4 Nisan 2019

Mart İnsta Seçmeceleri


İki ileri bir geriyim blog konusunda farkındayım...
Hadi yazayım diyorum başına geçiyorum, elim gitmiyor...
Okuyayım bari diyorum, okusam da yorum yazamıyorum...
Yazma problemim var sanırım bu aralar...
Neyse geçecek yakında biliyorum...
İnsta seçmecelerini kaç aydır yapmıyordum, bari burdan başlayayım dedim... Devamı gelir mi meçhul ama...
Buralardayım, iyiyim, geleceğim ♥


Fallarımda bile tatil çıkıyorsa hakikaten benim tatilim çok gelmiş demektir ;)

Neyse halim çıksın falim
Şebonun tatili gelmiş, hatta çok gelmiş
Bu sene benimse neden hala hikmetini göstermiyor acaba
Gece gece aklıma düştü ;)


Vidilolu yani görüntülü konuşmazsa konuştuğunu hissetmeyen bir  oğluşum var benim. 
Bir de kibar :)))
İlk önce arayıp "tiyze seni vidilolu alayabiliy miyim" diye soruyor hhahahaaa :))
Hiç teyzesine çekmemiş kibarlıkta :))


Bir an 4 çocuğum olsaydı ne olurdu diye düşündüm de...... 
Siz anladınız beni 😉 😂😂 

Yakışıklı Oytunum, güzel Zeynebim, ikizlerin en tatlıları Dinçer ve İlayda
Kısır partisi yaptık en şahanesinden
Hepsinin eli değince pek güzel oldu
Gençlik güzel şey ♥


Test çözerken level atladık 😂😂😂


Bu çocuklar yüzünden sınav gözetmeni de oldum ya başka da bir şey demiyorum 😂😂😂😂

LGS deneme
Çok ciddiler kıyamam
Burda şımardığıma bakmayın
Ben de çok ciddiyim vallahi
Gülsem mi ağlasam mı halleri bunlar


Spor ayakkabı sezonunu açtıysam bahar gelmiş demektir 🌈🌺🌼🌸🌿

Şebo halleri
Botlara ölüm
Yaşasın bahar geldi
Isınsın kemiklerimiz azıcık


Biri delikanlı biri genç kız oldu artık... 
Yalnız bir tiyatro oyununa gidecek kadar hem de 😇 
Sanat yolunuzdan hiç eksik olmasın çocuklar 😉

Gençler tiyatroda, analar gıybette
Benim öksürük krizlerim engel
Diğer anne izlemişti zaten
Yoksa kusur kalmazdık bizde
Pınar Ayhan / Orada Duruverseydi Zaman


Bu yaz hummalı bir çalışmayla bu çadırı dikmişlerdi bizimkiler ama bu kadar güzel durabileceğini tahmin etmemiştim. 
Azıcık fesat mıyım neyim 😂😂😂
 Neyse efenim çadır ⛺️ bahane, mutluluk şahane... 
Herkese içindeki çocukla mutlu kahkahalar atacağı bir Pazar diliyorum, mutlu pazarlar 🌈 ☀️ 😘😘 

Teyzesinin kuzusu
Sevdiceğim, özlediğim
İnsanın maharetli bir anneannesi olması güzel şey tabi
I love my çadır diye tepindirir mutluluktan
Aney bize de teraslı verandalı çift kat bir çadır diksene 😂😂😂


Evin ergenlerini çiftledik bugün :))


Güzel bir gecenin anısı olarak burada kalsın bu fotoğraf bence ;)


Kuzucuklar, sevgi pıtırcıkları ♥
Tazeleniyorum her defasında enerjileriyle
İyi ki varsınız


Bulma Şebo emi 😂😂😂

25 Mart 2019

Şebonun Gevezelikleri #9


En sendromlu bir Pazartesiden merhabalar efenim...
Sabah yine sürüne sürüne geldim işe...
Hoş bu aralar hep aynı moddayım gerçi..
Havalardan mı benim ruh halimden mi tam emin olamıyorum ama sonuç değişmiyor nasıl olsa... Her halükarda sürünüyorum :D

Rutin dışına çıkmamak miskinleştiriyor mu beni acaba diye de düşünmüyor değilim...

Sabah kalk 07:30
Oytun'u okula bırak 08:30
İşe gel 09:00
İşte bilgisayarın kalkmadan debelen...
En büyük lüksün internette gezinmece ve öğle kahven olsun...
Akşam işten çık 19:00
Yemek hazırla ye derken 20:30
Oytun'la test mücadelesi ver, doğrularına yanlışlarına bak, ehhh bu arada fırsat bulursan biraz kitap oku...
Saat olmuş bu arada 23:00-23:30
Gün biterken senin yapacakların aklına gelsin...
Bir soğuk su iç düşüncelerinin üzerine sonra da ayaklarını uzatıp şeker patlat...
Aaaaa saat geç olmuş 01:00-02:00... Allah ne verdiyse artık...
Sonra yat zıbar...

Ne güzel bir döngü değil mi 😂😂😂
Sonra da sürünüyorum de...



Son haftalarda bir de Pazar gününü deneme sınavlarıyla geçiriyorum, iyice haftayı öldürüyorum...
Okula kızıp kendimi yakıyorum vallahi :)))
Ama işin bir de "elimizden geleni yapalım" modu var ki bu da vicdanımızı rahatlatıyor işte...

Okul bu sene bizi çok üzdü... Hepi topu bir avuç çocuk aslında... Ama koordinasyon ve empati gücü olmamanın üzerine beceriksizlik de eklenince bu bir avuç çocuğu rezil ediyorlar... Onlara göre şahane şeyler yapıyorlar... Bana göre hiçbir şey... Deneme sınavlarını bile eciş bücüç toplama fotokopilerle yapıyorlar ve dolayısıyla bize de kendi göbeğimizi kesmek kalıyor... Ama sağ olsunlar bana sınav gözetmenliği deneyimi kazandırıyorlar böylece 😂😂😂 Ağlanacak halimize gülüyoruz anlayacağınız...



Ne zamandır Oytun'dan inciler yazmıyorum değil mi size...
Ergen de olsa hâlâ inciler dizmeyi başarıyor...

Cuma akşamı yemek yiyoruz bu arada TV açık.. İstanbullu Gelin özetinden izlemediğim bölümleri yakalamaya çalışıyorum bir yandan da...

Bizimki başladı inci dizmeye...

O- Ben bir gün evlenirsem ve oğlum olursa ismini Garip koymayı düşünüyorum...
A- ???? (Nasıl yani)
O- Tepene taş düşmüş gibi bakmasana anne suratıma Garip diyorum, oğlumun adını Garip koyacağım diyorum...
A- Tamam onu anladım Oytun'da niye ???
O- (Dizideki Garip Beyi işaret ederek) Baksana adamın ismi öyle ya, kulağıma çok hoş geldi Garip Bey, Garip... Güzel işte...
A- Hııııı, iyi, peki... (Şebo gülme, gülmemelisin, aklına gelmiş işte, dayanamıyorum puhahahaaa)

Oytun oğlum ne içiyorsan bana da ver arada :))))


Bu haftaya bir de gezmece sıkıştırdım... Dursunbey bize malum 1-1,5 saat uzaklıkta bir yer... Daha önce gitmiştim gerçi ama Su Çıktı diye bir yerden bahsederler, hiç gitmemiştim. Ya da şöyle diyeyim gitmediğimi sanıyordum.

