Ortaokullu Şam Şeytanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ortaokullu Şam Şeytanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2017

haftalık manifesto...


Bu hafta listemdeki maddelerin hepsini gerçekleştirdim, biri hariç;

Oytun efendiyle haftalık çalışma programını hazırlayamadık... Sebep bana göre yok ama ona göre çok... İlk hafta uzlaşamadık. Her akşama 2 saat TV, 1 saat ödev koyunca veto yedi... Benim tekliflerimi de o kabul etmedi...

2. hafta ise tutturdu ben rehberlik öğretmenimle program yapacağım diye.. Peki deyip beklemeye aldım kendimi... Sonuç tabi yok :) Bizimki uyanıklık peşinde anladığım kadarıyla.

Cumartesi rehberlik öğretmeni aradı, kibar bir dille Şebnem hanım her gün geç mi gidiyorsunuz eve, çok mu çalışıyorsunuz dedi. Büyük bir şaşkınlıkla yoooo, bu da nereden çıktı demişim :) Oytun'la program yapmakta zorlanıyoruz, yatış saatim 9:30 eve de geç gidiyoruz vaktim kalmıyor diyormuş benim paşam... Çok güldüm :)))

Evet eve okuldan hemen çıkışta gitmiyoruz, Oytun saat 5:30 gibi benim yanıma geliyor ve 1 saat benim yanımda kalıyor bu doğru dedim... Yazılı ödevlerinin bir kısmı bu saat diliminde yapılıyor evet... 7 gibi evde oluyoruz bu kısım geç olabilir belki ama konuyla ilgili yapacak bir şey yok... 1 saat nefes saati bırakıyorum ona bu da yemek, dinlenme faslı ama maalesef zamanı doğru değerlendiremiyor Oytun dedim.. Bıdı bıdı anlattım bir sürü şey...  Kıyamam kadıncağız da sabırla dinledi :)

Haftalık çalışma programını vakitsizlikten reddeden bir oğlum var anlayacağınız, spontane takılmak istiyor :))) Spontane takılınca da ödevler çantada halay çekiyor, bir türlü halayın sonu gelmiyor...

Tamam halledeceğim ben bu hafta dedi, ümitle bekliyorum :) Her akşam gerginlik yaşamayız belki, belki yani :))))

Bu hafta sonu dinlendik bol bol, yeni haftaya bomba gibi hazırız inşallah, maşallah :)



Yapılacaklar listesini de ekleyeyim tam olsun...

1- Banyo dolapları düzenlenecek.
2- Salon dolaplarının vitrin kısmı halledilse yeter bu hafta.
3- Göz doktorundan randevu alınacak.
4- Zeynep bebek büyüdü sen hala gidemedin görmeye. Bu hafta mutlaka git artık.
5- 29 Ekim etkinliklerine bak, neler yapılıyor... 2 konser dışında hiçbirşey yok maalesef. Her sene yapılan Cumhuriyet yürüyüşünün yapılıp yapılamayacağı bile belli değil hala. Vahhh halimize :(  Okul töreninden sonra gözüm kulağım açık bekleyeceğim artık. Bayraklarımı hazırladım ♥
6- Kitap okuma hedeflerinin çok gerisindesin, kültür sanat mevsimine uygun kitap seçip hızlan biraz. Hızlanamasam da henüz en azından okuyacağım kitapları belirledim 👏
7- Gemi turu fotoğraflarını düzenlemeye başla, bloga yazı yazacaksın daha.

Bu hafta bu kadar yeter...
Herkese iyi haftalar efenim ♥

11 Nisan 2017

soydur çeker, huydur geçer :)



SENE 2005;

Cümbür cuma gidilen bir piknik öncesi babamın eline iki poşet verilir. Çok basittir aslında... Biri çöp, diğeri börek... Ama tabi elini kolunu sallaya sallaya evden çıkmaya alışkın babam için bu durum biraz bünyeyi bozmuştur :))

Pikniğe gidilir, çay demlenir... Kurabiyeler, pohaçalar çıkartılır... Börek aranmaktadır deli gibi... Vallahi hala burnumda evden çıkarken yayılan o koku :))) Ama mis kokulu o el açması mis gibi börek yoktur. Suçlu aranmaktadır kötü bakışlarla... Babam bir böreği arabadan indirmeyi bile başaramamışsınız diye söylenmektedir hatta söylene söylene arabaya gitmiştir ve bir poşetle gelmiştir. Bak işte diye... Elimle koymuş olmasam böreksiz kalacağız diye kelamlar bile etmiştir. Hepimiz poşete boş gözlerle bakmaktayken babam keyifle poşeti tam da sofranın ortasında açmaya başlamıştır bile...

Evet tahmin ettiğiniz gibi gelen çöp poşetidir :)))) Mis gibi börekler çoktan çöpü boylamıştır ahahahaaaaa :))) Kıyamam o andaki suratının halini hiç unutamam babacığımın :))))



SENE 2017;

Hafta sonu yumuşak mumy Özlem'de yenilmiş içilmiş bir de üstüne kaplar dolusu börek, çörek, kek, pasta nevalesi yanımıza katılmış mutlu bir şekilde evin yolu tutulmaya başlanmıştır. Şebo kişisinin her zamanki gibi bel fıtığı azmış, kendi çantasını dahi taşıyamayacak boyutta olduğu için evin biricik güçlü kişisi Oytun'a yüklenilmiştir taşıma işi...

Apartmandan çıkınca bizim güçlü oğlan arabaya ters istikamete yönelmiştir. Anne kişisi seslenmeye çalışsa da "is this love, is this love" şarkısını bağrınmakta olan güçlü kişiye sesini duyuramamamıştır.  Tehlike çanları çalmaya devam etmektedir. Ve Şebo kişisi daha kuvvetli bağrınmak zorundadır. "Oytun ooooo çöööppp değiiilll, Oytun hayır, çöp değil o, Çöpe atma sakkkııınnn Ooooytuuunnn, Haaaayyyyıııırrrrr !!!!!!"

Oytun bu arada sakince çöp kutusunun kapağını açmış (üstelik yeraltı çöp konteyneri) is this love nameleri eşliğinde caağğğnımmm börekleri, pastaları çöp kutusuna atmıştır ve anne kişisine neden bağırdığıyla ilgili de anlamsızca bakmaktadır.

İs this love Oytun, gitti börekler Oytun, aklın nerde Oytun, seni konteynere sallayıp da mı saklasak Oytun 😂😂😂😂

Ne demişler hayat tekerrürlerden ibaretmiş, tekerrür olmasa bile soydur çekermiş işte :))))

Mutlu günler efenim ♥






7 Nisan 2017

çocuklarda kitap okuma alışkanlığı


Böyle başlıklarla yüzlerce yazı okudum senelerdir... Bıkmadan usanmadan bazen tekrar tekrar...
Kimini uyguladım, kimini uygulamadım saçma geldi...
Ama sürekli denedim...

