22 Şubat 2019

Bugün sana açıldıysa kapılarım ♥



Bugün sen neler hissediyorsun bilemiyorum ama ben her sene bugün çok heyecanlı oluyorum ve kendimi tutamıyorum bir türlü... Seni kucağıma aldığım ilk an geliyor... Bak sen hiç görmedin sanırım parmağımda ama rahmetlik deden senin doğumunda bana çok güzel bir incili yüzük takmıştı.  Dar geliyor takamıyorum ama senin için saklıyorum. Hemen burnunu kıvırıp abartma istersen gibi laflar etme, sana tak diye saklamıyorum deli 😂😂😂 Hatıra olur diye saklıyorum...

Bak seneler geçti, sana klişe gibi gelecek ama ben senin büyüdüğünü hiç anlamadım. Bu dediğimi bir gün baba olduğunda mutlaka anlayacaksın. Emekledi, yürüdü, anne dedi, okudu, yazdı derken geçti gitti seneler. Keşke o anları daha sakin daha tadını çıkara çıkara yaşama imkanım olsaydı.. Hoş şu anda çıkartıyor musun anne desen yine koşuşturmaktan çıkartamıyorum farkındayım.

Bu sene büyük bir değişim geçirdin her anlamda... Fiziğin daha erkeksi oldu. Artık tamamen çocukluktan çıktın diyebilirim. Bıyıkların yavaş yavaş belirmeye başladı. Ki ne kadar geç çıkarsa o kadar iyi senin için farkındayım :))) Birileri sana sakız çiğneme köse olursun demiş ve sen deli gibi sakız çiğniyorsun. Bu saflığın beni öldürecek bir gün Oytun :))) Bak sana gerçekleri açıklama zamanı geldi, çene kaslarının işlemesiyle cildinin altındaki kıl kökleri etkilenmiyor oğlum 😂😂😂

Bu sene okul konusunda aslında daha az yordun ama ne yazık ki sınav senen oldupu için inişlerin çıkışlarında çok oldu. Fakat bak burada itiraf ediyorum senin bu kadar ders çalışabileceğini hiç düşünmüyordum. Bu konuda beni oldukça şaşırttın ♥ Ama yine de bir dürtülmeye ihtiyacın oluyor arada. Benim başında dolanmama o kadar alışmışsın ki anne otur yanımda diyorsun sürekli... Sorulardan sıkıldıkça geziniyorsun deli danalar gibi... Evet farkındayım yoruldun. Çok da haklısın bu konuda. Vücudun alışkın değil bu kadar tempoya. Ama sabır oğlumcum hepi topu 3 ayın kaldı...

Saçların iyice uzadı. Eskiden dağınık bırakmayı çok severdin ama artık topuz yapmaktan hoşlanıyorsun. Aynanın karşısında geçirdiğin zamanlar iyice uzamaya başladı.

Bu sene küpe takmaya başladın. Kulağını deldirmeyi kendin istemedin, mıknatıslı olanlardan takıyorsun. Canının yanmayacağından emin olsan deldireceğim diye tutturursun alında da allahtan canın kıymetli :P

Hayatına çok güzel insanlar kattın bu sene de. Ve dolayısıyla benim hayatıma da ♥
Gamze öğretmenine bayılıyordun zaten ama o yeni bayılacak insanlar kattı sana; deyim yerindeyse Özlem öğretmenini hediye etti. O kadar çok iyi anlaşıyorsun ki onunla. Ve de bazı konularda çok benziyorsunuz birbirinize :))) Okulda da Deniz öğretmenin var, dibinden ayrılmadan gezindiğin :)))

Bu sene ev ekonomimizin bir kısmının idaresini sana bıraktım. Kavanozda para tutuyoruz ve günlük alışverişimizi sen oradan yapıyorsun. Bu konuda baya bir geliştirdin kendini. Bana tasarruf yaptırmaya bile kalkıyorsun. Tasarruf yapamadığın tek şey bilgisayar ve bilgisayarla ilgili olan şeyler. Bu sene kaç kulaklık aldığını hesap edemez oldum artık düşün halini :))

Bu sene en çok kullandığın kelime sanırım farketmez :)) En büyük kaçış kelimen. Aaaa bir de duymamazlıktan gelip susma halin var tabi ki...

Bu sene seni alt yazılı filmlere iyice alıştırdım. Sen de zevk almaya başladın artık. Sadece aksiyonu bol filmlerde hala dublajı tercih ediyorsun ama ondan da vazgeçersin yakında.

Bu sene kıyafetlerinden en vazgeçemediğin şey spor ayakkabın ve kısa patik çorapların. Muhtemelen rahat ettiğin için vazgeçemediklerin arasında ama yağmur deli gibi yağarken senin patik çorap ve spor ayakkabıyla gitmene de izin verecek değilim :)))

Bu sene benim dedektör takdırdığıma iyice kani oldun. Ne zaman gizli saklı bir iş çevirsen yakalandın. Ve yakalandığın için üzülmenin aksine nasıl yakalanırım ben diye kendine kızdın bolca. İlginç bir ruh haliydi :)))

Arkadaşların hayatında daha bir önem kazandı, çarşıya çıkıp gezmeye başladınız birlikte. Arada kafelere gidiyorsunuz yine keşifler yapıyorsunuz :)

Bu sene bir sevgili yapmayı çok istedin ama maalesef henüz yapamadın. Geçen sene adını bile andırmıyordun bana ama şimdi yan yan bakışların beni çok güldürüyor ;)

Geçen sene banyo yapmak istemiyordun bu sene de banyodan çıkmak bilmiyorsun gibi bir durumun var. Beni bu huyunla deli ediyorsun Oytun.

İnstagram hesabı açtın bu sene. Sınav senen olması sebebiyle çok giremiyorsun ama her gün bi instaya girsem gibi bir cümle yerleşti akşam rutinimize.

Hala öpücük en sevdiğin şey. Bütün sorunları öperek halledeceğine inanıyorsun. Sana küstüğüm zamanlarda öpeyim öpeyim diye peşimde geziniyorsun. Küsme süremi uzatmamın sebebi bak bu  öpücükler olabilir benim hahahaaaaa :)))

Hala dipdibeyiz, hala aşkım tatlım balım oynuyoruz. Bu çocukluk alışkanlıklarından vazgeçmemene çok seviniyorum.

Bu sene artık kavgalarımız tek taraflı değil. Sen de bana laf yetiştirmeye çalışıyorsun ama nafile be oğlum. Annen senelerdir uğraştı ve makineli tüfek kıvamında level atladı. Yetişemezsin boşuna uğraşma hahahaaaa :))

Evet oğlum bu yaşında böyle geçti.
Bu sene birlikte zor bir sene geçirdik. Çok da ağladık birlikte ama biz seninle hep güzelliklerimizi hatırlayalım. Kızdıklarımız, üzüldüklerimiz geride kalsın...

Ve en güzeli de ne oldu biliyor musun?
Kalbimdin, neşemdin, sebebimdin ama aynı zamanda omzum oldun bu sene.
En büyük destekçimsin artık benim...

İyi ki doğdun oğlum, iyi ki varsın hayatımda...
Sen olmasan ben çok renksiz olurdum...
Seni çok seviyorum ♥
Hep mutlu ol oğlum ♥

Annen





21 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #21 / Oscarlar Aşkına


Herhangi bir konuda eleştiri hazırlayabilirsin, telefon uygulaması, kitap müzik ya da restoran ne istersen sana kalmış.

Oscar için izlediğim filmleri yazamadım hâlâ.
Madem bugün yorum günü, o zaman izlediklerimi yorumlayayım istedim size.
Aslında bu filmleri uzun uzun yazmak lâzım ama bazen kafamızda planladıklarımızı zamanla buluşturamıyoruz...
Haydi başlayalım ♥


BOHEMIAN RHAPSODY (2018)

Bu filmin ilk çekilmeye başlandığını duyduğumdan bu yana merakla bekliyordum. Queen grubu özellikle üniversite çağlarımda sıkı takip ettiğim gruplardandı. Çıldırırdık yeni bir albüm çıkardıklarında. Hey gidi günler hey :))

Yalnız grubun en sevmediğim şarkısının da filme isim olarak taçlandırılması benim için ayrı bir ironi ;)

Film  Freddie Mercury (Rami Malek) 'i odağına koyarak Queen grubunun oluşmasını, yükselmesini ve tam artık dağıldı bitti denildiğinde "Live Aid" konseriyle yeniden küllerinden doğarak ilahlaşmasını anlatıyor.  Çok da güzel anlatıyor üstelik.

Freddie Mercury'i canlandıran Rami Malek inanılmaz başarılı. Freddie'ye benzemek için çok da makyaja ihtiyacı yokmuş aslında. Daha önce fark etmediğim bu benzerlik filmin cast aşamasında ne kadar ince ince düşünüldüğünün de kanıtı bence. Grubun diğer üyeleri Brian May ( Gwilym Lee), Roger Taylor (Ben Hardy) ve John Deacon (Joseph Mazzello) ı da aynı şekilde başarılı şekilde canlandırmışlar. Film yapımının yılan hikayesi gibi 10 yıl gibi bir süreye yayıldığını da düşünürsek bu kadar da olsun bari de diyebiliriz aslında :)

Otobiyografi türünde bir film olarak düşündüğümüz bu film aslında Freddie Mercury'nin hayatına çok da fazla mercek altına almıyor. Basından bildiğimiz olayları görüyoruz ekranda. Hatta bazı bildiklerimizi görmüyoruz bile. Queen grubunun hikayesinden çok fazla bir yöne bakmıyor, dağıtmıyor detaylarla konuyu. Bu seçim bize artı olarak dönüyor film seyiri boyunca.