Hayallerimde şehir merkezinden uzak, ağaçların içinde bir su kaynağı diye düşünüyordum. Hatta şelale bile hayal etmiş olabilirim :)))
Meğersem bu Su Çıktı denilen yer gayet merkezde bir parkmış :)) Evet bir su kaynağı mevcut, yalan değil... Ama gayet küçük bir parkla şekillendirilmiş, bir kaç alabalık yeri, akan su, ördekler, ördek evleri, birkaç çay evi gibi birşeymiş işte :))


Tüm hayaller ve gerçeklerime rağmen gezindik, havalandık...
Güveçte kaşarlı alabalığı lezzetliydi hakikaten... O konuda hayal kırıklığına uğramadım en azından...
Hava değişikliği nispeten enerji verdi...




Bunun dışında şu anda Oya Baydar'ın O Muhteşem Hayatınız kitabını okuyorum...
Film izleme konusu yine nanay...

Uzun zamandır yoğurt mayalamayı ihmal ediyordum, bu hafta onu da becerdim...
O kadar çok yemek kavanozlamışım ki, geçen haftayı onlarla idare ettim... Bu hafta birkaç eklemeyle yine kavanoz beslenmesine devam :P Haftaya tekrar pişirmeye başlarım, tabi ki pazara çıkmam lazım bir de...

Bizden havadisler şimdilik bu kadar...
Mutlu bir hafta diliyorum herkese ♥

22 Mart 2019

Yapabilirsin / Müjdat Gezen


Yazıyorum yazıyorum taslağa atıyorum bu aralar...
Kimine eklenecek bir şeyler var, kimi bitmiş ama adam sende demişim...
Kitaplarda altıçizililerimi yazmışım da hissiyatım eksik kalmış... Ya da hissiyat sıcağı sıcağına abartılmış :))

Ama bir yerlerden başlamam lazım yeniden yazmaya... Şu bahar yorgunluğu mudur, miskinliği midir atmam lazım artık...

Kendime böyle gaz vermeye çalışırken manidar ismiyle göz kırpan bir kitap anlatayım bari dedim bugün size; Yapabilirsin...



İlk önce bu kitabı neden seçtiğimi anlatmak istiyorum...
Biliyorsunuz çok değerli sanatçılarımızı kaybediyoruz birer birer... Çocukluğumun anıları onlar benim, sevdiklerim... Ve her yeni sanatçıyı kaybettiğimde hep aynı hissiyat doğuyor bende; yaşarken, hâlâ hayattayken kendimce kıymetini anlamış mıydım? Ya da hakkını vermiş miydim güzel  eserlerinin... Filmlerini izlemiş miydim, kitaplarını okumuş muydum, imkanlar dahilinde takip etmiş miydim.. Yoksa kör ölünce mi badem gözlü olmuştu...

İşte bu düşünceler aklımdan geçerken bu kitabı gördüm. Tabi ki Müjdat Gezen'in kitap yazdığını biliyordum. Ama hiç okumaya meyl etmemiştim... Hemen birkaç kitabını aldım... Okumayı bekleyenler arasında da uzunca bir süre bekledi... En nihayetinde geçenlerde sıra geldi çocukluğumun darbukatör Baryamına :)

Darbukatör Baryam deyince Müjdat Gezen'in "Azmi" diye bir dizisi vardı eskilerde... Asıl orada hayran olmuşumdur kendisine.. Güzel diziydi... Belki hatırlayanınız vardır... Sezen'in Düş Bahçeleri şarkısı jeneriğiydi ve ben o eve bayılırdım... Tabi ki Azmi'ye de ♥

Kitabı anlatacaktım ama bakın nerelere geldim yine... Aklımın dağınıklığı bu yazıya da geçti :)

Bu kitap her yerde motivasyon kitabı olarak geçiyor. Bu konu biraz göreceli bence... Nereden baktığınıza bağlı olarak değişir.
Kendi deneyimlerinden, yaşamındaki insanların deneyimlerinden, okuduklarından, izlediklerinden yola çıkarak bakın bu iş böyle demiş... Yapabiliriz, yapabilirsin demiş... Kendince ipuçları vermiş..
Sevdiği yazarlardan alıntılar yapmış...

Kimler yok ki kitapta; Nazım Hikmet'den Aziz Nesin'e, Üstün Dökmen'den tiyatro öğrencilerine, Osho'dan Oscar Wilde'a... Geniş bir yelpaze... Kiminin yaşamından, kiminin yazdıklarından...

Çok büyük bir beklenti içine girmeden okunursa keyifli ve kısa bir okuma süreci.. Evet ara ara tekrara düşmüş... Ara ara cümleler düşmüş... Ama yazar olduğu iddiasında olmayan bir adam sonuçta... Bildiklerini, öğrendiklerini aktarmak derdinde... Takılmadım o sebeple...

Hâlâ hayattalarken değerlerimize sahip çıkalım der, altıçizililerime geçerim ;)
Mutlu hafta sonu diliyorum herkese ♥



* Geçmişte başarısız işler yapmış olabilir insan. Olmalı da... Başarısızlıklar yaşam deneyimleridir. Onlar köpüktür. Geçer gider. Amaç, bu durumdan ders çıkarmayı başarabilmektir. O nedenle, geminin gittiği yöne bakacağız. Orada engin malzemeler var.

* İyi dinliyorsanız iyi anlarsınız, iyi anlarsanız iyi iletişim kurarsınız.

* Bir ayna tut kendine, bak. Ama iyi bak (ayrıca kendine iyi bak, lazımsın). Kendinle ne denli barışık olursan işler o denli kolaylaşıyor.

* "Evet" ve "Hayır" lara sıkıştırılmış bir yaşam zor geçer. Ara yanıtları aramak yaşama zenginlik katar.

* Yaşam boyu ikilemlerden kurtulmalıyız. Hayatta başka cevaplar da var.

* Yüzdeki çizgiler mi? Onlar benim umutlarım. Her bir çizgi yüz öğretmendir.

* "Sui misal, misal değildir" dedi. Yani örnek kötü şeyden değil iyi şeyden verilir.

* İnanmak: Yapabilmenin "A" harfidir. İnanırsanız yaparsınız. Yeter ki "Yapabilirim" deyin.

* Aktör 40 derece ateşli ama oynuyor. Çünkü oynadığı rolün ateşi yok.

* İyi şeyler düşünürken insanın kendini kötü hissetmesi olanaksızdır. Israrla düşünerek isteyerek çağırmadığınız hiçbir şey yaşantınıza giremez.

* Ayıya orkide vermişler, yemiş 😂😂😂

* Hiç hata yapmamak için hiçbir şey yapmamış olmak gerekir.

* Hiçbir donanımı yeterli olmadan kış ortasında Rusya'ya saldırırsan faturasını ödersin. Ayrıca yazın da saldırmanın gereği yok (!)

* Değişimi gelişmek yönünde kullanırsanız yenilikçi olursunuz.

