... Ofise gitmeye başlamam lazım artık ama öteliyorum... 
Sokağa çıkmaya korkar oldum artık... 
Evimde mutluyum hâlâ... 

Yapıyorum;

Çanta örüyorum bol bol :))




Şebo'nun "Ne İstersen" çantaları diyorum ben bunlara... Ben kitaplarımı çantada taşımak için kullanıyorum çoğunlukla. Annem ilaçlarını koyuyor içine, çantasına atıyor. Bir arkadaşım makyaj malzemelerini koydu, diğeri kalemlerini... Kimin canı ne isterse yani :))

Ama o kadar çoğaldı ki şimdi elimde, birazını satayım diyorum. Ama nasıl yapacağımı da bilmiyorum... Bu konuda önerilerinize açığım. Nasıl bir yol izleyeyim hadi söyleyin bana ♥

Düşünüyorum;

Balıkesir kıpkırmızı risk bölgesi olarak... Bitecek mi bu iş yoksa biz tekrar tekrar aynı döngüye mi gireceğiz? Okullar açıldı ama kapanacak yeniden biliyorum, bu seneyi komple yok saysalar keşke diyorum. Ben aynı yılı tekrar okumasına razıyım ve benim gibi bir çok insanın da aynı şekilde düşündüğünü biliyorum.

Hayal Ediyorum;

Bir kumsalda dostlarımla birlikte oturup sohbet ettiğimi hayal ediyorum çokça. Maskesiz, sarmaş dolaş ♥
Özledim...
Sarılmayı özledim...
Dokunmayı özledim...
Aklıma esti geldim demeyi özledim...

Dinliyorum;

Bağzıları / Zaten Kırılmış Bir Kızsın

Eski bir şarkı aslında... Yeniden keşfettim sanırım :)
Bu aralar asla bu şarkıyı dinlemeden günü bitirmiyorum ;)

Okuyorum;

Bu ay 3 kitap okumuşum; Doktor Ox'un Deneyi, Bir Pezevengin Notları ve Bu İşte Bir Yalnızlık Var.

Hiçbirinin yorumunu henüz yazmadım... Altıçizililerim taslaklarda bekliyor tamamlanıp yayınlanmak için.

İzliyorum;

Televizyondaki tüm dizileri izliyorum :))) Yaklaşık 3 senedir TV açmayan ben, annemin gelmesiyle o hangi diziyi izliyorsa izliyorum :)) O sebeple bu kadar çok çanta ördüm ya zaten... Cumartesi Pazar da çakışanların tekrarlarını izliyoruz hahahaaa :))) Aştım kendimi anlayacağınız...

Bunların dışında What / If diye bir diziye başladım, eh fena değil boyutundayım henüz... Başlarındayım daha... 

Bu ay kaç tane film izledim hatırlamıyorum ama Ocak ve Şubat ayında toplam 17 tane izlemişim. Size anlatacağım çok güzel filmler var anlayacağınız 😉

Hepinize kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum, kendinize iyii bakın ♥


22 Nisan 2020

16 gün 16 yazı meydan okuması #7


7. Hangisini tercih edersin? Gün doğumu ya da gün batımı ?


Bunun tercihini yapmak benim için güç...

Gün batımının romantik kızıllığını çok severim çünkü.. Hele bir de denize doğru batıyorsa keyfime keyif katar... Adım adım gece yaklaşıyordur artık... Bir battaniye gibi örtecektir çirkinlikleri... Işıl ışıl lambalarla takıp takıştıracaktır, süsleyecektir üstüne...

Ama yaşadığımız bu süreçte benim yeni gün doğumlarına ihtiyacım var en çok... Gün doğumu demek yeni bir başlangıç benim için... Tazelenmek, ferahlanmak, temizlenmek...

Apaydınlık uyanacağımız gün doğumlarına sevgili dostlar... Maviliklere...