Ben dram severim mesela... Freddie Mercury'nin de o şan ve şöhrete rağmen hayatının bir çok döneminde çok acı çektiğini ve talihsiz dönemler geçirdiğini de biliyordum. İşin özü beni yüreğimden dağlayabilecek, vurun daha çok vurun diye kendimden geçebileceğim ağlama, böğürme potansiyeline sahip hayat hikayesi kısa kısa hafiletilmiş duygusal sahnelerle beni çok da ağlatmamasına bozulmadım değil açıkçası. Ama dediğim gibi her şey kararındaydı...

Filmde etkilendiğim sahnelerden ilki  aile olgusunun işlendiği kısımlardı. Hele son dönemde çocuk ünlü olmuş, tamam cinsel tercihini de değiştirmiş gay olmuş, ailesi tarafından seçimlerinden dolayı reddedilmiş, baştan beri de seçimleri de çok onanmamış zaten... Kaç yaşında olursa olsun, hangi aşamalardan geçerse geçsin babası tarafından onanmaya ihtiyacı var işte. Ki hayatının son dönemlerini yaşadığını bilerek babasının karşısına tüm gerçekliğiyle çıkması da bunun işareti değil miydi? Hayatı boyunca tutkuyla bağlı olduğu Mary (Lucy Boynton) ile değil de hayatının son dönemlerinde yanında olan erkek arkadaşı Jim (Aaron McCusker) ile gitmesi bunun en büyük kanıtıydı bence.

Filmle ilgili diğer beni etkileyen şey ise sevdiğim şarkıların nasıl ortaya çıktığını öğrenmek oldu. Hele hele kendisini hiç haz etmediğim Bohemian Rhapsody'nin nasıl bir azimle ortaya çıktığını görmek oldukça şaşırttı beni. Peki bunu öğrendikten sonra duygularım değişti mi, tabi ki değişmedi ama en azından artık duyduğumda ıyyy diye kapatmıyorum :))

Ve son olarak Live Aid konserini gerçekten o anda oradaymış gibi izleyebilmek ve o heyecanı hissedebilmek benim için muhteşemdi...

Benim için çok keyifli bir filmdi, özellikle sinemada izlemem ise ayrı bir güzellikti...
Sonuç olarak ben bu filmi ÇOOOOOKKKKKK SEEEEVVVDDDİİİMMM kategorisine attım. İzlemeyenlerin mutlaka izlemesini öneririm naçizane ♥

Bir de Oscar lakırtısına değinecek olursam 2019 oscarlarında  en iyi film, erkek oyuncu, kurgu, ses kurgusu ve ses miksajı olmak üzere 5 dalda adaylığı mevcut. Hep birlikte göreceğiz hangilerini kapacağını ;)





A STAR IS BORN / BİR YILDIZ DOĞUYOR (2018)

Klasik bir konu var şimdi karşımızda... Geçim sıkıntısı çeken ve hayali bir gün ünlü olmak olan Ally (Lady Gaga)  'i bir gün tesadüfi olarak ünlü country müzik yıldızı Jackson Maine (Bradley Cooper) izler ve Ally' e hayran kalır. Klişeden kaçamayız tabi ki ve Jack Ally'i gücüyle, şöhretiyle ve sunduklarıyla kendine aşık eder.  Aynı zamanda Ally nin şöhret basamaklarını bir bir çıkmasını da sağlar. Ama o çıkarken kendisi de inmektedir bağımlılıkları nedeniyle...

Konu klasik demiştim size... Ve filmi izledikten sonra öğreniyorum ki bu film daha önce aynı hikaye ve aynı isimle 1954 ve 1976 yıllarında da çekilmiş. 76 senesindeki Ally'i canlandıran isim ise Barbara Streisend. Yani diyeceğim o ki Bradley Cooper aynı zamanda yönetmen olarak oturduğu koltukta çok da risk almamış.

Bu filmi adaylar belli olmadan izlemiştim ben, ihtimaller dahilindeydi çünkü. Aslında en çok merak ettiğim Lady Gaga idi... Hani o et parçalarını bacağına saran kadın (ki benim aklımda en belirgin görüntüsü odur) nasıl bir filmde oynayabilir ya da onun oynadığı film nasıl olur merakı idi. Ama kadın bence hiç faul vermedi film boyunca. Filmin ilk sahnelerinde her ne kadar karşıma "Drag Queen" görüntüsü ile çıksa da filmin ilerleyen tüm bölümlerinde gayet makyajsız, sade ve oldukça güzeldi. Rol kabiliyeti de hiç sırıtmadı...

Şarkılar şahane, filmin içerisine yedirilmişti. Ki Bradley Cooper da ben şarkı söyleyebiliyorum, güzel de söyleyebiliyorum üstelik mesajını güzel vermişti.

Her ne kadar bizim yeşilçam filmlerimizi andırsa da yine de hakkını yemeyeyim filmin. Görüntü kalitesi olarak da güzeldi. Ve özellikle sahne görüntülerini ve heyecanlarını çok sevdim. Konu değiştirilmeden çok risk alınmasa da görüntü kalitesi, efektler ve oyunculuk açısından güzel bir boyut kazandırmayı başarmışlar filme.

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEVVVDİİİİİMMMMM, romantik dram türünden hoşlanıyorsanız izlemeniz gereken bir film olduğunu söyleyebilirim...

Bir de Oscar adaylıklarına bakacak olursak; en iyi film, erkek oyuncu, kadın oyuncu, yardımcı erkek oyuncu, uyarlama senaryo, görüntü yönetimi, özgün şarkı, ses miksajı ve görsel efekt olmak üzere 9 kategoride adaylığı mevcut.




BLACKkKLANSMAN / KARANLIKLA KARŞI KARŞIYA (2018)

Filmimiz 70!li yıllarda geçiyor. Colorado'da ırkçı bir örgüte sızmayı başaran zenci polis Ron (John Davis Washington) ile yahudi meslektaşı Flip (Adam Driver) 'in bu örgütün çökertilmesiyle ilgili hikayesini anlatıyor. Gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanmış.

Şimdi bu filmle ilgili çok da anlatabileceğim bir şey yok aslında. Neden diyecek olursanız yok arkadaş ben filmin içine giremedim. Hatta ben mi anlamadım acaba diye bir sürü yorum okudum ama yok yorumlardan da bir şey çıkartamadım. O kadar feciyim bu filmle ilgili yani.

Siyahi hikayelerin son dönemde Oscarda yerini bulmasıyla birlikte ben de  anlatırım denmiş hatta tüm eleştirmenlerden işte film öyle, işte film böyle, Spike Lee'nin inanılmaz dönüşü gibi yorumlar alınmış olsa da ben de hiç bir ampul yanmadı :)

Okuduğum tüm yorumlardan sadece öğrenebildiğim sevgili Denzel Washington'un oğlunun John Davis Washington olduğu :P

Sonuç olarak ben bu filmi HİİİİİÇÇÇÇÇÇ SEEEVVVMMEEEDİİİMMMM !!! Sevenlerin önünde saygıyla eğiliyorum :)

Ha ben bu filmi anlamadım sevmedim diyorum da Oscarda en iyi film, yönetmen, yardımcı erkek oyuncu, uyarlama senaryo, kurgu ve özgün müzik dallarında toplamda 6 adaylığı mevcut. Ben bu işten anlamıyorum galiba der bu konuda susma hakkımı kullanırım :)




20 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #20


Bugün hava nasıl ? Havaya göre bir liste hazırla mesela. (film, kitap, kıyafet, yemek artık aklına ne gelirse)

Bugün hava bizde güneşli ama soğuk...  Şu anda işte çalışıyorum ama evde olma hayalleri kuruyorum bugün de son birkaç gün gibi...

Şimdi bu hayalime ortak edeyim seni... Keyfimce bir gün geçirme listem olsun bu liste de...

* Kahvaltının mutlulukla kesin bir ilgisi var. Kendime güzel bir tepsi hazırlamayı planlıyorum ben bugün. Mutfakta yapmayacağım bugün kahvaltıyı. Televizyonun karşısına geçip bir film patlatacağım kahvaltımla birlikte... Bir hababam sınıfı olabilir mesela, izlemekten hiç bıkmıyorum bu filmi...


* Güneş azıcık ısıtıyor galiba, bir yürüyüşe çıkılabilir. (Bak bu madde hep Handan'dan ötürü hahahaaa :)) Çiçek böcekli yürüyüşlerine feci özeniyorum hatunun.) Hatta termos bardağıma çay da koyayım. Soğuk çok ısırmazsa bir yerde çay içip mola veririm. Bol bol da fotoğraf çekerim ♥

* Ohhh yürüyüş çok iyi geldi... Miss kokulu bir kurabiye yapayım şimdi de. Ergene akşam sürpriz olsun.