* Ne ile mutlu olacağını biliyorsan işin yarısını çözdük demektir.



18 Mart 2019

Şebonun Gevezelikleri #8




Soğuk bir haftanın ardından misler gibi bir haftaya başladık sanırım... Ama hala güvenemiyorum ve bahar moduna tam bürünemiyorum... Sağ gösterip sol vuruyor malum...  Tam hasta olunacak bir hava, aman dikkat edin...


Mağrur, gururlu ve ağlak bir ergen var bu aralar bizim evde...
Saf ergen hali bile beni canımdan bezdirirken tam 3 mod yüklenmiş komplike bir evrim beni benden aldı diyebilirim.
Seviyorum ağlıyor, kızıyorum küsüyor, işine gelince cıstakcıstak işine gelmeyince "beni anlamıyorsun" diye böğürmeler hahahahaaaa :)) Bak siz abarttığımı zannediyor olabilirsiniz ama bizim evde aynen durum böyle.... Bizim ev 2. kat, camdan atsam kendimi sakat kalırım diye korkuyorum, yoksa kesin atlayacağım böyle anlarda...
Bahar vurdu, platoniklik vurdu, testler vurdu, yorgunluk vurdu... Ne bahane bulursak artık, seç beğen al reyonu mübarek...


Ben de ne yapayım savaş baltalarım hazır geziniyorum evin içinde...
Oldum olası dengeli bir hatun değildim zaten, iyice dengesiz oldum çıktım işte...
Yakında kafama bir huni takıp gezersem şaşırmayın...

Evde hal böyle iken işyerinde bari huzurlu olsam... Bu aralar onun da tadı kaçık...
Ayaklarım geri geri gidiyor o sebeple ama yapacak birşey yok...
Geçecek, geçecek, geçmeli diye kendimi telkin etmecelere devam...
Ah şu parayı icat edenin diyorum ve saydırıyorum... Siz anladınız beni 😉

Şişirdim sizi di mi :)))
Yaşasın, dağılabiliriz o zaman 😂😂😂😂




11 Mart 2019

Şebonun Gevezelikleri #7


Şubat ayında dolu dolu yazdıktan sonra Mart ayının ilk yazısını yazıyorum ya pes bana... Metazori olmadan yazamıyorum demek ki ben... Buradan bu sonuç çıkıyor...

Bu iki haftada ben neler yaptım peki ben...

Çalıştım, koşturdum, misafir ağırladım... Gezmedim, tozmadım, sadece mecburi görevlerimi yerine getirdim de diyebilirim...

Oytun Efendi bu aralar feci saldı... Anlıyorum, yoruldu aslında...
Ama bu kadar yüzüp yüzüp sona yaklaştığımız anda pes etmesine gönlüm razı olamıyor. Zorluyorum...
Ben zorladıkça o atarlanıyor...
Atarlandıkça geriliyoruz...
Gerildikçe yiyoruz birbirimizi 😃😂😂
Ne kadar tanıdık bir senaryo değil mi?


Bu kış malum sebze çorbaları ağırlıklıydı yaşamımız... Brokoli, kabak, karnabahar derken döndüm döndüm yaptım... Arada mercimek de girdi bu sıralamaya... Geçenlerde evde yoğurdum fazla olunca hadi dedim bir yoğurt çorbası yapayım... Demez olaydım 😂😂
Kesildi, pirinçlerinin yarısı lapa yarısı diri oldu, nanesini fazla kaçırmışım rengi şimdi neye benzediğini demeyeyim hadi ama bir tuhaf renk oldu... Kendimi çok zorladım ama ben içemediysem o çorbayı kimse içemez dedim döktüm... Ama inat ettim yapacağım yoğurt çorbası... Tekrar koydum ocağa ve yine kesildi hahahaaaa :) En azından bu sefer tadı iyiydi...
Geçenlerde de Balıkesir'in bir düğün çorbası vardır, tavuklu - nohutlu, ondan pişireyim dedim. Terbiyesine yoğurt konur onunda... Ve ben yine kestirdim çorbayı... El alışkanlığımı mı yitirdim yoksa bende mi abukluk var bilmiyorum ama inat ettim ev ahalisine bu aralar yoğurt terbiyeli kesik çorbalar içire içire doğru yolunu bulacağım bu işin ;)



Aaa bak size bir sır vereceğim bu arada... Aman kimseye söylemeyin 😉
Bizimki platonik takılmaya başladı 😂😂
Zamanı gelmiş miydi bilmem ama pek komik geliyor bu durumu bana... Hem cool takılıyor hem de reddedilme korkusuyla açılmaya korkuyor... Bu işin sonu nereye varacak bakalım :)))



Nermin Yıldırım'ın "Misafir" kitabını ve M.Caner Alper'in "Temiz Aile Çocuğu" kitaplarını bitirdim bu arada... Şimdi sanırım Can Kozanoğlu'nun "Acemi Eğitimi" kitabına başlayacağım. Bekleyen kitapların arasında o göz kırpıyor bana  😉

Bu aralar yine bir şeyler  izlemeye fırsatım olmadı. Oytun'u geçen sene birlikte gittiğimiz Orada Duruverseydi Zaman oyununun ilk bölümüne gönderdim. Ben de gitmek isterdim ama hastalıktan geriye feci halde öksürük krizleri kaldı. Oyun sırasında kimseyi rahatsız etmek istemedim.

Ben de başka da bir havadis yok...
Herkese mutlu haftalar diliyorum ♥




28 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #28 The End


Bugün meydan okumanın son günü, neler oldu, koca bir ay nasıl geçti, meydan okuma nasıldı merak ettim...

Dolu dolu bir ay geçti hepimiz için.
Yazma disiplini olarak son günlerde aksattım sadece. Oytun'un doğumgünü koşturmacası sonra da hastalık vurdu beni. Birkaç gün aksattım ama günlük olarak bir kaç yazıyı birleştirince yetiştim ♥

Okuma disiplinime gelince bak o konuda çok zorlandım. Hatta ve hatta yetişemedim diyebilirim. Bloglar o kadar neşeli ve güzeldi ki... Hepsinin hakkını verebilmek için yarım günümü ayırdım çoğunlukla. Ama bazen de imkan olmadı tabiki...

Çok yeni şeyler öğrendim ♥
Yeni güzel insanlar tanıdım ♥
Çok kahkaha attım ♥
Bazen hüzünlendim ♥
Bir çok ortak noktamızın olduğunu yeniden yeniden keşfettim ♥

Bunlar meydan okumanın en güzel bonuslarıydı :)

Meydan okuma bitti bitmesine de benim için okuma halleri devam edecek bir süre daha. Özellikle son hafta feci dipteydim çünkü... Biraz daha güzel etkileşimi sürdürmek niyetindeyim.

Ve Ezgi'cim blogosferi bu meydan okumayla şenlendirdiğin ve bizi de gaza getirdiğin için çok teşekkürler.
Yorumlarını, güzel düşüncelerini eksik etmeyen sevgili arkadaşlarım size de kocaman öpücüklerimi yolluyorum.

Ben her zaman derim "Biz birlikte güzeliz" diye ya bunu boşu boşuna demiyorum ben ♥




27 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #27


Bazı günler enerjin düşük uyanırsın ya da bir şey olur modun düşer. Ne yaparsın da toplarsın? Var mı sihirli bir kaç önerin?



