12 Aralık 2019

Gergedan / Mine Söğüt




Mine Söğüt adını duyunca hep bir düşünürüm, hangi yarama tuz basacak diye... Neremi acıtacak, nasıl sarsacak acaba diye merak ederim....

İşte yine yaptı yapacağını ve uzun bir sessizlikten sonra "Gergedan" ile geldi...

Bütün külliyatını devirmiş olmanın rahatlığıyla söyleyebilirim ki bu kadının toplumsal sorunlara, ikiyüzlülüklere ve insanın içindeki kaybolamamış vahşiliğe dair anlatımları muhteşem... Duyguyu hissettiriyor, sonra öküzü böğrünüze oturtup sağdan soldan çakıyor... Ve siz o duygudan kurtulana kadar debelenip duruyorsunuz, bolca da düşünüyorsunuz... Ve evet küfürler sıralıyorsunuz içinizden... Ve itiraf ediyorum ki bazen döngüye uyup beyninizde normalleştirdiklerinizi ben ne yapmışım diye ortalığa saçıyorsunuz...

Bu kitaba özel konuşmak gerekirse; kitap 4 bölüm ve toplamda 16 hikayeden oluşuyor.
En sevdiğim ve beni en çok etkileyen hikayelerin "Anne Eti", "Kadınların Derisini Yüzen Adamların En Yakışıklısı" ve "Lağımların Aleksandrası" olduğunu söyleyebilirim.

Özellikle ilk bölümdeki öykülerin içinde istisnasız her insan kendinden bir parça bulur... 2. bölüm daha fantastik... 3. bölüm daha iç hesaplaşmaların yapıldığı öyküler ve son bölümdeki tek hikaye "Gergedan" ise kitabın noktasını koymuş....

Dinginliği olan ancak huzuru olmayan bir kitap.... Huzur arıyorsanız yanlış kitap seçtiğinizi rahatlıkla söyleyebilirim...


Bahadır Baruter'in şahane çizimleri kitaba ayrı bir boyut kazandırmış... Hepsi uzun uzun seyredilmelik...

Bu arada Yapı Kredi Yayınları'na da teşekkür etmek istiyorum. Kaliteli bir basım yapmışlar... Sayfalarını çevirirken o kâğıdın elimde kaybolmaması şahane bir histi...

Daha önce tüm kitaplarını okumayı bitirdiğimde kendimce bir sıralama yapmıştım (buradan okuyabilirsiniz). İlk 3 sıralamamın değişmemesine rağmen "Gergedan" benim için yine özel kitaplar arasına girdi...

Kalemine sağlık sevgili Mine Söğüt... Özlemişim seni ♥


Altıçizililerim;

* Kapalı kapılar ardında neler olup bittiğini asla bilemezsiniz. Ve kapalı zihinlerin ardında neler olup bittiğini de bilemezsiniz.

* Kabul ettiğin şeylerden kendine bir kumaş gibi dokursun hayatı...

* Aile böyle bir şeydir. Kan kusar kızılcık şarabı içtim der. Aile böyledir.
   Halk da böyledir. Sinesi geniş, başına ne gelirse hepsini çekmiş.

* Ne yapıyorsam ben bana yapıyorum. "Evet" diyorum, "ne yapıyorsam ben bana yapıyorum. Ne hayal ediyorsam o oluyor. O yüzden beni güzel günleri asla göremeyeceğime inandırdılar."

* Öyle kolay pes etmez küfrü duasından büyük olanlar.

* Kendimden gerçekleri saklamam değil, kıç falan demem hiç değil, kendime inanmamam terbiyesiz bir şey.

* "Baktığım ve gördüğüm bir yana, bana anladığım lazım" diyorum. Yaşadığım yeri cehennem yapan, hep yanlış anladıklarım ya da hiç anlamadıklarım.

* Tanrı dünyayı altı günde yarattı. Yedinci gün utandı.

11 Aralık 2019

Temiz Aile Çocuğu / M. Caner Alper



Kitabın ilk çıktığını duyduğum anda alanlardanım. Ve biliyorum ki bu adamı tanıyon birçok kişi de aynı eylemi gerçekleştirdi. Neden mi? Yüzdelik oranda en yüksek sebep "merak"...

"Zenne" ve "Çekmeceler" filmleri benim sinematografik hafızamda önemli bir yer tutar... Her iki filmin de anlattıkları önemlidir aslında ama benim için önem şekli biraz daha farklı galiba... Ben her iki filmde de katman katman açılan duyguların barındırdığı dramı severim... Sevgili M. Caner Alper'de burada önem kazanıyor işte benim için.... Eşi ile birlikte bu filmlerin yönetmenleri kendileri... Kitabı da eşi Mehmet'e ithaf etmiş zaten...

Kitap bir anı kitabı... Çocukluğundan evliliğine kadar olan dönemi anlatmış kısa kısa... Derdini, sevincini dökmüş ortaya da diyebilirim aslında...

Bu kitapta içime oturan o kadar çok şey oldu ki...

En başta farklılığını fark etmeye başlayan ailesinin ta çocukluğunda ona dans etmeyi yasaklaması... Bir çocuğun dansı sevmesi, dans etmek istemesi kadar masum bir duygu yoktur sanırım... Ebeveynler suçlunun belki de dans olmasını istemiştir için için... Kimbilir ??

Diğer beni etkileyen kısım ise vitrinde sürekli değişen çerçevelerin içine resminin girmemesi... Ve bunu sessiz sessiz beklemesi...

Benim için özel bir okumaydı... Akıcı bir dil, sanki karşıma oturmuş bana içini döker gibiydi... Beğenimin yazarı sevmemle çokça alakası da var tabi ki... Kendini ispat etmek ve onaylanmak için çokça çalışan bir insanın hikayesi nasıl olur diye merak ederseniz okumanızı tavsiye ederim...

Farkındayım biraz da ironi yapılmış ama kesinlikle kitabın ismine yakışan bir anlatı "Temiz Aile Çocuğu"...  Sen güzel bir insansın Caner Alper ♥

Mutlu kalın ♥



* Onun dünyasında utanç duyulan her zaaf, kişinin kendini öldürmesiyle "temizlenecek" bir şeydi.

* Sanki tek tip kadın ve tek tip erkek yetiştirme biçimi varmış gibi ve benzerliğin, aynılığın iyi, farklılığın felaket olduğu duyurulurcasına trans bireyler gözyaşları içinde bağırtılıyordu.



5 Aralık 2019

Yeşil Peri Gecesi / Ayfer Tunç



Bu yazının ne kadar zamandır taslaklarda beklediğinin farkına vardınız mı resimden :)) Taaa geçtiğimiz kıştan evet... Hissiyatı yazmışım, altıçizililerimi yazmamışım diye bekledi durdu kıyamam...  Hemen altıçizililerimi ekleyeyim en iyisi ben ;)

*****************************

Suzan Defterden sonra 2. kitabım Ayfer Tunç'dan...
İlk başladığım da çok büyük merakla başladım kitaba... "Yetmiş küsür saat önce ne olmuştu ki?" diye diye ilerliyorduk kitapta çünkü... Hatta bir ileri, bir geri yapıyoruz da diyebiliriz...

Baş karakterimiz, annesi ve babasıyla mutlu mesut yaşarken baba bir iş kazası sebebiyle kolunu kaybediyor ve o güzel aile birden bire sanki lanetleniyor... O güzel kız büyüyor ve sanki yaşadıklarının intikamını alırcasına kendini kurban ediyor... Aslında konu biraz klişe ama bu klişe konunun bir farkı var; Ayfer Tunç anlatımı...

Kitapta en duygulandığım yer Gün'ü kaybettikleri zamandı... "Gün" nasıl güzel bir isim değil mi? (BAK BURASI BİRAZ SPOILER OLABİLİR İSTERSEN OKUMA)
Gün baş karakterimizin arkadaşı, ama öyle böyle değil... Kardeşlik ötesi bir bağ var aralarında... Gün'ün cenazesinde sanki hiç öyle bir bağları yokmuş gibi diğer insanların aralarına karıştıkları kısım içimi cız ettirdi... Çünkü yaşadığın kardeşlik ötesi bağ bazen aile için geçerli olmayabiliyordu... Aileye katmayabiliyorlardı geri kalanlar sizi... İşte o duygu içime işledi günlerce...

Ali var bir de tabi... Unutul-a-mayan o güzel aşk... Neden gittin ki Ali dedim sürekli... Neden... Tabi ki onun da sebepleri vardı kendince... Ama değmiş miydi bilinmez tabi ki...

Aslında bir zamanlar sevmiş bir kadının daha çok sevmeye ihtiyacı olduğunu bağırdığı bir kitap okudum ben... Yer yer bağıra çağıra, yer yer ağlaya haykıra geçmişine duyduğu intikamın izlerini silmeye çalışıyorum diyordu sanki... Mesela annesinden nefret ettiğini söylerken bile annesinin güzelliğine methiyeler düzüyor olması, sev beni çünkü sevmek istiyorum çığlığı değil miydi...