Ve final diyorum artık :) Artık nihayete de muradıma da erdim... 
Yani öyle düşünüyorum...

O yüzden kendi deneyimlerimi paylaşmak istedim sizlerle....
Her çocuk şahsına münhasırdır, bunu en iyi anneler bilir.  Bıkmadan usanmadan denemek gerekiyor sadece bu şahsına münhasır kişiliklere :)



Okul öncesinde Oytun kitaplara karşı çok meraklıydı, deliler gibi kitapçıya koşar bir sürü kitap alırdık ve genelde bu hayvanlarla ilgili olurdu... Bol resimli, boyamalı, yapbozlu, sesli her çeşidi... Hayal gücünün sonsuzluğuna her zaman inanmışımdır, bir balık kitabına binlerce hikaye uydurmuşluğu vardır...  Ve ben bu sebeplere dayanarak çok ümitliydim kitapları seveceğine...

İlkokul 1 bizim için bıçak sırtıydı... Elll, Elaaa, Talllaattt derken kitaplardan uzaklaşmaya başladı... Okumayı söktü tamam derken bizim kitaplarla aramıza mesafe girdi. Ve ilkokul boyunca kitaplarla ilişkimiz hep sınırlı geçti...

Kitapçıya gitmekten hiç vazgeçmedik, bu hala keyifliydi Oytun için. Saatlerce bakındı, saatlerce seçti ve her seferinde kucak dolusu kitapla geldik evimize... Aldığımız ilk gün resimlerine bakıldı, fikir yürütüldü, belki ilk sayfalar okundu, dergi aldıysak etkinliklerine bakıldı ve o kitaplar bir köşede kaldı hep... Bir daha elini sürmedi... Taki yeni bir kitap alışverişine kadar...

Okuma saatleri yaptık evde hep birlikte. Kitap okumayı sevmeyen ve okumayan babamız bile eline aldı kitabı okudu... Israrla denedik. İlk denemelerimizde yarım saat, sonraki denemelerimizde 1 saat... Oytun kimi zaman okudu, kimi zaman okur gibi yaptı, kimi zaman boş boş baktı, kimi zaman da sayfaları çevirdi... Tam anlamıyla bize hiç katılmadı....

O ders çalışırken kitabımı alıp oturdum yanına okudum, sahilde okudum (ki bu en sevdiğimdir), otobüste okudum, tuvalete bile kitapla girdim. Sırf görsün beni, fark etsin, deneyimlemeye çalışsın istedim... O beni görmezlikten geldi uzun süre...

Tatillerden önce kucak dolusu kitap alışverişi yaptık, bitecek bu kitaplar dedik... Hep bir metazori ile okudu... Ödül verdim tutmadı, ceza verdim tutmadı... Kitap başına para teklif ettiğim bile oldu. Tüm bunlarda evet ara ara gaza geldi, okudu fakat alışkanlığa dönmedi...

Ödül verdiğim dönemlerde kitapları atlayarak okudu. Kendince o da beni sınadı. Bunu fark ettiğimde hep konuştum, beni değil kendini kandırdığını ikna etmeye çalıştım. O da inatla beni ısrarımdan vazgeçirmeye çalıştı... Bazen sesler yükseldi, bazen kapılar çarpıldı, yeteeeerrrr diye kafaya huni takıldı... Hepsi oldu yani...

4. sınıf bittiğinde ikimiz de çok keskindik... Aramıza gerilim hattı döşedik bu konuda... Ben kitap dediğimde o da bana tepkisel yanıtlar verdi... Kitabı her eline alıp okumaya başladığında uyudu mesela. Ya da benim ilgimi farklı yöne çekmeye çalıştı. Bazen hastalandı. Bazen yapmadığı ödev aklına geldi ki bu genelde resim, müzik vs oldu... Bu süreçte bol bol inatlaştık.

Derken çok sevdiği tablet ve oyunla ilişkilendirdim kitap okumayı... Bir süredir tablet, telefon, bilgisayar yasağı vardı zaten. Listeler yaptık ve uygulamaya koyduk. Yapmış olduğu görevlerinin sonucunda tablet ve oyun saati kazanıyordu. Tuttu şükür :) Bu arada nasıl liste derseniz şurada anlatmıştım biraz... Nispeten düzene girdi kitap okumamız, ama bakın nispeten diyorum :)

Okuma turlarımızda genelde hep ya bol resimli çabucak bitecek kitaplar seçiyordu ya da saftrik, zuttirik gibi okuma bütünlüğü olmayan ve anlam içermeyen kitapları seçiyordu. Evet okuma alışkanlığı kazanmalıydı ama okuma keyfini de anlamlandırmalıydı... Şebo evet level atlamak istiyordu ama Oytun hazır mıydı ?

Benim bu level atlama isteğimle birlikte yeni bir pazarlığa giriştik tabi ki :))) Cümlelerimde onun bilmediği kelimeleri kullanmaya başladım, özellikle bana soru sorduğu zaman. Anlamıyordu tabi :) Ve hep bunun sonucunu gerektiği kadar kitap okumasına ve bir hikayeyi barındırmayan kitaplar okumamasına getirdim. Kelime dağarcığının gelişemediğini anlatmaya çalıştım. Bir süre sonra son darbeyi vurdum, bir benden bir senden olsun kitaplar dedim. İlk önce çok karşı çıktı, sonra pes etti... Ve başladım kitap seçmeye...

Seçtiğim kitapların genelde kısa ama içinde zevkli bir hikaye barındıran türden olmasına özen gösterdim. Bu konuda sevgili kitap dostu bloglar bana çok yardımcı oldu :) Ama Oytun bundan hiç memnun değildi, içinde resim yoktu ve dolayısıyla sayfaları çabucak atlayıp sonuca ulaşamıyordu. Anlaşmamızdan hiç taviz vermedim...

Ve 6. sınıfa geldik.... Burada sevgili Türkçe öğretmenimize binlerce kez teşekkür etmem lazım ♥ Benim kitap okuma ısrarlarıma yeni bir kişi eklenmişti artık :) Performans ödevini kitap okumakla doğru orantılı yapacağını ve ayda 3 kitap özeti istediğini söyledi... Bu benim için bulunmaz bir fırsattı... Hemen bir defter aldık özenle, kalemler aldık, çıkartmalar aldık...

