19 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #19


Bugün blog maceramızla ilgili bir konu var meydan okumamızda...

En merak edilenlerden, baştan beri blog maceranı dinlemek isterim demiş Ezgicik ♥

Bir çok defa yazdım bunu aslında... Hatta bu konuyla ilgili başlı başına bir mim yapmıştım (burada). Ben o yazımı aynen kopyalıyorum efenim bugün ;)

Ben blog yazmaya başladığımda bloglardan bihaber bir ana kişisiydim...
Kendime göre sosyaldim de ama realite sosyallikten bahsediyorum...
Bir facebook hesabım bile yoktu anacım :)))
Tek internet gerçeğim sonunda mynet ve yahoo olan mail adreslerimdi....

Şimdi düşününce bak komik geldi....

Kardeşimi Amerika'ya göndereli 3 sene olmuştu...
Oğlum 3,5 yaşındaydı...
Msn den görüştüğümüz kadarıyla birbirimize yaşadıklarımızı anlatıyorduk...
Yada telefonda bikaç lakırtı...
Bir gün ne oldu bilmiyorum ama, "abla beee ben bu çocuğun büyüdüğü anları kaçırıyorum" dedi...
Haklıydı...
Bizim anlattığımız kadarıyla ya da geldiğinde 3-5 sayılı günde gördükleriyle biliyordu çok sevdiği paşasını...
Fotoğraf göndermekle olmuyordu bu iş...

Bazı blogları okur takip edermiş kendince...
Bak dedi birkaç link mail attı bana...
Eski bloglardan Tanya, Tuğba ve Defnenin, şimdi ismini hatırlamadığım birkaç blog vardı içlerinde...
Uzun uzun okudum onları...
Sevdim yazdıklarını...
Şimdilerde sadece Tanya yazıyor aralarında...
Gitti birçoğu çeşitli sebeplerle yada sebepsiz....
Sen de yazabilirsin diye kardeşcağızım şevklendirdi beni...
Olurdu olmazdı derken ilk blog yazımı "oytunca" olarak yazdım :)

Çok amatörce (hoş hala öyleyim) oraya yazıp dökmeye başladım...
Kardeşim okusundu ilk amacımız...

O zamanlar aneymmmm o kadar çok kişiye söylemişimki ben blog yazmaya başladım diye, sanırsın dünyanın en önemli işini yapıyorum :)
Baktım bazı şeyleri rahat yazamıyorum...
Yavaştan, sessiz sedasız "Oytunla Hayat" a transfer ettim kendimi...
Ve başladı kendi kendime takılmacalarım...

Sonra sonra çok sevdiğim insanlar tanıdım burda...
Yazamadığım zamanlarda özlemeye başladım buraları...
Amaç oğlum ve kardeşimdi ilk önceleri...
Sonra sevgi yumağı oldum bu mecrayla :)

İşte benim blog hikayem böyle...
Bir kaç ay sonra dolu dolu 7 yıl bitecek... (Şu anda 11. senemdeyim)
Daha ne kadar yazarım bilmiyorum ama bana sanki ömrümün sonuna kadar yazarmışım gibi geliyor şu anda...
Şimdilerde nasıl oğlumu çekiştiriyorum burda, daha torunlarımı anlatacağım inşallah size :)))
Bu neyin kafası Şebo demeyin hiç bana...
Ben sevdim mi böyle seviyorum işte :))))
Pazara kadar değil anacım mezara kadar ahahahaaaa :))))





18 Şubat 2019

Şebonun Gevezelikleri #5 ve 28 Gün Meydan Okuması #18


Bir haftadır donuyoruz... Dün biraz nefes aldırdı güneş ama bu hafta yine yeni bir soğuk hava dalgası geliyor diyorlar. Üstelik kar olma ihtimali de söz konusuymuş. Bir bahar gelse de rahatlasam modundayım artık.


Şu şeker patlatma oyununu oynamayacağım diye söz vermiştim kendime geçenlerde. Ama ben ne yaptım, bu hafta onu bozdum hahahaaaa :))) Saçma salak bir şekilde her gece sınırsız can kazandım üstelik ve deli gibi uykusuz kaldım. Hayır her seferinde de kendime kızıyorum ama yok tutamadım kendimi... Bu hafta yine ceza verdim kendime ama bakalım uyabilecek miyim merak ediyorum 😂😂 Kendime güvenemiyorum bu konuda :))


Bu hafta sonu inanılmaz bir trafik vardı... Cumartesi-Pazar çeşitli okulların bursluluk sınavları vardı. Sınav heyecanını yensin, deneyim kazansın azıcık diye okuldan okula sınava gittik. Kıyamam o içeride ter dökerken biz iki anne de tavla gibi ulvi bir oyun oynadık 😂😂

Azıcık kahve buluşmaları, azıcık alışveriş, azıcık kafa dağıtmaca derken koskoca hafta sonunu yedim bitirdim... Evi toparlamak bir yana yemek bile yapmadım. Bu hafta açız anlayacağınız :))



Bugünün meydan okumasında konu;

Evet bugün yaratıcı günümüz, bugün blogun için yeni bir seri başlat.  Bu yazı ilki olsun ve elinden geldiğince her ay devam ettirmeye çalışabilirsin mesela...