İşte bu duygularla okudum kitabı...

Eşi Osman, abisi Teoman ve karısı Leyla bir tarafta...
İlk aşkı Ali başka tarafta...
Babaanne Fikriyanım unutulur mu hiç...
Hele amca Süleyman ile yenge Nihal... Şahsına münhasır irinli karakterler...
Gün var sevilesi, sonra Kubi...
Bu arada baş karakterin ismini vermedim hiç farkettiniz mi?
Çünkü bilmiyordum... Yazmıyordu kitapta hiç...
Tam karakterinin ismi olmayan bir kitap diyecektim ki "Kapak Kızı" kitabından gelen bir ismi olduğunu farketmem ve karakterle adaş olmamın şaşkınlığı güzel bir tesadüftü... Oysa ben kitabı okurken karakterin ismine takılmıştım, neydi acaba diye bir sürü isim türetmiştim içimden...

Sevme ve sevmeme hallerinin nefret ve intikamla karıştığı güzel bir kurgu oldu benim için... Çokça sarılmalık kitaplardan...

Aslında ilk kitap "Kapak Kızı" nı okuyarak başlasaydım bu maceraya kitaba daha çok mu sarılırdım bilmiyorum ama eksikliğini hissetmedim... Yine de ilk kitabı mutlaka okumalıyım hissiyatındayım... Üzerine gider mi bakacağız ;)

Bu arada bak unutuyordum bu kitapla birlikte hayatıma yeni bir karakter analizi benzetmesi de girdi, unutmamak lazım "Sosyal Bukalemun" ♥ Çok var biliyorsunuz etrafımızda ;)

En iyisi okuyun bu kitabı siz....



Altıçizililerim ♥

* Sevginin kesintisiz bir şey olduğuna inanmıyordum.
   Sevgi doğuyordu. Sonra bir gün ölüyordu.
   Ölünce hiç doğmamış gibi oluyordu.

* Birilerini kötülükten korumak büyük cambazlıktı, denge işiydi. Denge, adı üstünde, çok hassas bir şeydi. Patlamamış bir kara mayınının üstüne basmak gibiydi. Yanlış bir harekette havaya uçardın. Paramparça olurdun.

* Birini bir zamanlar sevmiş olmak insanın içinde iz bırakıyordu. İnsan o kişiyi artık sevmese bile iz kalan yer acıyordu.

* Dünyaya kurban edilmeye hazır gözlerle bakmak, hayır demekten kolaydı. Mağdur olmak cesur olmaktan çok daha kolaydı. İnsan cesareti seçemezse kurban olmayı kendiliğinden seçmiş oluyordu. İnsan mağdur olmanın suçsuz olmak anlamına geldiğini sanıyordu. Oysa mağdur olmak, suçsuz olmak değildi.

* Henüz hamdım, pişmemiştim, tam anlamıyla yanmamıştım.

* Mağdurların bir şey yapması gerekmezdi. Gerekmediği için mağdurdular.

* Hep kolayca bağışlamıştım. Bağışlayıp unutmak hesaplaşmaktan çok daha kolaydı. Bağışlıyordun ve bitiyordu. Başını alıp gitmen, hayatını değiştirmen gerekmiyordu. Kaldığın yerden aynen devam ediyordun.

* Umut nasıl ki bir andır, umudu yerle bir eden şey yine bir andır. Darmadağın olur herşey, yıkılır dünya.

* Kalp kalbe karşı değildir, sadece bazı kalpler bazı kalplere karşıdır ( o da her zaman değil).

* Zaman deyip geçme. Zaman bir çocuktur, sahilde çakıl taşlarıyla oynar.

* Özetle, yaşamak bir denge meselesidir. Birine aşırı bağlanmak dengesizliktir.

* Ama yarın dediğimiz şey ısrarla yüründüğünde illaki varılacak ferah bir düzlük değilmiş. Yaşamak, ağzında tuttuğu kendi kuyruğunun peşinde koşan bir köpek olmakmış. Zaten dünya da yuvarlakmış, başladığı yere dönmek eşyanın tabiatıymış.

* Hayatımın baraj sorusu: Kemik kırığı mı daha çok acı verir, onur kırığı mı? Cevap: Kaçıncı kez kırıldığına bağlı. Kemik kırığı ile duyulan acı birbiriyle doğru orantılıdır. Kırığın şiddeti arttıkça acının şiddeti de artar. Onur kırığı ile duyulan acı ise ters orantılıdır. Darbe sayısı arttıkça hissedilen acı azalır, hassasiyet tabakası kalınlaşır. Onur dumur olur.

* Hayatta yapmak istedikleri son şeyi yapan insanlar sinirli olur.

* Bitmemiş bir aşktan ayrılışın en feci anıdır son temas.

* Bizde itiraf yoktur. Bizde bahane, mazeret, gerekçe, sebep, kulp, kılıf, bir dokun bin ah işit vardır. 'Yaptım ama bi sor, niye yaptım'dır bizde itirafın karşılığı. Madem yakaladın suçumu, sor ki sebebini anlatayım, kıvırayım, dolandırayım, böylece asıl mağdurun ben olduğumu gör! (Anladım, mağdur olmak sadece benim karakterim değilmiş, mağdur olmak genetik karakterimizmiş.)

* Açık hesaplar açık yaralara benzer hocam. Açık kalırsa mikrop kapar, enfekte olur. Sağlıklı bir gelecek için, açık yaraları ve açık hesapları kapatmak gerekir.

* Bir eylem sırasında mesleğinden ve konumundan gelen gücü kullanıyorsan mesaine dahildir bu.

* İntikam, bir akıl ve sinir savaşıydı. Bu savaşta onura, gurura, erdeme hiç yer yoktu.

* Cesaret, ancak göstermemiz gerektiğinde imkansız olduğunu anladığımız bir erdemdir.



4 Aralık 2019

İnsta Seçmeceleri / Kasım


Günlük güneşlik Kasım'a güle güle dememizle birlikte Aralık hakkını vererek geldi galiba...
Şu an dışarıda sulu kar yağmakta...
Tam evde mis gibi sıcacık çay eşliğinde dışarıyı seyredip kitap okuma zamanı ama ben ne yapıyorum çalışıyorum heheee :)) Ne şahane, ne şahane...

Neyse bırakayım hayalleri de ben seçmecelere geçeyim...


Seviyorum bu hallerini çocuk senin... 
Unutma istedim ❤️❤️ 

Çocuğa papyon taka taka papyon delisi yaptım
Tebrik ediyorum kendimi
Artık ben değil o istiyor 
Yaşasın


Önsezilerimi seviyorum, kendimi de tabi ki ;)


Kitap okuma gecemizin ilk kitabı bitti; Ömer Seyfettin'den Seçme Hikayeler...
Çocuklar için keyifli bir deneyimdi ♥


Bu büro kolay mı yerleşti sanıyorsunuz...
Bol bol çene çalıp kaynanalık tasladım 😂😂😂


Bir sene ara verdikten sonra yeniden tiyatro ile buluştuk ✌️ 
Yaşasın sanat ve sanatlı günler 

M.Kemal / Müjdat Gezen Tiyatrosu
Sonsuza kadar Atamı ve hayatını dinleyebilirim ♥


Ofiste sabah keyfi ♥


Kursa gitmek çoookkk önemli bir mevzuu. Nasıl önemli anlatamam... 
Saç baş düzenli olacak, küpe takılacak, cool 😎 gözükülecek...
Acaba hangi ceket giyilse gibi çok önemli kararlar verilmesi lazım... 
Hangi ders, hangi kitap, hangi konudayız kısmı asla ve kat-a düşünülmemesi gerek... 
Neden şaşırıyorum ki 😂😂😂😂 

Liseli anasının kafası karışık
Kurs modası anacım
Arkadaşlara hava atılacak
İki gıdım bilgi alır mı bilinmez...
Ama kurs önemli :/
Hiç sınav haftasında olan çocuk modeli mi allah aşkına
Ayyyy çıldıriciğim 
Getirin hunimi 😂



2 Aralık 2019

Şebonun Gevezelikleri #21



Merhabalar efenim 😊

Öğleni buldum ama gevezelik yazı dizimin bu haftaki bölümüne başlayayım artık.... Ufff ne havalı oldu di mi yazı dizisi falan hahahaaa :)) Görende köşe yazısı hazırlıyorum sanacak :P Neyse efenim, blog yazmakta önemli bir mevzu bence 😉

Az önce geçen haftaki yazıma baktım da bayağı bir çiziktirmişim yapılacak işlerimi... 2-3 madde sürünmekte ama olsun... Şebo geç de olsa elbet halleder 😉