Özetin nasıl çıkacağıyla ilgili konuştuk, planlar yaptık, şablon bir kalıp oluşturduk... Oytun kitap okumayı yeni becermeye başladığı için özet konusunda çok başarısızdı. Başladım onunla birlikte aynı kitabı okumaya tabi ki... Konuştuk anladıklarımızla ilgili... Komik yerleri işaretledik. Saçma bulduğumuz yerleri söyledik. Kitabı ya önce ben okuyordum ya da o... İlk önce ben okuduysam, nerdesin, şu bölüme geldin mi, nereye gittiğini söyledi mi gibi kitapla ilgili sorular sordum sürekli... O da bana sormaya başladı ilerleyen zamanlarda... Özet çıkartırken ilk tercihi kısa kitaplar olurken yavaş yavaş sayfa sayısını arttırdık... Ve öğretmenimiz takip etti her ay... Sayıyı tamamlamadığında eksi verdi, tamamladığında artı... Zaman geçtikçe içeriğine baktı... Önerilerde bulundu.. Sevip sevmediğini sorguladı...

Ve gelinen sonuç;

Geceleri artık uyumadan birkaç sayfa da olsa kitap okuyor.... Okula giderken sürekli yanında kitap taşıyor... Kontrol ettiğimde ilerlediğini fark ediyorum sayfalarda... Özetleri tek başına yardımsız çıkartıyor... Kitap seçerken resimlerine değil arka yazısına bakıyor...

Hele bugün var ya bugün beni mest etti... Bu yazıyı yazmamdaki sebepte zaten bu mutluluğumdur :) Yeni nüfus cüzdanı için başvurmamız esnasında randevu saatimizi beklerken bir baktım çantasının gözünden kitabını çıkartıp okumaya başladı. O sırada halbuki ben telefonumda candy crush oynuyordum ahahahaaa :)

6 sene süren bir savaştan böyle bir mutluluk resmi çıktı işte ♥



Tüm bu süreç içerisinde benim de yaptığım hatalar oldu tabi. O zaman dilimindeyken kesinlikle haklıydım halbuki... Ama şimdi baktığımda görebiliyorum... Bunları da bir dahaki yazıda anlatıyım. Yeterince uzun yazdım çünkü...

Şimdiden mutlu haftalar diliyorum hepinize... Mutluluğun resmini çizin de gelin haftaya ♥





10 Mart 2017

güne özel :))))))))))))


Bu sabah banyodan gelen ergen sesi;


- ANNNNEEEEEEEAAAAAAAA !!!!!
  BENİM SAĞ BURUN DELİĞİM DİĞERİNE GÖRE DAHA BÜYÜÜÜÜKKKKK OFFFFF..


İşe gitmek için son sürat hazırlanmaya çalışan annenin yatak odasından gelen sesi;


- BEN SANA KÜÇÜKKEN BURNUNU KARIŞTIRMA DEMİŞTİM, BAK BİRİNİ BÜYÜTMÜŞSÜN ÇOK KARIŞTIRMAKTAN :)))))


Odanın kapısına ışın hızıyla gelen ergenin sesi;


- BUNU KİMSEYE SÖYLEME ANNE 😠😠


Duruma dair notlar;

1- Safım inandı ahahahaaaaa :))))
2- Vücutsal incelemelerimiz hızlandığına göre vay halimize...
3- Burayı okumaya başladığında vuracak beni bu çocuk :)))

8 Şubat 2017

Oscar adaylarına başlıyoruz, hazır mısınız #2


Hafta sonunu sürekli tatil modunda film izlersen hafta içinde de eteklerin alev almış gibi dolanırsın...
Hani derler ya yediğin hurmalar, tırmalar diye ahahaaa :))
İşte o haldeyim...

Koştur koştur eve git, bir gram yemek yok evde...
Dün gece yarısına kadar bir kaç çeşit yemek yaptım da, hafta sonuna kadar ilavelerle kotarırım işi :)
Şükür ♥

Oytun Efendi ile hala kavga kıyamet gidiyoruz okul konusunda...
Burnunu sil dedim diye küstü bana adam...
Neymiş efendim ben onu çok zorluyormuşum...
İyiliğini mi istiyormuşum bakalım.... Babaabbaaaa laflara gel laflara...
Şimdi küstüm oynamıyorum diyorum ahahaaaa :)))
Yumuşak karnından vurdum onu :)
Biraz melensin sıpa....

Neyse ben yine filmlere başlayayım..
Yoksa laf uzar gider...




HACKSAW RIDGE / SAVAŞ VADİSİ (2016)

6 adaylığı var; en iyi film, yönetmen, erkek oyuncu, kurgu, ses kurgusu ve ses miksajı dallarında. (Not: En iyi kurgu, en iyi ses miksajı dallarında ödül aldı)

Gerçek yaşamdan alıntı yapılarak çekilen bu film ne kadar savaş filmi olarak gözükse de savaş karşıtı bir pasifistin kendi inançları uğruna verdiği mücadeleyi anlatıyor.

Genç bir delikanlı görüyoruz filmde; Desmond T. Doss (Andrew Garfield).
Filmin ilk yarısında aile ilişkilerini, aşık oluşunu ve inançları doğrultusunda savaşa katılabilmek için verdiği mücadeleyi izliyoruz.
Güzel bir gülüşü var aslında, yapmaya çalıştığı şeyi komik buluyorum ilk önce ve o güzel gülüş nedense ukalaca geliyor bana... Sonra kendini, inancını anlattıkça o gülüşün de bende masumlaştığını fark ediyorum.

Bir insanı anlayabilmek nasıl da değiştiriyor bizdeki izlenimini...
Savaşa gidecek ama silaha hiç dokunmayacak diye içten içe garipleştirirken kendimde konuyu, dinledikçe anlamlı bir hal almaya başladı...

Filmin ikinci yarısında da savaşı izliyoruz zaten...

Görüntüler oldukça gerçekçi, sinemada izlesem herhalde kafamı sağa sola çekerdim... Savaş varsa dolayısıyla kan da var... Sırf bu sebepten savaş filmlerini sevmemem ve uzak durmam zaten...

Filmde gereksiz uzayan hiçbir şey yok aslında... Her şey yerli yerinde gibi... Tamam gerçek hayattan alıntı ve gerçekten bir zafer kazanmışlar ama onu öyle bir yansıtmışlar ki filmin sonunda, Amerika mucizeleri seviyor dedim içimden :) İtiraf ediyorum...

Filmin sonunda filmdeki karakterlerin gerçek sahiplerine yer vermişler ki konuşmalarını sevdim. Filme güç katmış...

İyi bir film olmasına rağmen Mel Gibson'un yönetmen koltuğunda bu ödülü kucaklaması biraz zor gibi sanki.... Andrew Garfield'te filmin ikinci yarısında bebek surat haline rağmen savaş sahnelerinde gösterdiği performansı iyi olmasına rağmen şans yakalaması mucize olur hissindeyim ama bakalım...

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEEVVDDDİİİMMMM, savaş filmlerini seviyorsanız zaten kaçırmayın derim... Savaş sevmem ama ilginç bir hikaye diyenlere de bir şans verin diyebilirim...




NOCTURNAL ANIMALS / GECE HAYVANLARI (2016)

Filmin tek adaylığı mevcut; en iyi yardımcı erkek oyuncu kategorisiyle Michael Shannon... (Not: Maalesef kazanamadı.)

