1 Mart 2017

Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979 / Mine Söğüt


Geçen seneden kalan hedeflerime devam... Mine Söğüt'ün tüm kitaplarını okuyacağım demiştim, okumaya devam ediyorum... Bu okuduğum henüz 4. kitabı... Üç kitabı daha var, şu anda halihazırda satılan... Bir kitabı için sahaflara müracaat etmem gerekecek. Çok olmuş satıştan kaldırılalı çünkü... Neyse, satışta olanları bir okuyalım da gerisini düşünürüz...


Bu kitabında bizi 1979 yılına götürüyor Mine Söğüt...

1979 da yaşanan gerçek olaylardan yola çıkarak masalsı bir anlatımla aktarıyor olanları... Şahbaz'ın dilinden...

O kardeş kavgalarını, ağlayan anaları, işkenceleri...

Her zamanki can acıtıcı diliyle...

Ay ay bölmüş anlatılarını, her ay birbirinin üstüne binen olaylar... Okurken yoruldum da, yaşarken yorulmadı mı insanlar dedim... Şimdi geldi aklıma sonra... Yine yorulmuyor muyuz sanki...

Hayat tekrarlardan ibaret diyor Şahbaz, yaşadığımız bugünler de sanki tekrar gibi...

Masalsı anlatım dedim ya pembe bir masal değil işte bu sebeplerle... İnsanın canını acıtan simsiyah bir masal...

Yer yer sıkıldım, ağır geldi yaşananları okumak... Bir şekilde yeniden toparladım devam ettim kitaba... Bir kenara bıraksaydım bir daha elime alamazdım çünkü...

Mine Söğüt'ün bugüne kadar okuduğum tüm kitapları aslında can acıtıydı. Fakat okuması daha kolaydı. Acıların üzerine gitmesini seviyor... Ama bu kitabı okurken diğerlerine göre daha çok zorlandım ve maalesef de çok sevemedim. Dediğim gibi bana ağır geldi...

Kitabın sonunda 1979 yılına ait şahane bir almanak var. Nerede ne olmuş, kim kimi öldürmüş, hangi siyasi olay gerçekleşmiş, hepsi tek tek yazıyor. Okuduklarımızın gerçek olduğunu o almanakla daha iyi fark ediyor insan.

Bu kitabın hikayesi de böyle... Okuyup okumama kararını tamamen size bırakıyorum o sebeple...


Anlattıklarımdan daha çok alıntılara göre karar verin artık siz...


* Biliyor musunuz, Tanrının varlığı tartışılabilir ama kaderi inkar etmeye kimsenin gücü yetmez. Eğer olacakları kendimiz tayin edemiyorsak, her şey isteklerimizden ve hayallerimizden bağımsız, bildiği gibi vuku buluyor... deli nehir gibi kendi asi yolunu izliyor... nihayetinde hiç aklımıza gelmemiş yerlere varabiliyorsa... kader vardır.

* Hayatın bizden bu kadar bağımsız ama bizim adımıza ilerleme gücü her zaman korkutur.

* Şehir o yıl topyekün cinnet geçiriyordu.
   Ama hayat cinnetten bağımsız, kendi halinde, sanki her şey olağanmış gibi... akıp gidiyordu.
   Yaşadığımız hayatın içinde şiddet ve korku vardı.
   Tuhaftır; hemen yanı başında da umut.
   Hayal kurmayı seven insanların zamanıydı.

* Kargaları bilir misin? Bizim unuttuğumuz, bilmediğimiz, görmediğimiz her şeyi gören, bilen, hatırlayan o simsiyah kuşları? Leş yiyerek beslenen, o yüzden ölümün olduğu her yerde kara kanatlarını açıp tuhaf sesler çıkararak süzülen o muhteşem kuşları... Üzerlerine kondukları o yaşlı ağaçlarla konuşabildiklerini bilir misin? İnsanların, taşların ve bitkilerin dilini bilir onlar. O yüzden yaşlı ağaçlar dallarına konan kargalara, başka kimseye göstermedikleri bellek hazinelerini açarlar. Ağaçların harikulade bir hafızaları vardır. Bu hafızlarını kargalarla paylaşırlar. Hiç düşündün mü asırlık bir çınarın dallarına konan bir karga, çınardan öğrendiklerini dile gelip söylese... kim bilir bize neler anlatır.

* "Kendine verdiği sözleri yerine getiren insan, gerçekten güçlü insandır" diye düşünecek. Aynadaki görüntüsüne bakıp kendi gücünü hissedecek. Ve belki de güçsüzlüğünü. Aynada kendisinden başka bir ben daha var çünkü. Kendi içinden ona bakan ve unutmak istediği bir sürü şeyi inadına ona hatırlatan. İnsanın aynaya bakıp da kendisini görememesi ne dehşet verici.