Bak tam da her Pazartesi yazdığım "Şebonun Gevezelikleri" serisine denk geldiği için bu konu tembellik yapıyorum ve 2019 da başlattığım bu seriyi, bugünkü meydan okumaya ithaf ediyorum... Yeni bir seriye başlayacak gücü de fikri de bulamadım arkadaşlar ;)



Mutlu haftalar, kendinize iyi bakın ♥

17 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #17


Takıntı denmez belki ama, bazı eşyalara takılırız eskise de hep onları kullanırız ya, var mı senin de böyle takılıp kaldıkların?

Bugünkü konumuz takılıp kaldıklarımız evet....
Şöyle düşündüm de öyle çok takılıp kaldığım bir eşyam yok gibi... Ya da herşeye takılıp kalıyorum, vazgeçemiyorum hahahaaa :))

Bak belki sorunun tam yanıtı değil ama ben mutfak eşyalarımdan vazgeçemiyorum :)))


İlk evlendiğim yıllardan tabağım çanağım hala duruyor benim. Üzerine yenileri eklenebiliyor ama ben onlardan vazgeçemiyorum... Kırılması lazım evden gitmesi için :))

Hatta bazen bıkıyorum usanıyorum her gün görmekten ama yok veremiyorum/atamıyorum. Takım bozulsa dahi... Bir plan geriye gidebiliyor rafta ama yok olamıyor...
Mutfakta dolaplarımın içi çakılı o sebeple...
Bak arada ofiste kullanabileceğim gibiyse ofise getirebiliyorum. O da bir vazgeçiş değil sanırım....
Kupam çatlıyor, saksı yapabiliyorum... Ya da çekmece içi dağınıklığına çözüm buluyorum onlarla...

Bak çok feci yüzleştim kendimle :(( Bu konuyu kapatalım en iyisi...

Mutlu pazarlar ♥

16 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #16


Yine bir liste günü, herhangi bir konuda 10 maddelik bir liste hazırla. Artık konu sana kalmış.

Dün bu soruyu gördüğümden bu yana düşünüyorum. Ne listesi hazırlayabilirim diye... İnanın aklıma ufacık bir şey gelmedi :)))

Bir ara alışveriş listesi mi acaba dedim, sonra Şebo alışveriş yasağı koydun kendine, alışveriş yapma isteğine blogu alet etme, çok ayıp deyip vazgeçtim... O andan itibaren de çözümsüzüm... Daha doğrusu çözümsüzdüm şu ana kadar...

Sonra aklıma eğlenceli bir konu geldi... Evdeki ergen hahahaaaa :))
Anneliğim boyunca hiç kimse kusura bakmasın ama en zorlandığım dönem bu erken ergenlik ve dibine vurulmuş ergenlik dönemi. E hal böyle olunca kendime göre ergen kullanımına yönelik bir liste hazırlayayım dedim :)))

Şşşşttt pşşşttt diyeceklere baştan söyleyeyim bu liste bilimsel hiçbir veriye dayanmamakta ve tamamen kendi annelik deneyimimle eğlenme amaçlı hazırlanmıştır. Hadi başlayalım eğlenmeye ergen kullanma kılavuzuyla ♥



* İlk belirti tüylenmeyle başlıyor aman dikkat. O pürüzsüz, yumuşacık teniyle ay parçası gibi olan çocuğunuzun orada burada tüyleri çıkmaya başlıyorsa uçurum size doğru koşmaya başlayacak, hazırlayın kendinizi... Hele kılsız bir vücut hayal eden bir çocuğunuz varsa anırarak ben bu kılları istemiyorum anırmalarına karşı kulağınıza tıkaç bulundurabilirsiniz yanınızda. Ama merak etmeyin belli bir süre sonra alışıyor, azıcık sabır...