Sevgilerle ♥









13 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #12


Allahım yazsam okuyamıyorum, okusam yazamıyorum...
Nedir benim bu halim :))
Uzun süredir blogları okuyup yorum yazamadığımdan dolayı dün sabahtan itibaren boş kaldıkça özellikle meydan okuma yazılarını okudum... Akşama kadar peyderpey okumama rağmen bitmedi üstelik, tüm bloglara yetişemedim. Ama bugün bitiririm sanırım. Hal böyle olunca da benim yazı kaldı tabi...
Neyse bugün iki post birden yazar hallederim artık ;)

Dünkü konumuz neymiş hemen bakalım o zaman;

Yaşasın, meşhur moda blogger'ı gibi hissedebilirsin bugün kendini. Kullanmaktan asla vazgeçmediğin, bittikçe yeniden aynısını aldığın şeyleri yaz da bilgilenelim...


Gardırobumda yaz kış vazgeçemediğim şeylerin başında elbise geliyor benim. Öyle zıpçık gibi üzerime oturan cinsten değil salaş modelleri tercih ederim hep. Ya bol uzun olacak ya da çan kısa... Ve olmazsa olmaz ayrıntısı ise mutlaka cebi olacak :) İçinde kendimi çok rahat hissediyorum. Pikniğe bile elbiseyle gidebilme potansiyelim var benim 😂😂😂


Diğer vazgeçemediğim şey siyah tayt... O gövdeye tayt demeyin hiç, vallahi çok rahat ediyorum... Özellikle kışları geçir üzerine salaş bir tunik, oh senden rahatı yok 😂😂 Bedenime uygun rahat bir tayt buldum mu hiç kaçırmam, hemen alırım ♥


Diğer vazgeçilmezlerimden biri de fularlarımdır. Çok severim. Boynuma bağlayıp evden çıkan fularım gün içerisinde farklı görevler görebilir 😂😂 Bir bakmışsın kafama bağlamışım, bir bakmışsın omzuma, belime bile bağladığım olur sıkıntıdan. Çok amaçlıdır her zaman anlayacağınız ;)


Bir de güneş gözlüklerim var tabi. Çoğunlukla tepeme taç yaparak kullansam da yaz kış yanımdadır. Gerçi bu sene kışın okuma gözlüğümle birlikte zaptetmesi zor oldu da biraz boşladım kendisini. Yaza yine kavuşuruz ama ;)


Aaa bak kıymetlimi unutuyordum. Bir de senelerdir giydiğim crocs terliğim var vazgeçemediklerimden. Parmak arası altı tomurcuk tomurcuk bir şey. Kardeşim benimle dalga geçer hatta o terlikle ilgili, " abla crocs bu terliği sadece  bir sene üretti ve beğenilmedi diye kaldırdılar. Tek çeşit sensin bu terlikle rahat eden" diye. Ama ne yapayım benim için dünyanın en rahat terliği kendisi ♥

Şimdilik bu kadar, ben azıcık yine sizleri okuyayım ;)

31 Mart 2018

bir kitap, bir konser ve Hüsnü Arkan ♥


Hüsnü Arkan'ı oğlum tanımıyor... Arkadaşları da...
Konserine gideceğiz dedim, burun kıvırdı...
Açtım hemen youtube, badi parmağına kuşu kondurdum.. Badi parmağı da ne yahu demedi tabi ama öyle anlamsızca baktı.. Aynı benim şu takip ettiği youtuberlara anlamsızca baktığım gibi...
Hah işte nesil farkı böyle ortaya çıkıyor dedim tabi, içimden...
Ama hâlâ iddia ediyorum, bizim nesil sizin nesli döver 😂😂😂

Hüsnü Arkan benim için eski Ezginin Günlüğü demek...
Yatıp kalkıp kırmızı küçük teybimde kasetlerini dinlemek demek...
Gençliğim, üniversite çağlarım demek...
Haziran'da ölmek zorun notaları demek...
Buruk hüzünler demek....
Ve kocaman bir gülümseme demek...

Tam da kitabını aldığım gün konserinin olacağını duyunca koşa koşa haftalar öncesinden kapmıştım biletleri... Eskiden kalma bağımlılığım depreşti bir an... Kendimi genç sanıyordum, Hüsnü Arkan' ı da...

Konser boyunca dizim hiç ağrımadı, belim de.... Her şarkısı istisnasız benimdi... Ellerim acıdı alkışlamaktan... O huzur dolu sesine içindeki çocuk eşlik etti... Coşturdu, hüzünlendirdi, duygusallaştırdı derken duygular şelale işte ♥

Mutlu olmak istiyorsanız eskileri anın, dinleyin, dokunun, hissedin... Çok iyi geliyor ruha emin olun...