* Ama hayatlar birbirinin içine geçen sonsuz halkalar gibidir. Kalabalıklar arasında rastgele iki insan seçsen ve geçmişlerini deşsen, mutlaka bir yerde onların birbirine değdiğini görürsün. Kader akrabalığı denir buna. Biliyor musun, binlerce yıldır insanların başına hep aynı şeyler geliyor... yazılmış karakterler ve hayatlar var... bu karakterler sırasıyla sahneye çıkıyorlar, sırasıyla olayları yeniden ve baştan ve aynen bir kez daha, bir kez daha, bin kez daha yaratıyorlar...

* Şehir cinnet geçiriyor ve kimse bunun farkında değil. Cinnet kanıksanabilen bir travma artık. İnsanlar birbirlerini kurşuna diziyorlar. Makineli tüfeklerin taradığı kahveler her gün gazetelerde iki cümlelik, küçücük haber. Çöplükler, üzerinden kan lekeleri çıkmayan tahta kahve sandalyeleriyle dolu. Yoksullar teneke sobalarda bu sandalyeleri yakarak ısınıyorlar. Ve yoksullar uykularında sobadan türen bu kan kokusunu içlerine çektiklerini bilmeden, korkunç rüyalar görüyorlar.
   Cinnet veba gibi, sobalardan tütüp, yoksul evlere bulaşıyor. Arsalara atılan cesetler, dere yataklarında bulunan paramparça bedenler, kanunsuzluk labirentinde kaybolup duran genç insanlar o kadar kanıksandı ki, sıradan cinayetler onların gölgesinde kalıyor. Şehir topyekün  cinnet geçiriyor ama bu, kimseyi yaşamaktan yıldırmıyor.

* Birine katlanmak onu yatıştıracağına daha da sinirlendirebilir. Birine katlanmak belki de bir lütuf değil, bir hakarettir. Bunu sezmeyen insanın hayatı tehlikededir.

* Ben sana şimdi harikuladenin istenirse bambaşka bir anlama gelebileceğini anlatacağım. Bunun için önce harikanın anlamını öğrenmelisin. Harika, sandığın gibi çok güzel, olağanüstü demek değildir yalnızca; yırtan, sırayı bozan anlamına da gelir. Anarşist bir sıfattır. Düzen karşıtlığını yüceltir. Harikulade ondan da anarşisttir. O da adet delen demektir. Olağanüstü olan kadar, olağan dışı olanı da işaret eder. Kural tanımazlığı, başkaldırıyı, isyanı barındırır içinde. Kelimeler ve anlamlar... Ne kadar tehlikeli, sezebiliyor musun? Öylesine, bambaşka bir anlamı da olabileceğini bilmeden kullandığımız sıradan bir kelime... içinde bazıları için suç sayılabilecek anlamları gizlice taşıyabiliyor. Adet delen ne demek? Geleneklere, inançlara başkaldırı. Harikulade bir hayat ne demek? İsyankar bir hayat, değil mi?

* İnanç her şeye kadirdir. Her şeye. Var etme gücü de ondadır, yok etme gücü de.

* Hayatın anlamının bu karmaşada gizli olabileceğini hiç düşündün mü? Belki yaşam, sadece kötülük  yol alsın diye vardır. Senin sandığın gibi iyiliği yüceltmek için değildir bunca şey. Kötülüğün de kıymetli bir şey olabileceğini hiç düşünmedin mi? Onun da ilerlemek için bir yola ihtiyacı olabileceğini? Ve bir gün bir yere varabileceğini?

* Hafızayı zamana emanet etmenin sonucu unutmaktır. Zaman unutturur. Unutturur ki, hayat devam etsin. İnsan unutmasaydı, yaşayamazdı. Hayat tekrarlanmasaydı, olmazdı.  Çünkü yaşananlardan başka bir şey yok. Yaşananlar yeniden, yeniden, yeniden yaşanmalı ki, varoluş da tekrarlasın.

* Ne tuhaf kadın sakinleşti. Oysa Şahbaz yine güzel şeyler anlatmadı ki. Kadın kabul etmek istiyor. Kabul etmek ve rahatlamak. Damağında erik tadı, arafta olduğunu düşünüyor. Ölümle yaşam arasında unutuldu. Tanrıya inansa, "Beni Tanrı unuttu" diyecek; yaşama inandığı için, "Yaşam unuttu" diyor. "Sıkı tutunamadım. Tam olarak da bırakamadım." Oysa yaşam kararlı insanları seviyor.

* Yokuş sana neyi anımsatıyor? Bir yokuşu düşündüğünde onu tırmanmak mı gelir aklına, yoksa yokuştan aşağıya inmek mi? Bir çocuk gibi yerçekimine meydan okurmuşçasına... uçarcasına... parke taşlarının yuvarlak ve kaygan tümseklerine her adımda kahkahalarla gülerek... sevinerek... inmek... uçarcasına... o gün ölenler dövüşerek mi öldüler sence?