Film psiko-gerilim tarzında diyebiliriz....

Zaman içinde zamanlar var... Geçmiş, şimdi ve bir senaryosal zaman... 

İlk önce başlangıcından başlayayım yorumlamaya... O dans eden çıplak kadınların filmin başında ne işleri vardı, ismine uygun bir gönderme miydi hiç anlamadım... Hoş bir ara senaryosal zamanda yere ait bir görüntü olsa da kel alaka yine de :)

Susan (Amy Adams) ilişkisinde mutsuz bir kadın olarak çıkıyor karşımıza.... Eski eşi Edward (Jake Gyllenhaal) 'dan aldığı bir senaryoyla kendi sorgulaması da başlıyor. Senaryo evli bir çiftin genç kızlarıyla birlikte yapmış olduğu yolculuk esnasında 3 psikopat adam tarafından uğradıkları saldırıyı anlatıyor. Susan senaryoyu okurken konuyu eski evliliği ile ilgili içselleştiriyor ve geçmişini, yaptıklarını sorguluyor... Edward'ta bunu istiyor olsa gerek...

Gerilimi azalmayan bir film bu kesin... Kadının buhranını, pişmanlığını daha çok izlemek isterdim aslında.... Geçmiş bağlantıları güzel kurulmuş ama şimdiye ait zamanla sonuç ilişkileri daraltılmış gibi geldi bana... Sonuca odaklanmışım demek ki ben filmi izlerken..

Şerif  Bobby rolüyle izlediğimiz Michael Shannon'un senaryosal zamanı iyi kotardığı kesin... İyi bir imza derdinde ki, bu kısmı sebep-sonuç ilişkisiyle iyi kotarılmış.... 

Sonunu bana bırakan filmlerde bir geriliyorum ben, iyi mi kötü mü kararsızlığında kalıyorum... Bu filmde de al dediler sen çıkart sonucu... Ne oldu, nereye bağlandı düşün bakalım... Kaldım öylece bir süre anlayacağınız... Zaten filmi gece izlemem hataydı :) 

İntikamın en kötüsü yalnız, psikolojik intikam... Bu filmden sonra buna karar verdim :))) 

Sonuç olarak ben bu filmi AZZZZ  SEEVVVDDDİİİİMM, izleyip izlememe kararını size bırakıyorum efenim....


Bugünlük bu kadar olsun...
Kendinize iyi bakın ♥






9 Aralık 2016

Bu bir whatsapp kaydıdır :)

Bitanemmmm: Anne yağğğğ                      
Bitanemmmm: 😤😤😤😤😤                      
Bitanemmmm: Özlem hoca haksızlık yapıto                      
Bitanemmmm: Yapıyo                      
Bitanemmmm: Biz survivor yaptık                      
Anne: Evet                      
Bitanemmmm: Kızlar erkekler yaptı                      
Bitanemmmm: Biz yendik 13 e 10                      
Bitanemmmm: Pasta vardı kazanana iki tanede puan kırdı haksız yere  
Bitanemmmm: Ses Kaydı                                            
Bitanemmmm: 😢😢😢😢😢😭😭😭😭😪😥😪😥😪😫😖😫😖😫😠😡😠😡😠😤😤😤😤                      
Anne: Sonuç olarak pasta mı yiyemediniz                      
Bitanemmmm: Yiycez                      
Anne: Sorun ne o zaman                      
Bitanemmmm: Anne ben geliyom


Yazmaya üşenip ses kaydıyla gönderim yaptığında da diyor ki paşam; pastayı onlara da veriyor üff yaaaaa.... Bize de veriyor ama onlara da veriyor, onlara vermemesi lazımdı, haksızlık bu....

Yanıma geldiğinde de "Biri yer biri bakar, kıyamet bundan kopar Oytun" dediğimde de küstü bana paşa...

Hayat hep haksızlıklarla doluymuş ahahahaaaaa :)))))

Ne sandın paşam diyecektim susma hakkımı kullandım ....

Mutlu hafta sonları herkese ♥


Paşama not:
1-  Yapıyooo, ediyoooo, geliyom ne de güzel konuşma diliyle yazıyorsun sen. Tamam Balıkesir'de doğdun da, hiç mi beni dinlemiyorsun koca Balıkesirlim. Kompozisyondan sınav olsanız hepiniz sınıfta kalırsınız yeminle :)
2- Şimdi o sinir olduğun kızlar var ya iki gün sonra mum olacaksın onlara, bunu unutma.
3- Bir daha bugün cuma lütfen telefonumu etüde götüreyim deme, gördüğün üzere telefonun yanında olunca köpeğimi uyutmuyorsun.
4- Seni her şeye rağmen çok seviyorum ♥


7 Kasım 2016

unutulmadan :)


Malum sınav haftası tüm çocuklarda...
Bizimki özgüven patlaması yaşıyor, panik yok yaparım diye...
Sonrada sinir olup geliyor sınavdan ahahaaaa :)))
Tüm sınav çalışma tekliflerimde benimle kavga ettiğini hatırlatınca da surat yapıyor çok pis....
"Ben demiştim" kelimesine sinir olduğum gibi onu da sinir etmeye bayılıyorum :)))
Geçsin bu evrelerden, sonra o da çocuğunu deli eder :)))
Oğlum babaannen de beni deli ederdi diye bir sürü laf eder.
Malzeme vermek lazım accuk çocuğa :)))))

Bak ne diyecektim yine lafı nereye getirdim...

Sınav dönemlerinde bizde okunmuş pirinç verilir çocuğa :)))
Ben çok yuttum, oda yutsun...
İlk zamanlar karnını ağrıtıyordu, anlatmışımdır mutlaka...
Şimdilerde alıştı artık....
İşte yine öyle birgün....

* Anne şu pirinçleri pişirsen de versen bana olmaz mı?
* Kahkaha efektiyle niye karnını mı ağrıtıyor?
* Diri diri yutunca diri diri çıkıyor. Okunmuş pirincin tuvalete atılması günah değil mi?
* Hmmmmm :// Miden öğütüyordur yahu onu...
* Sanmam, sen bunu bi düşün...
* Hmmmm ://

Şimdi bu dialogtan sonra kendime durup durup salaksın kızım sen dedim...
Bunca yıldır yedin yuttun, hiç aklına geldi mi bunu çok bilen büyüklerine sormak...
Ahahahaaa bir de uyanığım diye geçinirsin, SAAAAFFFFF :)))

İşte iyle :))
Musmutlu ve rengarenk  haftalar....




19 Eylül 2016

haşarılık yapmıyım demiyor da...