Çocuklara tango kursunu araştırdım,  bizimkiler ne yetişkin ne de çocuk kıvamında oldukları için zorlandım biraz. Teen ergen diye bir mevhum yok malum :))))) En sonunda bir yer buldum, bizimkilerin de azıcık irice olduğunu anlatınca yetişkinlerin içinde olmalarında bir sorun olmadığı konusunda ikna ettik birbirimizi... 4 arkadaş gidecekler ki aynı seansta olan diğer arkadaşlara şimdiden geçmiş olsun dileklerimi göndermek istiyorum can-ı gönülden... Eee kolay değil :)))

Bu arada bizim ergenler bu tango meselesini nasıl karşıladılar konusuna gelecek olursak tabi ki biraz mızıldandılar. Oytun daha çabuk ikna oldu, mezuniyetde dans etme konusunda beceriksizliğini hatırlatmama gerek kalmadan hem de hahahaaa :) Tamam biliyorum böyle şeyler çocuklara söylenmez ama ben kötü bir ebeveyn olmakta sakınca görmüyorum ara sıra 😄

En kısa zamanda sayının tamamlanıp kursun başlamasını bekliyorum... Beklentim büyük bizim ergenlerden 😂


Gözkapağımın üzerinde bir sürü et beni çıkmıştı bu yaz... Mantar gibi birden türediler... Büyüdükçe hem elime takılmaya başlamışlardı hem de bakış hizama göre beni rahatsız edebiliyorlardı. Geçenlerde göz kontrolüne gittiğimde doktorum; bunlara gün vereyim de alalım hemen, seni rahatsız etmesinler deyince atlamıştım :) Ben çok basit bir işlem diye düşünmüştüm... Hani yakıyorlar falan ya o nevi işte... Ama bildiğin ameliyathanede dikişli aldı benlerimi... Lokal anesteziyle yaptı ve evet acımadı falan ama ameliyathanede beklemek ve o sedyeye yatmak oldukça sinir bozucuydu :/ Henüz dikişlerim alınmadı ama yüzümü yıkayamamak haricinde rahatım...



King günlerimize ara vermeden devam :) Bu hafta iki gün yaptık üstelik... Oynamalara doyamıyoruz :))
Arada egzersiz bile yapıyorum batmamak için hahahaaa :)) Ne kadar ciddiye aldığımı düşünün artık... Erkek almaz turlarını sanırım gözkapağımdaki dikişlerden dolayı çoğunlukla boş geçtim bu sefer... İşte bu yaaa dedim, dikişler nihayet işe yaradı :))))



Bu hafta kızlarla film gecesi yaptık...
A Simple Favor / Küçük Bir Rica filmini izledik... Keyifliydi...
Hâlâ romantik film izleme etkinliğindeki filmlerimi izlemeye başlayamadım yalnız, bu sebeple azıcık vicdan yapıyorum ama önümde daha bir ay var... Yetiştiririm ;)


Bu hafta Ayşe Erbulak / Anne Bak Kim Geldi kitabını bitirdim, hem de bir solukta...
Akabinde çocuklarla okuma gecesi yaptık ve Sunay Akın / Aslanlı Yol kitabını da bitirdik hep birlikte... Benim için verimli bir okuma haftasıydı o sebeple...
Şu anda Natalie Babbitt / Ölümsüz Aile kitabını okuyorum... Bu hafta onu da bitiririm sanırım...

Haftam fena geçmemiş, darısı bu haftanın başına der yapılacak listeme geçiş yaparım...
Mutlu haftalar diliyorum herkese ♥



* Yapıştırılacaklar ( Zor bir iş olduğundan değil tamamen benim savsaklanmamdan dolayı bu madde haftalardır gerçekleştirilemiyor. Ama bu hafta yapacağım artık 😊 )

* Dolap Satışı  😅

* Araba bakımı

* Oytun defterlerindeki eksiklikleri tamamlayacak, mutlaka kontrolünü sağla ( Bu maddenin çıkışı geçen hafta yapılan veli toplantısıdır efenim, bizim ergen derste not tutmuyor diye azıcık sitemliydi tüm öğretmenleri)

* Yemek stoklama işi bu haftanın olmazsa olmazlarından... Her akşam ne pişireceğim bugün sıkıntısından yıldım vallahi...

* Azıcık vazo düzenleme işi yapılacak bu hafta... Kardeşcağızım bir sürü yapay çiçek almıştı, değişim şart artık...

* Oytun'un saatini yaptır...

* Romantik film etkinliğinden 2 film seyredebilirsin bence bu hafta...

* Takılarını düzenle, takmadıklarını bekletme elinde...

* Perşembe dikişlerini aldıracaksın, gitmişken kan tahlili de yaptır...

28 Kasım 2019

Tiyatro sezonunu açtık...




Geçen kış sınav senemiz olması sebebiyle çok tiyatroya gidememiştik. Dolayısıyla gözüm kulağım açık bekliyordum şehrimdeki etkinlikleri ki Müjdat Gezen Tiyatrosunun geldiğini duyunca hemen kaptım biletleri...


Oyun; Yılmaz Özdil'in kitabı M. Kemal 'in Müjdat Gezen tarafından sahneye uyarlanmış hali...
Bu sene Kasım ayında perdelerini açmış, bu sebeple kendimi çok şanslı hissettim... Malum hemen ilk senesinde gelmeyebiliyor oyunlar benim büyük gözüken küçük şehrime :)

İnternette biraz bakındım oyun öncesi ama çok da yorum bulamadım. Hayalimde farklı beklentiler içerisine girdim dolayısıyla. İlk beklentim anlatıcının Müjdat Gezen olmasıydı... Ama tabi ki öyle olmadı...


Oldukça kalabalık bir ekiple  karşılaştım ki bu da beklediğim bir şey değildi...
Kitapta anlatılan anıları yine kitaptaki gibi kısım kısım canlandırmışlar... Sahnede sürekli hızlı bir hareket söz konusu idi bu sebeple...


Çocukluğundan tutun da okul yıllarına, savaş yıllarından ölüm yılına kadar geniş bir yelpazeye sahipti oyun... Yer yer video kayıtlarına da yer verilen oyunda en etkilendiğim sahnelerden birisi Çanakkale'de hayatını kaybeden bir Anzak askerinin annesinin yazdığı mektubu rahmetlik Yıldız Kenter'in sesiyle dinlediğim sahneydi.. Etkilenmemek mümkün değildi...


Ve oyun bitti, Müjdat Gezen sahneye çıktı... Ümidimi kesmiştim halbuki...
Bu oyunu nasıl hazırladığını, oyuna yerleştiremediği bazı hikayeleri de kendisi anlatarak sohbet havasında bir şekilde  oyuna dahil oldu anlayacağınız...

Oyunla ilgili ne hissettiğime gelecek olursak, çok hızlı geçişlerin yaşandığı bir oyundu... Hikaye bitiyor dekorlar oyuncularla birlikte çıkıyor yeni oyuncular yine ellerinde dekorlarla sahneye geçiyorlardı... Ve dolayısıyla bu geçişler maalesef ki özellikle bazı duygusal ve önemli sahnelerde beni rahatsız etti... Ne biliyim belki hikayeler daha çok elenip daha uzun sahneler oluşturulabilirdi... Bu söylediklerim lütfen yanlış anlaşılmasın, bir tiyatro oyununa asla yok şöyle yok böyle diyemem... Hem bu konuda ben bir bilirkişi değilim, hem de ortada inanılmaz bir emek var. Bu emeğe asla saygısızlık yapamam. Sadece hissiyatımı aktarmaya çalışıyorum sizlere... Herhangi bir hata yapmak istemem o sebeple...

Özgür Özgülgün Atatürk'ü canlandıracak kişi diye okumuştum. Ancak bu değişti mi yoksa farklı bir mazereti mi vardı bilmiyorum ama izlediğimiz bu gösterimde Barış Taşkın canlandırdı Atatürk'ü... Üstesinden çok da iyi geldi aslında... Ama böyle büyük bir adamı canlandırmanın üzerindeki ağırlığını hissettim tüm oyun boyunca... Çok heyecanlı ve aynı zamanda çok kontrollüydü...

Melike Demirağ oyunun bonusuydu... Sahnede onu görmek ve yumuşacık sesini dinlemek güzeldi...

Sonuç olarak çocuklarla keyifli bir gece geçirdik... Tiyatro tozu her zaman güzel ve müstesnadır bilirsiniz... Bol tiyatrolu bir sezon geçirmek dileğiyle mutlu günler diliyorum herkese...