* Sen kimseyi öldürmediğini sanıyorsun değil mi? Tıpkı hala ölmediğini sandığın gibi. Oysa ölümü düşünerek sen de başlamıştın öldürmeye. Savaş atılan ik kurşunla başlamaz. Savaş öne akla düşer. Cinayet de öyle. Öldürmek üzerine düşünmeye başladığın anda birileri de ölmeye başlar. İstek ve korku aynı güçte yol alır. Ölümü isteyenle ölmekten korkan... ölenle öldüren... aynı kişidir aslen. Sen de herkes gibi kendini kandırıyorsun, biliyorsun değil mi? İnsanlar yaşasın diye savaşmak kadar büyük bir yalan yok bu dünyada. Savaş ya vardır... ya yoktur. Bir kez çıktı mı artık durduramazsın. Savaşanları, öldürmekten alıkoyamazsın. Ne için savaştığının önemi kalmaz bir süre sonra. Niye savaştığını unutacak kadar karışır kafan. Sadece savaşı düşünürsün. Sadece ölmeyi ya da öldürmeyi. Ölmemeyi ya da öldürmemeyi değil.

* İnsanlar hangi duyguları yaşıyorlarsa öyle kokar.

* Geçmiş zaman hakkında daha önce hiç bu kadar düşünmemişti. Geleceği düşünmeye odaklı bir hayat birdenbire durunca... durdurulunca... geçmiş, içine sıkıştığı tüm kalıplardan dışarı çıktı. Özgürleşti. Başına buyruk bir edayla saldırganlaştı.

* Acımasız olmak yeryüzünün en meşakkatli işi. Kendine bile acıyamayan insan, bizzat acı kesilir. Dokunamazsınız. Soluğunun keskin buzu sanmayın ki sadece sizin kalbinizi deler. Kendi kalbini de delik deşik eder.

* Unutmanın sihirli gücü... eğer hayatımızı acılar yönetseydi, yaşam fazla ilerleyemezdi. Hayat unutkanlık sayesinde devam edebiliyor. Hafızaların kısalığı Tanrı buyruğu.

* İyi ya da kötü... olaylar olur. Önemli olan ne olduğu, hatta senin başına ne geldiği değildir. Önemli olan senin ne yaptığındır.

* Yaralı insanlar birbirine yaklaştığı zaman, kader telaşlanır. Sırları ortaya çıksın istemez. Eğer insanlar başlarına gelenin başkalarının başına gelenden çok da farklı olmadığını sezerlerse güçlenirler. İnsanların gücünü azaltan, kendilerini hedef tahtasının ortasında sanmalarıdır. Oysa hayatta hiçbir şey şahsi değildir. İyi şeyler de, kötü şeyler de rüzgarla birlikte yön ve şekil değiştiren bulutlar gibi başıboş dolaşırlar evrende.

* Aslında delilere de kızardı. "Akıl kaybedilir mi hiç" derdi "akıl ki insanın tek hazinesi. Aklını kaybetmek ne demek" derdi. "Güçlü olacaksın. Herşeyin karşısında sapasağlam duracaksın. Delirip kurtulmak kolay. Becerebiliyorsan aklında savaşacaksın, hem de sonuna kadar."

* Hayat böyle bir şeydir. Gerçeğin nerede başlayıp nerede bittiği, rastlantıların neye hizmet ettiği hiçbir zaman çözülemez bir bilmece. Yaşamak da hayat labirentinde kaybolma yarışı. Çıkışı bulan ölecek...

* Sen ne kadar mutluysan ben de o kadar mutluyum. Dışardaki insanlar ne kadar mutluysa ya da. Mutluluk tek başına hissedilen bir duygu değildir aslında. Tıpkı mutsuzluk gibi bulaşıcıdır. Hatta kuduz gibi... mutlu olduğun zamanları hatırla. Etrafında mutsuz insanlar varken hiç mutlu olduğunu hissedebildin mi?


22 yorum:

  1. Off offf alıntı yaptığın her bir cümle yüreğime dokundu... Sanırım bir yanımın hep hüzünlü olmasından kaynaklı.
    Bu sene benimde listemde yazar... henüz kitaplarını alamadıysam da listemde...
    Evde okunacak kitapları biraz yarıya indireyim...diyorum ama böyle paylaşımlar okuyunca da... hemen okumak istiyorum.
    Öpüyorum çok, sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hüzünlü kitapları ben de çok seviyorum...
      Listeye aldıysan mutlaka okursun... Geç oluyor bazen ama okunuyor bir şekilde...
      Nacizane tavsiyem Beş Sevim Apartmanıdır benim ilk defa okuyacaksan... Sonra da Deli Kadın Hikayeleri... Benim sıralamam bu şekilde :)

      Öpüyorum sende seni ♥

      Sil
  2. Kitap kapağı çok ilgi çekici geldi bana.Birden fazla hayvan resmedilmiş.Kapak kadar konu da ilginçmiş..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son kitaplarının kapaklarını eşi Bahadır Baruter çizmiş Mine Söğüt'ün... Özellikle Deli Kadın Hikayelerindeki resimleri muhteşemdir, bayılırım...