Bizim evde 1 haftadır genel yas ilan edilmişti :))
Okullar açılıyordu, saçlar kesilecekti, ödevler, öğretmenler...
Ohoooo bir sürü dert :)))

Sabah etüde bıraktım, adamı bando eşliğinde karşıladılar sanki..
Aaaa, ooooo nidalarıyla...
Bu sene seni hayal kırıklığına uğratmayacağız Oytun dediler, ödevlerini yaptırman için harika öğretmenlerimiz var dediler....
Bizimki bıyık altından gülse de hafiften bozuldu...
Ben ise hihhhaaahhhhooooooo diye iççimden içimden kahkaha attım :)))

Malum bizimki geçen sene hayal kırıklığından dolayı fişlenmişti etütde.
Nasıl buldun etüdü diye sorunca öğretmeni;
"Hayal kırıklığına uğrattınız beni" demişti.
Sebep?
"Ben buraya geleceğim siz ödevlerimi yapacaksınız zannetmiştim. Ama ben hem ödevlerimi kendim yapıyorum, üstüne de bir sürü test çözüyorum" demişti.
Hayal gücü bir efsane anlayacağınız benim erken ergenimin :)))

Bu sabah da arabada bombayı patlattı yeni eğitim yılının heyecanıyla...

* Anne yanıma kitap aldım biliyor musun, harika planlarım var.
* Şahanesin Oytun (içses: oleyyyyy, oleyyyyy, oleeeyyyyy ) Planların da şahanedir eminim.
* Çok şahane anne hem de. İlk bir hafta tenefüslerde kitap okuyacağım, derste hiç konuşmayacağım ve tüm öğretmenlerimin gözüne gireceğim.
* Burda bir aptallaştım ben tabi ki. Suratımda aptal mutlu bir ifade düşünün lütfen.
* Öğretmenlerimin gözüne girince sınıfta ne yaramazlık yaparsam yapıyım Oytun akıllı çocuk, yapmamıştır diyecekler. Olay yerini çabuk terk edersem hiç bir sorun yaşanmayacak. (Burda sinsi sinsi eller oğuşturuluyor aynı zamanda)
* Ben tabi ki susuyorum, suratımın halini sizin hayal gücünüze bırakıyorum :))))

Veeeeeeeeeeeeeeeee
Tüm çocuklarımıza başarılar diliyorum ♥





23 Haziran 2016

kim korkar hain ergenden :) / bölüm 2


Kaldığımız yerden devam edelim :)

Yaz tatiline başladık şükür demiştik...
Ve hatta biz okulu bir hafta önceden tatile soktuk.
Hafta sonu anneliğine de böylelikle başlamış oldum :)

Tableti eline alan ergen tabiki tableti elinden hiç düşürmedi. Tamam ben ona atış serbest, istediğini yapabilirsin demiştim ama 7/24 tablet başında geçir dememiştim.
İnanır mısınız gözler kan çanağına dönüyor, iletişimi kesiliyor, gece geç yatmalar, sabahın köründe kalkmalar... Ne için, tablet oynamak için....

Baktım böyle olmayacak ufak bir uyarıda bulundum, serbest dedim ama seni gözlemliyorum. Kullanım şekline göre bütün yaz tatilinde geçerli olmak için kurallar koyabilirim dedim...

Ama benim erken ergen bu laflarımı dinledi mi tabi ki hayır.... Gördüm kelimelerimin bir kulaktan girip diğer kulaktan halay çekerek çıktıklarını :))

Ve içine şeytan kaçmış ana kişisi bir dizi kurallarla Oytun efendinin sol kulağını tıkayarak sağ kulağına tınılı tınılı kurallar şarkısını söylemeye :))) Sol kulak tıkalı ya kıyamam bir an neye uğradığını şaşırdı ahahahaaaaa :)))

Öyle dedim 3 kuruşa 5 köfte yok...
Madem tablet oynayacaksın hafta içinde kazanacaksın tablet hakkını...

Gayet demokratik bir ortamda belirledik kuralları hahayttt :))

Mesela evin günlük alışverişini yapmak 15 dk tablet hakkı...
100 sayfa kitap okumanın karşılığı 1 saat :)
Test kitaplarımız var mesela 30 doğru yanıta yine 1 saat... (Burdaki doğru yanıt kısmına hemen açıklama getiriyim, sadece soru deseydim benimki ya ondadır ya bunda yapma ihtimali %99,9 du ahahaaa)
Başkaaa, ingilizce 1 saat çalışmak 1 saat tablet...
Diş fırçalamak düzenli 15 dk
Yatağını toplamak 15 dk
Böyle uzuyor listemiz...

Tabi dakika götüren hallerimiz de var...
Çemkirdin mi gitti yarım saat mesela :)))

Sakın bana gaddar anne falan demeyin, haketti sıpa bunları...
Tatil yapsın tabiki, ama tabletin başında geçirmesin zamanlarını...
Bisiklete binsin, arkadaşlarıyla oyun oynasın, algıları açık olsun, konuşulanı dinlesin, sohbet etsin...
Çocuk gibi çocuk olsun yani...
Haaaa o tableti çok istiyorsa ona zor gelen şartları da yerine getirsin :))))
Benim ağzımdan tabletle oynamasın diye bir laf duydunuz mu şimdi :)))
Yine atış serbest ahahaaaa :)
Ama ilk önce jeton atmak lazım kumbaraya :))




Tatil dediğin budur arkadaş....
Ne öyle evden çıkmama halleri :))))

Sevgileeeerrrr, saygılaaaarrrr hepinize ♥

22 Haziran 2016

kim korkar hain ergenden :)


Bir eğitim öğretim yılının daha sonuna geldik şükür...
Bu sene oldukça zorlandım, sıkıldım, bunaldım... Bizim evin erken ergeni de tabiki...

Yine eğitim sistemine saydırıyım diyeceğim ama ne fayda, olan oldu... Bir kuşağın daha içine ettik. El kadar bebeleri ortaokullu saydık...
Hal böyle olunca bizimki alışamadı, tutunamadı ve geçinemedi...
Hangi öğretmene alışacağını şaşırdı, dizi dizi ödevleri karıştırdı...
Önem derecesini belirleyemedi...
O daraldı beni de daralttı...

Bu zamanlarda el-ayak dengesizliği de mevcut... Ergen oluyorlar ya kendileri, ayarlarını bilmiyorlar...
Ayarsız ayarsız hareketler hepsinde...
Ağlamalar, bağırmalar... Sen yaptın, hayır sen yaptın zıtlaşmaları...
Yeni nesil eğitimde yeni adetler gördük bu sebeple...
Daha doğrusu caydırma yöntemleri...
Sözleşme imzalıyorlar rehberlikle şikayet yediklerinde...

Benimki bir imzaladı, iki imzaladı, üç imzaladı...
Ben kafayı kırmaca tabiki bu arada.
32164641 kez imzalayınca bana bir kal geldi, beynim karıncalandı falan...
Bu arada içime de bir şeytan kaçmadı değil hani benim de...