25 Kasım 2019

Şebonun Gevezelikleri #20




Yorgun bir Pazartesinden selamlar efenim...
Saat 13:00 civarı şu an ama hâlâ işe adapte olamamış durumdayım... Hatta Pazartesi mesaileri öğlen başlasaydı diye söylenmekteyim bolca :/

Hafta sonunu dinlenmeden ya da gezmeden geçirdiğim zaman böyle oluyorum ben... Hep diyorum ki Şebo Pazar günleri dinlen, yat ama çalışan kadının kabusu evdeki yapılacak işleri yetiştirme çabası... Neyse emeklilik günlerimde bol bol dinlenirim artık... Ne kaldı ki zaten hepi topu 9321843214545  gün  kadar :)))


Yaz kış bu modda geçireceğim emeklilik günlerimi ahahahahaha  :)) Hayal bu ya işte :))) Gönlüm şu an böyle istiyor ;)

Bu hafta aslında çok koşuşturmacam yoktu... Ofisteki son düzenlemeceler zamanımı çok aldı... Hatta hâlâ tam düzenimize kavuşmuş değiliz. Zamanla oturacak artık yapacak bir şey yok. Ve henüz koltuk konusuna da karar verebilmiş değiliz. Gönlümüze göre olanlar çok pahalı, kesemize göre olanlara da biz ikna olmuyoruz derken mevcut koltuklar gözümüze batmasın diye uğraşıyoruz... Şahane bir çözüm değil mi :)))

Bu hafta 3 gün boyunca Oytun'un MUN toplantısı vardı yine... O gidiyor ama ben ondan daha çok yoruluyorum yeminle... Onu götür, tekrar al... Ayy program mı değişti, hadi ya nidaları eşliğinde hiçbir halt yapamadan vakit öldürüyorum o toplantıdayken genelde :) Sonuçtan Oytun mutlu ya diyerek ona da mızıldanamıyorum :))

Bu hafta king partisi yaptık bir de.... Üniversitedeyken deli gibi oynardım ve çok severdim... Biraz hamlamışım gerçi, kağıt saymakta zorlanıyorum ama şu kesin ki erkekler hâlâ beni çok seviyor hahahaaaa :))) Eskiden de erkek almazı boş geçmezdim, şimdi de geçmiyormuşum anladım bir sürü ceza yiyince... Eskiden rıfkıda başarılıydım, şimdi onu da boş geçmiyorum. Yaşlandım ya kupa papaz boşa gitmesin hahahaaaaa :)))



Bu hafta listemi tamamlayabilirdim aslında... Ama listedekileri yapmak yerine dolaplara giriştim... Psikopatım çünkü :))) Ama bak bir anlatayım da dinleyin...

Plan belli, Cumartesi akşamı ütü yapacağım, kaldıracağım... Pazar sabahı tekrar çamaşır yıkayacağım ama. Evim ütüsüz kalmasın :)) Nevresimler falan da değişecek üstelik... Sonra evi süpürür silerim dedim çok dip köşe girmeden... En nihayetinde de ayakkabılığı hallederim, yapıştırılacakları yapıştırırım, boşluğum kalırsa da satacağım eşyaların fotoğraflarını çekerim dedim... Gayet başarılı bir hayaldi...

Ama ben ne yaptım. Cumartesi evet ütüleri yaptım ama bir çoğunu kaldıramadım. Hadi pazar kaldırırım dedim baş köşeye istifledim... Geceden çamaşırlarımı yıkadım astım... Pazar Oytun'u bıraktıktan sonra pazar ve market alışverişimi yaptım. Eve geldim nevresimlerimi değiştirip onları da makineye attım... Gayet iyi gidiyorum değil mi :))) Ay dedim şimdi ütülenenleri kaldıracağım iptekileri de ütüleyeyim, onlar da kalksın ortalıktan dedim ikinci partiyi de ütüledim. İş kaldırma eylemine gelince elimi attığım yer karman çorman, yerleştiremiyorum bir türlü... Hadi bir taraftan da düzenleme işine giriştim... Ama o kadar abuk subuk bir düzenleme ki... Ordan 2 çekmece, burdan 1 raf, şurdan çoraplar, ay şunun yerini değiştireyim, burayı da böyle yapayım derken akşam oldu...  Ne Oytun'un ne de benim dolaplarım tam olarak bitmedi, dama taşı gibi düzeldi dolaplar... Ama ütüler kalktı yerlerine düzgün bir şekilde... Sonrası ışın hızıyla pazarlıkları yıkayıp yerleştirdim, evi süpürdüm sadece, silemedim bile... Al sana gün bitti :/

Film izleyemedim ama "Size Pandispanya Yaptım" kitabını bitirdim. Bu hafta yeni kitaba başlayacağım...

Ne kadar çok bıdı bıdı ettim değil mi? İçim şişmiş, rahatladım ama :))

Haydi ben listemi de yapıp kaçayım artık... İşler beni bekler ;)


* Yapıştırılacaklar...

* Dolap yine eksik kalmasın listeden...

* Ayakkabılıktan yazlıkları kaldır, kışlıkları çıkart...

* Yamalı bohça gibi düzenlediğin Oytun'un dolaplarını tamamen bitir...

* Salı günü doktor randevun var...

* Salı akşamı gezmen var...

* Cumartesi kızlarla film gecesi yapacaksınız... Biraz ıvır zıvır hazırla önceden...

* Ay sonu hesapları kapatılacak...

* Bu hafta başlayacağın kitap ince, bence bitirebilirsin...

* Oytun'a ders programı hazırla, malum tatil çıkışı gevşer yine...

* Azıcık yemek kavanozla, ne zaman yaparsın bilmiyorum ama stok yapman lazım, sıkışıyorsun sonra...

* Tango kursu diyordu Özlem çocuklar için, bir araştır bakalım. Eğlenceli olabilir çocuklar için...

* Arabayı bakıma vermen lazım... Bir de koltukların çok kirlendi bak bakalım çözüm bulabiliyor musun...




23 Kasım 2019

Size Pandispanya Yaptım / Mario Levi



Yazarın daha önce Yanlış Tercihler Mahallesi kitabını okumuştum ve çok sevmiştim. O sebeple başka bir kitabını okumak farz olmuştu bana. Bu kitabı da konusuyla ilgili hiçbir fikrim olmamasına rağmen isminin büyüsüne kapılıp attım sepete... Dün akşam bitirince de bugün sıcağı sıcağına yazmak istedim.

Bir aile hikayesi kitabımız. Araya serpiştirilmiş yahudi kültürü ve yemekleri ile harmanlanmış bir anlatım...

İki kız kardeş Rahel ve Lea, onların eşleri, çocukları, torunları, gelinleri ile kalabalık bir aile  var hikayemizde... Adetleri, yemekleri, bayramları, öfkeleri, aşkları, kederleri de var bolca... Bir de sırları...

Hikaye benim için oldukça cezbedici başladı... Alikobeni sözciğüyle o kadar cezbetti ki tamam işte yine şahane bir okuma olacak dedim... Alikobeni yani alı koy beni :) Komşu çocuklarını oyalamak için misafir ederken börek, çörek, kek Allah ne verdiyse yani, çocuğun eline tutuşturulan yemek alikobeni bir nebze... Bir nebze de ebeveynlerinin çocuğu evden postalama yöntemi :))

Lea ve Rahel'in her mutfağa girdiklerinde hazırladıkları yemek tarifleri vardı bir de... Hemen kısacık ama anlaşılacak şekilde anlatılan yahudi yemekleri... Ispanak kökü mezesini pirinçli pişirdi mesela Lea. Hemen not ettim denemek için...

Anlayacağınız kitap çok sevilesi bir şekilde başladı... Ama sırlar birbirinin içine geçip anlatıcıların da birden fazla kişiye çıkmasıyla bende durumlar biraz karıştı... Bir de defterler var tabi ki... Hem kafam karıştı hem de sıkıldım... Ha şimdi toparlıyor, ha yarın toparlayacak beklemecesi içinde ilerlerken ve evet beklediğim gibi toparladı... Gizem ve sır ortadan kalkmaya başladıkça hikaye yeniden sürükleyici şekle büründü... Ben de rahatladım tabi ki :))

Rosi ve pandispanyası ise kitabın en sevdiğim ikinci bölümüydü... Bu kısmı anlatmayacağım hiç... Kendime bir hatırlatmaca olarak bulunsun bu yazıda. Anlatırsam kitabın büyüsü kaçar...

Anlayacağınız bu kitabın sevdiğim tarafları da var, sevmediğim tarafları da... Ama farklı bir kültürün içine girmek için doğru bir kitap diyebilirim... Hikayede yahudi adetlerini o kadar güzel anlatmış ki... Bir sürü şey öğrendim bu kitabı okurken onlar hakkında...

O sebeple bu kitap için tavsiye noktasına girmeyeceğim... Ben altızililerimle başbaşa bırakayım en iyisi sizi...

Mutlu bir hafta sonu diliyorum hepinize...


* İnsanın hayalleri ve kaygılarıyla çizdiği bir toplum resminin içinde yer alabilme adına, farkına bile varamadığı ne çok yalana ve yanlışa sığınması gerekiyordu.

* Hangi küskünlük yılların akışında törpülenmez, özellikle başka küskünlükler yaşanan günleri kaplamaya başlayınca azalmaz, yavaş yavaş önemini yitirmezdi ki?.. Hangi ayrılık matemi bitmez, günü geldiğinde, iyice yerleşmiş olduğu ve hep kalacağı sanılan odadan bir kuş gibi uçup gitmez, kılık değiştirerek hafızanın derinliklerine karışmazdı ki?..

