9 Temmuz 2020

Haziran instaları ♥




Tam 101 gün sonra işe dönüşün hatırası olsun bu resim. 
Ofise döndüm, yeni normal dedikleri şey diye bir şey yok hala bende. 
Alışamadım. 
Tırsa tırsa çalışıyorum gerçi ama premsesimle kahve keyfimizden de geri kalmıyoruz 😂😂😂 

Şimdi hadi evden çalışmaya devam et deseler
Arkama bile bakmam 
Mutlu haftalar


2020 sonuna kadar böyle bir karar aldım...
Haydi siz de benimle birlikte izlesenize ;)



Bu aralar mottom ;)


Çiçeklerimle teşekkürleşiyoruz galiba bu sene 🙏 
Her şerde bir hayır var dedikleri bu olsa gerek, 
bu dönemde evde olmasaydım onların pıtır pıtır tomurcuklandığını, 
açma aşamalarını izleyemeyecektim 🥰 
Hayat her şeye rağmen güzel 🎈

Şebonun çiçekleri
Bugünkü şükür sebebim


Evdeki bu hallerimi seviyorum ♥


6 ay olmuş muydu mirim sizinle koklaşmayalı. 
Özleşmişiz vallahi ☺️ 
Siz yokken buralarda neler oldu bir bilseniz... 
Azıcık soğuyun da anlatayım bak size 😉

Rakıyı balıkla kavuşturduk sıra ayvalıkta 
Kokusunu sevdiğim 
Keyif halleri


Bu paylaşım sonrası gelen önerilerde sirke ve karbonat birleşimi evet kısmen çözüm oldu 
ama sadece derzlerde....
Kararan fayanslara kimyasal içermeyen bir sonuç bulamadım henüz....


😊😊😊😊😊😊😊😊😊


Kendisi çok güzel uyudu efenim...
Ama ya incirim tatsızdı ya da pekmez, bal vs katmam gerekiyordu çünkü benimki pek tatsız olmuştu...
Bisküvi ile yedik sorunu çözdük hahahaaa :)
Bir dahaki sefere azıcık pekmez katıp uyutacağım bakalım ;)


Evde çalışma halleri ♥

23 Haziran 2020

Bu kitaplar çocuklara #5




İÇİMDEKİ MÜZİK / SHARON M. DRAPER

Melody 11 yaşında... Yürüyemiyor, konuşamıyor, desteksiz oturamıyor belki ama beyni tıkır tıkır işliyor... Vücudunda tek kontrol edebildiği uzvu baş parmakları...  Ama bu Melody'e yetmiyor tabi ki... Onun tek hayali hislerini anlatabilmek... Yani konuşabilmek...

Hayatımız boyunca bize sıradan gelen ve önemsemediğimiz  her şey Melody için çok özel... Yazar Melody'nin hislerini o kadar güzel yansıtmış ki çok rahatlıkla onun yaşadığı hisleri içinizde hissedebiliyorsunuz... Ve onu hissederken de bir yandan da kıymetini fark etmediğiniz bir çok şeye de şükretmeyi öğreniyorsunuz.. 

Elbette kitabın baş kahramanı Melody'i çok sevdim ama komşuları Bayan V. kalbimi ayrı fethetti... Melody'e verdiği güç ve Melody'nin ailesine verdiği destek şahaneydi...

11 yaş üzeri herkesin keyifle okuyacağı bir kitap bence... Sadece çocukların değil bence yetişkinlerin de okuması gereken bir kitap... 

Sahip olduklarımıza şükretmemizi sağladığı gibi azmin gücünü de öğretecektir eminim...

Severek okuduğum bu kitabı mutlaka okuyun , okutun ♥


Altı çizilim;

* Bir insan teşhis tablosundaki isimlerden çok daha fazlasıdır!






FARKLI / ANDREAS STEINHÖFEL

Felix....  11 yaşında bir çocuk... Tam da doğum gününde eve sebebini bilmediğimiz bir nedenden dolayı erken gelir ve o sırada doğum günü hazırlıkları sürmektedir. Babası çatıya 11 sayısını asmaya çalışmaktadır ve yanlışlıkla 1 lerden bir tanesi Felix'in başına düşer... Bu da yetmez annesi Felix'i görmeyerek arabayla çarpar ve Felix 263 gün kalır komada... Uyandığında artık Felix değildir, sanki başka bir insan dünyaya gelmiştir... O da zaten kendisine artık "Farklı" diye hitap edilmesini istemektedir.....

Kitap inanılmaz sürükleyiciydi benim için...  Kazaya sebebiyet veren anne-babanın vicdan azabı bir taraftan, okuldan erken çıkmasına izin veren öğretmeninin vicdan azabı diğer taraftan etkiledi beni... Ama en çok da tavuklu amca Eckhard Stack... Farklı'yı algılaması, çözümlemesi çok ince ince işlenmişti... Aslında bu olaylar esnasında bir bilinmeyen de çözülüyordu...

Kazadan sonra hafızasında oluşan problem sebebiyle ebeveynlerine sorduğu bir soru özellikle beni çok etkiledi; "Ben size güveniyor muydum?" Bir ebeveyne sorulan en zor soru??? Hatta altından kalkması zor bir soru...

Bu kitap 13 yaş ve üzeri olarak sınıflandırılmış... Ancak bu olay örgüsü ne kadar bir çocuk üzerinden ilerliyorsa da her çocuğun seveceği tarzda bir kitap olmayabilir... Bu yaştaki çocuklar genelde daha aksiyonlu, daha laylaylom kitapları tercih ediyorlar maalesef :/ Fakat yine de nitelikli, güzel anlatımlı bir kitap okumasını istiyorsanız bence yönlendirme yapabilirsiniz... Ve hatta benim gibi sizde çocuk kitapları okumayı seviyorsanız, sizin de keyifle bu kitabı okuyabileceğinizi düşünüyorum ;)

Altı Çizilililerim;

* Çocukların ruhlarında taşıdıkları ağırlıkları bilen kimse var mıydı?

* Çocuklarını bir kez olsun kokladılarsa, bazı anne babaların onlara nasıl vurabildiğini bir türlü anlayamıyordu.

* Saygı dikensiz korkudur. *****

* İlerde bir gün artık denizkızına inanmıyorsan, bu yetişkinliğe adım attığını gösterir, demişti dedesi. Çocukluğu terk edenlerin mucizeleri de yoktur.





19 Haziran 2020

MİM / Yeni mi Normal, Biz zaten Anormal !


Sevgili Deep'te bu mimi görür görmez hiç davet beklemeden mime zıpladım 😊 Nursedacık hazırlamış mim sorularını. Pandemi, karantina, yeni normal derken kafamın karıştığı şu günlerde bu soruları cevaplamak benim için bir iç dökme hali olacak 😉 

Geçelim sorulara;

1- Korona sürecinde vaktinizi ne ile geçirdiniz?

19 Marttan bu yana hâlâ evdeyim ve sanırım 1 Temmuz'a kadar da evde olmaya devam edeceğim... Bu süreçte 5-6 kez market ihtiyacımızı karşılamak için dışarı çıktım.. Bir de ilk defa dün bir arkadaşıma doğum gününü kutlamak için uğradım... Buna sosyalleşme demiyorum çünkü kendisi de benim gibi sürekli evde...