Sözleşmelerin arkası disiplinmiş, tatmadık gerçi bu duyguyu ama ucundan sıyırttı bizim erken ergen... O duyguyu da tattıraydı diyemiyeceğim :)
Nahoş durumlar çıkacaktı sonucunda, kendimi tanıyorum çünkü...

Okul dışında cinsiyet ayırdımı yapmayan, sosyal ergenim okulda aneymmmm kız düşmanı...
Bu çocuğu yaparken bir yerlerde yanlışlık yaptığımı biliyordum ama çift karakterli bir çeşit doğurduğumun inan farkında değildim hakim bey...
Yanına kız oturttular diye kıyamet koptu bir ara... Kıyamam kıza da çok eziyet etti muhtemelen kızçemde ağlayıp durdu sene boyunca. Tatilin geldiğine en çok bu sebeple sevinmiştir kıyamam :)
Sadece bizimki değil ama sınıfın tüm erkekleri kız düşmanı...
Hoooppp kızlar erkekleri şikayet ediyor, erkekler hemen intikamın peşine düşüyor kızlar için imza topluyor falan...
Durum vahimdi anlayacağınız...

Nasıl laubali konuşmalar birbirleriyle anlatamam...
Gıcık vermeler...
Anlamsız ruh halleri...

Hiçbir sene sınıf öğretmeniyle bu kadar teşrik-i mesai yapmamışımdır herhalde...
Tüm öğretmenler yaka silkti ahahaaaa :)
Her yeni gelen sene geçen seneyi aratır hale geldi diyorlar demesine de çözüm yok işte...

Bunca karmaşa içinde allahtan sınavlarla ilgili sorun yaşamadık. Evde sınav çalışma becerisini oluşturamadı ama etüt bu ihtiyacımızı karşıladı. Birde bu savaş haline girseydik çıkamayacaktık...
İki düşman kedi gibi pıııkkkh layıp gezecektik evde...
Buna da şükür o sebeple...

Şimdi yaz tatilinde paşa... Gününü gün ediyor...
Dünya yanmış umurunda değil - di....
-di- diyorum, bu hafta bu konuyla ilgili de çalışmalarım oldu :)))
Bu konuyu da yarın anlatıyım ben en iyisi.
İş arası bir içimi döküyüm diye geldim zira...

Ha Şefik ha Şebo ne fark eder ki :))))
Şimdilik hoşçakalın...
















5 Nisan 2016

Torpilli çocuk nasıl oluyor derseniz bize bi danışın :))


Şimdilik başlığı boşverin...
Onu daha sonraya bırakayım...
İlk önce ana oğul marifetlerimizi sergileyelim size...


Bu benim paşanın ingilizce performans ödevi...
Kendileri hayvanat bahçemiz olup "Oytun's Zoo" diye adlandırılacaktı aslında...
Olay çok basit... Hayvanlar... Hayvanların ingilizce isimleri... Biraz görsel.... Bu kadar...
Benim paşa hayvanat bahçesi aydınlatmalı olacak diye tutturunca evdeki doca kişisine başvurduk...
Söylediğim cümle aynen şöyle; Biz bir köpüğün üstüne hayvanları koyup hayvanat bahçesi yapacağız ama aydınlatılması lazım. Halledebilir misin?"
O da doğal olarak "Yarın hallederim." dedi....
Bu da gayet doğal bir cümle sorumuza cevap niteliğinde... Hiç bir anormallik yok....

Yarın oldu....
Kendisi ertesi gün tavan aydınlatmamızı getirdi....
Çöp şişlerimize geçirip tavanımızı yerleştirdik veeeee oldumu sana "Oytun's Disco"
Ahahahaaaaaa :)))
Hatta başka bişey daha diyebilirim ama demiyim :)))
Anladınız siz onu :)))))

Dahiyane bir aydınlatma :)
Neyse paşam mutlu ya... Önemli olan o....
Gerçi öğretmen görsel eksikliğinden seçmemiş ama neyseeee :)))
Tartışamayacağım bu konuyu ahahahaaa   :)))


Şimdi gelelim başlık konumuza...
Cuma günüydü sanırım... Okul çıkışı akşam eve dönüyoruz...
Günün nasıl geçtiğini konuşuyoruz arabada...
Bizimki bir laf atıverdi ortaya;

O... Anne biliyor musun ben çok torpilli bir çocuğum....
A... Nasıl yani !!!! (Bir an kal geldi)
O... Basbayağı çok torpilli bir çocuğum işte...
A... İşte nasıl ??? Örneklesene bana torpilini...
O... Hani ilkokulda sınıfımızı değiştirmişlerdi ya bizim...
A... Evet....
O... Okulun en büyük sınıfı bizimdi... Torpilliydik yani... Biz mezun olunca kütüphane yapmışlar o sınıfı... Bizden başka kimse girememiş.... Bir de çeşme vardı ya bahçede benim su içtiğim...
A... Ne olmuş çeşmeye?
O... Onu değiştirip çirkinleştirmişler.... Ben güzel çeşmeden su içtim, torpilliyim o yüzden...
A... ( Güleceğim gülemiyorum gibi bir haldeyken söyleyecek bişey de bulamıyorum ) Başka var mı peki?
O... Hani ben bu okulumda biraz yaramazım ya...Öğretmenim bana "Oytun sevimli olmasan hiç çekilmezsin" diyor... Bak yine torpilliyim.... Bir de siz zengin değilsiniz aslında ama istediğim herşeyi alıyorsunuz... Bak yine torpilliyim...
A... Bu son kısım yağlamaca  / yıkamaca cümlesi biliyorum diyen iç sesim olur ahahahaaaaa :)))

Anlayacağınız odur ki şansı torpil olarak algılayan bir paşam var bugünlerde :)))

Torpiliniz bol olsun canlar :)))))

22 Şubat 2016

bugün günlerden OYTUN ♥




Bu sene seninle bir anlaşma yaptık...
Doğumgünü kutlamamaya karar verdik, daha doğrusu parti yapmamaya :))
İlerde bu yazıları okuduğunda anne bu nasıl olur deme bana hiç, para tatlı geldi sana :)
Evet yanlış duymadın...

Doğumgünü isteklerin bitmek bilmiyordu...
Hem evde, hem dışarıda, hem anneanneyle bir sürü parti planlıyordun...
Ve benim de kara kara düşünmeme sebep oluyordun...
Ve akıllı uyanık annen olarak ben seni bir türlü tek bir partiye ikna edemedim...
Ama yılmadım, direndim ve sana cazip bir teklif sundum...
Parti parasını sana veriyim istediğini yap o parayla karışmayacağım dedim ve EVVREEKAA :))
Hahahaaaa :)) Kabul ettin oğluşum...
Keş para yılanı bile deliğinden çıkartırmış :)))

Evet tamam itiraf ediyorum bu işten ben çok karlı çıktım, ama inan sende karlı çıktın...
Verdiğim parayı oyuncakçıda anında suladın :))) Hiç zorluk çekmedin...
Bir ara silahlar konusunda benimle tartıştın ama izin veremezdim onu almana :)))
Özür dilerim silah grubu hariç demeyi unutmuşum sana...
Yine de kasaya mutlu ilerledin emin olabilirsin buna ;)

Doğumgünü partisi yapmayacağım dediysem sana hiç pasta üfletmeyeceğim dememiştim ama sen öyle zannetmiştin...
Hatta geçen hafta yemeğe gittiğimizde yediğin iskenderin üstüne mum koyma teklifim de buna sebep olabilir :) Seni şaşırtmaktan mutluyum...