* Kurabiyem pişerken kahve-kitap ikilisi ne güzel olur şimdi. Dur pencerenin yanına çekeyim koltuğu, ayaklarımı da kalorifere dayayayım ♥ Güzel bir müzik de açayım sakin sakin...

* Bak kitap okurken akşamın nasıl olduğunu anlamadım. Yemek de yok şimdi :/ Madem bugün keyif günü eve pizza siparişi verebilirim değil mi? Yemek pişirmek de neymiş :))

* Oytun'un gelmesine hala 2 saat var. Bir film daha izleyebilirim aslında. Oscar filmlerini izleyecektim ben hani. Listeden 1 film daha eksilteyim en iyisi ;)

* Bak pizzayla Oytun aynı anda geldi. Nasıl da şaşırdı ergen pizzayı görünce :)) Yemek zamanı şimdi ♥

* Bugün annenin keyif günü Oytun, sen ödevlerini yapsan ben de TV izlesem azıcık desem Oytun da ikiletmese ne güzel olurdu derken bak ikiletmedi akıllı çocuğum. Dur hemen çay demleyeyim, yanına da kurabiye. Şu yarım işlerimden de alayım elime. Kuzgun diye bir dizi başlamış, özetle yakalarım ben ne olduğunu nasıl olsa ;)

Vallahi cennettesin Şebo bugün :))))  Yahu nasıl bir liste oldu bu böyle hahahaa :)))


19 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #19


Bugün blog maceramızla ilgili bir konu var meydan okumamızda...

En merak edilenlerden, baştan beri blog maceranı dinlemek isterim demiş Ezgicik ♥

Bir çok defa yazdım bunu aslında... Hatta bu konuyla ilgili başlı başına bir mim yapmıştım (burada). Ben o yazımı aynen kopyalıyorum efenim bugün ;)

Ben blog yazmaya başladığımda bloglardan bihaber bir ana kişisiydim...
Kendime göre sosyaldim de ama realite sosyallikten bahsediyorum...
Bir facebook hesabım bile yoktu anacım :)))
Tek internet gerçeğim sonunda mynet ve yahoo olan mail adreslerimdi....

Şimdi düşününce bak komik geldi....

Kardeşimi Amerika'ya göndereli 3 sene olmuştu...
Oğlum 3,5 yaşındaydı...
Msn den görüştüğümüz kadarıyla birbirimize yaşadıklarımızı anlatıyorduk...
Yada telefonda bikaç lakırtı...
Bir gün ne oldu bilmiyorum ama, "abla beee ben bu çocuğun büyüdüğü anları kaçırıyorum" dedi...
Haklıydı...
Bizim anlattığımız kadarıyla ya da geldiğinde 3-5 sayılı günde gördükleriyle biliyordu çok sevdiği paşasını...
Fotoğraf göndermekle olmuyordu bu iş...

Bazı blogları okur takip edermiş kendince...
Bak dedi birkaç link mail attı bana...
Eski bloglardan Tanya, Tuğba ve Defnenin, şimdi ismini hatırlamadığım birkaç blog vardı içlerinde...
Uzun uzun okudum onları...
Sevdim yazdıklarını...
Şimdilerde sadece Tanya yazıyor aralarında...
Gitti birçoğu çeşitli sebeplerle yada sebepsiz....
Sen de yazabilirsin diye kardeşcağızım şevklendirdi beni...
Olurdu olmazdı derken ilk blog yazımı "oytunca" olarak yazdım :)

Çok amatörce (hoş hala öyleyim) oraya yazıp dökmeye başladım...
Kardeşim okusundu ilk amacımız...

O zamanlar aneymmmm o kadar çok kişiye söylemişimki ben blog yazmaya başladım diye, sanırsın dünyanın en önemli işini yapıyorum :)
Baktım bazı şeyleri rahat yazamıyorum...
Yavaştan, sessiz sedasız "Oytunla Hayat" a transfer ettim kendimi...
Ve başladı kendi kendime takılmacalarım...

Sonra sonra çok sevdiğim insanlar tanıdım burda...
Yazamadığım zamanlarda özlemeye başladım buraları...
Amaç oğlum ve kardeşimdi ilk önceleri...
Sonra sevgi yumağı oldum bu mecrayla :)

İşte benim blog hikayem böyle...
Bir kaç ay sonra dolu dolu 7 yıl bitecek... (Şu anda 11. senemdeyim)
Daha ne kadar yazarım bilmiyorum ama bana sanki ömrümün sonuna kadar yazarmışım gibi geliyor şu anda...
Şimdilerde nasıl oğlumu çekiştiriyorum burda, daha torunlarımı anlatacağım inşallah size :)))
Bu neyin kafası Şebo demeyin hiç bana...
Ben sevdim mi böyle seviyorum işte :))))
Pazara kadar değil anacım mezara kadar ahahahaaaa :))))





18 Şubat 2019

Şebonun Gevezelikleri #5 ve 28 Gün Meydan Okuması #18


Bir haftadır donuyoruz... Dün biraz nefes aldırdı güneş ama bu hafta yine yeni bir soğuk hava dalgası geliyor diyorlar. Üstelik kar olma ihtimali de söz konusuymuş. Bir bahar gelse de rahatlasam modundayım artık.


Şu şeker patlatma oyununu oynamayacağım diye söz vermiştim kendime geçenlerde. Ama ben ne yaptım, bu hafta onu bozdum hahahaaaa :))) Saçma salak bir şekilde her gece sınırsız can kazandım üstelik ve deli gibi uykusuz kaldım. Hayır her seferinde de kendime kızıyorum ama yok tutamadım kendimi... Bu hafta yine ceza verdim kendime ama bakalım uyabilecek miyim merak ediyorum 😂😂 Kendime güvenemiyorum bu konuda :))


Bu hafta sonu inanılmaz bir trafik vardı... Cumartesi-Pazar çeşitli okulların bursluluk sınavları vardı. Sınav heyecanını yensin, deneyim kazansın azıcık diye okuldan okula sınava gittik. Kıyamam o içeride ter dökerken biz iki anne de tavla gibi ulvi bir oyun oynadık 😂😂

Azıcık kahve buluşmaları, azıcık alışveriş, azıcık kafa dağıtmaca derken koskoca hafta sonunu yedim bitirdim... Evi toparlamak bir yana yemek bile yapmadım. Bu hafta açız anlayacağınız :))



Bugünün meydan okumasında konu;

Evet bugün yaratıcı günümüz, bugün blogun için yeni bir seri başlat.  Bu yazı ilki olsun ve elinden geldiğince her ay devam ettirmeye çalışabilirsin mesela...

Bak tam da her Pazartesi yazdığım "Şebonun Gevezelikleri" serisine denk geldiği için bu konu tembellik yapıyorum ve 2019 da başlattığım bu seriyi, bugünkü meydan okumaya ithaf ediyorum... Yeni bir seriye başlayacak gücü de fikri de bulamadım arkadaşlar ;)



Mutlu haftalar, kendinize iyi bakın ♥

17 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #17


Takıntı denmez belki ama, bazı eşyalara takılırız eskise de hep onları kullanırız ya, var mı senin de böyle takılıp kaldıkların?

Bugünkü konumuz takılıp kaldıklarımız evet....
Şöyle düşündüm de öyle çok takılıp kaldığım bir eşyam yok gibi... Ya da herşeye takılıp kalıyorum, vazgeçemiyorum hahahaaa :))

Bak belki sorunun tam yanıtı değil ama ben mutfak eşyalarımdan vazgeçemiyorum :)))


İlk evlendiğim yıllardan tabağım çanağım hala duruyor benim. Üzerine yenileri eklenebiliyor ama ben onlardan vazgeçemiyorum... Kırılması lazım evden gitmesi için :))

Hatta bazen bıkıyorum usanıyorum her gün görmekten ama yok veremiyorum/atamıyorum. Takım bozulsa dahi... Bir plan geriye gidebiliyor rafta ama yok olamıyor...
Mutfakta dolaplarımın içi çakılı o sebeple...
Bak arada ofiste kullanabileceğim gibiyse ofise getirebiliyorum. O da bir vazgeçiş değil sanırım....
Kupam çatlıyor, saksı yapabiliyorum... Ya da çekmece içi dağınıklığına çözüm buluyorum onlarla...

Bak çok feci yüzleştim kendimle :(( Bu konuyu kapatalım en iyisi...

Mutlu pazarlar ♥

16 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #16


Yine bir liste günü, herhangi bir konuda 10 maddelik bir liste hazırla. Artık konu sana kalmış.

Dün bu soruyu gördüğümden bu yana düşünüyorum. Ne listesi hazırlayabilirim diye... İnanın aklıma ufacık bir şey gelmedi :)))

Bir ara alışveriş listesi mi acaba dedim, sonra Şebo alışveriş yasağı koydun kendine, alışveriş yapma isteğine blogu alet etme, çok ayıp deyip vazgeçtim... O andan itibaren de çözümsüzüm... Daha doğrusu çözümsüzdüm şu ana kadar...