Gelelim şimdi kitaba....



Yorumcu ve besteci kimliğiyle sevdiğim Hüsnü Arkan'ı yazar kimliğiyle hiç tanımamıştım bugüne kadar... Belki de hayal kırıklığına uğramaya korktuğumdan bilemiyorum....

Ne zamandır listemde de bekliyordu zaten... Aldım gitti anlayacağınız... Ki bazen içgüdülerinizi dinlerseniz güzel tesadüfler de olabiliyormuş... Kargonun geldiği gün konseri duymam gibi gibi...

Aynı yorumları gibi naif bir dili var kitabında da sevgili Arkan'ın...



Sessiz bir ege kasabasında sessiz bir otel Ilıca Oteli... Kocası tarafından terk edilmiş bir anne ve oğul Hatice ile Ayhan... Terk edenin annesi ve babasıyla aynı otelde garip bir dünya... Garip olduğu kadar sessiz... Günnur var bir de; Nedim Ustanın platonik aşkı, Ayhan'ın teyzesi...  Sessiz kasabada sessiz insanlar....

3 kuşak terzilik hikayesi de bu ailenin yaşamına gayet güzel iliştirilmiş...

Ayhan azıcık uyuşuk, azıcık dilsiz sanki... Bazen duygularını mı kaybetti bu çocuk diye düşündüren hatta.... Tek derdi kaçıp gitmek o kasabadan, Dilaver olmasaydı hoş onu da belki beceremeyebilirdi ya...  Mültecilik kolay değildi...

Karakteri az, çok dolambaçlı olmayan bir hikaye...

Kitapta en sevdiğim terzi dükkanının içindeki kütüphaneydi ve o kütüphanenin oluşma hikayesi... Usta ve çırak bağları enfesti... Bir ara o dükkan dile gelse dedim :)

Kitap ile ilgili sevmediğim şey ise bazen karakterin iğneden ipliğe tüm detayına inmek isterken hevesimin yarıda kalmasıydı...  Yarım kaldım arada berede...

Sade, sessiz bir hikaye okumak isterseniz bu kitap tam size göre... Tek bir garanti verğirim bu kitapla ilgili; o da terzi dükkanını çok seveceğinizdir... 😉

Bu arada konser bahane, kitabımı da imzalattım... İlk okuduğum kitabını hem de....
Güzel bir anı olarak kayıtlarda yerini aldı işte ;)

Olmazsa olmaz altıçizililerimde yerini alıyorsa bu yazının da sonu gelmiş demektir, kendinize iyi bakın... Hep mutlu kalın ♥



* Nasıl geçindiklerinin pek bir önemi yoktu. Gülücük yiyor, gülücük içiyorlardı; hayal dünyasında para geçmiyordu.

* Çocukken kırkıma varırsam iyi diyordum. Kırkıma vardığımda, elliyi görürsem ne âlâ diyordum. Fakat bir yandan da 'ne yani' diyordum; 'on senem mi kaldı? '

* İnsanlar acılarını gülümseyerek hatırlamayı ne ara öğrenirler? Hamen mi? Çok sonradan mı, yaşlanınca mı? Artık bu soruların cevabını biliyroum sayılır. Her soruda, her hatırlayışta yeniden öğreniyoruz. Bu eğitim galiba hayatın sonuna kadar bitmiyor.

  Önemsediğimi kimse söyleyemez ama benim de bir acım var.

* Kendini hâlâ sevebiliyordu. Bunu başarabilen biri her zaman güzel kalıyordu.

* Yaşadığım dünya çok fakirdi. Okuduğum dünyaysa çok zengindi. Zenginlikten parayı kastetmiyorum. İnsanların içleri çok zengindi. Aklımdan geçirdiğim ama bir türlü konuşamadığım şeyleri açıkça konuşabiliyorlardı. Benim yaşadığım dünyada insanlar bir şey yaparlarken niye yaptıklarını kendilerine pek sormuyorlardı. Okuduğum kitaplardaysa herkes soru soruyordu. Soru sordukça içleri ortaya dökülüyordu.

* "Çok kitap okudum," demişti geçen hafta. "Ama hayatta herhangi bir şeyi başarmak için mi okudum, yoksa başaramadığım için mi okudum, bilmiyorum......