Bu aralar bu bana o kadar sık olmaya başladı ki... Hoş havalara bahane buluyorum hep ;)

Bizim aile cümbür cuma banyo yapmanın sihirli bir gücü olduğuna inanır.
Hasta mısın? Banyoya...
Yorgun musun? Banyoya...
Sıkkın mısın? Banyoya...
İnandığımız için belki de banyo yaptığımızda rahatlarız...

İkinci sihirli inancımız güzel bir uyku.... Hatta banyo sonrası güzel bir uyku :)) Dertlerimizi, tasamızı uykuya yüklemeyi severiz ;)

Bunlar tutmadı mı? Pozitif enerjili sevdiğin bir arkadaşını ara derim ben. Ya olanı biteni anlat rahatla ya da onun pozitifliğini içine çekene kadar gevezelik yap... Ben susangillerden değilim, hiçbir zaman da olmadım. Ben anlatmalıyım, konuşmalıyım...

Alışveriş ♥ Bak bu da benim modumu değiştiren şeylerden. Çok büyük bişey olmasına gerek yok çorap alsam mutlu olurum ben :)

Saç baş meselesi de beni rahatlatır bak. Ağır depresyondaysam saçım da radikal değişimlere gidebilirim. Beni tanıyan bir kuaförümün olması müthiş bir şey o sebeple. En son yeşile boyasak teklifimi abla hadi gel ben sana fön çekeyim hem de kahve içip falına bakayım diye geçiştirmişti 😂😂

İlk aklıma gelenler bunlar... Bunlar da çözmüyorsa zaten halim harap demektir ;)


26 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #25 / #26


Son 2 gün kaldı... Hafta sonu yazamama aksaklığımı bugün rutine döndürüyorum artık. O sebeple iki günü birleştirdim :)

Geçelim konulara;

Alfabe oyunu gibi düşün. A-Z ye sevdiğim şeyler listesi. A denince aklına ilk ne geldi mesela? Böyle tüm alfabeyi hazırla bakalım.



A - Ailem, arkadaşlarım
B - Baykuş, balon, bal
C - Ceylan Ertem
Ç - Çekirdek, çay, çikolata
D - Deniz
E - Elmalı tart
F - Fal, film, fotoğraf
G -Gezmek ♥
H - Hediye almak/vermek
I - Ihlamur misss miss
İ - İzmir ♥
J - Jelibon şekeri
K - Kestane, kavun, kıvırcık saç, kahkaha
L - Latin dansları, leylek (kendisi değil yalnız görmeyi severim)
M - Meyve, mavi
N - Nakış, not tutmak
O - Oytun ♥
Ö - Özgürlük, öpücük
P - Puding, pasta, piknik
R - Roman, radyo tiyatrosu
S - Sinema, salep
Ş - Şebnem kişisi ♥
T - Tiyatro, tembellik, tahinli çörek
U - Ufuk
Ü - Üzümlü kurabiye
V - Vatan,vicdan
Y - Yaz, yüzmek
Z -  Zevzeklik yapmayı dermişim hahahaaaa :) Bunu bulamadığımdan salladım :)))


Maddi ya da manevi neye ihtiyacın var?

Paraya kimseye hayır demez bugün şartlarında sanırım ve ben de hayır demem tabi ki :)
Ama zamanı kısıtlayıp şu ana odaklanırsak ben yatağımı istiyorum. Feci hastayız analı oğullu o sebeple uyuyup dinlenmekten başka bir şeye odaklanamıyorum. Yatağıma yatıp uyuyayım ben, bir de sıcak çorba olsun yeter vallahi...





25 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #24


Farklı şehirlerdeyiz ya da aynı yerde bile olsak herkesin önerisi kendine özel olur eminim. Bulunduğun şehirle ile ilgili öneri listesi şahane olur bence. Bir günüm var neler yapabilirim orada? Nerede leziz birşeyler yiyebilirim bir düşün bakalım?

Ben Balıkesir'de yaşıyorum biliyorsunuz.
Planım uzun uzun özellikle bizim körfez dediğimiz Akçay-Altınoluk-Kaz Dağları ile ilgili bir yazı yazmaktı bu maddeyi ilk gördüğümde.
Günü gününe yazma temposunu kaçırdığımdan mütevellit yazma işini hızlandırmam lazım. Az önce de okuldan aradılar, hastalığımı Oytun'a geçirdim galiba. Başı ağrıyormuş, kendini iyi hissetmiyormuş. Onu okuldan erken alıp eve geçeceğim. O sebeple size eskiden yazdığım; Altınoluk'a çok yakın ama il haritasına göre Çanakkale'ye bağlı olan Küçükkuyu/ Adatepe Köyüne ait bir gezi yazımı buraya taşıyacağım.
Söz bir ara Balıkesir ile ilgili bir yazı yazıp bu açığımı kapatırım ;)

Eski yazım burada. Aynı yazıyı buraya da kopyalıyorum ;)

...............................

Çanakkale ilçesi olan Küçükkuyu'nun bir köyü Adatepe... Ama Edremit - Altınoluk'a yol olarak daha yakın...
Küçükkuyu merkezden dağlara doğru bir yol göreceksin gidersen, koskocaman Zeus Altarı, Adatepe Köyü yazıyor tabelasında....

İşte o yoldan dön hemen... Kıvrım kıvrım yollardan tırmanmaya başla... Pencereni açmayı unutma ama... Zeytin kokusunu içine çek bol bol...

4-5 km çıktıktan sonra ilk durak yeri Zeus Altarı...


Park et şimdi arabanı...
Hareket zamanı :)
Gözün korkmasın ama...
Hepi topu 790 m. yürüyeceksin...


Keyifli bir yol....
Kozalak toplayabilirsin çıkarken...
Çekirgeler zıplayacak önünde....
Doğaya odaklan istersen...
Sesini dinle...
Tenha bir zamana denk geldiysen çok şanslısın aslında :)


Ağaçların güzelliğini seyret bol bol....


Bak ulaştın Zeus Altar'ına....
Yunan mitolojisine göre en yüce Tanrıları Zeus'a kurban adadıkları yermiş burası...
İlyada destanında Zeus'un burada yaşadığı bile söylenmektedir.....

Bak ben size söylemeyi unuttum, imkanınız varsa termosunuza çay/kahve koyun diyecektim...
Manzara şahane çünkü burada...
Taşların üzerine oturup belki keyif yapmak isterdiniz...
Aklınızda bulunsun mutlaka ama...


Manzara şahane olunca bizim gibi çok çok fotoğraf çektirin hatta :))
Doğa ayrı bir güzel, taşlar ayrı bir güzel...


Altar'ın hemen yanında Çanakkale Savaşlarına katılan bir dedenin yatırı var....
Fotoğrafta güzel göründüğüne bakmayın, kirlilik tamamıyla...
Genelde ıslak mendil ve su şişelerinin etiketleri bağlanmış...
Ben muhtarın yerinde olsam madem bu bizim geleneklerimizde var; çeşit çeşit , renk renk kumaşlar bağlarım buraya... Renk cümbüşüne çeviririm... Kirlilik göze batmaz hiç olmazsa....
Hatta 1 liraya kumaş parçaları bile satarım, köyü güzelleştirmek için :)
Hem insanlar dilek dileyerek umutlarını, hayallerini perçinlerler hem de köye katkıda bulunurlar...