Sonra aklıma eğlenceli bir konu geldi... Evdeki ergen hahahaaaa :))
Anneliğim boyunca hiç kimse kusura bakmasın ama en zorlandığım dönem bu erken ergenlik ve dibine vurulmuş ergenlik dönemi. E hal böyle olunca kendime göre ergen kullanımına yönelik bir liste hazırlayayım dedim :)))

Şşşşttt pşşşttt diyeceklere baştan söyleyeyim bu liste bilimsel hiçbir veriye dayanmamakta ve tamamen kendi annelik deneyimimle eğlenme amaçlı hazırlanmıştır. Hadi başlayalım eğlenmeye ergen kullanma kılavuzuyla ♥



* İlk belirti tüylenmeyle başlıyor aman dikkat. O pürüzsüz, yumuşacık teniyle ay parçası gibi olan çocuğunuzun orada burada tüyleri çıkmaya başlıyorsa uçurum size doğru koşmaya başlayacak, hazırlayın kendinizi... Hele kılsız bir vücut hayal eden bir çocuğunuz varsa anırarak ben bu kılları istemiyorum anırmalarına karşı kulağınıza tıkaç bulundurabilirsiniz yanınızda. Ama merak etmeyin belli bir süre sonra alışıyor, azıcık sabır...

* Ergenler her şeyi bilir siz hiçbir şeyi bilmezsiniz. Sizin söylediğiniz her şey yanlış ama sümüklü arkadaşının her söylediği doğrudur. Sakinliğinizi koruyun anacım, inatlaşmayın. Gerçekleri burnuna sokma hakkına sahipsiniz ama :)

* Evdeki kapıları kaldırın, camları koruma altına alın, bilumum tekme atılacak objeleri yere sabitleyin savrulmasın. Haliyle siz böyle yapınca evdeki erken ergenin çarpılacak bir kapısı, ulaşamayacağı camları, havada uçuşan minderleri, kilimleri dolayısıyla hiçbir şeyi olmayacak. Hanenize galibiyet skoru yazabilirsiniz böylece :))))

* Bu ergenler biliyorsunuz el kol koordinasyonu sağlamıyorlar fazla gelişmişlikten. Sakarlaşıyorlar. Antikalarınızı, kıymetli eşyalarınızı müze kıvamında korumaya alabilirsiniz. Ergenler dokunamaz gibi uyarı levhaları koyabilirsiniz mesela.. Ya da çevresini direkt elektrikli tellerle çevirebilirsiniz. Çarpılsın şoparlar :)))

* Erkeklerin sesleri kalınlaşıyor, değişiyor biliyorsunuz... Bir sabah kalktığınızda sesleri duyup eve bir hırsız çetesinin girdiğini sanıp paniklemeyin. Konuşan sizin ergeniniz. Çok sesli koro kıvamında dengesiz ses kümelerinden korunmak için yine bir kulak tıkacına ihtiyacınız var. Bu kulak tıkacı meselesi önemli, ergenlikteki demirbaşınız,  iyi bakın ona...

* Acayip acayip müzikleri yüksek sesle dinlemelere başlıyorlar... Bir de seslerindeki çatlaklara aldırmadan avaz avaz şarkı söylemeyi başlamıyorlar mı oyoyoooyyy diyorum... Odasının duvarlarına ses yalıtımı yapın diyeceğim ama çok maliyetli. Evin bodrumuna karton yumurta viyollerinden izoleli bir kutucuk yapın, müzik dinleme seanslarında oraya kilitleyin ergeninizi :))))

* Çemkirmek, atarlanmak en başlıca özelliklerinden bu dibine vurulmuş ergenliğin. Alttan almak, bıcır bıcır sevgi sözcükleri etrafa saçmak onların azgınlık seviyesini ikiyle çarpıyor. Ondan bir gıdım fazla atarlanmanız işi çözüyor ve kedi gibi pısıyorlar. Eğer kedi pısması vaziyetine 50 sn ye kadar hala geçmediyse atarlanma volümünüzü bir seviye yukarı çıkartın.

* Vücutlarındaki dengesizlikleri ruhlarına da vuruyor bu ergenlerin. Kahkahalarla gülerken birden ağlama efektine geçebiliyorlar. Bu gibi durumlardaki en güzel hareket 2,5 yaş ergenliğinde yaptığımız gibi onları görmezden geliyoruz. Totomuzu dönüp gidiyoruz.

* Sivilceleri var bir de. Oğlum/kızım oynama iz kalacak suratında dedikçe oynuyorlar bu tipler. İlk önce İlyas Salman fotoğrafıyla ikna etmeye çalışın. E onunla da olmuyorsa mecbur çekeceksiniz tırnaklarını hahahahaaa :)) Tamam tamam burası azucuk fazlaydı. Bandajlayın tırnaklarını yolamasın suratını :P

* Evet geldik son maddeye... Sevin anacım bu ergenleri... Çok zor doğurduk, çok zor büyütüyoruz bunu unutmayın... İki gün sonra yuvadan uçup kendi kanatlarıyla da uçacaklar... Kalacağız cascavlak öyle... Sevgi her derdin merhemi inşallah maşallah... Atlatacağız hep birlikte bu dönemi ♥

Hadi kendinize de etrafınıza da iyi bakın der kaçarım ben :))

15 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #15


Bugün araştırma günündeyiz.

En çok  merak ettiğin bir şeyi araştır, iyice öğren bize de anlat. Bilgileri paylaşalım belki başkasına farklı bir şekilde temas eder ne dersin?

Benim Oscar merakımı biliyorsunuz. Son senelerde ilgimi çeken aday filmleri izlemeye çalışıyorum, tahminlerde bulunuyorum. Peki bu Oscar neyin nesi bir bakalım mı hep birlikte...


Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisinin ilk oluşumu 1927 yılında başlamış.


İlk fikri ortaya atan Metro-Goldwyn-Mayer stüdyolarının sahibi Louis B. Meyer. Başarılı film, oyuncu ve yönetmenlere ödül vererek sektörü canlandırmak amacıyla bu fikri ortaya atmış. Sinema dünyasının ünlü isimlerinden oluşan 36 kişilik bir grupla çalışmalara başlanmış.


Organizasyonun ilk başkanlığını Douglas Fairbanks yaptı.
2017 den bu yana ise başkanlık görevi halihazırda John Bailey'de..


İlk Oscar töreni 1929 un Mayıs ayında gerçekleşti ve ilk ödüller dağıtıldı. O yıl ödülleri kimlerin alacağı 3 ay önceden duyurulmuştu. Ertesi yıl Akademi ödülleri gizli tutmaya başladı ve basın yayın kuruluşlarına o gece saat 11 de yayınlanmak üzere ödülleri bildirmeye başladı. Ancak 1941 yılında bir gazetenin ambargoya uymayarak ödülleri 1 gün önce duyurması üzerine şu anda uygulanan zarf sistemine geçildi.

İlk yıllarda bir filmin aday olabilmesi için içinde bulunulan  yılın 31 Temmuzuna kadar Los Angeles'ta vizyone girmiş olması, en az 40 dk uzunlukta olması ve gösterimin en az 1 hafta sürmesi şartı aranıyordu. Ancak 1933 yılında bir yılın tüm aylarını değerlendirebilmek adına 17 aylık bir süre tanındı filmlere ve artık 12 ay boyunca gösterime giren filmler değerlendiriliyor.



Bu ödüllere Oscar isminin verilmesi ise daha ilginç. Hoş bu konuyla ilgili çeşitli hikayeler olsa da en bilineni; Akademi'nin kütüphanecisi ve eski yöneticisi Margaret Herrick altın heykelciğe bakarak Oscar amcasına benzediğini söyler ve ağızdan ağıza dolanmaya başlar bu isim. Ancak bir tören sonrası gazetede en iyi aktris ödülünü alan Katharine Hepburn ile ilgili yazılan yazıda Oscar isminin kullanılması bu kelimeyi daha fazla yayar. Akademi ise bu ismi resmi biçimde kullanması 1939 e denk geliyor.

İlk oscar heykeli 24 ayar altın kaplamadan yapılmış olsa bile tüm heykelciklerin maddi bir karşılığı yok. Oscar kazanan kişilerin bu heykelcikleri satması Akademi tarafından satması yasaklanmış. Kişinin ölümünün ardından ya da herhangi bir sebeple verilmek istenirse ancak Akademi'ye 1 dolar karşılığı satabiliyorlar.

1943 yılında ilk defa radyo tarafından duyurulan törenlerin televizyonda naklen yayınlanması 1953 yılını bulmuş. İlk defa renkli yayın ise 1966 törenlerine kısmet olmuş.

Şimdiye kadar 3 defa ertelenmiş törenler; 
* 1938 yılında Los Angeles'taki sel sebebiyle
* 1968 yılında Martin luther King'e saygı sebebiyle
* 1981 yılında Ronald Reagan'a suikast girişimiyle

Big Five denilen en iyi film, yönetmen, erkek oyuncu, kadın oyuncu ve senaryo kategorilerinin hepsini birden kazanan 3 tane film var ; It Happened One Night / Bir Gecede Oldu (1934) , One Flew Over the Cuckoo's Nest / Guguk Kuşu (1975) ve The Silence Of the Lambs / Kuzuların Sessizliği (1991)

Şu ana kadar bu ödülü reddeden iki kişi var; George C. Scott, aktörlüğün bir yarışa konu edilemeyecek kadar saygın bir meslek olduğunu savunması  ve Marlon Brando  ise film endüstrisindeki ayrımcılığı protesto etmesi sebebiyle...