* Samimiyeti ortaya çıkarmak kolay bir şey değildir. Samimiyet birçok vakit konuşmayla ortaya çıkmaz. Çünkü bilinmek, iyi bir şey değildir. Hele hissiyatların bilinmesi müşteri için bir hicap sebebidir.

* Eskiler birbirlerini göre göre unutup tüketirler ama yeni gelenleri arşive kaldırmak biraz zaman alır.

* Önce kaçmayı, kaderini yaratmayı öğrensin. Sonra dönmeyi nasıl olsa öğretirler.

* Hayat garip bir döngüydü. İnsan, nedense hep aynı yere çıkıyordu.

* Ben becerikli bir insan sayılmam ama zor bir duruma düşünce o zor durumu kabullenmekte hiç zorluk çekmem. Hayattaki en büyük becerim belki de budur.

* "Gülhisar küçülmüş, biliyor musun?" dedi.
   Bilmez olur muyum? Küçülmüştür. Çocukluğumda Kesik Caddesi yürü yürü bitmezdi. Sonra bir baktım; iki yüz elli metrelik, bilemedin üç yüz metrelik bir yol.  Eni de sekiz on adım kadar! Dünya zamanla küçülür. Bir zamanların büyük evleri, geniş cepheli camekânlar daralır, ufalır. Bu dükkân da ufaldı. Dikiş makineleri, kitaplıklar, ortada duran manken; hepsi ufaldı. Yaşlılığında Lütfü Ustam bile ufalmıştı.

* ... anladım ki harp bir memleketin başına gelebilecek en büyük felakettir. Sadece tarihi gidişatı değil, pek çok insanın ruhlarını da değiştirir. Vicdanlı olduğunu zannettiklerinizin zamirini görürsünüz.

* Bir insanın başka bir insana niye tokat attığını anlamıyordu. Nefret duyduğu için mi? Küçültmek istediği için mi? Yoksa sevgiden mi? Güzel olduğundan mı, burnunun dikine gittiğinden mi?

* Aşk hayatı denen şey çok basitti. İş hayatı gibiydi; üstteki alttakini ezebilir, yok sayabilirdi. İnsanların bu konuda hafızaları ve iradeleri zayıftı.



23 Mart 2018

Harika bir mim; Seni Sen Yapan Sevdiğin Şeyler ♥


Ezgi 'yi tanımayan kalmadı aramızda sanırım. Blog yazmaya yeni bulaşan ama tam bulaşan güzel bir kardeşimiz ♥ Gülüşüyle, samimiyetiyle, çektiği enfes fotoğraflarıyla iç ısıtan bir blogu var. Mutluluk dağıtıyor diyebilirim ben onun için... Bende öyle bir hissiyatı var kendisinin :)

İşte bu güzel kız bir mim başlattı şurada ve sağolsun beni de mimledi. Azıcık geciktim her zamanki gibi ama benim düsturum bu son günlerde "geç olsun, güç olmasın" ;) Ezgi'nin yanıtlarını da okumayı unutmayın sakın, yüzünüze kocaman bir gülücüğün yerleşeceğine garanti veririm...



Gelelim şimdi verdiği mutlulukla beni hafifletenlere ;

♥ Çiçeklerimi seviyorum, onların her mevsim açmalarına ve ilk güzelleştikleri anda onlara isim takmaya bayılıyorum. Müzeyyenim, Pakizem, dikenlim, saçaklım da beni sevse gerek ki güzelliklerini esirgemiyorlar benden...

♥ Sabahları kahvaltı kokusuna uyanmayı seviyorum... Tamam bu her zaman olmuyor olabilir ama yine de özellikle pazar sabahları koku almadan uyanmamayı tercih edebiliyorum :))


♥ Yalnız araba kullanırken telefonla konuşmayı seviyorum. Merak etmeyin ya kulaklık kullanıyorum ya da hoparlör ;) Gıybetin dibine varıp, yolun nasıl geçtiğini anlamıyorum çoğunlukla...

♥ İyot kokusunu seviyorum, denizin ruhumu ferahlatmasını seviyorum ve tabi ki sakin sakin yüzmeyi de... Denizli her aktivite benim için huzur ve mutluluk sebebi...

♥ Kitap kokusunu seviyorum. Elimde tutmayı, sayfaları çevirmeyi...