Gittiğimiz cafenin mutfak bölümü de seni şaşırtmaktan çok memnundu :))) Kısa bir anlığına Orçun'un pastasını üflettiler sana... Yanlış anlamışlar oğluşum ne yapabilirim... Biz sonuca bakalım, en azından dilek dileyebileceğin pasta üstünde mumun vardı en azından...


Bak keyifli keyifli oyun bile oynadın...
Galiba şansında yaver gitti kazandın hatta....
Ufak bir kutlamaydı evet ama birlikteydik, mutluyduk...
Gerisi teferruat annecim :)




Dolu dolu 11 sin artık....

Hala olmak istediğin yaşta değilsin biliyorum, hep büyümek hep büyümek istediğin yaşların...
Hızla geçiyor zaman merak etme...
Bu günleri sen de çok özleyeceksin ileride, tabi ki bende....

Yaşın büyüdü diye ilklerin de bitiyor anlamına gelmiyor...
Her yaşının farklı ilkleri var....

Mesela bu sene ilk defa etüt sistemiyle tanıştın. Çok da memnun kaldığın söylenemez ama mecburiyetten ayak uydurdun bizim isteklerimize... Hala hem etüt hem okul çok mantıksız geliyor sana...

Bu sene ilk defa kağıt topla oynamaya başladın mesela...  Top yasak okulda ve etütte... Ama siz yasakları delmek için varsınız :)) Kağıtları birbirine sarıp birde koli bandıyla bantlayıp kendinize top yapıyorsunuz :) Harçlıklarından sürekli koli bandı alıyorsun hatta :))
O topla bahçenin altını üstünü getirmeyi başarıyorsunuz :)) İlk zamanlar üstün başın paramparça geliyordun okuldan... Artık konuyu çözdün sanırım, parçalanmaların kalmadı :))

Ortaokulla tanıştın bu sene ve hiç sevmedin... Her öğretmene göre davranamadın... Ayak uyduramadın... İsyan ettin... Ağladın... Hırçınlık yaptın bol bol... Ve dolayısıyla yeni arkadaşlarına alışman da çok uzun zaman aldı bu süreçte... Sene bitecek sen yeni yeni alışıyorsun....

Okula ilk başladığın gün öğretmenim kelimesini hocam yapıverdin :))

Bu sene bol bol rehberliğe gittin... Hatta az kalmıştı disipline bile gidecektin... Uyum sürecini yaramazlıklarla atlatmaya çalıştın... Ama yemedi :)) Her seferinde yakalandın... Ve bu süreçte bol bol okula çağrıldım... Ne mutlu bana :)))
Bakma şimdi güldüğüme, çok can sıkıcı günlerdi emin olabilirsin...

Bu sene ilk defa misafir olarak gelen bir arkadaşını çarşıya gezmeye çıkarttın... Evet bir caddeden koşa koşa inip, diğer taraftan koşa koşa çıktınız ama olsun... Bu da bir ilkti :)))
Ufak tefek yerlere tek başına gidip gelebilmenin hazzı sende de bende de bambaşkaydı....

Ve en büyük ilki Arden'le yaşadın bu sene... Henüz biraraya gelemediniz ama çok sevdin kuzenini... Kardeşim dedin :) Evet biraz kıskandın anneanneni... O benin anneannem onun da babaannesi gibi garip tanımlamalarda bulundun... İkinizin de anneannesi dediğimizde onun büyükannesi olsun gibi şeyler de söyledin.... Ama biliyorum ki birbirinizi çok seveceksiniz ve sen çok güzel abilik yapacaksın ona... İlk sinyaller bu şekilde en azından...

Bu sene en sevdiğin renk turuncu... Sana da çok yakışıyor üstelik :)

Artık kıyafetlerinin rahat olmasını istiyorsun ve inan 24 saat o şekilde dolaşmak istiyorsun... Tabi ki sürekli öyle dolaşamıyorsun :)))

Bu sene nerden çıktığını bilmiyorum ama bir Paris sevdası çıktı sende... Paris'in neden romantik bir şehir olduğunu sorguluyorsun.... Ve şimdilik oraya benimle gitmek istiyorsun ahahaaaa :)) Aslında bu fırsatı kaçırmamam lazım, her an bir Ayşe girebilir o hayalin içine :))))

Bu sıralarda en sevdiğin oyun UNO... Yenemeyince hala çok sinir olup, mızıkçılık yapıyorsun....

Küçük araba koleksiyonuna tam gaz devam...

Bu sene benimle romantik filmler izlemeye başladın, hele ki romantik komedi olursa seninle izlemenin keyfi bambaşka... Kıkır gülüyorsun.... Öpüşme sahnelerinde abuk subuk davranmaya başladın.... Bakmıyorum, bakmıyorum gibi şeyler söyleyip ya arkanı dönüyorsun, yada gözlerini kapıyorsun... Garip garip sırıtarak yapıyorsun üstelik bunu.... Seyredebilirsin annecim, bunlar doğal şeyler dediğimde suratıma en iğrenç şeyi söylüyormuşum gibi bakıyorsun :)))) İlerleyen dönemlerde iğrençmiymiş diye sormayı çok istiyorum emin ol...

Bu sene de kah ağladık seninle kah güldük... Bazen sarıldık birbirimize bazen kavga ettik...
Ama birbirimizi hep çok sevdik...

Bugün günlerden sensin oğlum, diğer 364 gün olduğu gibi...
Anneliğimi bana rengarenk yaşattığın için,
Sevgimi sürekli çoğalttığın için,
Ve yaşama sebebim olduğun için teşekkürler...
İyi ki doğdun, iyi ki geldin hayatımıza...
Birlikte nice güzel senelere bitanem...
Seni çok seviyorum ♥

Annen...





2 Şubat 2016

bizim böcüğün incileri olur da anneannenin incileri olmaz mı hiç....


Annem uzun süredir burada yoktu, torunlar 2 ye çıkınca o da ikiye bölündü kıyamam...
Şükür kavuştuk artık :)

Neyse gelelim bizim halis muhlis incimize;

Dün akşam anneme gittiğimde Oytun bir başka surat haliyle açtı kapıyı... Sessiz, sakin, Küçük Emrah bakışlı bir tip... Hah dedim hasretlik bitmiş, mazaratlıklar başlamış...