Oscarla ilgili bu kadar bilgi hepimize yeter de artar sanırım :)
Şimdilik hoşçakalın ♥



14 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #14


Sana soruyorum bugün gerçekten nasılsın?

İç güveysinden hallice be blogcum.
Sabah kötü uyandım mesela.. Burnum sızım sızım sızlıyordu sebepsiz... Dokunsan ağlayacak gibi... Hayır bir de ben böyle sebepsiz ağlarım da sonra senaryosunu kurarım... Beter bir huy...

Ama biliyorsun ben de bir erken ergen var evlere şenlik... İnsanı bazen dinden imandan çıkaran, bazen de sevgi pıtırcığı gibi ortalıkta gezdiren...

İnstagramı açmamla birlikte ruh halimi değiştirdi yeminle 😂😂


Oğlum ne içtiysen bana da getirseydin keşke dedim... Yeminle ne burun sızısı kaldı ne de dellenik hallerim. O saatten bu yana çok eğleniyorum 😂😂

Bendeki durum budur işte, ruh halim inişli çıkışlı ♥


13 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #13


Ne çok yazıyor olduk biz :))) Vallahi hepimizin çenesi açıldı ben diyeyim size :))
2 Gündür oku oku bitmiyor arkadaş :) Bak yine ilk yazı ile bu yazı arasında bir sürü blog okuyup geldim :)))
Yarın da artık ancak güzel yorumlarınızı cevaplarım. Hep bir taraf eksik kalıyor ben de :) Sizde öyle değilse şayet bana nasıl yetiştiğinizi söyleyiverin anacım. Kulunuz köleniz olurum bak ;)

Neyse bugünkü konumuza geçelim;

Bugün görsel zevk günü, bakmaya doyamadığın instagram hesapları ile tanıştır bizi...

İnstagram dipsiz bir kuyu.. Genelde eş, dost takip ederim ama bazı hesaplardan da öğrenirim, gözümü gönlümü açarım.


Mesela labofem...
Bitkileri seviyorum biliyorsunuz. Özellikle succulent grubunu... Sayesinde bir çok şeyi öğreniyorum. Bazen soruyorum da, sağolsun hiç üşenmeden yanıtlıyor sorulan soruları da... Ayrıca yaşam tarzına da bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim :)


Diğeri atolye1040...
Seramik seviyorum biliyorsunuz. Yapmayı çok isterdim aslında. İşte ben bu isteme, heveslenme duygumu bu hesabı izleyerek daha da perçinliyorum ;)


Ve bookhou...
Punch aşkımı perçinleyen kadın bu da :))) Bakıyorum ve aman çok  kolay diyorum. Birkaç kez denedim de hatta ama yok arkadaş bir türlü beceremedim. Ama denemelere devam. Bir gün becerirsem göğsümü gere gere paylaşacağımdan emin olabilirsiniz ;)


Ve son olarak evcil_kedi....
Nilgün hanımcım eski bir blogger arkadaşımız. Arada hala geliyor ve beni sevindiriyor. Ama instagramda onu takip etmekte çok keyifli... Çok maharetlidir kendisi... Bir de kedileriyle köpekleriyle yaşamını çok severim. Çok ta incedir üstelik ♥

Benden bugünlük de bu kadar ♥

28 Gün Meydan Okuması #12


Allahım yazsam okuyamıyorum, okusam yazamıyorum...
Nedir benim bu halim :))
Uzun süredir blogları okuyup yorum yazamadığımdan dolayı dün sabahtan itibaren boş kaldıkça özellikle meydan okuma yazılarını okudum... Akşama kadar peyderpey okumama rağmen bitmedi üstelik, tüm bloglara yetişemedim. Ama bugün bitiririm sanırım. Hal böyle olunca da benim yazı kaldı tabi...
Neyse bugün iki post birden yazar hallederim artık ;)

Dünkü konumuz neymiş hemen bakalım o zaman;

Yaşasın, meşhur moda blogger'ı gibi hissedebilirsin bugün kendini. Kullanmaktan asla vazgeçmediğin, bittikçe yeniden aynısını aldığın şeyleri yaz da bilgilenelim...


Gardırobumda yaz kış vazgeçemediğim şeylerin başında elbise geliyor benim. Öyle zıpçık gibi üzerime oturan cinsten değil salaş modelleri tercih ederim hep. Ya bol uzun olacak ya da çan kısa... Ve olmazsa olmaz ayrıntısı ise mutlaka cebi olacak :) İçinde kendimi çok rahat hissediyorum. Pikniğe bile elbiseyle gidebilme potansiyelim var benim 😂😂😂


Diğer vazgeçemediğim şey siyah tayt... O gövdeye tayt demeyin hiç, vallahi çok rahat ediyorum... Özellikle kışları geçir üzerine salaş bir tunik, oh senden rahatı yok 😂😂 Bedenime uygun rahat bir tayt buldum mu hiç kaçırmam, hemen alırım ♥


Diğer vazgeçilmezlerimden biri de fularlarımdır. Çok severim. Boynuma bağlayıp evden çıkan fularım gün içerisinde farklı görevler görebilir 😂😂 Bir bakmışsın kafama bağlamışım, bir bakmışsın omzuma, belime bile bağladığım olur sıkıntıdan. Çok amaçlıdır her zaman anlayacağınız ;)


Bir de güneş gözlüklerim var tabi. Çoğunlukla tepeme taç yaparak kullansam da yaz kış yanımdadır. Gerçi bu sene kışın okuma gözlüğümle birlikte zaptetmesi zor oldu da biraz boşladım kendisini. Yaza yine kavuşuruz ama ;)


Aaa bak kıymetlimi unutuyordum. Bir de senelerdir giydiğim crocs terliğim var vazgeçemediklerimden. Parmak arası altı tomurcuk tomurcuk bir şey. Kardeşim benimle dalga geçer hatta o terlikle ilgili, " abla crocs bu terliği sadece  bir sene üretti ve beğenilmedi diye kaldırdılar. Tek çeşit sensin bu terlikle rahat eden" diye. Ama ne yapayım benim için dünyanın en rahat terliği kendisi ♥

Şimdilik bu kadar, ben azıcık yine sizleri okuyayım ;)

11 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #11 - Yanlış Tercihler Mahallesi / Mario Levi


Bugünkü meydan okumamızda konu;

Son zamanlarda okuyup bitirdiğin kitabın yorumunu yazabilir misin?

Bu kitabı okuyalı birkaç ay oldu gerçi ama okuduğum kitapların tamamını buraya geçirmek istediğimden dolayı bekliyordu yazmak için. Hazır fırsat varken bu kitabı yazayım istedim...


Bu kitabı anlatmak hem çok kolay, hem çok zor...
En iyisi ben mahalleden yola çıkayım, hislerimi daha güzel anlatabilirim sanırım bu yoldan gidersem...

Bu kitaba başlarken bir mahalleye yeni taşınmış gibi hissediyorsunuz kendinizi... Her bir mahalle sakini ile ayrı ayrı tanışıyor ve ayrı ayrı hikayelerini dinliyorsunuz. Anlattıklarının gerçek olup olmadığını bilmeden... 

Kitapta birden fazla anlatıcı var aslında... O mahallede yaşadığını düşündüğüm ve hatta artık yaşlanmış bir anlatıcı tanıştırıyor mahalle sakinleriyle okuyucuyla... İşte onun anlattığı hatıralar ve kısımların gerçek olup olmadığını bilmeden okuyorsunuz.... İlk bölümden sonra biliyorsunuz ki her bölümden sonra ikinci bir anlatıcı çıkacak ve bize gerçekleri yüzümüze tokat gibi çarpacak... Bazen ters köşe olmanın şaşkınlığına bazen de ben hissetmiştim duygusunun rahatlığına kapılacağınız...

İşte bu anlarda diyorum ki kendime; hayata tek bir açıdan bakmak ne kadar da hata yaptırıyor insana... Belki de gerçek çok farklıydı ve ben sadece bir yönden baktığım için görmemiştim... Uzun uzun düşündürdü bu konu beni kitabı okurken ve sonrasında...

Bu mahalledeki tüm sakinlerin ortak özelliklerinden biri hepsinin bir hayali var... Ve kitabın adından da anlaşılacağı üzere hayatlarında yanlış tercihleri var... Yanlış tercihleri sebebiyle ödedikleri bir bedel tabi ki... Kimi zaman içinizi acıtan, kimi zaman da arkasındaki gerçekleri öğrenip böylesi daha iyi oldu dediğiniz... Tam bir duygu seli anlayacağınız...

Kitapta o kadar çok karakter var ki... Ben bir süre sonra karıştıracağımı düşündüğümden not etmeye başladım... İyi ki de not etmişim dedim sonradan... Aralarındaki bağı notlarımla daha iyi oturtabildim... Şimdiye kadar bu kitabı okumadıysanız ve okumayı düşünürseniz size de tavsiye ederim...

Kitapta en sevdiğim bölüm Pertev ve Nedret'in geçtiği bölümlerdi... Aslında ilk başta çok kızmıştım onlara... Fakat ilerleyen bölümlerde beni o kadar güzel bir aşk hikayesine çektiler ki... Hele hayalde yaşatılan gibi güzel bir evde yedikleri yemek bölümü vardı ki tam özlenen gibiydi... O masada onlarla birlikte olmayı ne çok isterdim anlatamam...

