9 Ocak 2018

Pala Hayriye / Figen şakacı



Bitirgen ile başlayan hikayemiz Pala Hayriye İle devam ediyor... Üçlemenin ikinci kitabı...

80 'li yıllarda büyürken bıraktığımız Bitirgen 90'lı yıllarda üniversiteye kaçısıyla çıkıyor karşımıza Pala Hayriye olarak...

Başlangıç cümlesi etkileyici;

"Hamım ben daha; dalıma yabancı, ağacıma küs, köküme çekingen. Düşme korkusundan olgunlaşmaya meyletmeyen... Ham kalmaya söz vermek üzere çıkıyorum, beni on sekiz yaşıma kadar besleyen evimden."

Evinden, dayak yediği abisinden, annesinin itelemelerinden, ablasının kıskançlıklarından koşarak kaçıyor bir nevi... Çocukluğunu bırakarak çıkıyor evinden... Ham kalmaya söz verse de büyüyecek Hayriye, öğrenecek, yürüyecek, düşecek, kalkacak bu kitapta...

Önceki kitapta büyümüşte küçülmüş çocuğun çok bilmiş dilini sevmediğimi, sonlara doğru annesine ve babasına yazdığı mektuplarla dilinin bir anda değiştiğini söylemiştim hatırlarsanız. Evet doğru tahmin etmişim... İkinci kitaba hazırlıkmış o dil...

Mahallesinden başka yeri görmeyen Hayriye'nin bir otobüs mesafesi kaçış yolculuğu başka bir dünyaya gidiş gibi... Eğlenceli bir dille yazılmasına rağmen o bilinmeyen, tanışılmayan hayatın korkusunu o kadar güzel anlatmış ki...  Küçük bir serçe gibi avuçlarının arasına alıp onu korumak geliyor insanın içinden...

Aynı senelerde aynı yaş dönemlerinde olmam sebebiyetiyle belki de çok tanıdık bir hikayeydi Hayriye'nin hikayesi... Kendini tanımaya başlaması, çevresindeki kalıplara oturtmaya çalışması, bir yere bir insana aitmiş gibi yapmaya çalışması etkileyiciydi...

Bazen şimdi bir mucize olacak, yeni bir dönemeç, yeni bir çıkış beklentisiyle sayfaları hızla çevirdim... Hayaldeki mucizeler ya filmlerde ya kitaplarda ya da istisnai kişiliklerde olur dercesine hayat doğal döngüsünde ilerledi hep Pala Hayriye için... Bu bende bazen hayal kırıklığı yaratsa da gerçekte olana alışmak daha kolaydı belki de...

Hayriye ile 40 lı yaşlara vardık anlayacağınız bu kitapla...

Kitapta tek sevmediğim şey sanırım hayatına giren insanları detaylandırmamasıydı...  Belki de o insanlar hayatına o kadar değmişti, detaya gerek yoktu ama ben yine de bekledim işte...

Şimdi sıra 3. kitapta... Kasımdan bu yana yeterince zaman geçti nasıl olsa... Serileri peş peşe okuyunca bıkıp hakkını veremiyorum çünkü... Bir kaç hafta sonra okumaya başlarım sanırım...

Bir kadının büyüme hikayesini okuyup 90'lara bir selam çakmak isterseniz bu kitabı okuyunuz derim efenim... Tabi ki Bitirgen'den sonra ;)

Şimdi sıra, kitap yazılarımın en sevdiğim bölümü altı çizililerimde;


* Onur, aç ve evsiz insanların üzerinde hiç durmayan bir şeymiş meğer. Şimdi çıksam bu evden, koskoca bir karanlık, ağzını açmış yutmak için beni bekliyor olacaktı, yapamadım.

* Evlat olmak diye bir meslek edinmiş de gönüllü çalışıyormuş gibiydi. Bütün gün devrimden, mücadeleden, feminizmden bahseden Meral, evin içinde bildiğimiz etkisiz elemandı. İyi de kadınlar böyle nasıl özgürleşecekti ki?

* Yabancı bir evde olmak, eve yüklediğin her türlü anlamı safrasıyla kusmak demekti. Yabancı bir ev, dışarıdan gelen için tüm evlerin kalın bağırsağı, zamanla biriken her şeyin posasıydı. 

* Ah be çocuk, hangimiz diğerini büyüttü bilmeden, o yokuşu senin için ine çıka düzledim de, sen kavanoz dolusu şokellandan bir parmak bile vermedin ya, canın sağ olsun...

* Artık gecelerden korkmuyorum. Çünkü gece daha iyi saklıyor beni, gündüzlerin her türlü ayıbı yüze vuran acımasızlığı yok gecede. Her şey her şeye karışabiliyor, dönüşebiliyor, hatta biraz zorlanırsa değişebiliyor, ne güzel böyle.

* Zamanında söylenmemiş her söz, mutlu olduğun anlara değil de bir sonraya dikkat kesildiğinde, böyle uçup gidiyordu işte.