♥ Buzdolabının önünde vakit geçirmeyi seviyorum. Ne yesem, ne yesem hmmmmm 😃😃

♥ Sokak satıcılarını seviyorum, evet sağlıklı olmayabilir ama onlardan bişeyler almayı da seviyorum...

♥ Çakır keyf kahkahaları seviyorum... Masa başı sohbetlerini seviyorum... Sohbetin koyulaşıp koyulaşıp geçmişinden geleceğine geçişini seviyorum...

♥ Oğlumla film izlemeyi seviyorum. Ayaklarımı ona değdirip onun bana çaktırmadan çekilmesini seviyorum. Filmi bahane ederek aburcubura gömülmeyi bir de ;)

♥ Gezmeyi seviyorum, yeni yerler keşfetmeyi, yeni tatlar almayı...

♥ Fotoğraf çekmeyi seviyorum...

♥ Benim fotoğrafımı çekerlerken göbeğimi çekme diye bağırmayı da seviyorum :)))

♥ Alışveriş yapmayı seviyorum, amaçsızca vitrinlere bakıp yalanmayı da... Bir şey almayacağım derken ama buna çok ihtiyacın var Şebo diye kendimi ikna etmeyi de...



♥ Kremalı bisküviyi ikiye ayırıp ilk önce ortadaki kremasını sıyırmayı seviyorum...

♥ Oğlumun saçlarını taramayı seviyorum..

♥ Kuaföre gitmeyi seviyorum...

♥ Omuzlarıma masaj yapılmasını seviyorum...

♥ Güzel sofralar kurmayı seviyorum. O sofrada sevdiğim insanlarla olmayı... Yemek bitse de sofranın başından kalkmamayı...

♥ Hayal kurmayı seviyorum. Hayallerimde herşeyi yapabilme gücümü seviyorum :))))

♥ Bir işe başlarken hemen bitirebileceğime inanmayı seviyorum. Ama aklımda çok çabuk bitiriyorum ne yapayım :))) Sonuç çıkmasa da başlamak güzel ;)

♥ Blog yazmayı seviyorum, blog okumayı seviyorum, blog dostluklarını arkadaşlıklarını seviyorum.

♥ Elbise giymeyi seviyorum, kıyafetimin içinde rahat olmayı seviyorum...

♥ Yeni badana kokusunu seviyorum...

♥ Amaçsızca ayaklarımı uzatıp biryerlerde oturup, dünyayla ilişiğimi kesmeyi seviyorum...



Bu kadar sevmek yeter di mi :)))

Kimleri mimlediğime gelirsek

Handan
Saadet 
Gülşah
Özlem mimlendiniz efenim...

Mutlu hafta sonlarınız olsun ♥



6 Aralık 2017

Tiyatro ve Kültür Sanat Mevsimi - 2017 / #8


Mesudum a dostlar diye başlayayım mı söze :))

Üniversite zamanlarımda tiyatro ile oldukça haşır neşirdim. İzmir Devlet Tiyatrolarının hiçbir oyununu kaçırmazdım. Özel tiyatrolar o zaman daha pahalıydı, maddi durumum el verdiğince gitmeye çalışırdım. Tiyatroya gidip ay sonuna kadar peynir ekmeğe talim ettiğim de çok olmuştur :)))
Geriye dönüp baktığımda iyi ki dediklerimdendir hep...

Fakat uzun zamandır (ki bu 10-15 yıla tekabül eder) tiyatroya gidemedim hiç. Hatta geçen sene artık canıma tak demiş mutlaka İstanbul ya da İzmir'e sırf tiyatro izlemek için gitmek istiyorum diye dilime dolamıştım ama tabi ki yine kısmet olmamıştı :/

Ama evrene güzel mesajlar vermiş olsam gerek ki burnumun dibine geldi tiyatro 👏👏


Üstelik Haldun Dormen gibi büyük bir ustanın oyunu...