Bir de Muammer amca vardı mesela... Bir yeşilçam karakteri gibiydi. Balonlara çizdiği kocaman gülen bir suratla birlikte çocuklara söylediği şeyler tam sevilesiydi... Bak Muammer amca deyince birden ahhh Tamar diyesim geldi... Sevdiğinin ve seni çok sevenin yanında iyileşseydin keşke dedim... O zaman Muammer amca unutma hastalığına bilerek yakalanmazdı... Kimbilir belki işte...

Tüm karakterlerle ilgili hissettiklerimi yazsam bu yazı bitmez biliyorum, o yüzden yazamıyorum... Ama kitabın arasında saklayacağım notlarımda var...

Fakat itiraf etmeliyim ki kitabı okurken o kadar çok karakter girdi ki hayatıma kitabın sonlarına doğru sanki heyecanımı yitirdim ve o karakterlerin arasında kaybolduğumu hissettim... Ama yine de bir şekilde soktum kendimi kitabın matematiği içine kendimi...

“Süslü Niko, Anet, Mösyö Aldo, Katina, Diana, Tahsin, Serra, Bruno, Lena, Fırıldak Selami, Aksak Azize, Pasaklı Vera, Kuaför Fikret, Çilli Meral, Seval, Şişko Nuri, Hidayet Hanım, Şemsi Bey, Sakar Hayati, Altıparmak Memo, Pertev Abi, Nedret, Hikmet, Nedim, Jinekolog, Manastırdaki Rahibe, Therese, Muammer Amca, Tamar, Gagavuz Türkü Kadın, Vahit Amca, Makbule, Şamil Amca, Dilenci Vehbi, Suskun Tacettin, Emel, Saadet, Kâmil Baha, İbne Rıfkı, Beter Fehmi, Emine, Cüce Ruhi, Şefik Bey, Sevda, Türkan Hanım, Muhlis, Müzeyyen, Melahat Hanım, İhsan Bey, Gülten…”

Hepsi de şahsına münhasır karakterlerdi ve kitabı okuduğum süre boyunca mahalledeki istisnasız her hayata dokunmak istedim... Bu kitaba rast gelirseniz bir gün, bu mahalle sakinleriyle tanışmanızı öneririm..  Naçizane duygum budur bu kitapla ilgili...


Ve altıçizililerim;


* Çok yaralı insanlar hep kenarda ve karanlıkta kalır.

* İhtimaller hayat devam ettikçe tükenmezdi ve bildiğin gibi her ihtimal yeni bir hikayenin kapısını aralardı.

* Sahici hikayeler böyledir zaten, yaşananlar yaşanır ve izleri bir başkasına burakılır. Başka hikayeler ve ihtimaller için... Yaşanmış ve yaşanacak birçok sabah için...

* Doğru yerde durmak için doğru görünmek zorunda değilsiniz. Kendinize karşı samimi olun, yeter. (Bernarda Rubinstein)

* Başkasını dinlemeyi bilince kendisini de daha iyi dinleyebiliyordu çünkü insan.

* Onca kötülüğün hakimiyet kurduğu bir dünyada iyi olmayı seçmek bir isyandır, birçok insanın sandığı gibi ahmaklık değil. (Michel Seyrig)

* Bazı hayatlarda gitmelerin bazı hayatlarda da beklemeyi bilmelerin izleri saklanmak istenir. Yaşadıklarını doğrulamanın en çetin, ama aynı zamanda da en güvenilir yollarından biridir bu sanki. Çekmeceler dert ortağıdır. Aynalar ve özenle korunan bazı nesneler de... Onları paylaşmak zordur. Hele hele bir yara çok derinlerde kalmışsa...

* Hayatın yalanlarını size bırakıyorum. Ben bu oyunu hiç sevmedim...

* Bir çiçek en iyi kendi toprağında yaşar denir. Doğru mu, bilmiyorum. Ama eşyaların insanlarıyla hayat kazandıklarını biliyorum. Zamanla ve farklı hayatlarda yolculuklarını sürdürdükleri sürece değer kazandıklarını da...

* Mutlaka kaybettiklerin var, mutlaka... Yoksa niçin yazmak isteyesin?.. Farkına varacaksın. Bilecek, üstüne gideceksin. Bu kadar... Buna yüzleşmek diyoruz. Yüzleşmek... Tamam mı?.. Herkes yapamaz. Yapan da her zaman mutlu olmaz.

* Yara bandı imalatı işine yaraları sarmak için girdiğini söyleyen bir adama siz de yakınlık duymaz mısınız?

* Sarhoşluk marifetse, amaca içki içilmeden de, mesela bir işi aşk ve huşu içinde yaparak, hatta bir ibadete dönüştürerek, en mühimi sadece ibadet ederek de varıldığını defalarca gördüm çünkü.

* Para dediğin insanın hayatını güzelleştirmeye yaramıyorsa bir halta yaramaz. Şunu erteleyeyim, bunu erteleyeyim, bir gün harcarım nasılsa diyerek elde tutarsan asıl değerini kaybeder. Kendini garantiye almak için tutarsan daha çok kaybeder. Seni kire daha çok bulaştırır. Eline geçeni elinden çıkaracaksın. Bu kadar! Yaşayacağın, nefes alacağın her an için, tamam mı?

* Bazen önüne zor toplar gelebilir. Ne yapacaksın? Zor mor, ben bu işin üstesinden gelirim diyorsan, durmayacaksın. Üzerine gideceksin. En kötü ihtimal, başaramayacaksın. İyi görmek şart. İnanmak şart. Bu iş zor, altından kalkamam diyorsan ne olacak? O zaman da bilerek kötü bir vuruş yapacaksın. Anlıyor musun? Ya da o vuruşu yapmaktan vazgeçeceksin. Sıranı rakibe vereceksin. Durman gereken yeri bileceksin. Her yerde ama, her yaptığında... Çalışma hayatında, siyasi tercihlerinde, ilişkilerinde, evliliklerde... Hiç değişmiyor...

* Kendimizi hapsettiğimiz odalarda başkalarının acılarına nasıl da sağır kalabiliyorduk bazen. Nasıl uzak, nasıl mesafeli... Üstelik uzaklığın kendimize de uzak düşme manasına geldiğinin farkına varmadan.

* Hayatın akışında fazla düşünmeden yanımızda tuttuğumuz, hatta bazen hoyratça kullandığımız birçok nesne aradan ancak yıllar geçtikten sonra gerçek yerini bulur. Yıllar sonra... Kimi zaman hepten kayboldukları, tarihin karanlıklarına karıştıkları, kimi zaman da size artık uzakta kalmış hatıralarıyla döndükleri için... Fark etseniz de etmeseniz de hafızanızda kaldıklarından... Size mekanları ve insanlarıyla yaşamaya devam ettiklerini ısrarla söyleyerek...

* En zorlu kavga insanın kendiyle kavgası. Çünkü orada hiçbir seyirci yok... (Kate Willington)

* Ailelerine bağlı kalmaktan daha fazlasını yapamayan kadınların ayıpları bile sınırlıydı.

* Bilmek için her zaman görmek gerekmez.

* Aksini ispat edemedikçe ihtimali canlı tutmaktan başka çarem yoktu.

* Hüsranların daha kolay taşınması için yalanlara da ihtiyaç duyulmuyor muydu? Zamanın akışında bu yalanlar ise başka bir gerçeğin inşa edilmesi için kendi yataklarında sessiz sedasız akmıyor muydu?





Şebonun Gevezelikleri #4



Ciao efenim, İtalyancada merhaba demekmiş :)  Aklına nereden geldi şimdi bu Şebo derseniz dün akşam rüyamda sular seller gibi İtalyanca konuşuyordum 😂😂😂 Öyle böyle değil hem de... Rüyanın etkisiyle sabah kalktığımda da konuşabileceğimi düşündüm, baya bir zorladım kendimi ama hiçbir kelime çıkmadı hahahaaaa :)))


Çarşamba günü İzmirdeydim... Anacığımı kardeşimin yanına yolladım. Uçağı sabahtan olunca hadi dedim bu işi fırsata çevirelim ve İzmir kazan biz kepçe durumlarına girelim... Hava da şansımıza çok güzeldi... Bu havada bizi Alsancak paklardı...

Kordonda turladık azıcık... Seneler geçse de denizin bu doldurulmuş haline ben alışamadım hâlâ... Eski hali bana her zaman daha güzel geliyor ve özlüyorum.... 