Bu dönemde evden çalıştım... Ooooo home ofis denilen şey pek keyifliymiş derken çalışma saatlerimin ortadan kalktığını fark edince hafiften keyfim kaçtı gerçi ama evde olma halim sebebi ile kendimi güvende hissetmemin hazzı çok daha fazlaydı... Gece gündüz saat dinlemeden çalıştım anlayacağınız bu süreçte... Gündüz rutinim aynıydı... Geceleri ise meraklı müşterilerimin aslında sadece can sıkıntısından akıllarına gelen minik hadiselerine çözüm bulmaya çalıştım... 




Kendimi evde oturamayan sürekli gezinen bir tip olarak düşünürdüm ama ben gayet evcimenmişim... Evde olmaktan hiç sıkılmadım aksine çok mutluydum... Bu süreçte bunu öğrendim...

Eve kapandığımın ilk zamanları şaşkındım... Kendimi bir bilgisayar oyununda gibi hissediyordum. Sanki bir korku tünelinden geçiyordum da oradaki virüs makinelerine yakalanmamaya çalışıyor gibiydim... Endişe katsayım maksimumlardaydı... O dönemde kendimi temizliğe verdim... İşten arta kalan dönemlerde sürekli evin içinde bir yerleri düzeltmeye çalıştım... Dolaplarımı temizledim, fazlalıklarımdan arındım, perdelerimi yıkadım, halılarımı yıkadım, eve yeni bir düzen kavuşturmaya çalıştım gibi gibi...

Bu dönemde kafamı çok toparlayamadığımdan kitap okuyamadım doğru düzgün... İlk zamanlar film de izleyemiyordum ama daha önce başladığım bir bebe battaniyesini bitirmek uğruna bir sürü saçma sapan film izledim. Hem onları anlamak için kafamın da yerinde olması gerekmiyordu zaten :)))

Oğlumla daha fazla vakit geçireceğimi ümit ediyordum ancak kendisiyle sadece kahvaltılarda ve akşam yemeklerinde bir araya gelebildik maalesef... Bilenler biliyordur, ben eve internet bağlatmıyordum ihtiyacımız yok diye... Cep telefonlarımızdaki yetiyordu... Bir de sürekli işteyim, Oytun'da geliyor yanıma her gün... O da işlerini akşam üstleri benim mesai sürecimde hallediyordu derken gerek yoktu... Ama bu evde çalışma haline karar verince ilk işim eve internet bağlatmak oldu ve Oytun'u kaybettim :)))) Oyun, oyun, oyun, yine oyun gibi bir hal aldı ergenim... Acaba oyundan kurtarabilir miyim kendisini diye Netflix'e bile abone oldum ama nafile... Yok hala bıkmadı :(

Anlayacağınız dolu dolu bir ev hali yaşadım bu süreçte, evimle hasret giderdim ♥

2- Yeni normal sizin için ne ifade ediyor?

Yeni normal benim için hiç bir şey ifade etmiyor ne yazık ki... Sadece işe yavaş yavaş başlarım diyordum ki millet cozutunca onu da erteledim... Gerekli olmadığı halde ipinden boşanırcasına çıkanları gördükçe hayretler içerisinde kalıyorum... Evde oturuyorum, ekmek yapıyorum ne güzel, ohhh evim diyenlerin sorumsuzca alışveriş merkezlerine dalışlarını, gezmelere- buluşmalara son sürat başlamalarını, deniz-kum-güneş yapış yapışlığını aklım almıyor ve kendimi daha fazla korumam gerektiğini düşünüyorum sadece....

3- Kendinizle ilgili anormal bulduğunuz bir şey var mı?

Bu korona bizde normal bir şey bıraktımı ki :))) Hijyen meselesine takıntım feci boyutlarda mesela... En son soda şişesini köpüklü kaynar suyla yıkarken elimde patlatınca mümkün olduğunca frenliyorum kendimi şimdi :))

4- Gezmelere başlanmalı mı? İlk nereye gitmek istersiniz?

Bu sene yazlık faslını bile açıp açmama konusunda feci kararsızım. Normalde annemi Mayıs gibi bırakır, hafta sonları da ben gidip gelmeye başlarım ama henüz bu konuda bir girişimimiz yok. Hoş bu ay sonu gibi bir gidip akar kokarımız var mı diye kontrol edeceğim ama eve girer evden çıkarım yine... Oytun feci deniz hayali kuruyor ama bu sene muhtemelen yok böyle bir planımız açıklamasını yaptım kendisine ama belki durumlar hafiflerse tenha koylarda 1-2 kez giriş denemeleri yapabiliriz diye alttan alttan düşünüyorum.

Şu korona illeti bitsin de gezme hayallerimizi kurmaya başlarız ;)

5- Gerçekten normale tamamen dönebilecek miyiz?

Ümitliyim, bir gün güzel günlere günaydın deyip motorlarımızı maviliklere süreceğiz ♥


Gelelim şimdi kimleri mimlediğime; bence bu yazıyı okuyan herkes yapsın... Bugünlere dair düşüncelerimizi bir gün okuduğumuzda belki vay beeee deriz ;)



12 Haziran 2020

Battaniye örmek için izlenen filmlere devam :))


Battaniyemin yarısından çoğu bitti... Ama daha bana 5-6 film daha izlettirir ;)
Havalar ısındı, elimde sıkıntı yapıyor ama yapacak bir şey yok... Ege kuşumuz Eylül'de geleceği için bu yaz bitmek zorunda...

Çocuğumun başına kakarım bol bol artık, ben senin battaniyeni örmek için ne saçma filmler izledim bir bilsen diye hahahahaaa :) Sanki çocukum ben battaniyesiz doğmam demiş gibi hehehheee :P

Neyse geçelim filmlerimize...


GÖREVİMİZ TATİL (2018)

Pinti mi pinti bir baba olan Sıtkı (Zafer Algöz) artık evde cinnet geçiren Türkan (Demet Akbağ) 'ı bir tatile götürmeye mecbur kalmıştır...  Yine işin ekonomik tarafına kaçan Sıtkı kiraladıkları karavan yolda bozulunca çekirdek aile Yavaşlar Köyü'nde mola vermek zorunda kalırlar ve maceraları başlar... Filmimizin kısaca özütü böyle...

Filmin başlangıcı aslında oldukça ümit vericiydi... Evde olduğu vakitlerde TV karşısından hiç ayrılmayan bir baba, çocukların elinde tablet-telefon ikilisi ve evde kendini oradan oraya atarak hem temizlikte hem de fedakarlıkta sınır tanımayan bir anne... İletişimsiz bir ailenin en güzel örneklerinden...

Yolları köye düştüğünde formatından kopan, ama köy kültürüyle sıcaklık yaratıyorken birden boykotlar, kutuplaşmalar derken mesaj kaygısını çokça barındıran bir film halini almış... Hayırlı bir boykot nasıl olsa diyerek bol bol zeytin ağaçlarımıza dokunmasınlar tabi diye ben de tüm gönlümle katıldım kendilerine tabi ;)

Çokça umduğumu bulamadığım ama malum biz dizilerden, filmlerden öğrendiğimiz için bir çok şeyi acaba birileri izlerken zeytin ağaçlarımızın, doğamızın kıymetini anlamıştır umarım diye umutlandığım oldu...