Duyduğum gecenin sabahında bilet almak için ışınlandım herhalde... Sabah 8:30 da ben adamların başındaydım :)) Veeeee çoğu tükenmişti bile :( Nasıl olur, daha dün duyurdunuz, telefonla yer ayırmıyorum demiştiniz, tanıdıklarınıza öncelik tanımanız ne kötü, arkalarda izlemem ben bu oyunu, önlerde istiyorum, sabahın köründe bu sebeple buradayım, rica ediyorum, lütfen, bir yolu vardır mutlaka diye cırlamalarımdan bıkmış olsa gerek ki birkaç koltuk kırmızıdan yeşile dönüverdi... Biraz daha cırlasam en önü alabilecektim demek ki ama buna da şükür ahahahaaaa :))) Bu da demek oluyor ki organizasyonların bilet satma aşamasında dost/ahbap ilişkisini göze alarak biraz tırmalamanız sonuç alabiliyor efenim, şansınızı mutlaka deneyin :)))


Bir Zamanlar Gazinoda oyununu Haldun Dormen yazmış... İki perdelik bir komedi...   Bu oyunda Haldun Dormen'e Kerem Atabeyoğlu, Ruhsar Öcal, Almila Uluer Atabeyoğlu eşlik ediyor.

Oyun 80 li yıllarda çok ünlü iki komedyen arkadaşın bir gecede yollarını ayırmasından seneler sonra gelen bir teklifle yeniden bir araya gelmelerini anlatıyor. Huysuz ihtiyar İsmet Beyefendi (ki amca denmesine deli oluyor 😏 ) ve meslektaşı Hikmet'in birbirleriyle dalaşmaları ve yeniden gündeme gelme telaşları tatlı bir gülümsemeye sebep oluyor... Bir de Mehtap girince devreye eski defterler bir bir dökülüyor ortaya.

Oyunla ilgili bir sürü eleştiri okudum... İyi diyenler de var kötü diyenler de... Daha önce izledikleri Haldun Dormen oyunlarıyla kıyaslayanlar da...
Benim kıyaslamak gibi bir şansım yok maalesef...


Ama şunu söyleyebilirim ki karşınızda 90 yaşında bir adam var... Hayatta olan yaşıtlarının büyük bir çoğunluğu her şeyden elini eteğini çekip köşelerinde otururken o bir oyun yazıyor ve bir de üstüne 2 saat boyunca sahnede kalıp bu oyunu oynuyor.
Ve bu kadar da değil, oyunun ardından onca yorgunluğuna rağmen izleyicilerinin arasına karışıp kısa kısa sohbet ederek fotoğraf çektiriyor... Hatta çocukların kendisini izlemeye gelmelerinden o kadar memnun oluyor ki onlara ayrı bir özen gösteriyor....
Ve beni bir kere daha hayran bırakıyor kendine...  Bu dev adama hayran olunmaz da kime olunur...

Ömrü hayatım boyunca ilk belki de son kez izlemenin bahtiyarlığındayım o sebeple...


Oytun açısından bakacak olursak ilk tiyatro deneyimi... Bir çok kez çocuk tiyatrosu izledi tabi ki... Fakat hem profesyonellik hem de yetişkin oyunu olması açısından bir ilk... Çok keyifle izledi, sıkılmadı  ve de oyunun sonunda gözlerinin ışıldamasına bakarsak çok beğendi... İlk tiyatro deneyimini Haldun Dormen'le tatması ise ayrı bir şans bence... İlerideki zamanlarda  ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır tabi ki...

Kerem Atabeyoğlu'nun da çocuklara ilgisi çok güzeldi... Onlarla sohbet ederken hem çocuklar mutluydu hem de o... "Lütfen okuyun, çok okuyun" diyerek bulunduğu tavsiyeyi ise içim biraz buruk dinledim.... Hepimiz biliyoruz ki okuyan, öğrenen bir nesile çok ihtiyacımız var ve bunu bir sanatçının çocuklarla kısacık sohbetinde dahi duyabiliyorsak... Gerisini siz doldurun artık :/


Tüm fırsatları değerlendirip çok güzel şımarmış olduğumuzu şimdi bu resme bakınca daha iyi anlıyorum :))
Hepimiz pişmiş kelle gibiyiz ahahahaaaaa :)))


Şahane bir Cuma gecesi ve sonrasında o enerjiyle şahane bir hafta ♥
İnşallah bu, benim küçük şehrim için bir başlangıç olur ve biz nice nice güzel oyunlar izleriz...