Hemen bira-midye yaptık... Ne özlemişim bak bu tadı da... O midyeyi nerede yersem yiyeyim İzmirimin midyesini özlerim ben zaten... Bir de Dostlar Fırınına uğradım tabi. Oytun boyoz siparişi vermişti... Enginarlısından, ege otlusuna, tahinlisinden sadesine biraz biraz aldım... Fırında ısıtınca yine çıtır çıtır oldu ♥

Akşamına pestilim çıkmış bir halde dönsem de çok iyi geldi bu kaçamak ;)


Bu hafta meydan okuma yazılarını hiç aksatmadım. Her ne kadar konu belli olsa da bloga her gün yazı yazmak feci halde zorluyor beni... Yazıyorum yazmasına da okumak konusunda şu an çuvallamış durumdayım. Bu hafta okuma kısmını da düzenlemem gerekecek. Kendimi feci suçlu hissediyorum çünkü :/


Cumartesi pazara çıktım yine... Cep yakan cinstendi pazar yine ama mecbur alıyorsun işte...
Cumartesi pazar işini halledince Pazar günüm de yemek yapma seremonisiyle geçti tabi... Ama bir sürü yemek yaptım... Hatta hayatımda ilk defa portakallı kereviz pişirdim... Neden daha önce yapmadım ki diye de hayıflandım tabi... İnanılmaz lezzetli oldu ♥

Bu hafta hiç film izleyemedim... Oscar listelerinde hala izlenecek 6 filmim var... Törene kadar yetiştirmem lazım...
Misafir kitabıma devam ediyorum hala... Bu hafta da çok okumaya fırsatım kalmadı... Sadece Pazar akşamı biraz keyif yapabildim kitabımla... Bu hafta bitiremem sanırım ama biterse de hiç fena olmaz ;)

Şimdilik benden bu kadar...
Daha kitap yazısını hazırlamam lazım...
Herkese mutlu haftalar ♥

10 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #10


Şimdi ki aklım olsa şu bölümde okurdum dediğin bir dal var mı ? Anlat bakalım neymiş ?

Ahh çok zor bir soru...
Bu şekilde hiç düşünmemiştim...

Bu aralar el sanatlarına çok meraklıyım ama... Mesela seramik yapanlara bayılıyorum.. Kim bilir belki güzel sanatlar da okusaydım... Hoş hobi olarak da yapabilirim bunu, çok da güzel örnekleri var aramızda... Sonradan öğrenen, yapan...



Diyorum ya bu konuyla ilgili hiç düşünmemişim...

Bak şimdi düşününce tasarım da olabilirdi... Yeni şeyler üretmeyi seviyorum çünkü...

Bu ruh halimle iyi meslek seçimi falan yapmıyorum ben :))) Yok karar veremedim arkadaş 😂😂



9 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #9


Farkında mısınız meydan okumanın 1/3 ini tamamladık :)
Şahane gidiyoruz ♥

Hakkında 5 garip şeyi söyle de bilelim ne kadar arızasın...

Bak bu yazıyı yazarken hiç zorlanmayacağım. Türlü türlü huyum olduğunu biliyorum çünkü :))
Ama sizi korkutmadan en hafifleri yazacağım ;)

* Lacivert ve siyahın yan yana durmasına katlanamıyorum... Her iki rengi tüm renklerle uydururum da ikisi bir arada olunca kaşıntı basıyor beni... Lacivertin üzerine siyah giymeyin işte 😂😂


* Ofisteki masama ben yokken oturulması kırmızı çizgilerimden... Birinin oturduğunu hemen de anlarım ve başlarım kim oturdu buraya diye söylenmeye... Hele bir de bilgisayarımı açtılarsa direkt uçasım gelir üstüne...


* Birisiyle konuşurken göz teması kurmalıyım. Göz teması kurmadan konuşamıyorum. Yok olmuyor, cümleler toparlanmıyor. Beni dinlemiyormuş gibi geliyor. Kısa kesiyorum ya da susma hakkımı kullanıyorum o zaman... Bakar mısın bakar mısın diye gezinen bir tip görürseniz işte benim o :)))



* Sevdiğim bir yiyecekten buzdolabında az kaldıysa ve başkasının yeme ihtimali varsa dayanamıyorum gece kalkıp yiyorum... Uyuyamıyorum yoksa 😂😂😂 Kardeşim bu sebepten benden çok çekti kıyamam hahahaaaa :)))


* Temizlik yaptığım gün evde canavarlaşıyorum :)) Normal zamanda çok sakinmişim gibi hahahaa :)) Sildiğim yere basma, dağıtma, orada yemek mi yenir diye canından bezdirebiliyorum ev ahalisini...



Çok arıza değilim di mi :)))))

Mutlu hafta sonları herkese ♥

8 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #8


Kolaya kaçıyorum, yazıyı sen yazmak zorunda değilsin. Bırak da bizim için seçtiğin 3 alıntıyı okuyalım bugün.

Bugünkü meydan okumamızda konu bu... Dolayısıyla size sevdiğim birkaç siteden alıntı yazılar paylaşmak istiyorum ben de..

İlk alıntı www.egitimpedia.com sitesinden;

Stanford Üniversitesi eski Dekanı ve "Bir Yetişken Yaratmak" kitabının yazarı Julie Lythcott-Haims 18 yaşına kadar her bireyin mutlaka kazanması gereken yaşam becerilerini anlatmış ve bunları biz ebeveynlerin nasıl ketlediğini tabi..

Aslında genel olarak bildiğimiz şeyler ama topluca okuyunca kendimle ilgili bazı konularda soru işaretleri oluşturduğum bir yazıydı.  Sizin de okumanızı isterim... İşte BURADA 

Şimdi sıra www.onedio.com sitesinde;

Günümüzde vefa duygusu ile ilgili  bu kadar dertliyken bir martının yaşamını kurtardığı için 80 yaşındaki bir adama vefası duygulandırıyor ister istemez...

Haberin tamamı BURADA


Diğer güzel alıntımız ise www.pudra.com dan geliyor..

Hindistan'da bir okul sınavlardan önce velilerine bir mektup yollamış. Ülkemiz şartlarında ne kadar uygulanabilir tartışılır ancak çocuklarımızın mutluluğunu düşündüğümüzde mutlak üzerinde düşünülmesi gereken tavsiyeler...

Okumak isterseniz BURADA

Sevgiyle ve mutlulukla kalın efenim...
Birkaç gündür yoğunluktan sizleri okuyamadım ama en kısa zamanda tüm meydan okumaların hakkını vereceğim ;)

7 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #7

Ve İzmir'den döndüm...
Özlenen şehirden döndüğüm gün özlediklerimle ilgili bir yazı günü gelmesi güzel bir tesadüf oldu :)
Evet bugün konumuz;

En çok neyi özlüyorsun bu hayatta, hiç düşündün mü?

Düşünmez olur muyum hiç... İnsan yitirdiklerini özlüyor, ihtiyacı olanı özlüyor, keşkelerini özlüyor, tadını sevdiklerini özlüyor... Hayat devam ederken özlenen hiç bitmiyor yani...

En çoğunu hiç düşünmemiştim ama ben en çok babamı özlüyorum... Gidenin geri gelmeyeceğini bilerek... Ama çocukluğumu da özlüyorum... O da geçti gitti işte...

Ağzımdaki tadı özlüyorum... Bir kez kayıp yaşadı mı insanın ağzının tadı buruluyor... O burulma hiç geçmiyor işte...


Eskiden daha sık rüyama girerdi, şimdiler de nadir oluyor gerçi ama onun rüyama girdiği gecenin sabahında daha bir mutlu uyanıyorum... Sanki kokusunu duymuş gibi.... Sanki oturup ona uzun uzun onsuzluğu anlatabilmiş gibi... Sanki içimi açmış dökmüş gibi... Sonuçta sanki işte... Bir avunmaca işte...

Demiştim ki omzum gitti... Arkamdaki dağ gitti... Hayat nasıl geçecek şimdi... Geride kalanlara sarılarak hayat geçiyormuş, sadece bir sızıyla işte....

Kızdırdıklarını unuttum, kızdırdıklarımı unutmadım... Özlem böyle bir şeymiş... Anladım işte...

Sarılın bolca, sevgi sözcüklerini esirgemeyin, anınızın tadına varın diyorlar ya... Ne kadar doğru olduğunu anladım işte...

Öyle işte....




6 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #6


Siz şu anda bu yazıyı okurken ben İzmir'de olacağım.... Anacığımın bugün gidiş günü...
Onu yolcu ettikten sonra da azıcık dolanırım diye planlamaktayım, dur bakalım :)

Bugünü aslında sallayıp yarın da toplu yazabilirdim ama Handan çok feci kızıyor sonra :))))) Planlama diye bir şey var nçık nçık dedi hahahahaaaa :))) Ben söz dinlerim ;)

Neyse efenim konuyu uzatmayalım, meydan okumanın bugünkü konusuna geçelim...

Bugün liste günü, şöyle bir düşün tekrar tekrar dinlemekten vazgeçmediğin 7 şarkılık bir liste hazırla...

Hazırsanız başlıyorum :)))

R.E.M. / Losing My Religion

Ta üniversite yıllarımdan kalan bir şarkı bu benim için... Tekrar tekrar dinlemekten hiç usanmadım... Nerde duysam yerimde bir kıpraşırım ♥

Sertab Erener / Vur Yüreğim

Eskimeyenlerdendir benim için bu şarkı... Her dinlediğimde şöyle bir silkelenirim...
Aysel Gürel ışıklarla uyu, nasıl güzel söz yazıyordun sen öyle ♥

Ezginin Günlüğü / Ebruli

Bu şarkıyı bilmeyen sevmeyen var mıdır bilmem ama bak bu şarkı da benim gençliğimdir...