Hiç ses çıkartmadım...
Baktım annoşum sofrayı hazırlamış, birde misss gibi pizza pişirmiş :)))
Kuruldum sofraya...
Oytun sofraya diye seslendim, benimki içeriden bozuk bir sesle karnım tok diye bağırdı...
Heheeee :) Kapris de var paşa da :)))

Anacağızıma usulca sordum, hayırdır ne oldu diye...
Kitap okumasını istemiş, bizimki de okudum diye 2 dk da teslim etmiş kitabı...
Anneanne bu kadar zamanda bitmez kitap demiş, bizim paşa da özetini okudum yeter demiş ahahahaaaa :)))
Anneanne sinirlenmiş, bizimki inatlaşmış derken evde gerilim hattı döşenmiş....
Buna da hiç sesimi çıkartmadım tabi ki ben :)))

Tekrar Oytun'un yanına gidip karnın tok da olsa sofraya gelmek zorundasın, yemek de ayrı gayrı olmaz biliyorsun dedim...
Bizimki el mecbur geldi tabi... Bir de benimle mi kavga edecek :)))

Annem pizzaları servis etmeye başladı... Bana kocaman bir pizza, kendine kocamanın biraz azı pizza, Oytun'a da yarım pizza....

Benimki bu ne böyle haksızlık, neden bana yarım pizza diye mırmır söylenedursun, annem hiç istifini bozmadı....

Oytun'cum ben de pizzayı sana özet geçtim dedi....

Ahahahaaaaaa :))))
Bizimki dut yemiş bülbül :)))

Ben gülemedim bile :)))) Kahkaha atıcam atamıyorum :)))))
Tüm kahkahaları içimde patlattım bomba gibi :))))

Neymiş efendim, hayatta hiçbirşeyin özetini geçmeyecekmişsin :)))
O özet gelir seni bulur tırmalarmış ahahaaaaaa :)))

Özetsiz bir gün diliyorum hepiciğinize :)))
Mucxxxxx :)))


30 Kasım 2015

yeni terfi; şam şeytanı...




Bizim böcük terfi etti artık, ortaokula başlamasıyla şam şeytanı oldu :)))

Öyle böyle değil hem de...

İlk okula gittiği günün akşamında eve geldiğinde öğretmenim kelimesinin yerini hocam almıştı bile... Bakakaldım...
Öğretmene ne oldu oğlum dedim... Hocam işte dedi :)))
Hani Perran Kutman'ın bi dizisi vardı, hoca camide, hoca camide der gezerdi...

Her hocam dediğinde ben de aynısını diyorum ama zzztttt bir kulaktan bir kulağa ışın hızında girip çıkıyor :)))

Artık ben de alıştım...

Okulla ilgili ilk şikayeti kantinin pahalılığıydı bizim şam şeytanının...

Neymiş efenim bir kutu içecek şu kadar paraymış, olurmuymuş hiç yahu... Bunu kazıklıyorlarmış.... İçme o zaman dedim... Çözüm olmadı tabi ki :)) Okul kapısının karşısında hemen bi market var... Aynı paraya 1,5 litresini alıyormuş okula girmeden önce... Kağıt bardak al da arkadaşlarınla paylaş bari dedim... Ohoooooo dedi, hepsini ben içiyorum :)))

Mide fesatı geçirirsin çocuğum dedim, dinlemedi tabi ki... Baktım bildiğin canavar gibi bugün ne tüketsem acaba diye geziniyordu ki vetoyu yedi benden... YAASSSSSAAAAKKKK :))) Şimdilik paşa paşa uyuyor ama bakalım ne zamana kadar devam edecek...

Bu sene ilk defa etüte başladık... Anneannemiz Amerikaya gittiği için biraz da mecburi oldu gerçi ama şimdi iyi ki vermişim diyorum... Memnunum etüdümüzden yani... Ama bizim şam şeytanı memnun değil tabi ki :)) Sıkıya gelemedik...

İlk birkaç haftadan sonra müdüre hanımla öğretmeni sormuşlar bizimkine;
-Oytun ilk defa etüde geliyorsun, etüdü sevdin mi, ne düşünüyorsun diye...
Bizimki "hayal kırıklığına uğrattınız beni" demiş hiç düşünmeden...
İkisi de şokta tabiki... Aaaaa neden demişler...
Oytundaki açıklama bomba;
"Ben zannediyordum ki ödevlerimi getireceğim, siz yapacaksınız... Hem yapmıyorsunuz hem de üstüne bir sürü test yaptırıyorsunuz" diye yapıştırıvermiş....

Şok şok şokkkkk :))))
Bana anlattıklarında kahkahalarla güldümmm :)))
Adam kendince benim yaptığım ödevlerine yardım edecekler açıklamasına oldukça çıkarcı ve bencil bir yorum yapıvermiş işte...
Ben buna şam şeytanı demiyim de ne diyim...

Peki bu kadarla kalmış mı, tabiki hayır...
Şimdiye kadar anlattığım kısmı eğlenceli kısmıydı... Ayıplarımız da var tabi ki...

Hastahaneye yattığımda bunun yanına harçlığının üstünde bir para verdik... Kimi zaman arkadaşlarımızda kaldı çünkü... Bişeye ihtiyacı olur vs diye... Ne ince düşünceliyiz dimi :)))

Peki o ne yapmış bu parayı....

Öğretmenine rüşvet teklif etmiş.... Yaaaaa yanlış duymadınız...
Hala hatırladıkça kulaklarımdan ateş çıkıyor...

Zor bir ödevi varmış, yapamamış... Hoş yapmak da işine gelmemiş biraz da anladığım kadarıyla... Etüt öğretmenine tenefüste gidip " Cebimde şu kadar para var, o ödevi yapmak isterseniz sizinle paramı paylaşabilirim" demiş....

Öğretmeni gerçi gereken cevabı usturubuyla vermiş...
Ama bendeki durum eyyyyy yer yarıl da ben içine giriveriyim moduydu...
Çok utandım hakikaten...
Kadıncağızım hala iyi niyetli anlatıyor bana durumu ama ben kuruldum saatli bomba gibi...

Akşam evde şam şeytanına kızıyorum, oğlum saygısızlık bu... Nasıl yaparsın diye.... Çatlak ben olsam alırdım diyor hala :)))

Gülerim ağlanacak halime....

Bu olayın ardından iki hafta harçlık cezası geldi tabi ki....

Bunlardan çıkarılacak sonuç neymiş, dinsizin hakkından imansız gelirmiş....
Bundan sonra böyle :))

Bizdeki durumlar şimdilik böyle...
Yeni haberlerle geleceğim inşallah :)
Mutlu haftalar efenim...
Bu haftayı inşallah yüreğime inmeden atlatmayı başaracağım...
Azimliyim ahahaaaaa :)))

Öpüldünüz ♥