Keyiflerimiz daim olsun efenim ♥













29 Mart 2017

günaydın ♥


Birkaç gündür feci halde miskindim... Hani olur ya sebepsiz, elin kolun kalkmaz....
Aklından bir sürü şey geçer de vazgeçip kalın bir battaniyenin altına gömülürsün ve sadece uyumak istersin...
Bu aralar bendeki hissiyat aynen böyleydi...

Evi, işi boşladığım gibi burayı da boşlamıştım...

Derken ilk önce Handan'dan bir kendine gel uyarısı geldi :)))
Hadi arkadaşımı kırmıyım, yazmasına yazamıyorum ama en azından geziniyim arkadaşlarımı... İki okuyum, ne var ne yok öğreniyim dedim... Malum blog okumak oldukça vakit alan birşey... Miskin miskin okumaya başladım... Kiminize kıpırdanıp yorum yazdım, kiminize yazamadım... Ama hemen hemen hepinizi okudum... Blog panelinde son 1 haftayı gözden geçirdim, keyiflendim....

Bayağı bir sineklenmişim saat öğlen olmuş blog okurken dedim... Tam işe başlayacağım... Dur yahu Şebo dedim yeni yazılanlara da bir bak dedim.... İyi ki demişim :)))



Kendi resmimi gördüm bir an blog panelinde, ben yazı yayınlamadım ki dedim, şaşırdım... Allah allah blog bile şaştı bugün benim gibi bile dedim :))) Saflığım tuttu azıcık... Sonradan anladım ki Merihciğimin yazısıymış ahahahaaaaa :))) İdrak etmekte oldukça güçlük çeksem de okuduklarım beni benden aldı ♥

Merih'in ilk önce pozitifliğine sonra da hayal gücüne hayranımdır hep.... İnatla inandıklarını savunmasına... Etrafına güç saçmasına....

Öyle güzel şeyler yazmış ki kendime geldim vallahi :) Ne miskinlik kaldı ne başka birşey... Pır pır kelebekler gibi dolanıp durdum dün ♥ Bülbül gibi şakıdım :)

İyi ki varsın Merihcim... Mutluluk gözyaşlarım ve enerjin için binlerce teşekkürler ♥
Üzerliğin çok seviyor seni ♥
Gönlün gibi güzel olsun her şey arkadaşım :)

Bu şarkı hepimize, tüm blog dostlarına gelsin benden ve Merihciğimden :)))




Merihciğimin güzel yazısı da burada, okumak isteyen olursa ♥ tıktık

12 Ocak 2017

bu ayın şarkısı #2


Yeni bir yazı dizisi :)))
Farkettim ki farklı zamanlarda farklı şarkılara takılıyorum...
Ama bazen unutuyorum nelere takıldığımı...
Blog benim hafıza defterimse dedim burada da dursun...

Ara ara ayın şarkısı yazıları gelecek anlayacağınız bundan sonra...



Tuna Kiremitçi albüm çıkartmış... Mışşş diyorum, bu adamın şarkı söylediğinden bile haberim yoktu...
Yapmış, iyi de yapmış... Bak birini dilime dolandırdı bile...

Albümde bir kaç şarkısı daha var, onları da sevdim ama favorim Gonca Vuslateri ile söylediği "Sana Dair"...

Beğenip beğenmediğinizi bir şıptırın :)))
Öpüldünüz ♥


Yaşam kadar gerçek, yaşamak gibi sahte
Öyle çok şey var ki yaralayan insanı
Bir yürek çarpıntısı, onu her gördüğünde
Öyle çok şey var ki bak sana dair

Yanlış aşklar yaşadık, yanlış köprülerde
Yanlış gemiler yakıp, aldırmadan
İki damla su çaldık zamanın pençesinden
Aldırmadan, aldırmadan

Bu ne senden ilk kaçışım
Ne de ilk düşüşün yüreğime
Ne bu serden son geçişim
Ne de son küsüşüm kaderime

Mucize gerek bize, gidecek bir başka düş
Bir düş ki korkmamış zamanın karşısında
Ve bir çağ gerek bize, ve bir çağ bundan özgür
Öyle çok şey var ki bak sana dair

Sonra kuşlar gitti anladım dünya yorgun, sen yorgun
Tortusu kalmış eski bir korkunun
Görmedik, duymadık, demedik bunlar kötü
Biz var mıydık, aşk var mıydı