* Hayallerimiz, hırslarımız, bize bazen geçici körlükler yaşatabilirdi. Ancak bu hayalleri gerçekleştirdiğimizde kurtulabileceğimiz körlükler... Hayatı, vakti geldiğinde, daha iyi anlamamızı da sağlayacak körlükler...

* Güçlünün fikri her zaman en iyisidir. (Fransız atasözü)

* Yüzyıllara dayalı bir beraberliği yaşayanların birbirlerine aktarabilecekleri tatlar ve duygular da vardı.

* Sahnelerden biri önce hatırlanmış, bir başkası sonra, ne fark eder? Hem hafıza da her zaman birilerine makul gelebilecek bir seyir izlemez değil mi?

* Her duygu kendi anlarına aitti.

* Hayat ona, mecbur kaldığında, duygularını saklamayı da öğretmişti.

* İnsanlar peşlerinden koşanlardan çok, herkesin peşinden koştuklarını daha cazip bulmaz mıydı?

* Kimileri sarsıntılarıyla yüzleşmemek için varoluşlarını bazı kaçışlar ve suskunluklar üzerine kurmaya çalışırlar...

* Hayat ona herkes tarafından sevilmenin imkânsızlığını henüz öğretmemişti. Asıl önemsenmesi gerekenin kendini sevmeyi öğrenmek olduğunu da...

* Hiçbir soru boşu boşuna sorulmuyordu. Hiçbir hikaye de sorular sorulmadan anlam kazanamıyordu.

* Hayatlarımızı bazı fırtınaların uzağında sürdürmemize imkân veren limanlarımızda kendi hapishanelerimizi nasıl inşa ettiğimizi, yan çizmelerimizin bize ne bedeller ödettiğini düşünmeninse hiç zamanı değildi. Hem bazı hayatlar sadece filmlerde yaşanmaz mıydı? Dahası filmler çoğu kez hayaller için seyredilmez miydi?

* Kalanın gözünde, bir başka umuda gidenin sağladığı, belki yalanlar ve yanılsamalarla da yüklü, ama yine görmezlikten gelinemeyen, biraz da gizli bir hasetle taşınan bir zaferi vardı.

* Kırıklıkların yaşattıkları başkalarının kırıklıklarını duymada bizi o kadar sağır, görmede o kadar kör yapabiliyordu ki...

* Çocukluk ülkesinin gizli sokaklarında, odalarında, aynalarında yaşananların yaptığı hasarlar kolay kolay tamir edilemez, dahası anlatılamaz derler, doğrudur.

* Yaşananları akışına bırakınca istediklerini, hayal ettiklerini daha kolay elde edebiliyorsun bazen.

* İntikamla yaşamanın kimileri için bir kader olduğunu biliyor muydun peki?..


22 Kasım 2019

MİM / Hakkımda Bilmediğiniz 11 şey

Hakkımda bilmediğiniz bir şey kaldı mı bilmiyorum ama bu tarz mimleri yapmayı seviyorum ben. Seneler geçtikçe cevaplarım evriliyor, o anki ruh halimi yansıtıyor. Dönüp dönüp okumayı seviyorum bu sebeple...

Bu mimi de sağolsun Deryacım paslamış. Hemmen tabi ki diye başlıyorum yazmaya :)


1- Kendinde sevmediğin özellik?

Maymun iştahlılığım :))) Özellikle son zamanlarda arşa çıktı bu durum...
Ev yarım bıraktığım işlerle dolu...
Kendi kendime bir sürü bıdı bıdı yapıp; spora başlayacağım, diyete başlayacağım, bugün bunu halledeceğim deyip çoğunlukla yarım bırakıyorum... Hevesim kaçmıyor aslında da bahanelerim oluyor hep... Bu konuda iyice kıl olmaya başladım kendime... Feci hem de...



2- En büyük takıntın nedir?

Hmmmmm takıntılı kadına sorulacak soru mu bu :))) Hangisini yazsam acaba?
Bu aralar takıntım dağınıklık... Yok ev toparlanmıyor anacım... Bizim evde poposuyla eşyaları oradan oraya atan canavarlar yaşıyor...



3- Kimsenin bilmediği bir sırrın var mı?

Aslında geceleri ben vampir oluyorum hahahahaaaa :)))



4- Hayatta en büyük başarın nedir?

Rahmetlik babamı anacağım bak yine... Hemen hemen yeni doğum yapmışım, evde oturuyoruz hep birlikte. Altın top misali de Oytun ortada seyirlik :) Babacığım gayet ciddi bir tavırla Şebnem biliyor musun bu hayatta en güzel yaptığın şey dedi Oytun'u göstererek... O an çok şaşalamıştım şimdi bana iyi bir şey mi dedi, kötü bir şey mi diye :)) Şimdi şimdi anca anlıyorum aslında ne demek istediğini ;)



5- Seni en mutlu eden şey ya da şeyler?

Bazen açan bir güneş, bazen kahveye eşlik eden bir çikolata, bazen baykuşlu küçük bir broş, bazen sıcacık anne çorbası, bazen küçük bir sarılma, bazen telefondaki dostun sesi, bazen çayın mis gibi kokusu, bazen yüze düşen bir damla yağmur, bazen her zaman oturduğun koltuğa konan bir minder... Mutluluk şarta bağlı değil, ruha bağlı bence...



6- Sevdiğin ünlü kim?

Bak ilk aklıma gelen Adile Naşit... Mutluluktan sonra bu soru gelince ilk aklıma gelen onun gülümseyen suratı oldu :)



7- Şansa inanır mısın? Şans getirdiğine inandığın bir eşyan var mı?

Şansına inandığım bir eşyam yok şu aralar ama şansa inananlardanım... Araba park edecek yer bulma konusunda mesela çok şanslı olduğumu düşünürüm ;)



8- Hayalindeki meslek ve nedeni?

Bu hayalimi sağır sultan duydu sanırım... Butik bir otel işletmecisi olmak isterdim.. Yada butik bir cafe... Sebebi basit, seviyorum insanlarla iç içe olmayı....



9- Kafan bozukken yaptığın şeyler nelerdir?

Sinirliysem temizlik yaparım, üzgünsem dram izler ağlarım ya da ne biliyim en fazla dağa taşa vururum kendimi...



10- En sevdiğin film ya da dizi?

Süper baba, Perihan Abla, Şehnaz Tango, Şaşıfelek Çıkmazı, 7 Numara ne güzel dizilerdi.... Hala izleyebilme potansiyeline sahibim...


11- Kendine hangi sorunun sorulmasını istersin ve cevabı ne?

Şebocum yıllara meydan okuyan güzelliğini neye borçlusun hahahahaaa :)) Ah bak bunu yazarken çok eğlendim :))



Bu mimi kime pasladığıma gelince sanırım çoğunluk yaptı. Ama bu yazıyı okuyup hâlâ yapmayan varsa mimliyorum efenim... Mesela seni ;)

21 Kasım 2019

Aldatmak / Paulo Coelho



Lise yıllarımda yazarın "Simyacı" kitabını okumuştum ve evet çok etkilenmiştim. Birçok detayını hatırlamadığımı fark edip yeniden okumak düşüncesindeyken yazarın bu kitabını okumaya karar verdim birden...

Umduğumu buldum mu kısmına gelmeden önce birkaç kelâm etmek istiyorum...

Hikayemiz Cenevre'de geçiyor... Evli ve iki çocuk sahibi Linda'nın hayatı kusursuz sayabildiğimiz çizgilere sahip...  İyi bir eş, gazetecilikte yaptığı iyi bir kariyer, rahat ve zengin bir yaşam... Bir gün eski lise aşkı, şimdiki ünlü bir siyasetçi Jacob ile röportaj yapmaya gidiyor ve hayatının kaosunu yaşıyor. Ve tahmin ettiğiniz gibi tekrar karşılaşmalarından doğan yasak aşk...

Konu çok sıradandı... Fakat bu sıradan konu içerisinde kitapta beni etkileyen kısım yaşadığı kent Cenevre'yi anlattığı kısımlardı.. Ufak ufak tarihi bilgilere de yer verirken kenti hayal ettirmesi şahaneydi diyebilirim...

Mutsuzluğuna çareler aradığı kısımlarda etkileyiciydi aslında ama sonradan günümüz entrikalarına girişmedi mi... İşte o arada konudan uzaklaştım ve merakla okuyabileyeceğim bu aşk hikayesi benim için sığlaştı diyebilirim...

Linda eninde sonunda kendince doğruyu buluyordu kitapta evet ama bana kafayı yedirtiyordu da diyebilirim bu anlatım için :)

Anlatımımdan çok da umduğumu bulamadığımı sanırım tahmin etmişsinizdir. Klasik kadın kıskançlıklarını aşıp gerçekten yaşadığı o kaosun ve buhranın üzerine gidip anlatabilseydi derdini konuyu basitleştirmekten uzaklaştırabilirdi diye düşünüyorum...