Sezen Aksu / Yine mi Çiçek

Ne kadar Sezen Aksu desem de bu şarkıyı Cihan Okan seslendirmiş, Sezen Aksu da vokal yapmıştır aslında. Ama şarkı öyle bir şarkı ki kim söylese çiçek olur ♥

Bülent Ortaçgil / Değirmenler

Hayal bu ya, şimdi yağmur yağsa... Alsam elime bir bardak geçsem yağmurun karşısına... Hiç usanmadan Bülent Ortaçgil dinleyebilirim o zaman...

Bob Marley / Is This Love

Bu listeye bu şarkıyı koymasaydım taş olurdum vallahi :)))

Sıla / Aslan Gibi

Ve aslanlar gibi listemi yaptığıma göre yarın görüşürüz ;)
Kucaklandınız hepiniz ♥

5 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #5


Sana ilham veren şeylerden bahset, belki başkasına da ilham kaynağı olur...

Burada bir masal anlatasım var aslında... Ama her an masallıktan çıkartıp garip bir sonuca ulaştırabilirim... O sebeple masaldan vazgeçiyorum :)

Öyle çok planlı programlı idealist bir insan hiç olmadım, olamadım... Yapım gereği olsa gerek...
Hayatın önüme getirdiklerine göre yollar seçen bir yaşam kurdum kendime...

Aslında hayatımda bana ilham kaynağı olabilecek çok akıllı bir kadın vardı, hâlâ da var şükür; annem♥
Kavak yellerini başımdan uğurladığımda ancak onun benim için büyük bir nimet olduğunu fark etmiş olsam da en büyük ilhamım annemdir :)

Hayatımda ki diğer ilhamım ve mucizem oğlumdur. Onun büyümesini izlerken ve onunla birlikte ben de büyürken hayata farklı bir gözle bakmaya başladım. Doğaçlama annelik konusunda hala çok değişmesem de beşeri ilişkilerimi tamamlayan bir etkendir her zaman oğlum ♥

Hayatımda diğer en büyük ilham kaynağı ise şu anda içerisinde bulunduğum blogosfer♥ Keşke daha önce keşfetseymişim dediğim aslında sanal gibi gözüken ancak bence gerçek anlamda  geliştiren, öğreten, sorgulayan bir ortam burası... Her ortam gibi bazen çivisi çıksa da zaman zaman doğru kullanıldığında katkısı büyük.... Ben bu geçirdiğim 10 sene boyunca buradan o kadar çok şey öğrendim ki... Çocuk gelişiminden tut, sosyal etkinliklere kadar, gezilecek yerlerden tut, edinebileceğim hobilere kadar... O kadar geniş bir yelpaze ki... İlk başta yazmayı öğrendim ben bu mecrada ♥

Aslında gözümüzün gördüğü, gönlümüzün hissettiği her şey bizim ilhamımız... Yeter ki doğru yerden, doğru amaçla bakalım....

Hepinize sevgilerimi gönderiyorum :)



4 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #4


Hava nasıl olursa olsun, yürüyüşe çık bugün, o gün gözüne ne güzel göründüyse birkaç fotoğraf da çek, anlat bakalım neler oldu?


Gönül isterdi ki alayım küçük bir çanta, gezeyim dağ bayır, size en şahanesinden güzel fotoğraflar paylaşayım... Hatta ufak çaplı böyle bir niyete de girmiştim...

Sabah Oytun'u okula bırakıp çekecektim bir parka kendimi... Kuşlar, böcekler, ağaçlar... Hava da mis hem... Ama ne oldu, sabah uyanamadım 😂😂 Oğlan okula geç kalmaktan ramak döndü ama ben işe geç kaldım :P

Dedim sıkıntı yok, öğleden sonra bir kaçamak yaparım... Yarım saat fazla değil, şöyle vitrinlere bakınırım, size de bol bol cadde, sokak çekerim... Pehhhh...

Evet o kaçamağı yaptım...


Bankaya gitmek zorunda kaldım.... Güzel karoları yoktu ben de led ışıklı harika bir görsel çektim...
Hala ümidim kesilmemişti, hayallerim hala yerindeydi....


Bankadan çıkıp kırtasiyeye uğradım ki Oytun'un bu sene hayati malzemesi parmak işaretleyiciler... Bitmişti almam zaruriydi....

Tam caddeye çıkıp nefes almıştım ki, ofisten telefon geldi... Göbeğini kaşıya kaşıya Şebo dışarı çıksa da ben bir gidip rahatsız etsem diye eşikte bekleyen müşteri aciiiillllll ama diye yırtındı...
Çok şahane değil mi...


Ve ofise geldiğimden bu yana "ben bir işimi halledip geleyim bari" diyerek yok olan müşteriyi beklemekteyim... 
Yok yok saç baş yolmuyorum.... Onu da nereden çıkardınız :))))

Şebonun Gevezelikleri #3


Selamlar :)
Bu hafta Cumartesi çalışmadım ama hiç de tatil yapmış gibi değilim...
Dayak yemişim de ofisin kapısına bırakılmış gibiyim...
Bu sabah vitamin haplarıma başladım yeniden, belki iyi gelir bu yorgunluk halime :/


Bugün okullar açıldı, benim gibi Oytun da sürünerek gitti okula... Ona belli etmiyorum ama hiç tatil yapamadı bu sene... Birkaç gün sadece... Onu da bilgisayarının ve telefonun başında geçirmek istedi.. Bir de akşamları benimle film izledi işte o kadar...
Gerisi test çözerek geçti... Dün akşam biraz yaptıklarını kontrol ettim de kendi rekorunu kırmış. Tatil boyunca tam 2745 soru çözmüş... Toplamı görünce gözlerim yuvalarından pörtledi... Allahım emeklerini boşa çıkarmasın çocuklarımızın... Oytun hayatında ilk defa bu kadar çalışıyor çünkü...


Annemin bizimle son haftasıydı bu hafta... Bizi feci halde besiye çekti :))) Mantısı, çiğböreği, köbetesi, kırdesi dayadı önümüze ♥ Bu hafta kesin 2-3 kilo almışızdır hepimiz... Oytun normalde hiç hayır demez hamur işine, peşpeşe çocuğumun bünyesi şaşırdı herhalde anne sebze yemeği pişirsenize bugün de diye istekte bulundu ahahahaaa :)) Ahhh dedim bugünleri de görecekmişiz ;)

Hazır son haftamız diye dikiş makinesini de açtık bu hafta sonu.. Niyetim bez çanta diktirmekti ama atom karınca annem onunla durur mu hiç, bir sürü şey daha dikti yanında :)) Vallahi bu kadının tırnağı kadar olsam ben dünya iş becerirdim :))



Elimdeki Sadık Bey ve Yapabilirsin kitaplarını bitirdim. Şimdi  Nermin Yıldırım/Misafir kitabını okumaya başladım. Henüz karakterleri kafamda oturtup içine giremedim kitabın... Kendimi de çok veremedim... Bakalım nasıl gidecek...

Oscar listelerinde ilerliyorum azimle... Sanırım 6 filmim kaldı izlenecek ilk 6 kategori için...
Bu hafta A Star is Born, Can you Ever Forgive Me, The Vice ve Green Book filmlerini izledim... En keyiflisi Green Book oldu. Ayrıntılı yazmak istiyorum bu filmleri ama bakalım kısmet ;)

Şimdilik benden bu kadar... Acil işleri azıcık tamamlayıp yürüyüş kaçamağı yapmam lazım meydan okuma için, malum... Sınanıyorum bu meydan okumayla farkında mısınız :))))

Öpüyorum hepinizi ♥

3 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #3


Evet 3. günümüzdeyiz :)
Ne çabuk 3 oldu değil mi?
Hafta sonu ve ben cozutmadım henüz :)) Bu bir mucize :))) Benim için tabi ;)

Bugünkü konumuz;

Bazı evlerde hep pişen bir yemek vardır. Pişirmekten vazgeçmediğin bir tarifi bizimle paylaşır mısın?

Ispanak benim çok severek pişirdiğim bir yemek değildir. Yıkamaya üşenirim :)))
Ama şu kökler sebebi ile oflana puflana da olsa katlanırım ıspanağı yıkamaya..
Madem kış aylarının vazgeçilmezi benim için, o zaman bu meydan okumaya ıspanak kökü salatamı yazayım istedim ;)



Tarif çok basit...

Ispanağı yemek için ayıklarken ayırdığımız kökleri dibinden tekrar kesiyoruz o ince kök kısmını...
Burada kesilmemiş ve kesilmiş halini göstermeye çalıştım...



Dip kökünden ayıklayınca ben biraz da sirkeli suyun içinde bekletiyorum.
Hem en topraklı kısım olduğu için topraklarından biraz daha ayrılıyor, hem de sirke ile dezenfekte etmiş oluyorum.
Daha sonra yine güzelce yıkayıp 10-15 dk kadar haşlıyorum.
Çok erimeyecek, hafif diri kalacak şekilde.
Daha sonra havucu güzelce rendeliyorum, üzerine haşladığım ıspanak köklerini koyuyorum.
Ayrı bir yerde zeytinyağı, dövülmüş sarımsak, limon, tuz, nar ekşisini karıştırıp üzerine döküyorum ve servis yapıyorum. İsterseniz aynı sosla havuçsuz da yapabilirsiniz.
İnanılmaz lezzetli oluyor...
Deneyenlere şimdiden afiyet olsun ♥