Şimdi Adatepe Köyü'nün sokaklarındayız...
Daracık sokaklar...
Taş binalar....

Köye girişte meydanda hemen bir çay bahçesi var, çınar ağaçlarının altında...
Fotoğrafını çekmeyi unutmuşum... Aslında çektiğimi de hatırlıyorum ama telefonumla çektim galiba. Üzerinden çok zaman geçti... Ağustos'ta gitmiştik biz... Bulursam eklerim meydanı da...

Hemen çay bahçesinin yanında dondurmacı var. Otlu dondurma satıyor...
Kekikli, naneli, zeytinli :)
Kekikliyi sevdim ben, gidersen dene mutlaka...

Sit alanı ilan edilmiş bu köy... O yüzden betonarme bina görmek neredeyse imkansız...
Eski binalar orjinaline sadık kalınarak onarılmış...


Mesela şu sağdaki ev...
Terkedilmiş belli...
Sürtündüm duvarlarına, belki bana verirler diye :))
Ama nerdeeee...

Bu arada burada yeni inşa ev olmadığı için ev fiyatları çok yüksekmiş...
Duyunca hayalini bile kuramadım ahahaaaa :)
Yalanmakla kaldım :)))


Köyün çeşmelerinden bir kaçı...
Bazılarından su akmıyordu...
Kaz dağlarının eteğindeki bir köy için ne üzücü...


Eskiden zeytinyağı çıkartmak için kullandıkları taş düzenekler....
Zeytin ve zeytin yağı satan bir dükkanın önünde rastlıyoruz...
Küçükkuyu'nun içinde Adatepe Zeytinyağı Müzesi açılmış aslında...
Vakit olmadı dönüşte uğramak için..
Bir başka zamana artık...


Ara sokaklarından birinde Sabun Kayfe'ye rastlayacaksınız...
İlk önce kahve içmeye niyetlendik ama taze limonata hazırladığını duyunca limonataya bir dönüş yaptık...
Uzun zamandır içtiğim (kendi yaptıklarım da dahil) en iyi limonatalardan biriydi...
Sıcak, samimi bir ortamı var...
Dikiş makinası ayağından yapılan masalara bayıldım :)
Şahsına münhasır insanlar işletmecileri...
Mutlaka uğrayın dediğim yerlerden...


Taş binaya ben maviyi çok yakıştırıyorum....
Sanki masalsı bir hava katıyor evlere...
Şimdi kim yaşamak istemez ki bu evde :)


Güzelim evlerden bir tanesi daha...


İrili ufaklı konaklar var köyde konaklamak için... Buda o konaklardan biri...
Köyün en üstüne konumlanmış...
Geniş bahçeli, tam dinlenmelik bir yer...


Fotoğraflarda bu kadar boş göründüğüne aldanmayın...
Biz hafta içi gitmiştik...
Hafta sonu akın akın insan seli olabiliyor bu sokaklarda...


İşleme ne kadar da yakışmış değil mi...
Seviyorum ben böyle işleri...
Yeniyle eskiyi bir araya getiren o ruhu...

yine bir gezimizin sonuna geldik...
Size yazdan kalma birkaç yer daha anlatacağım vakit bulduğumda...
Benim iki böcüğümle size kocaman öpücükler gönderiyorum..
Hoşça ve dostça kalın  ♥


28 Gün Meydan Okuması #23 ve Şebonun Gevezelikleri #6


2 günlük bir aksatmam mevcut meydan okumamda. Bugün açığı kapatabilir miyim bilmiyorum ama meydan okumanın son gününe kadar toparlamam lazım.

Efendim niye geciktin diyecek olursanız bizim ergenin hafta sonu malum doğumgünüydü ve ben bir koşuşturma içerisindeydim. Dile kolay 25 kadar ergen geçti bizim evden hahahaa :)) Üstüne de hasta oldum bingoooo 💣

Dün gece Oscarlar dağıtıldı ve ben izleyemedim. Bu sene internetten yayın yapılmadı maalesef ya da yapıldıysa da ben bulamadım. Digitürk üyeliğim de olmadığından resmen kös kös oturdum. Sinirden evde gezinip durdum tüm gece. Evet tüm filmleri izleyemedim, hatta çoğunu izleyemedim de diyebilirim  ama yine de kendimce tahminlerim vardı. Saç baş yoldurdular bana gece gece anlayacağınız :/

Sonuçları öğrendikten sonraki izlenimlerimi yazacak olursam;

Green Book en iyi film ödülüyle zaten fethettiği kalbimi güzelce perçinledi.

Bohemian'ın toplamda 4 ödül alması ve özellikle Rami Malek'in en iyi erkek oyucu heykelciğini kapması yine çokça sevindiklerimden.

BlackKklansman 'ı sevmemiştim, uyarlama senaryo kategorisinde heykelciği kapması kimseyi şaşırtmasa da beni şaşırtan kategoriydi.

Black Panther'i izlememiştim ama aday listesinde olması bir çok kişiyi şaşırtmıştı. Aday listesinde bunun ne işi var dememize rağmen 3 dalda heykelciği kapmış. ( Prodüksiyon tasarımı, kostüm tasarımı ve özgün şarkı)

A Star is Born ile sevdiğim "Shallow" şarkısı özgün şarkı dalında heykelciği kaptı, bence haketti de. Sevgili Gaga üzülmüştür muhtemelen Olivia Colman' a en iyi kadın oyuncu heykelciğini kaptırdığına. Henüz Favoruite filmini izlemedim ama okuduğum yorumlarda iyi olduğu söyleniyordu. Hoş Glenn Close ihtimali daha yüksek gözüküyordu ama son düzlükte Glenn Close geride kalmış demekki...

Ve "Roma"... Sevenleri de çoktu sevmeyenleri de. Ben seven taraftaydım hatta en iyi film dalında Green Book ile savaşacağını düşünsem de gönlüm Green Book'tan yanaydı. Roma filmi de en iyi yabancı film ödülünü kaptı. Bunun haricinde en iyi yönetmen ve görüntü yönetimiyle toplamda 3 heykelciği var ♥

Bu sene hakkını veremediğim Oscar Ödülleri hakkında kendimce düşüncelerim  bunlar. Şimdi gelelim meydan okumada geciken günlerimi tamamlamaya...

Cumartesi günkü konumuz;

Neler Yapıyorum yazısı hazırlıyoruz. Maddeler için benim bir yazıma bakabilirsiniz.

Seviyorum / Loving:
Bu aralar rutinlerimi seviyorum. Rutinlerim aksayınca hırçınlaşabiliyorum.
Evde vakit geçirmeyi seviyorum. Battaniyemi çekip kitap okumayı, Oytunu oturduğum yerden delirtmeyi, dünya yıkılsa bile ben yerimden kıpırdamayayım modumu seviyorum...