      Sil
  3. kitap uzun zamandır listemde, umarım bir an önce okuyabilirim, alıntılarınıza bayıldım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldin, sefalar getirdin :)
      Siz ne düşüneceksiniz bakalım okuyunca :)
      Sevgiler

      Sil
  4. Kitap kapağı direk 'al beni' diyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bahadır Baruter her zaman şahane ♥

      Sil
  5. Kapak cidden etkileyici. Ürkütüyor.
    Yazarın hiç bir kitabını okumadım, ama sen her kitabını okumaya bu kadar kararlıysan okunmalı listeme ekliyorum. Alıntılar cidden çarpıcı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kitaptan başlama o zaman Nilhan, Beş Sevim Apartmanı derim sana ilk ya da Deli Kadın Hikayeleri... Kadının dili azıcık can acıtıcı ama, demedi deme ;)
      Öptüm seni ♥

      Sil
  6. Çocukluğumuzun kara yıllarını acımasızca anlatmış işte.Şimdi orta yaşımızda aynı şeyler tekrar ediyor.Hiç unutmuyorum 79 senesinde biz Bitlis'teydik.Hastane falan olmadığı için Ankara'ya hastane çin gitmiştik ve annem her evden çıktığında,akşama sağ olarak dönecek mi diye korkardım.Sonra 80 de ihtilal oldu,o ayrı bir hikaye.Bir de utanmadan çıkıp,bu referandum değil,darbelerin sonudur demiyorlar mı?Biz darbe terörünü her gün yaşıyoruz son yıllarda,ah ah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanlar bu yaşananları unuttular mı acaba diyorum, bu kadar mı balık hafızalılar... Söylenenlere ne kadar da çabuk kanıyorlar :(
      Referandum deyince zaten bana bir sıkıntı çöküyor, delleniyorum zaten :/

      Sil
  7. Dönemin içinde yaşanmış acılar bu tür olayların bir daha yanmaması dileğimiz.

    YanıtlaSil
  8. bloğunuz gerçekten çok güzel emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler :)
      Hoşgeldiniz bu arada...

      Sil
  9. O yılları kâbus gibi hatırlıyorum. Televizyonda sürekli ölüm haberleri vardı ve ödüm kopardı babama da bir şey olur mu diye. Dokuz yaşındaydım.

    Son alıntıyı tam ruhumda hissettim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de hayal meyal hatırlıyorum Handan... 7 yaşındaydım... O yaşlarda insan ancak ailesi için endişelenebiliyor, korkardım bende... Ama neden korktuğumu da tam bilmeden aslında...

      Son alıntıyı bende çok sevdim...

      Sil
  10. Mine SÖĞÜT ....
    Okumadan geçmemek lazım,köşe yazılarını da kitaplarınıda görünce okumadan geçemem ve bu kitap..!

    Yorumlara baktımda,ben bayağı ablayımışım bre bre,peh peh peh...
    .Öyle günlerin genç kızıydım ben yeni yeni bilinçlenmeye başlamıştım...
    Lise yıllarım yeni bitmiş,işe yeni girmiştim.
    Ben o zaman bugün ki yıllar kadar endişe etmezdim.
    Anne olmak gelecekle ilgili korkularınızı artırıyor...
    kendim için hiç korkmadığımı hatırlıyorum o zamanlar.
    AŞK sen nelere kadirsin ..!.
    Aileme eşimi kabul ettirme cabasındayken siyasi görüşümünde iyice şekillenip,sağlam bir duruş sergilememe sebep olduğu mücadeleli yıllarım benim,
    severim ben o yıllarımı...Acıları saymıyorum tabii.

    Size gelince bebelerim benim,öpüyorum sizi,kız bana abla diyeceksiniz artık tamam mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahahahaaa senin ruhun bizden genç hayatım :)Net... Abla mabla yok o sebeple çıtırcım benim :)))

      Anne olmak evet endişe katsayımızı oldukça yükseltiyor. Biz bir şeklide hayatımızı idame ettiririz de çocuklarımızın önünde daha çok yol var katedecekleri...

      Öperim canımcım seni ♥

      Sil
  11. Yanıtlar
    1. Bu aralar pek okumayorum maalesef :( Ama teşekkür ederim :)

      Sil

Güzel yorumlarınız için teşekkürler :)