Yine de altıçizililerim hatırı sayılır çoklukta... Okumak çok büyük bir kayıp değildi... Cenevre'de gezdim azıcık kitap sayesinde... Azıcık da mutluluğun yaşam rahatlığına bağlı olmadığını, insanoğluna her zaman ve her şekilde rahatın batabileceğine ikna oldum...

Okuyup okumamakta karar sizin der bağlarım bu konuyu da...

Yazarın başka kitabını okur muyum, tabi ki okurum. Ama ilk önce yeniden Simyacı'yı okuyacağım kesin bilgi efendim ;)


* Başkasının başına gelen felaketler daima kendi ıstırabımızı yatıştırmaya yarar.

* Acı çeken ruhlar birbirlerini tanır ve canlıları korkutmak için bir araya gelirler.

* İnsan hayatını seçemiyor: Hayat insanı seçiyor. Hayatta payına mutlulukların mı, mutsuzlukların mı düşeceğini bilmek mümkün değil. Kabul edip yola devam etmek gerek.

* Balıklardan birinin akvaryumun camına yaslanmış oradan oraya yüzdüğünü görünce kendi kendime şöyle dedim: Balık yola nereden başladığını hatırlamadığı için bitişi de asla bulamayacak. Akvaryumdaki balıkları bu yüzden severiz: Bize kendi yaşamımızı hatırlatırlar, biz de iyi beslenmemize rağmen etrafımızdaki camdan duvarların ötesine geçemeyiz.

* Körlerin en fenası, görmek istemeyendir.

* Hevesle peşine düştüğümüz her şey -sevgi, iş, iman- yetişkinliğe ulaştığımızda sırtımızda ağır bir yüke dönüşür.
   Bundan kurtulmanın tek yolu sevgiden geçer. Sevmek köleliği özgürlüğe dönüştürmektir.

* Buradaki hastaların çoğu önceden estetik yaptırmıştır. Ben sizin yerinizde olsam yaptırmam. İnsanın bedeniyle aklı arasında dengesizlik yaratır.

* ... birlikteliğimiz tekdüzeliğin kıyısına oturdu. Sevgi buna dayansa da aşk dayanamaz, ölür.

* Sevgi bir duygudan ibaret değildir; bir sanattır. Sanatta olduğu gibi sevgide de ilham yetmez, emek vermeden olmaz.

* Korkan insan asla gerçekleri göremez. Hayallerinin arasında gizlenmeyi yeğler.

* Yapabilecekken yapmadıklarımı düşünmeye başlarsam bir kara deliğe kapılacağımdan korkuyorum...

* Bütün bu güzelliklerin ve azametin bir film karesine sığacağını mı sanıyorsun? Gördüklerini kalbine işle. Yaşadıklarını başkalarına göstermekten daha önemlidir bu.


19 Kasım 2019

10 yaşıma ♥


Sevgili Umman başlatmış bu mimi, Handancığım da bana paslamış...
10 yaşına mektup yaz hadi demiş...
Yazmaz mıyım hiç ♥ Büyük bir keyifle yazarım hem de ♥



Merhaba Tombul Teyze,

Bu aralar sana böyle diyorlar ve sen çok kızıyorsun değil mi?
Nerden mi biliyorum? Çünkü ben senim...
Sadece biraz büyümüş, tamam tamam oldukça büyümüş halinim.
46 yaşındayım şimdi...

Bu yaşlarında başlayan diyet maceraların ömrün boyunca devam edecek... Kilolarına takılmamayı zamanla öğreneceksin hatta onlarla barışacaksın. O sebeple üzme kendini... Diyet yapmayı değil sağlıklı beslenebilmeyi öğrenmeye çalışsan şimdiki bana inan çok faydalı olursun...

Kırmızı bir çizme isteyeceksin annenden bu aralar. Dizime kadar olsun, parlak olsun, topuklu olsun diye sayıyorsun... Yok bulamıyor kadın, ayakların daha minnacık... Nasıl bulsun ki zaten... Ağlıyorsun, tepiniyorsun ve annen sana özel dikim bir çizme yaptırıyor. O kadar mutlu oluyorsun ki yatakta bile kırmızı çizmeni çıkartmayacaksın neredeyse... İsteklerin hayatın boyunca hep böyle tutkuyla olacak... Ama ilerleyen zamanlarda azmini kaybedeceksin zaman zaman... Tutku tek başına bir anlam taşımıyor anlayacağın, sabır da lâzım güzel kız... Tüm isteklerine, hayallerine ulaşman için o sabrını, gayretini zorla biraz daha... Pes etme... Çalışınca her şeyi başarabilecek bir gücün var senin. Bunu unutma...

Uzun süre tek çocuk olmanla mı alakalı yoksa kalabalık bir ailede büyümenden mi bilmiyorum ama tam bir sevgi pıtırcığısın. Hatta bazen işi abartıp sevgi arsızı da olabiliyorsun. İşte bu sevgi arsızlığı durumun zaman zaman seni çok yaralayacak... Herkes seni sevsin evet, ne güzel değil mi... Ama ilerleyen hayatında herkesin seni şartsız koşulsuz sevmesi imkansız güzel kız... Çok hırpalama kendini... Sevgini esirgeme yine kimseden ama karşılık beklemeden sevmesini de öğren... Böyle çok daha mutlu olacaksın emin ol....

Biliyor musun küçük kız, sen çok güzel gülüyorsun. Bu hiç değişmeyen bir özelliğin olacak işte... Gülümseyişinin ve kahkahalarının kıymetini her zaman bil....

Her geleni bayram sevinciyle karşılayıp her gidenin arkasından gözyaşlarını sel yapıyorsun... Yapma küçük kız.. Gidişler her zaman ilelebet terk ediş değildir... Yalnızlıktan, yalnız kalmaktan korkuyorsun biliyorum. Yalnız kalmayacaksın hiç... Hem yalnız kalsan bile senin kendine yetecek bir gücün var... Bu gücü erken keşfet küçük kız....

Ve zamanı fark et küçük kız.... O kadar hızlı akan bir zamanın içindesin ki... Hayatının her anının keyfini sür... Unutma bu hayat senin... Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur...

Çokça seviliyorsun güzel kız ♥



18 Kasım 2019

Şebonun Gevezelikleri #19


Yeni bir haftadan daha merhabalar dostlar ♥

Geçtiğimiz hafta inanılmaz zorlayıcıydı benim için...
Yapılacak onca iş ve program varken kötü bir şekilde hastalandım... Nasıl becerdiysem üşütmüşüm :/
Ses gitti, vücut desen dayak yemiş gibi, bir de üstüne deli bir öksürük... Ciğerlerim ağzımdan çıkacaktı sanki...
Bu sefer hemen doktora koştum ve antibiyotiğe başladım ama hâlâ çok da iyileşmiş değilim... Hani derler ya ilaçla 7 gün, ilaçsız bir hafta diye... Benimki de o hesap işte :))


Bu haftanın en önemli programı benim için tiyatroya gitmemizdi. Yılmaz Özdil'in kitabı M. Kemal'den Müjdat Gezen'in oyunlaştırarak yine aynı isimle sahneye koyduğu oyuna gittik...  Oyun sırasında öksürüp aksıracağım diye ödüm koptu. Pastil, şurup ne varsa yükledim bünyeye oyundan önce... Şükür kazasız belasız atlattım... Oyunu ayrı bir yazıda anlatmak istediğimden şimdi bıdı bıdı yapmayayım hiç...


Çok uzun zamandır gözlerimle ilgili sorun yaşıyordum... Yaşarıyor, yanıyor ve zaman zaman görmüyordum... Geciken randevumu nihayet alınca soluğu göz doktorunda aldım...
Yakınlar 2 olmuş :( En son yakın gözlüğüm sanırım 1,50 du... Uzakta da sıkıntı başlamış ama en düşüğünden vereyim uzak gözlüğünü dedi ve 0,50 yazdı.. Doktora sesimi çıkartmadım ama uzak gözlüğünü almayı düşünmüyorum. Gözlüğü takmaya başlayınca birdenbire numaralar fazlalaşıyor. İdare edebildiğim sürece gözlüksüz idare edeceğim... Yakın gözlüğü zaten yeterince sinir bozucu :)))




Ofisteki odamın parkeleri geçtiğimiz kış kalorifer peteğinden sızan bir su sebebi ile kabarmıştı. Üzerinde gezindikçe de aşındı gitti... Çirkin gözüküyordu... Hadi parkeleri değiştirelim dedik, oradan mobilyalara geçtik derken Cuma ve Cumartesi hummalı bir çalışma vardı ofiste... Bir tek koltuklarımızı değiştirmedik ama feci halde gözümüze batıyor... Henüz karar veremedik... Sağlam olanı da var yıpranmış olanı da... Sağlama yazık diyoruz ama çözüm de bulamıyoruz. Ne taraftan esecek bize hiçbir fikrim yok... Dur bakalım diyoruz birbirimize sürekli şimdilik :))



Bu senenin 2. okuma etkinliğini de dün yaptık çocuklarla... Her seferinde mızıldanarak başlıyorlar ve sonrasında hemen kaptırıveriyorlar. Ömer Seyfettin'den Seçme Hikayeler kitabını iki oturumda bitirmiş olduk böylece...