Sonuç olarak bende bu film zeytin ağaçları uğruna AAAAZZZZ   SEEEVVVDİİİMMM kategorisine atılmıştır efenim... Çoçuklarla izlerseniz  bence şahane olur... Mesajları onlar da alırlar bolca ;)



CİNAYET SÜSÜ (2019)

Kadro bakınca oldukça iç açıcı... Uğur Yücel ve Binnur Kaya var sonuçta di mi...
İşte durum tam da öyle değil :)))

Bir seri katil vakasını çözmeye çalışan bir ekip var. Başkomiser Emin (Uğur Yücel) ve ekibi Asuman (Binnur Kaya), Salih (Cengiz Bozkurt), Alaattin ( Mert Denizmen)... Bir de onlara yardımcı olabilmek için taaaa Amerikanyalardan gelen suç uzmanı Dizdar Koşu (Feyyaz Yiğit)...  Sonrası koşturmaca, kovalamaca bir de birbirleri arasında didişme...

İlk önce en siniri olduğum karakter suç uzmanı Dizdar'dı... O kadar gereksiz bir ayrıntı ki filmde... Bir de başrol kıvamında... 😕

Binnur Kaya her zamanki halindeydi... Filmi izlenebilir kılan detaylardan...

Birde sanat eseri niteliğindeki cinayet süslemeleri... Bak işte filmi izlemeye değer kılan detayların en başlıcası diyebilirim...

Oytun daha önce izlemişti bu filmi ve anne sen sevmezsin demişti de dinlemedim çocuğumu... Ali Atay detayından çok umutluydum ama benlik değişmiş gerçekten de...

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEVVVMEEEDİİİMMMM efenim... Seveni bol gerçi... O yüzden zevkler ve renkler tartışılmaz der konuyu kapatırım...



ÇINAR AĞACI (2011)

Emekli öğretmen Adviye Hanım (Celile Toyon) 'ın 4 çoçuğu vardır.  Hepsi bir şekilde hayatlarını kurup yuvadan uçmuşlardır. Adviye Hanımcım da unutkanlığı sebebi ile tek başına kalamadığından sıra ile çocuklar tarafından bakılmaktadır. Ta ki kızlar yeter artık diyinceye kadar :( 

Konu olarak çokça hayatın içinden... Karakterler de öyle... Kardeş çatışmaları, gelinlerin ben bakmam havası, aldatılmalar, zenginlikler, parasızlıklar vs vs...

Ben en çok filmde Adviye Hanım'ın torunu Barış (Deniz Deha Lostar) ile ilişkisini sevdim... Çocuklarına oldukça kuralcı bir anne iken torununa yaramaz bir işbirlikçi arkadaş olmasını... 

Bir de huzur evindeki ilk tanışma yemeğindeki Adviye Hanım'ın asil duruşunu... Eskiler başka güzel, başka kibar bence...

Filmde Nurgün Yeşilçay ne kadar gençmiş dedim.. Sanki ben kırışmamışım gibi onun kırışıklıklarının olmamasına şaşırdım hahahaa :))) Ha bir de Oytun'a huzur evi sence iyi fikir mi gibilerinden laf sokuşturdum hahahaaa....

Sonuç; ben bu filmi çokça hayatın içinden öğeler barındırdığı için SEEEEVVVDDDİİİİMMM... Boş zamanınızda izleyebilirsiniz bence ;)




GÜZELLİĞİN PORTRESİ (2019)

Türk işi bir gerilim-korku filmi... Şükür cinsiz ve perisiz :))
Bu tarz filmleri hiç sevmesem de sırf oyuncuların hatırına başladım ki iyi ki izlemişim diyorum şimdi... Yine Kore'den tutmuş bir filmi uyarlasak da bence hiç de fena olmamış...

Filmimizin konusuna gelecek olursak;

Uzun süredir görüşmediği babasının meçhul bir şekilde ölümünden dolayı yaşadıkları eve dönmek zorunda kalan Nisan (Burçin Terzioğlu) ve eşi Özgür (Birkan Sokullu) bazı veraset işlemlerinden dolayı uzunca bir süre evde kalmak zorunda kalınca hem garip olaylara şahit olurlar hem de Nisan kendi geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır....

Çok gerilim-korku filmi izleyen bir tip olmadığımdan dolayı çokça ters köşe olduğum yer oldu... Böyle çığlıklar, oradan buradan çıkan ecinniler olmadığından da sadece merakla izleyebildim. Bu tarz gerilmeyi seviyorum sanırım...

Evin temizlikçisi Hilal rolünde Melisa Şenolsun şahane bir iş çıkartmış. Hele ki filmin sonuna doğru bir sahnesi var ki ufff diyorum... Seyretmelere doyamadım ♥ İzleyenlere şarkı söylediği diyeyim de anlasınlar ;)

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEEEVVVVVDDDDİİİİİMMMM efenim, bu tarzdan hoşlanıyorsanız bir göz atın derim ;)



AHLAT AĞACI (2018)

Bu film için ilk söyleyebileceğim şey tabi ki benim için; anlatısı bol ancak bir o kadar da anlaması zor bir film diyebilirim.... 

Nuri Bilge Ceylan'ın "Bir Zamanlar Anadolu'da" filmini izlemiş ve hayran kalmıştım sessizliğine... Sessiz karakterlerinin duygularını bize muhteşem görsellerle anlatmıştı ve özellikle o kavak ağaçlarının hışırtısı hep gönlümün bir yerinde saklı kalmıştı. Bu filmde de öyle bir sessizlik bekledim işin açıkçası...

Ama Sinan (Doğu Demirkol) o kadar geveze bir karakter olarak çıktı ki karşıma şaşaladım...

Üniversiteden mezun olduktan sonra memleketi Çan'a dönen ve amatör yazar olarak kitap çıkartmaya çalışan bir karakter Sinan... İdealist öğretmenlikten kumarbaz öğretmene geçiş yapan babası İdris (Murat Cemcir) ile bol bol sürtüşmekte ve yolunda gitmeyen hayatlarının tek sorumlusu olarak onu görmektedir. Anne Asuman (Bennu Yıldırımlar) ise cefakar anne modeliyle çocuklarına kol kanat geriyor gözükse de Sinan'ı gerçekten anlayan kim diye de düşünmeden edemedim açıkçası....

Sınıf öğretmeni bir babanın sınıf öğretmenliğinden mezun oğlu, ikisi de alışılmışın dışında karakteri ile yaşadıkları ilçede aslında kabul görmeyen tipler... İkisi de oldukça geveze üstelik...

Filmde şaşırdığım bir şey de Hatice karakteriyle Hazal Ergüçlü'nün eski yavuklu kisvesiyle sade 5-10 dk gibi bir sahnede yer alması... Murat Cemcir Cannes'te Bennu Yıldırımlar'ın önüne geçti diye benim güzel sosyal mecram konuştukça konuşmuştu ya, bu konuyu nasıl es geçtiler bak hiç anlamadım :))

Filmin diğer handikabı da  bence süresi... Tam 3 saat... 5-10 dakikası da var sanırım üstüne... Uzun filmler izlemeye alışkın olmama rağmen beni oldukça zorladı diyebilirim... İki yarı da izleseydim sonunu getirememe riskim vardı, o sebeple hiç girişmedim...