* Ergenler her şeyi bilir siz hiçbir şeyi bilmezsiniz. Sizin söylediğiniz her şey yanlış ama sümüklü arkadaşının her söylediği doğrudur. Sakinliğinizi koruyun anacım, inatlaşmayın. Gerçekleri burnuna sokma hakkına sahipsiniz ama :)

* Evdeki kapıları kaldırın, camları koruma altına alın, bilumum tekme atılacak objeleri yere sabitleyin savrulmasın. Haliyle siz böyle yapınca evdeki erken ergenin çarpılacak bir kapısı, ulaşamayacağı camları, havada uçuşan minderleri, kilimleri dolayısıyla hiçbir şeyi olmayacak. Hanenize galibiyet skoru yazabilirsiniz böylece :))))

* Bu ergenler biliyorsunuz el kol koordinasyonu sağlamıyorlar fazla gelişmişlikten. Sakarlaşıyorlar. Antikalarınızı, kıymetli eşyalarınızı müze kıvamında korumaya alabilirsiniz. Ergenler dokunamaz gibi uyarı levhaları koyabilirsiniz mesela.. Ya da çevresini direkt elektrikli tellerle çevirebilirsiniz. Çarpılsın şoparlar :)))

* Erkeklerin sesleri kalınlaşıyor, değişiyor biliyorsunuz... Bir sabah kalktığınızda sesleri duyup eve bir hırsız çetesinin girdiğini sanıp paniklemeyin. Konuşan sizin ergeniniz. Çok sesli koro kıvamında dengesiz ses kümelerinden korunmak için yine bir kulak tıkacına ihtiyacınız var. Bu kulak tıkacı meselesi önemli, ergenlikteki demirbaşınız,  iyi bakın ona...

* Acayip acayip müzikleri yüksek sesle dinlemelere başlıyorlar... Bir de seslerindeki çatlaklara aldırmadan avaz avaz şarkı söylemeyi başlamıyorlar mı oyoyoooyyy diyorum... Odasının duvarlarına ses yalıtımı yapın diyeceğim ama çok maliyetli. Evin bodrumuna karton yumurta viyollerinden izoleli bir kutucuk yapın, müzik dinleme seanslarında oraya kilitleyin ergeninizi :))))

* Çemkirmek, atarlanmak en başlıca özelliklerinden bu dibine vurulmuş ergenliğin. Alttan almak, bıcır bıcır sevgi sözcükleri etrafa saçmak onların azgınlık seviyesini ikiyle çarpıyor. Ondan bir gıdım fazla atarlanmanız işi çözüyor ve kedi gibi pısıyorlar. Eğer kedi pısması vaziyetine 50 sn ye kadar hala geçmediyse atarlanma volümünüzü bir seviye yukarı çıkartın.

* Vücutlarındaki dengesizlikleri ruhlarına da vuruyor bu ergenlerin. Kahkahalarla gülerken birden ağlama efektine geçebiliyorlar. Bu gibi durumlardaki en güzel hareket 2,5 yaş ergenliğinde yaptığımız gibi onları görmezden geliyoruz. Totomuzu dönüp gidiyoruz.

* Sivilceleri var bir de. Oğlum/kızım oynama iz kalacak suratında dedikçe oynuyorlar bu tipler. İlk önce İlyas Salman fotoğrafıyla ikna etmeye çalışın. E onunla da olmuyorsa mecbur çekeceksiniz tırnaklarını hahahahaaa :)) Tamam tamam burası azucuk fazlaydı. Bandajlayın tırnaklarını yolamasın suratını :P

* Evet geldik son maddeye... Sevin anacım bu ergenleri... Çok zor doğurduk, çok zor büyütüyoruz bunu unutmayın... İki gün sonra yuvadan uçup kendi kanatlarıyla da uçacaklar... Kalacağız cascavlak öyle... Sevgi her derdin merhemi inşallah maşallah... Atlatacağız hep birlikte bu dönemi ♥

Hadi kendinize de etrafınıza da iyi bakın der kaçarım ben :))

15 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #15


Bugün araştırma günündeyiz.

En çok  merak ettiğin bir şeyi araştır, iyice öğren bize de anlat. Bilgileri paylaşalım belki başkasına farklı bir şekilde temas eder ne dersin?

Benim Oscar merakımı biliyorsunuz. Son senelerde ilgimi çeken aday filmleri izlemeye çalışıyorum, tahminlerde bulunuyorum. Peki bu Oscar neyin nesi bir bakalım mı hep birlikte...


Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisinin ilk oluşumu 1927 yılında başlamış.


İlk fikri ortaya atan Metro-Goldwyn-Mayer stüdyolarının sahibi Louis B. Meyer. Başarılı film, oyuncu ve yönetmenlere ödül vererek sektörü canlandırmak amacıyla bu fikri ortaya atmış. Sinema dünyasının ünlü isimlerinden oluşan 36 kişilik bir grupla çalışmalara başlanmış.