Ömer Seyfettin 'i okurken oldukça fazla bilmedikleri kelime vardı. Haliyle bizim gibi eski dile çok aşina değiller. Kelime haznelerine bir nebze de olsa katkısı olmuştur eminim...



Bu hafta ne film izledim ne de kitap okuyabildim... Hasta olunca ev de aldı başını gitti... Bu hafta çok da bir şey yapasım gelmiyor gerçi ama biraz toparlanmam da lazım... Ben yapılacaklar listemi yapayım da, yapamazsam kısmet derim artık :)


* Nevresim kumaşını unuttun ...

* Yapıştırılacakları hala yapıştırmadın, bekliyor...

* Bu hafta 3 gün Oytun'un yeni bir MUN etkinliği var, ona göre konumlan...

* Ayakkabılıktan yazlıkları kaldır artık... Tamam havalar sıcak gidiyor da sandalet giyeceğini sanmıyorum :))

* 2 mimin var, onları mutlaka yaz bir boşlukta... Yoksa unutup gideceksin... 1 tane de taslaklardan erit... Ooooo şahane :)

* Bu hafta Tülüşe gideceksiniz, gününü ayarla istersen...

* PTT de kargon var alınacak...

* Bu hafta kartlarını yatır, unutma...

* Yine birkaç parça eşya çıktı Dolab'a satışa çıkartılacak... Onları fotoğrafla...

* Arabanın lastiği zırt pırt iniyor, çivi girdi herhalde... Kış lastiklerini mi taktırırsın, onartır mısın bilmiyorum ama hallet bu işi de...

* Pazar günü öğretmenler günü, ne yapacaksın planla gelecek Pazartesine...

15 Kasım 2019

Uçucu Kül / Monika Maron



Bu kitap bana sevgili Damla'nın hediyesiydi...
Uzun süre okunmayı bekleyen diğer arkadaşlarının arasında göz kırpa kırpa bekledi...

Ülkesinde yayınlandığı yıllarda yasaklı kalmış bir kitap Uçucu Kül...
Kitabı okuduğumda sebebini anlamakta hiç zorlanmadım; sistemsel eleştiri...
Diktatör rejimlerin kaldıramayacağı bir oldu...

Kitaptaki kahramanımız Josefa Nadler... Bir dergide muhabir olarak çalışıyor...
Bir gün B. şehriyle ilgili bir yazı yazması isteniyor ve Josefa'nın kırılma noktası da işte burada başlıyor...

Yazdığı yazıyla kaderine terkedilmiş bu sanayi kenti ve insanlarıyla ilgili duygularını özgürce paylaşmak isteyen Josefa'nın  yaşadığı baskıya karşı direnişini o kadar güzel anlatmış ki kitapta... Yolundan vazgeçmemesi sonucunda yaşadığı yalnızlığı da tabi...

Kitabı okurken elimde olmadan günümüz şartları geldi aklıma... Doğruluktan ve dürüstlükten şaşmamaya çalışan aydınlarımızın başlarına gelenler... Bu açıdan bakınca içim bir kez daha ezildi...

Kitapta beni etkileyen yerlerden birisi de Josefa'nın yalnızlığıydı... Sığınacağı limanların teker teker elinden kayması ve hatta anneliğini ağır bir dille eleştirmesiydi... Çokça üzüldüm...

Kitap çokça içselleştirebileceğimiz özneler barındırıyor içinde aslında... Bu tarz kitapları seviyorsanız güzel bir tercih olabilir sizin için... Bu tarz kitapları sevmeyenler için ise biraz zorlayıcı olabilir... O sebeple herhangi bir tavsiyede bulunamayacağım... Kararı yine size bırakıyorum...

Altıçizililerime geçmeden önce kitap kapağının da beni çok etkilediğini belirtmek istiyorum... Kitabın içine girdikçe o çizim benim için çok daha güzel bir hale geldi... Benim için tam da kitabın ruhunu taşıyan bir kapak tasarımı diyebilirim...

Herkese mutlu bir hafta sonu diliyorum....


Altıçizililerim

* Kaçıklar normal insanlardan çok daha özgür geliyordu bana.

* Kendisinden çoğul olarak söz eden biri, benim ondan çoğul olarak söz etmeme karşı çıkamaz. Biri "biz" ise, "siz" ya da "onlar" da vardır. Ve eğer kendi görüşlerini bana sormadan benim görüşüm haline getirmek istiyorlarsa, beni, benim onayım olmadan kendi "biz"lerinin içinde eritmek istiyorlarsa, ben de kendime "ben" derim, ""onlara da "siz."

* O zamanlar kırk yaşındaki biri, bugün elli beş yaşındaki birinden daha yaşlı geliyordu bana, çünkü benim de yaşlanacağım aklımın ucundan bile geçmiyordu.

* Her gün aynı yoldan giden birinin bazı şeyleri artık görmediğini, bir iki şey üzerinde düşünmesini sağladığımı söyledi.

* Ölüme dair en korkunç düşünce: mutluyken ölmek.

* İnsanlar, birbirinizi sevin! Çocukluğun bir türlü kökü kurutulamayan güdüsü: güven ve sevgi arayışı. Hiçbir şey sevgi ya da dostluk kadar kesin ve acısız bir biçimde yozlaştıramaz bizi.

* Başkalarının yazdıklarımızı kuşa çevireceğine öyle inanmışız ki, onlardan önce davranıp kendimiz kuşa çeviriyoruz. Hep bir kötülük bekliyoruz. Esasında sadece kendi zincirlerine bekçilik eden terbiyeli saray köpekleri gibi davranıyoruz.

* Bütün cadıların gençliklerinde iyi kalpli ve güzel olduklarını biliyor muydun?

* Yaşlanma içerden başlar, çizgiler bunun yansımasıdır sadece.

* İnsanlar hayatlarına bir anlam katmadan yaşayamazlar.

* Yetenekli olduğuna sen kendin inanmazsan, başkası hiç inanmaz.

* Önemli olan, savaştan önce korkuya kapılan ilk kişi olmak, onlar korkmaya başlayana kadar da savaşı geride bırakmaktır.

* Söyleyecek çok şeyiniz varsa, susmak bazen daha akıllıcadır.

* Önemli olan, haklı olmak değil, haklı kalabilmektir.

* En önemli şey, düşünceleri ifade etmek yerine onlarla beslenmek. Bunu başarırsan arkası gelir zaten.

13 Kasım 2019

Acemi Eğitimi / Can Kozanoğlu



Geçmiş kitapları anlatmaya devam ;)

Bu kitabı bir internet alışverişimde kampanyalı diye almıştım. İtiraf ediyorum ki ne yazarla ne de kitapla ilgili hiçbir fikrim yoktu... Bazen böyle alışverişler yapıyorum, yeni yazarlarla tanışma şansı veriyorum kendime :)

Kitabı ilk bitirdiğimdeki izlenimim için; "Yaşananlar gerçek miydi, kurgu muydu, bir ailenin bütün fertleri bu kadar sıradışı olabilir miydi derken bir bakmışım kitap bitmiş♥" yazmışım.. Hâlâ da hissiyatım değişmedi :))

Kitapta ailesini;
 "Yalanların, kaçamakların, kavgaların eksik olmadığı bir burjuva ailesiydik. Ahlâk ve erdem abidesi dikecek halimiz yoktu. Sık sık dengesizleşirdik. Ama dayımın evliliği, dengesizliklerin de dahil olduğu dengeyi tamamen yıkmıştı. Biz, küfürcü ve kavgacı üç kardeş, sık sık sarhoş olan babamız, haylaz ve seks düşkünü Kıvanç Abi, hayallerdeki evlat tipine hiç uymayan Arınç Abla, tüm saflığı içinde vukuatlar işleyen Muammer Enişte... Baba tarafına geçersek; halamı her fırsatta aldatan Yaşar Enişte, aldatılmayı pahalı hediyeler karşılığında affeden halam, ömrünün son gününe kadar gariban kızları taciz etmekten vazgeçmemiş dedemizin hâlâ taze olan anıları... Bunlar çevreye anlatılabilir şeylerdi, çevremizdeki insanlar da böyle yaşıyordu, herkes birbirini anlıyordu. Ama genelevde çalışan bir gelin... Çevremizde böyle bir şey yoktu."
diye anlatıyor Can Kozanoğlu... Hissiyatımın sebebini şimdi anlamışsınızdır herhalde ;)

Ailesinden, çocukluğundan ve anılarından yola çıkarak yazdığı bu kitapta tarih sırasına göre değil de hani konuşurken oradan oraya atlarız ya, tam ifade verecek olursam daldan dala gitmiş. Olaylar çok da bağlantılı değil, kişiler olaylardan bile bağımsız bazen :))) Bu karmada sürekli gülümsetiyor, bu kadarı da yok yani diye kendi kendine konuşturuyor...