Filmin en sevdiğim sahnesi ise babasının Sinan'ın nihayet çıkartabildiği kitabını gururla okuduğunu oğluna gösterdiği sahnelerdi... Halbuki Sinan o kitabı babasını yaralayarak bastırmıştı :(

Neyse lafı uzatmayayım... Sonuç olarak ben bu filmi çoğunluğun aksine SEVEEEEMMEEEDİİİMMM... Karakterlerden birini içime sindirip ruhumu okşamasını sağlasaydı fikrim değişebilirdi belki... Bu sefer olamadı diyelim ve konuyu kapayalım....


Herkese bol keyifli bir hafta sonu diliyorum... Havalar hafta sonu iyice serinleyecek sanırım, bence evde kalmaya devam edelim hep birlikte ;)
Kendinize iyi bakın ♥

11 Haziran 2020

Mayıs İnstaları ♥



Bloga çok fazla yazamıyor olmakla birlikte sizleri çoğunlukla okuyor ama yorum yazamıyorum. Sebebi hala evdeyim ve evde çalıştığım laptop son dönemde çok ağır aksak çalışıyor. Sekmeler açılmıyor, çoğunlukla kendini kilitliyor. Zar zor iş için kullanıyorum ve onun haricinde de bir şey açmamaya dikkat ediyorum. Telefondan okuyunca da yorum yazmakta zorlanıyorum gibi gibi...

1 Haziran itibari ile herkes yeni normal denen zımbırtıya geçti ama ben isteyerek ve bilerek geçmedim. İmkanım varken biraz daha evden çalışayım modundayım ama sanırım bu mod haftaya bozulacak... Kısmet diyorum ama işe gitmekten de feci tırsıyorum açıkçası... Karantina modda kendimi inanılmaz güvenli hissediyorum. Yavaş yavaş çalışma düzenime de geçmem lazım... Kafam oldukça karışık...

Neyse ben kafa karışıklığıma devam ederken siz Mayıs instalarına göz atın... Yoksa bıdı bıdılarımla içinizi azıcık sıkabilirim...


Kabağın en lezzetli halini buldum sanırım :)) 
Biraz tavuk, biraz garnitür, ver fırına, üstüne de kaşar...
Yeme de yanında yat :)))


2 senedir kurtardım kendimi ve mutluyum ♥


Bir bayram selfisi de çekmesemiydik ergenimle 😉 
Herkese mutlu, sağlıklı bayramlar diliyoruz 🥰😘😘😘 
Karantinada bayram 
Analı oğullu


Saçları hiç bu kadar uzamamıştı 🙈 
Duş sonrası saçları açık yakalayınca anılara ekleyelim dedik 😍

Karantina günleri 
Kestirelim artık dedikçe hayır diyor
Hayırlısı 💇‍♂️


Gözünün içine baksam açmazdın biliyorum... 
Sizden bi halt olmaz deyip ne zaman bir çiçeği atsam bir kenara sanki bana kendini göstermek istercesine çiçek açıyor🙈 
Bazen aynı bizim gibi diyorum. 
Görünemedikçe çabalıyorlar... 

Şebonunçiçekleri 
Fosforlu Cevriye olsun senin adın 
Gündüz açıyor, gece kapanıyor
Çiçeklerimi seviyorum


Adın küpeli olsun senin güzel kızım 😍 
Bu sene ilk defa çiçeklendiysen her sene isterim bak haberin ola 😉

Şebonun çiçekleri
Yine mi güzeliz yine mi çiçek






5 Haziran 2020

Battaniye örmek için izlenen filmler :)))


Soğuk kış akşamı filmleri oluyor, haftasonu filmleri oluyor, ütü filmi oluyor da neden battaniye örmek için izlenen filmler olmasın hahahaaaa :)))


Sözünü ettiğimiz battaniye olur kendileri... Battaniye örmek için uzun uzun bakışmalı dizileri izlemekten sıkılınca kendimi Türk filmlerine emanet etmek istedim. Yabancı filmleri alt yazılı izlemekten hoşlanıyorum ve alt yazılı filmlerde de gözümü ekrana dikmekten başka bir eylem gerçekleştiremiyorum malum... 

E o zaman bu elimi işte gözümü oynaşta tutabildiğim filmlerin de listesi Şebo usulü burada bulunsun istedim... Hemen kısa kısa açıklamalarla ;)



DÜNYA HALİ (2018)

Serdar (Murat Dalkılıç) tipitip bir çocuğumuz. Sırf anası mutlu olsun diye mühendis olmuş ama animatörlük ve sahne sanatlarına yönelmiş, bir de üstüne kendine güvensiz ruh halinde asıl oğlanımız. Asıl kızımız Gizem (Melis Sezen) e de deli gibi aşık. Arkadaşlarının yardımıyla kızı tavlama seanslarıyla başlayıp standart gelişme ve sonuç bölümleriyle çok da sürprizi olmayan filmimiz....

Ama Türkan ablamızın (Demet Gül) bir evi var ki her detayına ayrı bayıldım... Kuş kafesine bir bakın bence :))) Koltukları da sevdiklerimden :))) Elim işte olabilir ama ayrıntı kaçıracak halim yok herhalde...

Diğer bir ayrıntı olarak Kadıköy sokakları şahane ♥

Sonuç olarak ben de EHHHHH İŞTENİN BİR TIK ALTI  olarak kategorize edildi efenim... İzleyip izlememek tamamen sizin tercihiniz ;)


ACI TATLI EKŞİ (2017)

Murat (Buğra Gülsoy) ve Duygu (Özge Özpirinçci) çocukluklarından beri arkadaşlar. Bu arkadaşlık zamanla aşka dönüşüyor ve tabi ki romantik filmlerin olmazsa olmaz klişelerinden olan sınanma hali bu aşkta da söz konusu :) Filmi spoiler vermeden kısaca böyle özetleyebilirim...

Filmin renklerini ve enerjisini oldukça sevdim... Hele ki çocukluklarından beri benim için ne yaparsın sorusunun karşılığı için hazırlanmış kartlar beni benden aldı... Eğlenceli bir oyun bence :)) İster çocuk ol, ister ergen, ister aşık... 

Filmin ismi Murat'ın şef olmasıyla ilişkilendirilmiş ve filmi de bu minvalde bölümlere ayırmış. Tabi ki ilişkilerinin evreleri de buna göre konumlandırılmış... 

Film bir Çin filminden uyarlama, orjinali nasıldır bilmiyorum ama bu filmde fena olmamış... 

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEVVVDDDİİİMMMM.... Klişeleri iyi kotarırlarsa severim modundaysanız tavsiye ederim efenim ;)



ARİF V 216 (2018)

A.R.O.G ve G.O.R.A filmlerinin devamı niteliğinde olan filmimiz ilk sinemalarda oynadığı zaman üzerinde çok konuşulmuştu. Çok konuşulan filmlerin kaderi ya çok sevilir ya da yerden yere vurulur. Bu film de aynı kaderi yaşamıştı...

O dönemde çok izlemek istememiştim çünkü ben hiçbir zaman GORA ve AROG cu olmadım... O filmleri de bir denk geldiğimde izlemiştim... Bu film de aynı kaderi yaşadı bende...