Yiyorum / Eating:
Bu aralar sebze yemekleri favorim. Brokoli/balkabağı/karnabahar üçlüsünü her gün yiyebilirim hatta. E hal böyle olunca da çeşit çeşit yeni tarifler deniyorum ♥

İçiyorum / Drinking:
Limonlu sıcak su... Hiç içmezdim eskiden ama son 2-3 haftadır fincan fincan içiyorum. Kokusuna ve ağzımda bıraktığı tada bayılıyorum.

Hissediyorum / Feeling:
Kendimi yorgun hissediyorum. Bunun hasta olmamla alakası da olabilir tabi ama dokunmasalar günlerce yerimden kalkmadan yatabilecek gibi hissediyorum.

Yapıyorum / Making:
Bu aralar hiçbir şey yapmıyorum :) Bir ara elimdeki yarım işlere odaklanmıştım ama şimdi ondan da vazgeçtim. Geçecek inşallah bu tembellik halim...

Düşünüyorum / Thinking:
24 saati sürekli kafamda döndürüyorum bu aralar. Ölü zamanlarımı biraz da aktifleştirebilir miyim diye planlamalar, listeler geçiyor zihnimden sürekli. Uygulama mı? O işler karışık işte ahahahaaa :))

Hayalini kuruyorum / Dreaming:
Oytun'un iyi bir liseye yerleşmesi hayalindeyim çokça bu aralar. 3 ay kala sanırım sadece buna odaklanabiliyorum.

Okuyorum / Reading:
Misafir/Nermin Yıldırım

Dinliyorum / Listening:


Bu da Geçecek / Göksel
Bu aralar bu şarkıya takıldım ♥

İzliyorum / Watching:
Oscar adaylarını izliyordum ama listeyi tamamlayamadım hâlâ. Ödüller verilmiş olsa da ben izlemeye devam edeceğim...

Mutlu haftalar ♥

23 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #22


Ne zaman 22. güne geldik yahu :)
Son düzlük farkında mısınız. Tamam blogları okuma konusunda çok hakkını veremedim ama aralıklı olsa da tüm yazıları okuyup peş peşe yorumlamayı becerdim sanırım. Elimden geldiğince yani :P

Bugünkü konumuz ise;

İnanıyorum bu yazı faydalı olacak, bildiğin şeyler hakkında ipucu verebilirsin. Ne bileyim mutfak ipuçları ya da fotoğrafla ilgili ya da şu an hiç aklıma gelmeyen birşeyle ilgili... İpuçları hayati önem taşırlar, içlerinde deneyim barındırırlar.

Çok öyle her haltı bilen kadınlardan değilim. Yaptığım şeyin hakkını vererek yapmayı severim sadece. O yüzden hep önerilere açığımdır, duyduklarımı denemeyi severim.

Mesela iki seneden beri kavanozlama yöntemi kullanıyorum tüm yemeklerimde. Çalışan kadının hayatını kurtaran yöntem. Akşama ne yiyeceğiz, ay misafirim geldi endişesine çokça kapılmıyorum o sebeple. Yöntem basit, ne pişireceksem çokça pişiriyorum. Taze pişen yemeği sıcak sıcak kavanozlara alıyorum ve ağzını sıkı sıkı kapatıp ters çeviriyorum. Soğumaya bırakıyorum. Buradki püf noktası sadece kavanozu düzgün kapatmak. Soğuyunca dolaba atıyorum. Mis oluyor misss... 20 gün garantili bekleme süresi var ;)


Salata da hazırlıyorum bak ben bu yöntemle. Yeşillikleri kurutup nasıl hazırlayacaksam doğrayıp kavanozluyorum. 1 hafta hiçbir şey olmuyor salatalara buzdolabında ♥


Börülce, bakla gibi sebzeler haşlanırken kararıyor biliyorsunuz. Ben bu sebzeleri soğuk suyla haşlamıyorum. İlk önce suyu kaynatıp içine atıyorum. Birde ikiye bölünmüş domates koyuyorum, rengi hiç bozulmuyor ;)


Bir de karnabahar meselesi var. Haşlayınca genelde sararır. Onu haşlarken de suyun için 1-1,5 yemek kaşığı un atıp unla haşlıyorum ve bembeyaz oluyor karnabahar ;)

Şimdilik aklıma gelen ve sürekli kullandığım ipuçları bunlar efenim :)
Kendinize iyi bakın ♥

...................................

Bu arada hemen kısa bir not düşeyim, hafta sonu meydan okumaları hafta sonu koşturması sebebiyle aksatmak zorunda kalacağım maalesef :/ Önceden hazırlamak gibi bir imkanım olmadı maalesef...

22 Şubat 2019

Bugün sana açıldıysa kapılarım ♥



Bugün sen neler hissediyorsun bilemiyorum ama ben her sene bugün çok heyecanlı oluyorum ve kendimi tutamıyorum bir türlü... Seni kucağıma aldığım ilk an geliyor... Bak sen hiç görmedin sanırım parmağımda ama rahmetlik deden senin doğumunda bana çok güzel bir incili yüzük takmıştı.  Dar geliyor takamıyorum ama senin için saklıyorum. Hemen burnunu kıvırıp abartma istersen gibi laflar etme, sana tak diye saklamıyorum deli 😂😂😂 Hatıra olur diye saklıyorum...

Bak seneler geçti, sana klişe gibi gelecek ama ben senin büyüdüğünü hiç anlamadım. Bu dediğimi bir gün baba olduğunda mutlaka anlayacaksın. Emekledi, yürüdü, anne dedi, okudu, yazdı derken geçti gitti seneler. Keşke o anları daha sakin daha tadını çıkara çıkara yaşama imkanım olsaydı.. Hoş şu anda çıkartıyor musun anne desen yine koşuşturmaktan çıkartamıyorum farkındayım.

Bu sene büyük bir değişim geçirdin her anlamda... Fiziğin daha erkeksi oldu. Artık tamamen çocukluktan çıktın diyebilirim. Bıyıkların yavaş yavaş belirmeye başladı. Ki ne kadar geç çıkarsa o kadar iyi senin için farkındayım :))) Birileri sana sakız çiğneme köse olursun demiş ve sen deli gibi sakız çiğniyorsun. Bu saflığın beni öldürecek bir gün Oytun :))) Bak sana gerçekleri açıklama zamanı geldi, çene kaslarının işlemesiyle cildinin altındaki kıl kökleri etkilenmiyor oğlum 😂😂😂

Bu sene okul konusunda aslında daha az yordun ama ne yazık ki sınav senen oldupu için inişlerin çıkışlarında çok oldu. Fakat bak burada itiraf ediyorum senin bu kadar ders çalışabileceğini hiç düşünmüyordum. Bu konuda beni oldukça şaşırttın ♥ Ama yine de bir dürtülmeye ihtiyacın oluyor arada. Benim başında dolanmama o kadar alışmışsın ki anne otur yanımda diyorsun sürekli... Sorulardan sıkıldıkça geziniyorsun deli danalar gibi... Evet farkındayım yoruldun. Çok da haklısın bu konuda. Vücudun alışkın değil bu kadar tempoya. Ama sabır oğlumcum hepi topu 3 ayın kaldı...

Saçların iyice uzadı. Eskiden dağınık bırakmayı çok severdin ama artık topuz yapmaktan hoşlanıyorsun. Aynanın karşısında geçirdiğin zamanlar iyice uzamaya başladı.