Ara ara bu karmaşada sıkıldığım zamanlar da oldu tabi... Ama kısa sürdü ve bir bombayla kitaba geri döndüm...

Sonuç olarak okuması eğlenceli, çıtır çerez bir kitap... Çok beklenti içine girmeden okursanız keyifli olacaktır eminim 😉


Altıçizililerim

* Şebeğin şah olduğu yerde aslan, eşeğin padişah olduğu yerde insan durmazmış!

* O kapının ötesi var ya da yok ama ölümün yumuşacık bir kapısı var. Nasıl ölmüş olursanız olun, kapının eşiğinde, bir yumuşaklığın, bir rahatlığın içine gömülüveriyorsunuz.

* Yaşam dediğimiz şey ölümün yavaşlatılmış gösterimi olabilir mi? Yoksa ölüm mü yaşamın bir âna sıkıştırılmış hali?

* Ödünç kurgulara kapıldığımız yabansı serüvenin adı yaşam  mıydı?


11 Kasım 2019

Şebonun Gevezelikleri #18


Mutlu haftalar dileyerek söze başlayayım bu hafta :)

Geçtiğimiz haftayı miskin miskin oturarak geçirdim... Öyle aman aman bir şey yapmadım....

Oytun Efendinin sınavları vardı... O ders çalışmaya çalıştı... Bende başında gestapo :))
Eskiden ne güzel o ders çalışırken ben kitap okuyabiliyordum. Bu sene bunu beceremiyorum. Çünkü klasik sınava nasıl çalışılacağını bilmiyor...
Aslında düşündüğümde ergen de haklı. Bugüne kadar hep test yöntemiyle sınav oldular... Ne bilsin klasik sınavı...
Oğlum bak bunu böyle sorarlar diyorum, hadi canım diyor, inanmıyor...
Sonra o minvalde soru çıkınca da apışıp kalıyor :))))
Eee malum bu yaş onun çok bildiği, benim de hiç bir halt bilmediğim bir dönem...
Yavaş yavaş alışacak sanırım bu duruma...

Ama en komiği Almanca sınavındaydı... Geldi, sen bak bu öğretmenler şaşırtır, sağ gösterir sol vurur demiştin, hiç de şaşırtmadı 100 bekliyorum dedi... 2 gün geçti surat beş karış... Harf yaaa harf, yanlış yazmışım diye soruya puan vermemiş diye söylendi... Oldukça harf yanlışlığı yapsa gerek ki 100 beklediği sınav 76 olarak geçmiş sisteme :)))

Alışacak, umarım yani :)))


Hafta sonu yine Akçay'a kaçtık hemen bir günlüğüne... Nasıl güzeldi hava anlatamam...
Biraz oksijen aldık iyi geldi...
Bu yaz deniz kestanesi toplamıştı Oytun, onlar kurumuş bekliyordu bir kenarda. Güzelce onları temizledim. Ne meşakkatli işmiş canım çıktı...


Sibel'in romantik film izleme etkinliğine katıldım.
Hafta sonu filmlerden ikisini izlerim demiştim ama sadece birini izleyebildim. İkinci filmde aksiyona evrildik ;)
Ne izlediğime gelince Book Club ve Widows...
İkisi de iyiydi... Bilahare anlatacağım...
Kitap olarak Mario Levi / Size Pandispanya Yaptım kitabını okumaya devam...  Kitap akıcı aslında, bu kadar sürünmezdi elimde ama sadece vakit ayıramadım. 

Gördüğünüz üzere geçen hafta koşuşturmacasız geçmiş... Ama bu hafta çok feci... Şimdi listeyi yapınca anlarsınız :))


* Perşembe göz doktoru randevun var.

* Pazardan çok güzel çarşaf almıştım, ona uygun kumaş alıp nevresim diksek annemle şahane bir takım olur fikrindeyim ;)

* Hafta sonu kızlarla buluşmamız var.

* Hafta sonu ofis mobilyaları değişecek, Cumartesi gününe konumlan.

* Cuma akşamına bir parkeci ayarla, odanın parkeleri değişecek

* Ofis storları kuru temizlemeye verilecek, cuma akşamı yada cumartesi sabahına denk getirirsen şahane olacak.

* Temizlik işi var tabi mobilyalar değişince, Zeliha'nın işi varmış. Alternatif oluşturabiliyor musun ona bak. Yoksa durum feci...

* Hadi kendini zorla, taslaklarda bekleyen iki yazını bitirip yayınla... Neden yarım bırakıyorsun ki zaten...

* Cuma gününe kadar ofis çekmecelerini boşalt, fazlalıkları at. Evrakları düzenle...

* Yapıştırılacakları bekletme artık, 2 dakikanı alacak. Ortalıktan kalksın...

* Perşembe akşamı tiyatroya bilet aldın, unutma...

* Bir kuaföre uğrasan, yüzün gözün açılsa...


8 Kasım 2019

Ekim İnstalarını unutmayalım :)


Üzerinden çok geçmeden yapayım rutinimi... 
Ara ara aksamalar olsa da en aksatmadığım serim zannedersem bu İnsta seçmeceleri :) 
Gerçi instagram arkadaşlarım için ikinci posta oluyor ama seviyorum ben, ay ay görmeyi yaptıklarımı... 
Amaç an'ları toparlamak biraz da...

Girizgahı tamamladıysak geçelim mi Ekim ayı instalarına ;)


Bugün Ayvalık ve Küçükköy sokaklarını arşınladık bizimkilerle. 
Taş binalardan birini çok istemiş olsam gerek ki parende atıp yere serilmek suretiyle acaba tapusunu verirler mi diye denedim ama vermediler 😭😭 
O anda sizi yerden kaldırabilir miyim diye incelikli bir Ege beyefendisinin varlığını hissetmek de güzel olacaktı tabi güzel olmasına da keşke anacığım eteğimi kapatacağım diye sündürüp sündürüp daha çok tepeme geçirmese idi :)
Neyse siz siz olun hiçbir yere böyle talip olmayın efenim, oranız buranız ağrıyor sadece... 
Bir de çok gülüyorsunuz halinize...

Bu kostak pozu verdik ten az sonra 
Yerle gök arasındaki farkı incelemek istedim demek ki
Az kalsın pekmezi akıtıyorduk
Verilmiş sadakam varmış yine de...


Şu çiçeğe ne imrendim anlatamam...
Nasıl da güzel arz-ı endam ediyor...


Sadece sezonu kapatıyoruz ;)




Dündü... Yaşasındı... Gelsin selfieler, gitsin poz vermelerdi... 
Mendiller de hazırlanmıştı ama çok da ağlanmazdı... 
Ben ve Zeynom tescilliydik gerçi ama yine de olmazdı o kadardı... 
Ve sonra... 
Hıçkıra hıçkıra ağlamalardan sonra bu sabah hepimizin gözleri yumru gibi 😭😭😭 
Bilgisayara bakamıyorum, o kadar fena yani... 
Gece hala iç çektiğimi hatırlıyorum. 
Mahvettin bizi 7. Koğuştaki Mucize 
Gözümde yaş kalmadı senin yüzünden 😔




Şu çocuk ders çalışırken başında beklemek gibi bir sorunum yok mu, çok fena çoookkk :/


Benim miniğim  öğrenmiş de bize mi öğretiyormuş harfleri :)))


Kış sezonuna girmeye hazırlanırken okuma gecelerimizi de yeniden başlattık  
Bu sene can ikizlerimiz İlayda&Dinçer de katıldı aramıza. 
Çok da güzel oldu kalabalıklaşınca... 
Ömer Seyfettin hikayeleriyle biz çocukluğumuza dönerken onları da gezdirdik azıcık ☺️ 
Bu sene inşallah çok güzel kitaplar 📖 okuyacağız birlikte, yaşasın 😍😍😍 

Yaşasın okuma gecelerimiz
Sesli okumayla dinlemeyi de öğreniyoruz 



İlk MUN etkinliğimize hazırız ♥


Hayatında kaç tane 25 lik çıtır var derseniz işte bu hatun var derim, 
hatta gelecek sene de 20. yaşını kutlayacağız ;)
Bedenimiz yaş alsa ne yazar, ruhumuz her gün geriye sarıyor işte 😉 
İyi ki doğdun çıtır çerezim, iyi ki varsın 🎂🎁🎊❤️😘😘 




Pazar sevdiceğim olarak aynasız bir çerçeve yerleştirelim buraya
Hafta içi aynası da kesildi mi oldu bu iş 👏👏👏

Anamın evini süslüyorum...
Çerçeve sanırım 15yıldır bodrumda beni bekliyordu
Yaptım mı yaptım işte :)



Elektronik geri dönüşüm...
TEGV e bağış yapıyorlar hani
Unutmayalım ;)