Arif (Cem Yılmaz) ve 216 (Ozan Güven) nın maceraları bu sefer 70 li yıllara kayıyor... Ve bizi sevdiğimiz ama kaybettiğimiz değerlerle buluşturuyor... İşte bu kısmını çok sevdim... Böyle eski Yeşilçam filmlerine de güzel bir selam çakıyor.

Sadri Alışık, Turist Ömer, Ajda Pekkan, Ayhan Işık, Filiz Akın ve cağnım Zeki Müren ♥ 

Çağlar Çorumlu evet tip olarak Zeki Müren'e çok benzememiş ama ruhunu verebilmiş olmasını sevdim... Bir de Turist Ömer'e hayat veren Kerem Alışık'ın Sadri Alışık'a selam çakması ayrı bir güzellikti...

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEEVVVVDDDİİİMMMM.... Büyük kahkahalar beklentisinde değilseniz filmin yarattığı gülümsemelerden keyif alabilirsiniz bence ;)


TÜRK İŞİ DONDURMA (2019)

Gerçek yaşam hikayelerinden esinlenilmiş bir film olarak izlemeye başlayıp daha sonra takıldığım bazı yerlerde tarihçi bir arkadaşıma sorunca aslında gerçekle hiçbir alakası olmadığını öğrendiğimde üzüldüğüm bir film oldu açıkçası... 

Nice nice destansı kahramanlık hikayelerimiz varken neden böyle bir devşirme yaparlar anlamış değilim...

O sebeple bu filmle ilgili herhangi bir yorum yapmak istemiyorum. Kendimi izlememiş varsayıyorum... 



RÜZGAR (2018)

Ece (Belçim Bilgin) ve Alper ( Halil Sezai Paracıkoğlu) mutlu ilişkileri olan bir çifttir. Bir gün kapkaççı Rüzgar (Ata Berk Mutlu) ın evlerine girmesiyle birlikte hayatları değişir... Rüzgar kendine aile seçmiştir bir nevi...

Yeşilçam sinemasında Ömercik filmleri vardı hatırlarsanız... Biraz o filmleri andırıyor bu film de... Vakti bol ya da benim gibi aman oyalanayım işte modundayken izlenebilecek bir film... 7-12 yaş grubu için belki daha uygun bir seçenek olduğunu bile söyleyebiliriz...

Sonuç olarak EHHHHH İŞTENİN BİR TIK ALTI kategorisine attım kendisini :)))

Battaniye filmlerim bitmedi gerçi ama sabah yazmaya başladığım bu yazı işlerin arasına sıkışınca ancak bu seviyeye ulaşabildi...  Diğerlerini başka bir yazıda yazarım artık.

Herkese mutlu mutlu bir hafta sonu diliyorum.... Risklerin bitmediği bu dönemde yasaklar kalkmış olabilir, havada güzelleşmiş olabilir ama evde kalmak bence en güzeli der sizlere kocaman sevgilerimi gönderirim efenim ♥




2 Haziran 2020

Arzu Sapağında İnecek Var / Nazlı Eray



"Lokum 2020 Kitap Okuma Listesi" için okunmaya başlanan bir kitap daha....
Ve yeni bir tanışma kitabı da diyebiliriz...
Hatta ve hatta fantastik edebiyat türündeki ilk okuma belki de... Daha önce fantastik edebiyat türünde bir kitap okudum mu hatırlamıyorum... 

Bence bir sürü ilk :)))  Çünkü hayatımda okuduğum en absürt kitap kendisi... Bak bu da bir ilk sayılır😂

Bir sürü karakter, hepsi birbirinden ilginç.. Semra Özal'dan Kraliçe Mari Antonitte'ye... Alain Delon'dan cinci hocanın boykotçu cinlerine kadar... Skalanın genişliğini ve absürtlüğünü hayal edebildiniz mi? 

İlk birkaç bölümde Şebo zaman kaybediyorsun, gel bu kitabı okuma dese de iç sesim, engel olunamaz bir şekilde bu saçmalıklar zinciri beni çekti... Aslında bu çekimin; 1989 yılında yazılan bu kitabın öpücük ışınlanması ile 2020 senesine gelmesi ile çokça alakası var diyebilirim... 

Evet bizim yıllar yıllar sonra acaba hayatımızda ne değişiklikler olacak hayalini sevgili Nazlı Eray o yıllarda 2020 üzerinde kurmuş ve ne tesadüf ki ben kitabı bu sene okuyorum... 

Burada sevgili yazarımıza seslenmek istiyorum, okumayacağını bile bile... Maksat içimde kalmasın :))

Sevgili Nazlı Hanımcım; 
Sizin de anladığınız üzere insanoğlu henüz çok aşamamış kendini 2020 yılında... Öyle ne yürüyen kaldırımlarımız var henüz, ne de içtiğimiz sigaraya göre çeşitlenen ruh halimiz... O rüya makineleri icat edilince hayatımıza ne şahanelik katar bilemiyorum tabi... Herkesin kirli çamaşırları dökülür sadece ortaya... Mışşş gibi yaşayan bir toplum olduk sonuçta... Bu sene hayatımızın içine virüsler etti.. Boykotçu cinler bu duruma okuyup üfleselerdi keşke... Ya da astronot Abidin çözebilir miydi ki?

Sonuç olarak çok eğlenceli bir kitap olmuş, bu kadar saçma sapan karakter kurgunun içine bir şekilde konumlandırılmış ve okurken bu konu nereye bağlanacak diye de merak uyandırılmış... Öyle kolay kolay 1 günde kitap bitirenlerden değilimdir ama bu kitap 1 günde bitti, gitti...

Yazarın diğer kitapları da bu minvaldeyse, çerez niyetine okurum bir kaç kitabını daha sanırım... Sonuçta sık sık kafa dağıtmaya ihtiyacım oluyor bu aralar....

Söyleyeceklerim bitmiştir efenim... Arzu sapağında ineyim ben artık 😉



15 Mayıs 2020

Kaç Zil Kaldı Örtmenim / Filiz Aygündüz


Bu kitap sevgili Esra'nın "Lokum'un 2020 Okuma Listesi" meydan okumasındaki 10. maddedeki "içinde okul geçen kitap" teması için seçtiğim kitap... Aslında uzun zamandır alışveriş listemde bekliyordu. Almak ve okumak bu zamana kısmetmiş ♥



1995 yılında geçiyor kitabımız.... İstanbul'da korunaklı hayatında etrafında olan bitenden habersiz yaşayıp giden bir genç kızın Silvan'a atanıp Hoca'nım olarak yaşadığı bir seneyi anlatıyor.... Kitabı tek kelimeyle özetleyin deseler bu cümle yerinde bir tanımlama olur sanırım...

Doğu'ya yeni atanmış bir öğretmenin gözleriyle o dönem atmosferine bakmak ilk başta çok hoşuma gitmedi... Sanki eksik bir his vardı da koca koca bilindik laflarla bu his kapatılmaya çalışılıyor gibiydi... Siyasi dilden uzaklaşmak için çabalıyor ama o dönemde yaşanan Türk-Kürt meselelerinden kaçamadıkça bir yapaylık geliyordu sanki anlatımına... Tabi ki bu ilk hissiyatım...