Bu sene küpe takmaya başladın. Kulağını deldirmeyi kendin istemedin, mıknatıslı olanlardan takıyorsun. Canının yanmayacağından emin olsan deldireceğim diye tutturursun alında da allahtan canın kıymetli :P

Hayatına çok güzel insanlar kattın bu sene de. Ve dolayısıyla benim hayatıma da ♥
Gamze öğretmenine bayılıyordun zaten ama o yeni bayılacak insanlar kattı sana; deyim yerindeyse Özlem öğretmenini hediye etti. O kadar çok iyi anlaşıyorsun ki onunla. Ve de bazı konularda çok benziyorsunuz birbirinize :))) Okulda da Deniz öğretmenin var, dibinden ayrılmadan gezindiğin :)))

Bu sene ev ekonomimizin bir kısmının idaresini sana bıraktım. Kavanozda para tutuyoruz ve günlük alışverişimizi sen oradan yapıyorsun. Bu konuda baya bir geliştirdin kendini. Bana tasarruf yaptırmaya bile kalkıyorsun. Tasarruf yapamadığın tek şey bilgisayar ve bilgisayarla ilgili olan şeyler. Bu sene kaç kulaklık aldığını hesap edemez oldum artık düşün halini :))

Bu sene en çok kullandığın kelime sanırım farketmez :)) En büyük kaçış kelimen. Aaaa bir de duymamazlıktan gelip susma halin var tabi ki...

Bu sene seni alt yazılı filmlere iyice alıştırdım. Sen de zevk almaya başladın artık. Sadece aksiyonu bol filmlerde hala dublajı tercih ediyorsun ama ondan da vazgeçersin yakında.

Bu sene kıyafetlerinden en vazgeçemediğin şey spor ayakkabın ve kısa patik çorapların. Muhtemelen rahat ettiğin için vazgeçemediklerin arasında ama yağmur deli gibi yağarken senin patik çorap ve spor ayakkabıyla gitmene de izin verecek değilim :)))

Bu sene benim dedektör takdırdığıma iyice kani oldun. Ne zaman gizli saklı bir iş çevirsen yakalandın. Ve yakalandığın için üzülmenin aksine nasıl yakalanırım ben diye kendine kızdın bolca. İlginç bir ruh haliydi :)))

Arkadaşların hayatında daha bir önem kazandı, çarşıya çıkıp gezmeye başladınız birlikte. Arada kafelere gidiyorsunuz yine keşifler yapıyorsunuz :)

Bu sene bir sevgili yapmayı çok istedin ama maalesef henüz yapamadın. Geçen sene adını bile andırmıyordun bana ama şimdi yan yan bakışların beni çok güldürüyor ;)

Geçen sene banyo yapmak istemiyordun bu sene de banyodan çıkmak bilmiyorsun gibi bir durumun var. Beni bu huyunla deli ediyorsun Oytun.

İnstagram hesabı açtın bu sene. Sınav senen olması sebebiyle çok giremiyorsun ama her gün bi instaya girsem gibi bir cümle yerleşti akşam rutinimize.

Hala öpücük en sevdiğin şey. Bütün sorunları öperek halledeceğine inanıyorsun. Sana küstüğüm zamanlarda öpeyim öpeyim diye peşimde geziniyorsun. Küsme süremi uzatmamın sebebi bak bu  öpücükler olabilir benim hahahaaaaa :)))

Hala dipdibeyiz, hala aşkım tatlım balım oynuyoruz. Bu çocukluk alışkanlıklarından vazgeçmemene çok seviniyorum.

Bu sene artık kavgalarımız tek taraflı değil. Sen de bana laf yetiştirmeye çalışıyorsun ama nafile be oğlum. Annen senelerdir uğraştı ve makineli tüfek kıvamında level atladı. Yetişemezsin boşuna uğraşma hahahaaaa :))

Evet oğlum bu yaşında böyle geçti.
Bu sene birlikte zor bir sene geçirdik. Çok da ağladık birlikte ama biz seninle hep güzelliklerimizi hatırlayalım. Kızdıklarımız, üzüldüklerimiz geride kalsın...

Ve en güzeli de ne oldu biliyor musun?
Kalbimdin, neşemdin, sebebimdin ama aynı zamanda omzum oldun bu sene.
En büyük destekçimsin artık benim...

İyi ki doğdun oğlum, iyi ki varsın hayatımda...
Sen olmasan ben çok renksiz olurdum...
Seni çok seviyorum ♥
Hep mutlu ol oğlum ♥

Annen





21 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #21 / Oscarlar Aşkına


Herhangi bir konuda eleştiri hazırlayabilirsin, telefon uygulaması, kitap müzik ya da restoran ne istersen sana kalmış.

Oscar için izlediğim filmleri yazamadım hâlâ.
Madem bugün yorum günü, o zaman izlediklerimi yorumlayayım istedim size.
Aslında bu filmleri uzun uzun yazmak lâzım ama bazen kafamızda planladıklarımızı zamanla buluşturamıyoruz...
Haydi başlayalım ♥


BOHEMIAN RHAPSODY (2018)

Bu filmin ilk çekilmeye başlandığını duyduğumdan bu yana merakla bekliyordum. Queen grubu özellikle üniversite çağlarımda sıkı takip ettiğim gruplardandı. Çıldırırdık yeni bir albüm çıkardıklarında. Hey gidi günler hey :))

Yalnız grubun en sevmediğim şarkısının da filme isim olarak taçlandırılması benim için ayrı bir ironi ;)

Film  Freddie Mercury (Rami Malek) 'i odağına koyarak Queen grubunun oluşmasını, yükselmesini ve tam artık dağıldı bitti denildiğinde "Live Aid" konseriyle yeniden küllerinden doğarak ilahlaşmasını anlatıyor.  Çok da güzel anlatıyor üstelik.

Freddie Mercury'i canlandıran Rami Malek inanılmaz başarılı. Freddie'ye benzemek için çok da makyaja ihtiyacı yokmuş aslında. Daha önce fark etmediğim bu benzerlik filmin cast aşamasında ne kadar ince ince düşünüldüğünün de kanıtı bence. Grubun diğer üyeleri Brian May ( Gwilym Lee), Roger Taylor (Ben Hardy) ve John Deacon (Joseph Mazzello) ı da aynı şekilde başarılı şekilde canlandırmışlar. Film yapımının yılan hikayesi gibi 10 yıl gibi bir süreye yayıldığını da düşünürsek bu kadar da olsun bari de diyebiliriz aslında :)

Otobiyografi türünde bir film olarak düşündüğümüz bu film aslında Freddie Mercury'nin hayatına çok da fazla mercek altına almıyor. Basından bildiğimiz olayları görüyoruz ekranda. Hatta bazı bildiklerimizi görmüyoruz bile. Queen grubunun hikayesinden çok fazla bir yöne bakmıyor, dağıtmıyor detaylarla konuyu. Bu seçim bize artı olarak dönüyor film seyiri boyunca.