Organizasyonun ilk başkanlığını Douglas Fairbanks yaptı.
2017 den bu yana ise başkanlık görevi halihazırda John Bailey'de..


İlk Oscar töreni 1929 un Mayıs ayında gerçekleşti ve ilk ödüller dağıtıldı. O yıl ödülleri kimlerin alacağı 3 ay önceden duyurulmuştu. Ertesi yıl Akademi ödülleri gizli tutmaya başladı ve basın yayın kuruluşlarına o gece saat 11 de yayınlanmak üzere ödülleri bildirmeye başladı. Ancak 1941 yılında bir gazetenin ambargoya uymayarak ödülleri 1 gün önce duyurması üzerine şu anda uygulanan zarf sistemine geçildi.

İlk yıllarda bir filmin aday olabilmesi için içinde bulunulan  yılın 31 Temmuzuna kadar Los Angeles'ta vizyone girmiş olması, en az 40 dk uzunlukta olması ve gösterimin en az 1 hafta sürmesi şartı aranıyordu. Ancak 1933 yılında bir yılın tüm aylarını değerlendirebilmek adına 17 aylık bir süre tanındı filmlere ve artık 12 ay boyunca gösterime giren filmler değerlendiriliyor.



Bu ödüllere Oscar isminin verilmesi ise daha ilginç. Hoş bu konuyla ilgili çeşitli hikayeler olsa da en bilineni; Akademi'nin kütüphanecisi ve eski yöneticisi Margaret Herrick altın heykelciğe bakarak Oscar amcasına benzediğini söyler ve ağızdan ağıza dolanmaya başlar bu isim. Ancak bir tören sonrası gazetede en iyi aktris ödülünü alan Katharine Hepburn ile ilgili yazılan yazıda Oscar isminin kullanılması bu kelimeyi daha fazla yayar. Akademi ise bu ismi resmi biçimde kullanması 1939 e denk geliyor.

İlk oscar heykeli 24 ayar altın kaplamadan yapılmış olsa bile tüm heykelciklerin maddi bir karşılığı yok. Oscar kazanan kişilerin bu heykelcikleri satması Akademi tarafından satması yasaklanmış. Kişinin ölümünün ardından ya da herhangi bir sebeple verilmek istenirse ancak Akademi'ye 1 dolar karşılığı satabiliyorlar.

1943 yılında ilk defa radyo tarafından duyurulan törenlerin televizyonda naklen yayınlanması 1953 yılını bulmuş. İlk defa renkli yayın ise 1966 törenlerine kısmet olmuş.

Şimdiye kadar 3 defa ertelenmiş törenler; 
* 1938 yılında Los Angeles'taki sel sebebiyle
* 1968 yılında Martin luther King'e saygı sebebiyle
* 1981 yılında Ronald Reagan'a suikast girişimiyle

Big Five denilen en iyi film, yönetmen, erkek oyuncu, kadın oyuncu ve senaryo kategorilerinin hepsini birden kazanan 3 tane film var ; It Happened One Night / Bir Gecede Oldu (1934) , One Flew Over the Cuckoo's Nest / Guguk Kuşu (1975) ve The Silence Of the Lambs / Kuzuların Sessizliği (1991)

Şu ana kadar bu ödülü reddeden iki kişi var; George C. Scott, aktörlüğün bir yarışa konu edilemeyecek kadar saygın bir meslek olduğunu savunması  ve Marlon Brando  ise film endüstrisindeki ayrımcılığı protesto etmesi sebebiyle...

Oscarla ilgili bu kadar bilgi hepimize yeter de artar sanırım :)
Şimdilik hoşçakalın ♥



14 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #14


Sana soruyorum bugün gerçekten nasılsın?

İç güveysinden hallice be blogcum.
Sabah kötü uyandım mesela.. Burnum sızım sızım sızlıyordu sebepsiz... Dokunsan ağlayacak gibi... Hayır bir de ben böyle sebepsiz ağlarım da sonra senaryosunu kurarım... Beter bir huy...

Ama biliyorsun ben de bir erken ergen var evlere şenlik... İnsanı bazen dinden imandan çıkaran, bazen de sevgi pıtırcığı gibi ortalıkta gezdiren...

İnstagramı açmamla birlikte ruh halimi değiştirdi yeminle 😂😂


Oğlum ne içtiysen bana da getirseydin keşke dedim... Yeminle ne burun sızısı kaldı ne de dellenik hallerim. O saatten bu yana çok eğleniyorum 😂😂

Bendeki durum budur işte, ruh halim inişli çıkışlı ♥