Sonra çocuklar girdi... Her biri çakmak çakmak, ayrı bir hikaye gibi...

Sonra sonra Mehmet Bey'in, Mehmet Hocanın, Mehmet'in girmesiyle çok keyifli bir hal aldı benim için... O güzel aşkları... Hayalleri... Korkuları... Ve en çok da Mehmet'in koca gönlü ♥ Su gibi aktı gitti...

Evet bu kitapta benim en sevdiğim Hoca'nım dan çok Mehmet Hocaydı... Bu hikayenin en özel kahramanı bence... Ve keşke dedim insanlar kendilerini bulurken bu kadar incinmeseler, incitmeseler...

Ve kendime not; Dicle ve Fırat iyi ki doğmuş doğmasına da Zilan ve Mervan olabilseydi keşke...

Ve tabi ki çayı karla demleselerdi hep....


* Dağlı göğsüyle, şehirli gözüyle ısınırmış.

* Dilin yoksa yalnızmışsın meğer.

* Her birimiz anlaşılmak istiyorduk, iki dili birbirine ekleyip. Bir de gözlerimiz...

* Soruların kapısını sıkıca kapatınca rahat ettiğimi fark ettim.

* Silvan, gözümde büyüttüğüm insan modellerini de değiştirmişti. Kimse "mutlu" bir insan kadar şaşırtıcı gelmiyordu.

* Muhatabın karşında yoksa, gördüğünü suçluyordun.

* Günlerin hepsi birbirinin aynıydı. Biz bir anlam verirsek değişiyordu.

* Diyarbakır'da mahallenin delikanlısına sevdalanan kızlar gibiydim. Bir tek pervazında kömür, limon ve kuru ekmek eksikti penceremin; anlamları aynıydı ve bendeydi: Limon gibi sarardım, kömür gibi yandım, seninle kuru ekmeği bölüşmeye razıyım.

* İnsan kapısını sıkıca kaparsa, sorulara boğmazsa kendini, alışıyordu her şeye.

* Bir çırpıda anlatılırsa, daha mı az acı verir bazı hikayelerin sonları? Ondan mıdır soluk soluğa bitişi...

* Bazı geçmişler, bazı lafları kaldırmaz.





14 Mayıs 2020

İzlediğim diziler ♥



FEUD (2017)

8 bölümlük mini bir dizi Feud ve gerçek yaşam öykülerinden yola çıkılarak çekilmiş...
Efsane oyuncular Bette Davis (Susan Sarandon) ve Joan Crawford (Jessica Lange) arasında yaşanan ezeli rekabeti anlatıyor...

Her iki aktrisin meslek hayatlarında ulaştıkları  zirveden sonra yaşlarının kemale ermesi sebebi ile inişe geçtikleri dönemi anlatmış dizi... Özel hayatlarının çalkantıları da var tabi ki... Aslında her ikisi de yalnız ve sorumlulukları olan kadınlar ama o hırs yok mu o hırs.... Savaşta her şey mubah derler ya bunlarda da o cinsten....

Bir de üstüne birlikte rol aldıkları "What Ever Happened to Baby Jane?" filminin Oscar törenlerinde  her ikisininde aday olması ile birlikte ortalık epey karışır... Bu durum bana o dönem oscarlarının perde arkasını yansıtarak keyfime keyif katar tabi ;)

Yaşadıkları bu rekabet komik durumlara da sebep olmuyor değil... Ben bazı sahnelerinde çok eğlendim... Mesela bir sahnede Crawford kendisini taşımak zorunda olan Davis'e zorluk çıkartmak için ceplerine taş doldurur :))) Akabinde Davis, Crawford'a atacağı tekmenin dozunu arttırır ve bu 6 dikişle sonuçlanır...  Yok canım o kadar da değil demeyin, google amca doğru olduğunu söyledi bana ;) İlk tepkim benim de öyleydi çünkü...

Dram ve biyografi tarzından hoşlanıyorsanız bu diziyi de seveceğinizi düşünüyorum. Özellikle Susan Sarandon ve Jessica Lange oyunculukları o kadar iyi ki... 8 bölüm boyunca gözümü bile kırpmadım diyebilirim...


Sonuç olarak ben bu diziyi SEEEEVVVVDİİİMMMMMMM ve eğer siz de bu türden hoşlanıyorsanız kaçırmayın derim.

Bu arada dizinin 2. sezonu İngiliz kraliyet ailesindeki rekabeti konu alacak ve onayı alındı dense de sanırım sekteye uğramış ve raftan kaldırılmış. Zira çekilecek olsa 2017 den bu yana çoktan çekilirdi.... Bu da son notum olsun :)


YOU (2018-2019) 2. SEZON

Bu dizinin ilk sezonunu geçen sene izlemiş ve çok sevmiştim.... İkinci sezon yayınlanır yayınlanmaz da seyretmeye başladım hemen....

Bu sezonda Joe (Penn Badgley) yeni bir aşka ve yeni bir maceraya başlıyor... Candace'den sonra  Love (Victroria Pedretti) 'da aynı hataları yapmamakta kararlı olan Joe başarabilecek mi tabi ki izleyince göreceksiniz :)))

Sapkın aşık Joe'nun ilk sezondaki halini sevmek ve nefret etmek arasında ikilemde kalsam da bu sezon kanım daha çok ısındı kendisine... Dizinin 3. sezonunu sabırsızlıkla bekliyorum ;)

Her sezon 10 ar bölümden oluşuyor. Ve peş peşe sürüklüyor...

Sonuç olarak ben bu sezonu da SEEEEEEVVVVVDDDİİİİMMM, izlemediyseniz hala izlemenizi tavsiye ederim...





ATİYE (2019)

Hakan Muhafız'dan uzak durmuştum ama Atiye'ye kayıtsız kalamadım itiraf ediyorum... Sebebi konusunun beni biraz daha çekmesi, bir de şu Netflix işin içine karışınca bizim Türk dizileri ne menem bir hal alıyor görme merakı... Bu arada sakın Türk dizilerine çamur attığım sanılmasın, eline su dökülemeyecek ruhta dizilerimiz var nihayetinde....

Atiye (Beren Saat) spiritüel yanı baskın bir ressam...  Her resimde aynı sembolün farklı şekillerini çizen ressamımız çizdiği sembolün Göbeklitepe'de bulunan bir sembolle aynı olduğunu gazetede görünce hemen Urfa'ya gidiyor. Burda da yolu sevgili araştırmacı hocamız ve aynı zamanda da Göbeklitepe kazısının başı Erhan (Mehmet Günsür) ile kesişiyor... İkilimiz bazı izlerin peşinde giderek hem geçmişlerini hem de kendilerini bulma yolunda ilerliyorlar...

Bu diziyle ilgili çok şey yazılıp çizildi... Eleştirenler, yerlere göklere sığdıramayanlar gibi gibi... İşin gerçek tarafını söylemek gerekirse bazı eleştirileri ben çok gereksiz buldum. Evet sevmemiş olabilirsin, tercihlerin arasında değildir ama bu kadar yerden yere vurmanın bence çok da anlamı yok... Neyse geçelim bu konuyu, bazen bak ben de gereksiz konuşabiliyorum :)))

Ben en çok Cansu karakterine hayat veren Melisa Şenolsun'u sevdim galiba dizide... Tatlı şımarık küçük kız kardeş rolünde gayet iyiydi...