Ben dram severim mesela... Freddie Mercury'nin de o şan ve şöhrete rağmen hayatının bir çok döneminde çok acı çektiğini ve talihsiz dönemler geçirdiğini de biliyordum. İşin özü beni yüreğimden dağlayabilecek, vurun daha çok vurun diye kendimden geçebileceğim ağlama, böğürme potansiyeline sahip hayat hikayesi kısa kısa hafiletilmiş duygusal sahnelerle beni çok da ağlatmamasına bozulmadım değil açıkçası. Ama dediğim gibi her şey kararındaydı...

Filmde etkilendiğim sahnelerden ilki  aile olgusunun işlendiği kısımlardı. Hele son dönemde çocuk ünlü olmuş, tamam cinsel tercihini de değiştirmiş gay olmuş, ailesi tarafından seçimlerinden dolayı reddedilmiş, baştan beri de seçimleri de çok onanmamış zaten... Kaç yaşında olursa olsun, hangi aşamalardan geçerse geçsin babası tarafından onanmaya ihtiyacı var işte. Ki hayatının son dönemlerini yaşadığını bilerek babasının karşısına tüm gerçekliğiyle çıkması da bunun işareti değil miydi? Hayatı boyunca tutkuyla bağlı olduğu Mary (Lucy Boynton) ile değil de hayatının son dönemlerinde yanında olan erkek arkadaşı Jim (Aaron McCusker) ile gitmesi bunun en büyük kanıtıydı bence.

Filmle ilgili diğer beni etkileyen şey ise sevdiğim şarkıların nasıl ortaya çıktığını öğrenmek oldu. Hele hele kendisini hiç haz etmediğim Bohemian Rhapsody'nin nasıl bir azimle ortaya çıktığını görmek oldukça şaşırttı beni. Peki bunu öğrendikten sonra duygularım değişti mi, tabi ki değişmedi ama en azından artık duyduğumda ıyyy diye kapatmıyorum :))

Ve son olarak Live Aid konserini gerçekten o anda oradaymış gibi izleyebilmek ve o heyecanı hissedebilmek benim için muhteşemdi...

Benim için çok keyifli bir filmdi, özellikle sinemada izlemem ise ayrı bir güzellikti...
Sonuç olarak ben bu filmi ÇOOOOOKKKKKK SEEEEVVVDDDİİİMMM kategorisine attım. İzlemeyenlerin mutlaka izlemesini öneririm naçizane ♥

Bir de Oscar lakırtısına değinecek olursam 2019 oscarlarında  en iyi film, erkek oyuncu, kurgu, ses kurgusu ve ses miksajı olmak üzere 5 dalda adaylığı mevcut. Hep birlikte göreceğiz hangilerini kapacağını ;)





A STAR IS BORN / BİR YILDIZ DOĞUYOR (2018)

Klasik bir konu var şimdi karşımızda... Geçim sıkıntısı çeken ve hayali bir gün ünlü olmak olan Ally (Lady Gaga)  'i bir gün tesadüfi olarak ünlü country müzik yıldızı Jackson Maine (Bradley Cooper) izler ve Ally' e hayran kalır. Klişeden kaçamayız tabi ki ve Jack Ally'i gücüyle, şöhretiyle ve sunduklarıyla kendine aşık eder.  Aynı zamanda Ally nin şöhret basamaklarını bir bir çıkmasını da sağlar. Ama o çıkarken kendisi de inmektedir bağımlılıkları nedeniyle...

Konu klasik demiştim size... Ve filmi izledikten sonra öğreniyorum ki bu film daha önce aynı hikaye ve aynı isimle 1954 ve 1976 yıllarında da çekilmiş. 76 senesindeki Ally'i canlandıran isim ise Barbara Streisend. Yani diyeceğim o ki Bradley Cooper aynı zamanda yönetmen olarak oturduğu koltukta çok da risk almamış.

Bu filmi adaylar belli olmadan izlemiştim ben, ihtimaller dahilindeydi çünkü. Aslında en çok merak ettiğim Lady Gaga idi... Hani o et parçalarını bacağına saran kadın (ki benim aklımda en belirgin görüntüsü odur) nasıl bir filmde oynayabilir ya da onun oynadığı film nasıl olur merakı idi. Ama kadın bence hiç faul vermedi film boyunca. Filmin ilk sahnelerinde her ne kadar karşıma "Drag Queen" görüntüsü ile çıksa da filmin ilerleyen tüm bölümlerinde gayet makyajsız, sade ve oldukça güzeldi. Rol kabiliyeti de hiç sırıtmadı...

Şarkılar şahane, filmin içerisine yedirilmişti. Ki Bradley Cooper da ben şarkı söyleyebiliyorum, güzel de söyleyebiliyorum üstelik mesajını güzel vermişti.

Her ne kadar bizim yeşilçam filmlerimizi andırsa da yine de hakkını yemeyeyim filmin. Görüntü kalitesi olarak da güzeldi. Ve özellikle sahne görüntülerini ve heyecanlarını çok sevdim. Konu değiştirilmeden çok risk alınmasa da görüntü kalitesi, efektler ve oyunculuk açısından güzel bir boyut kazandırmayı başarmışlar filme.

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEVVVDİİİİİMMMMM, romantik dram türünden hoşlanıyorsanız izlemeniz gereken bir film olduğunu söyleyebilirim...

Bir de Oscar adaylıklarına bakacak olursak; en iyi film, erkek oyuncu, kadın oyuncu, yardımcı erkek oyuncu, uyarlama senaryo, görüntü yönetimi, özgün şarkı, ses miksajı ve görsel efekt olmak üzere 9 kategoride adaylığı mevcut.




BLACKkKLANSMAN / KARANLIKLA KARŞI KARŞIYA (2018)

Filmimiz 70!li yıllarda geçiyor. Colorado'da ırkçı bir örgüte sızmayı başaran zenci polis Ron (John Davis Washington) ile yahudi meslektaşı Flip (Adam Driver) 'in bu örgütün çökertilmesiyle ilgili hikayesini anlatıyor. Gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanmış.

Şimdi bu filmle ilgili çok da anlatabileceğim bir şey yok aslında. Neden diyecek olursanız yok arkadaş ben filmin içine giremedim. Hatta ben mi anlamadım acaba diye bir sürü yorum okudum ama yok yorumlardan da bir şey çıkartamadım. O kadar feciyim bu filmle ilgili yani.

Siyahi hikayelerin son dönemde Oscarda yerini bulmasıyla birlikte ben de  anlatırım denmiş hatta tüm eleştirmenlerden işte film öyle, işte film böyle, Spike Lee'nin inanılmaz dönüşü gibi yorumlar alınmış olsa da ben de hiç bir ampul yanmadı :)

Okuduğum tüm yorumlardan sadece öğrenebildiğim sevgili Denzel Washington'un oğlunun John Davis Washington olduğu :P

Sonuç olarak ben bu filmi HİİİİİÇÇÇÇÇÇ SEEEVVVMMEEEDİİİMMMM !!! Sevenlerin önünde saygıyla eğiliyorum :)

Ha ben bu filmi anlamadım sevmedim diyorum da Oscarda en iyi film, yönetmen, yardımcı erkek oyuncu, uyarlama senaryo, kurgu ve özgün müzik dallarında toplamda 6 adaylığı mevcut. Ben bu işten anlamıyorum galiba der bu konuda susma hakkımı kullanırım :)