* Hasret çekmek, bir hayalin yerini durmadan değiştirmek demek. Özlemek daha başka, onda bütün dünyayı aynı anda kucaklamak isteği gibi imkansız bir şey var... Birinde hiç kavuşamayacağını bilmenin sancısı, diğerinde yutkundukça fark ettiğin bir yumru...

* Her şeyi bölüşmek, her durumda yan yana durmak, önce dünyaya karşı örgütlenmekti, ilişkinizin sessiz cümlesi. Bunu biliyor, buna inanıyor, iki ayrı kişiyi toplayıp biri elde edebiliyordunuz.

* Aklımda gezinen tilkilerin kuyruğu yüzüme vurmasa, her şey daha mı kolay olurdu; mesela sevdiğimi hemencecik belli etmemeyi başarsam, bir şeyi sevmediğimde yüzümü ekşitmesem de yakayı ele vermesem, virajlara ya Allah diye girmesem de biraz açıktan alsam, yırtar mıydım bir yerlerden?

* Hayranlık ne garip bir şeydi. Sevmekle ilgisi yoktu da, sahiplendiklerinize sevginizin üzerinde tepinme hakkını bahşettiğiniz, kendinizi koyduğunuz aşağılarda bir yerden sizi bir çırpıda çıkarmalarını beklediğiniz, sipsivri bir tümsekti sanki. Yukarısı hep uzağınızda, aşağısı hep elinizin altındaydı. Şanslıysanız birilerine tutunarak tırmanır, yeteneksiz ve ışıksızsanız olduğunuz yerde sayardınız. Hoş, tutunsanız ne olurdu ki, "o kat"a asansör bile çıkamazdı.

* Anneme benzememek için boşuna mı direniyordum yoksa, her kadın biraz annesi kadar değil miydi? Ölmeden önce öldürdüklerime benzememek, en azından bu korkunun esaretinden kurtulmak için yapıyordum ne yapıyorsam. Bir leğen toprak, bir ibrik su vardı da önümde, ikisini de idareli kullanıp çamurdan bir şekil vermeye çalışıyordum bedenime... Yoktan var etmek dedikleri miydi bu çaba, var olanı biçimlendirme mi? Valla da billa da bilmiyordum. Yaptığım her işte en ufak bir alkış alsam gururdan çok suçluluk duyuyor, alkışlayanları pişman edecek kadar karşılarında ıkınıp sıkındığım için, karneme yazılan pekiyi'lerin üstünü kimselere bırakmadan ben çiziyordum.

* Bu dünyaya çocuklar illa gelecekse, bari çağrılınca gelsinler...

14 yorum:

  1. Selam.
    Bu seriyi lale Abla'nın sayfasında görmüş ve alınacak kitaplar arasına eklemiştim. Laf aramız da hala alamadım çünkü elimde çok kitap var bekleyen....... nolcak sonum bilmiyorum...
    İyi haftalar öperim çok.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir kitap kurdusun sen :) Bu sene halledersin elindekileri eminim...
      Ben de öpüyorum kocaman seni ♥

      Sil
    2. Gerçekten de okumadan duramıyorum. Bazen işleri bile erteliyorum bu yüzden. Sonra da kendime kızıyorum. Önceliğim hep kitap oluyor ::))))

      Sil
  2. Ben aslında ilk kitabı almıştım, şimdi hatırladım. Sonra kardeşim gelip el koydu kitaba. Gidiş o gidiş :)
    Bizde böyledir. Bazen evde aradığım bir kıyafeti ya da bir yemek kitabını ya da bir şeyi bulamam. Nerde bu, nerde bu diye arar, dururum. Selçuk hemen, "Yağmur'a sor." der. :)
    Bak iyi hatırlattın şimdi :))
    Bir sorayım bari.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kardeşler ne için var, bunun için tabiki :))
      Bizde ben yapıyorum bunu genelde. Tatile geliyor kardeşim ve bir sürü şeyine el koyuyorum ahahaaaa :) O yüzden kardeşine hiçbirşeycikler demiyorum :)

      Bir sor bakalım sen yine de ;)

      Sil
  3. Başlangıç cümlesi beninde hoşuma gitti.Seriyi bende alnak isterim. Okuyunca,yorumlarımı senle paylaşırım canım.
    Sevgiler 😍

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Okursan mutlaka paylaş, bakalım sen nasıl bulacaksın :)

      Sil
  4. Ben de serileri peş peşe okuyamıyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Peş peşe okuyunca çok sıkılıyorum ben de Sezer. Mutlaka araya başka bir kitap sokmak istiyorum. Bir de tam hakkını veremiyormuşum gibi geliyor

      Sil
  5. Şu an bi kitap okuyorum ve feci içim daraldı :( Eğelnceli bi hikaye istiyorum bunda n sonra. Eğlenceli bir kitap mı?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Dramatik yönleri de var ama okuması kolay bir kitap Gamze. Ama eğlenceli bir kitap mı bilemedim şimdi :/ İlk kitap Bitirgende daha çok gülümseyebilirsin ama çok bilmiş çocuk diline takılmazsan.
      Ne kadar çok ama kullandım :)

      Sil
    2. Not aldım o zaman, öpüyorum çok :)

      Sil

Güzel yorumlarınız için teşekkürler :)