Bu dizide diğer bir sevdiğim şey ise olaylar ile birlikte tarihi zenginliklerimizin sergilenmesiydi... Göbeklitepe'yi gezmeyi çok istedim... Nemrut şahaneydi... Aslında dağdaki yeniden doğuş sahnesi de gayet yerindeydi...

İlk sezon 8 bölümden oluşuyor. Gelecek sezon ne zaman yayınlanır bilmiyorum ama sonuç olarak ben bu diziyi de SEEEEVVVVDİİİİMMMMMM ;)

Şebo bu aralar izlediği tüm dizileri seviyor galiba :)))

11 Mayıs 2020

Nisan İnstaları ♥


Nisan karantina ayıydı...
Evden dışarı çıkmadım hiç  market dışında ...
O da sanırım 2 kereydi...
İlk zamanlar uyum sağlayamasam da bu duruma şimdilerde alıştım iyice...
Evimde yaşamayı daha çok sevdim bu dönemde...
Evde neler yapmışımın toplu gösterimi olsun bu insta seçmeceleri ;)



Balkonumun prensesi artık hiç şaşmıyor 😍 
Bu dönemlerde üstü pıtır pıtır hep ❤️ 

Yine çiçek açtı gözümün çiçeği


Bugün 23 Nisan, hep neşeyle doluyor insan 👏👏❤️🎊🎊 

Bugün 100. yılımızın onuruna balkonlarda buluşuyoruz ♥


İnanıyorum vallahi :))
O huzura erdiğinde beni de huzura erdirecek biliyorum :)))


Yumurta kapama sevenler elime mum diksin ;)


Şu sebze kurutma zımbırtısını çıkartanın ellerinden öpüyorum ♥
Onda kurutup biraz havalandırıyorum ve genellikle kavanozlara yerleştiriyorum yeşilliklerimi...
15 gün rahat dayanıyor..
Ben de vicdan azabı çekmiyorum böylece ;)


Sabah kahvesini daha yeni içebiliyorum desem 😳 
Azıcık başım tuttu gerçi ama pc başından kalkamadım bugün. 
Saat olmuş 5 ben daha akşam yemeğinde ne yiyeceğimizi bile planlamadım kafamda. 
Sıkışınca dışardan pizza söylemek nasıl bir lüksmüş 😞 
Neyse elime ne geçerse içine koyacağım bir yemek yapayım da bizim ev ahalisi azıcık söylensin bana 😂😂😂 
Diyeceklerim şimdilik bu kadar, herkese iyi akşamlar 😘😘 

Bizim evin halleri 
Karantina bilmem kaçıncı gün
Ne bulduysam koydum yemeği yapanlar elime mum diksin ;)


Oytun'a level atlatma çabalarında bu bölümde accuk sınıfta kaldı ama olacak o kadar...
Sonuçta ben de sevmem ütüyü...
O da sevmek zorunda değil...
Ama sıkışınca ütülemek zorunda hahahaa :))


Ne zaman balkonu yıkasam istisnasız geliyor :))
Çıl-dır-mıy-cam 


Balkonda güneşlenmeyi sevdik biz bu karantina da ♥


Hani şu ilk sokağa çıkma yasağı ilan edilip gece yarısı marketlere doluşulan günün sabahıydı...
Ve ben çoktan markete gitmiştim :))
Hoş gitmemiş olsam da açlıktan ölmezdim 2 gün ;)


Erkekler bazen mutfakta biz kadınlardan daha başarılı olabiliyorlar...
İçindeki cevheri çıkarmasını ve bir daha mutfağa yemek yapmaya girmemeyi umuyorum...
Bir gün olacak biliyorum ;)


Güüüünaaayyydddııınnnn ☀️ 
Derse ve işe başladıysak mutlu haftalar diyebiliriz bence. 
Bu hafta güzel sürprizlerle gelsin hepimize ❤️ 

Karantina günleri
Güzel günlere uyanacağız
Biraz daha sabır


Terapi saati ♥

10 Mayıs 2020

30 Gün Şarkı Meydan Okuması Bölüm #4 ve The End



İçinde anne sevgisi ve vicdanı barındıran, koruyan, kollayan, karşılıksız seven herkesin anneler günü kutlu olsun ♥ İyi ki varsınız :)

Bu güzel günümüz de şarkılı türkülü geçsin...


22- Adı uzun olan bir şarkı;

İkiye On Kala / İyi ve Güzel Kadınlar Hep Ağlar

Listemdeki en uzun isimli şarkı buydu; İyi ve Güzel Kadınlar Hep Ağlar... Hoş bu grubun çoğunlukla şarkı isimleri uzun uzun, ama ben bu şarkısını daha çok seviyorum ♥


23- Sahilde dinlenecek bir şarkı;

Sertab Erener / Kumsalda

Bu sene deniz yüzü görüp göremeyeceğimiz bile kesin değil ama hayallerimde bu şarkıyı söyleyerek kumsalda uzanasım var benim :)))


24- Bütün gün aklına takılan bir şarkı;

Aşkın Nur Yengi / Ay İnanmıyorum

Geçen hafta Oytun'la atışırken aklıma gelip bu şarkının nakaratını söylemiştim ona ay inanmıyorum diye... O günden bu yana dilimde... Diğer sözlerini hatırlamıyordum, bak şimdi uzun uzun söylerim :))


25- Farklı bir dilde şarkı (Hadi bunu İngilizce ve Türkçe dışı yapalım)

ZAZ / Que Vendra

Tabi ki Fransızca ;)
Fransızca şarkılar sanki ayrı bir güzel...
Bu kadının da hemen hemen tüm şarkılarını seviyorum sanırım ben... Ses tonu oldukça etkileyici.. Enerjisi hep pozitif geliyor bana...


26- Uyumana yardımcı olan bir şarkı;

Böyle bir şarkı yok desem :) Hiçbir şarkının beni uyutmamasından dolayı değil ben halay müziğinde bile uyuyabilirim... Yeter ki uykum olsun ;)


27- Şu an nasıl hissettiğini anlatan bir şarkı;

Pinhani / Dön Bak Dünyaya

Bir taraftan endişeliyken bir taraftan da içim kıpır kıpır...
Sanırım şu karantina günlerinde kendimi, çevremi irdelediğim bir dönem  dahaolmadı...
Neden bilmem bu şarkı geldi şimdi de aklıma...
Ve yeni klip çektiklerini fark ettim...
Bence şahane olmuş ♥


28- Eskiden nefret ettiğin ama artık sevdiğin bir şarkı;

Kalben / Haydi Söyle

Bu şarkıyı hiç sevebileceğimi düşünmemiştim mesela ben... Ama inanılmaz bir yorumla aşık oldum işte ♥


29- Romantik bir buluşmada çalınacak bir şarkı;

Fikret Kızılok / Sevda Çiçeği

Romantik buluşma zamanlarını geçeli çok oldu... Ama bak eski zamanlardan bir şarkı bırakayım ben buraya ;)

30- Bizle paylaşmak istediğin bir şarkı;

Can Bonomo/ Sen Bunları Duyma 


Şarkı güzel de klibi daha çok hoşuma gidiyor bu şarkının...
Belki sizin de hoşunuza gider dedim ;)




9 Mayıs 2020

30 Gün Şarkı Meydan Okuması Bölüm #3


Araya başka meydan okumalar girince şarkılarım yarım kalmıştı... Nisan bitti gerçi ama devam etmemde sakınca yok bence... Hem daha filmlerle meydan okuyacağım ;)

Sevgili Öneri Makinesi düzenlemişti bu meydan okumayı. Hala eğlenmek için katılabilirsiniz bence ;)

Kaldığım yerden devam edeyim ben de...

16- Adını sevdiğin bir şarkı;

Adamlar / Koca Yaşlı Şişko Dünya

Bu şarkının ismine de kendine de ilk gördüğümden beri bayılıyorum. Koca yaşlı şişko dünya diye şarkı yapmak nereden akıllarına gelmiş bilmem :))))


17- 17 yaşında olmak hakkında bir şarkı;

Ajda Pekkan / 17 Yaşında

Biraz eskilere gidelim bu sefer ;) Ahhh Ajdacım ahhh ♥


18- Sana birini hatırlatan bir şarkı;


Yonca Evcimik / Yine Yeşillendi Fındık Dalları

Yoncimik bu şarkıyı söylemeye ilk başladığı zamanlar kardeşim beni deli ederdi... Avazı çıktığı kadar hiç susmadan söylerdi... Bitmeyen şarkı koymıştum adını :))

Kardiş kulakların çınlasın ♥

19- Öfkeli olmak hakkında bir şarkı;


Doğukan Monça-Tuğba Yurt / Sakin ol

Öfkelenmeyelim, sakinliğimizi koruyalım bence :))) Hşşşt Hşşştttt sakin ol ;)


20- Adı akronim olan bir şarkı (Biraz araştırma isteyen bir bölüm:));

Bak yeni bir kelimeyle daha tanıştım. Efendim ekşide kısaca şöyle anlatmış bir yazar;

"Bir kaç kelimeden oluşan bir terimde majör sözcüklerin ilk harflerini yan yana getirerek yapılan kısaltma. Terimdeki "and", "of", "ve" gibi bağlaçlar genelde dikkate alınmaz, söyleniş kolaylığı ve yeterli sayıda sesli harf sağlasın diye ilk harf yerine ilk bir kaç harf kullanıldığı  da görülür."

Bu şekilde ismi olan hiç şarkı gelmedi aklıma, dolayısıyla izninizle pas geçtim bu maddeyi...


21- Gecenin 3'ünde dinlediğin bir şarkı;


Sezen Aksu / Ne yapayım Şimdi Ben?

Gecenin bir yarısı hangimiz Sezen dinlemedi ki... Hele benim gençliğimde.... Sezen ile yatıp Sezen ile kalktığım zamanlar çok oldu..... Bu şarkısı değildi belki ama seçim yapamadığım için ben en son youtube a yüklediği şarkıyı koydum buraya ;)


Bugünlük bu kadar olsun... İçinizi müziğin ezgilerinin sıcacık kapladığı bir gün diliyorum herkese ♥

8 Mayıs 2020

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi / Ayfer Tunç




Çok keyifle okuduğum bu romanı nasıl anlatacağımı bilemeden yazının başına oturmuş bulunmaktayım. Hadi hayırlısı 😉

Ayfer Tunç'un dilini seviyorum. Suzan Defter kitabı ilk göz ağrılarımdan ve hatta en sevdiğim kitaplarından... Onun yerini bir başkası dolduramaz hissiyatımı bambaşka bir şekilde anlatımıyla sağolsun tokatlamayı başardı...

Bu kitap sanırım 1,5-2 senedir başucumda okunmayı bekleyenler arasında.... İsmi değişik gelmişti, bir de indirimdeydi ve üstelik Ayfer Tunç kitabıydı derken alıp bu kadar kalın bir kitabı (ki kendisi 515 sayfa) işyeri-ev ve bilumum yerlerde elimde dolaştırma zorluğundan dolayı bekletip duruyordum... Bu karantina sürecinde madem evdeyim, sürünecekse evde sürünsün hissiyatıyla başladım okumaya...

Kitaba başlamamla birlikte ilk şoku yaşadım... İlk 30 sayfada rahat 25-30 karakter önüme yığılıverince ne oluyor diye şaşaladım ve içimi ben bu kitabı bu kafayla bitiremem hissiyatı kapladı... Birbiriyle bağlantısız gibi gözüken ama eninde sonunda birbiriyle bir bağlantısı olan insanlar yığıldıkça gözlerim faltaşı gibi açıldı... Kitabı okuduktan sonra internette bu kitap neymiş, nasıl yazılmış diye gezinince meğerse  "karnavalesk" türünün Türk Edebiyatında ilk örneğiymiş. Ve ben bu türü ilk defa duyuyorum...

Okumaya devam ettikçe bu kalabalık karakterler hoşuma gitmeye başladı. Tabir-i caizse sanki yazar karşıma oturmuşta laf lafı açıyormuş hissiyatında daldan dala atlıyorduk beraber... Hiç bir karakter üzerinde çokça durmayıp bilmem gerektiği kadarını bana aktarıp diğer kişiye geçiyor ama bu geçişte hiçbir kesiklik olmuyor gibi...  Kitabın ritmi bir an olsun bozulmuyor anlayacağınız...

Üstelik zaman dilimi de o kadar geniş ki... Kitabın arka kapak yazısında dediği gibi; "Mekan ve zaman sınırı tanımayan, bir ucu 19. yüzyılda, bir ucu günümüzde yazınsal bir Türkiye paranoması."

Tüm bu karakterlerin yolu bir şekilde Karadeniz'in o küçük kentinde hem denize nazır hem de kör duvarlarla denize sırtını dönmüş o Ruh Sağlığı Hastanesi ile mutlaka kesişmiş... En büyük ortak noktaları bu...

Yazının başından beri karakter bolluğundan bahsediyorum ya bir ara üşenmedim saymaya kalkıştım ve 100 lü rakamları aştığımda vazgeçtim... Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki rahat 250-300 karakter vardır bu kitapta... Aslında kitabın sonunda tüm karakterleri, tüm mahalleri hangi sayfada konusunun geçtiğine kadar listelemişler. Ama onu bile saymaya üşendim işte :)

Ancak beni asıl kendisine hayran bırakan kısım finalidir. Merak etmeyin spoiler vermeyeceğim... Tüm kitap boyunca birbirinden farklı bir sürü insanı tanımışken öyle bir kurguyla finalde çoğunluğunu bir araya getirip öyle bir selam çakmış ki yazar, ağzım açık okudum...

Sonuç olarak diyorum ki şu günlerde fırsatınız varsa okuyun, hatta dönüp dolaşıp bir kez daha okuyun... Ben şahsen öyle yapacağım... Araya biraz zaman koyup tekrar başa sarmak istiyorum. Biliyorum ki kaçırdığım birçok ayrıntı vardır...

Çok sevdiğim bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum efenim... Okuyunuz, okutunuz ;)

Bu arada hemen bir dip not; bu kadar sevdiğim bir romanda altını çizdiğim tek cümle olmaması beni şaşırttı. Eminim sizi de şaşırtacaktır. Bu sebeple altıçizililerim kısmı eksik kaldı bu sefer ;)