17 Mayıs 2018

Aşkın Sonu Cinayettir - Pınar Kür ile Hayat ve Edebiyat / Mine Söğüt


Şöyle uzun uzadıya yazı yazmayı özlediğimi fark ettim. Üzerimdeki tozları silkelemenin zamanı gelmişti artık...
O zaman bir Mine Söğüt kitabı ile başlayabilirim herhalde  ;)



Mine Söğüt'ün tüm kitaplarını okumak gibi bir niyetim olduğunu söylemiştim daha önce... Sanırım 32469746121 milyonuncu kez :) Bu kitapta o niyetle alındı ve geriye sadece basılmış kitaplarından iki kitap kaldı :) Kutlamaya az kaldı yani :))

Bu tarz hedefler, yeni yolculuklara da sebep olabiliyor bazen... Aynı bu kitapta bana olduğu gibi... Pınar Kür'ü tanımıyordum, hiçbir kitabını okumadım bugüne kadar. Ve okuyacağımı da sanmıyordum... Ta ki bu kitabı okuyana kadar....

Bu kitabın hissiyatına şöyle diyebilirim ben aslında; sevdiğiniz bir yazarla, onun tanımaya çalıştığı başka bir yazarın evine konuk oluyorsunuz ve hiç tanımadığınız o yazarın kendine güveninden, samimiyetinden, itiraflarından etkilenip bu kadın hayatında böyleyse kurgularında acep nasıldır diye kitaplarını merak ediyorsunuz....

Aslında kitapları hakkında da bir sürü tüyolar veriyorlar sohbetlerinde, hatta bazı karakterlerinin çıkış noktalarını, kitapta neyi kast etmeye çalıştığını ve bazen sonunu bile anlatıyor... Hiç kitabını okumayan biri için bazen havada kalsa da anlattıkları, bu sefer merak boyutuna geçiriyor sanırım. Şahsen bende öyle oldu... Mesela seneler seneler önce Asılacak Kadın filmini izlemiştim ama kitabını okumamıştım. O film ve kitaptan o kadar farklı bahsedildi ki ben şimdi kitabını okumak daha sonra oturup bir kez daha filmini izlemek istiyorum gibi... Ki kitaba fena halde kanımın ısınacağından eminim... 

Yazarın kitaplarını okuyanlar için ise bu kitabın tadı daha farklı olacaktır eminim...  Hele ki seviyorlarsa tadından yenmez bence :)

Normalde söyleşi tarzını sevmem, belli bir yerden sonra sıkılırım. Ara verince de önce - sonra bağlantısı kuramam. Bu kitap benim için tam kıvamındaydı o sebeple. Sıkılmadan keyifli bir okuma dönemi geçirdim... Tanıdığım ve sevdiğim isimlere rastlamam da kitabın bonusuydu.... Söyleşi tarzını sevenler için iyi bir tercih olacağını düşünüyorum kendi hissiyatımdan...

Altı çizililerimi de kondurur yazımı sonlandırırım...
Dostça ve hoşça kalın ♥



* Vapur ilk Atina'da durdu. Annem yanına Kulüp ve Sipahi sigarası almıştı. O sigaralarla, taksi şoförüyle pazarlık edip Akropol'e çıkıldı; para kullanılmıyor... Ban dokuz yaşındayım, yerden bir taş aldım, bir bekçi geldi, elimden o taşı aldı, "Burdan taş alınmaz," dedi; halbuki bşzden ne taşlar götürürler, kimsenin haberi olmaz. Sonra İtalya'ya Napoli'ye geldik, o sigaralarla dünyanın en güzel mercanlarını satın aldı annem. O zamanlar Türk parası ve sigarası o kadar değerliydi. Bir tanesinin yarısı içilmiş, iki buçuk pakete, mercan kolye aldığını biliyorum. Bu 1953 yılında oluyor, 1962 yılında Amerika'dan dönerken, dokuz sene sonra, o zaman da Amerikan sigarasıyla alıyorduk her şeyi!

* Aşkın tanımını yapmak için onu birkaç kez yaşamak, yaşın da kırka gelmesi gerekiyor galiba. Gençken derin sandığın duygular aslında epeyce yüzeysel... Olanakların sınırsız, vaktin sonsuz sanıyorsun... Daha doğrusu pek düşünmüyorsun, hayatın bir sürü son içerdiğini aklına getirmiyorsun...

* Yeni bir şehre gittiğimde, o şehri kendime mal etmek için yolları kaybetmek gerek diye düşünüyorum.

* Kolaylık çok iyi bir şey değil. "Kolayını bulma" güdüsü bir alışkanlığa, hatta hastalığa dönüşüyor. Bazı günlük işleri kolay yaparsan, daha ciddi, daha zor işlere vakit bulacağını sanıyorsun, sonra bir e bakıyorsun, kolaylık seni öyle kuşatmış ki zor şeylere vakit ayırmak şöyle dursun, her türlü zorluktan korkar, kaçar hale gelmişsin. Her türlü derinlikten ürken, sığ sularda yüzmeyi yeğleyen biri olup çıkmışsın. Amerikan kültüründe var bu kesinlikle. Teknolojinin orada gelişmesi boşuna değil.

* Larry, Playboy'a da fotoğraf çekiyormuş. Bana "Poz verir misin sen de," dedi. "Olur mu öyle şey," dedim, "ben ileride meşhur bir yazar olacağım! Şimdi çıplak poz verirsem, ileride ne derler?" "Merak etme, resimlere bakan kimse zaten yüzüne bakmaz!" diye gülmüştü. Sayfa başına bin dolar alıyordu, "Yarısını sana veririm," dedi. En az beş sayfa basıyorlar. Eder iki bin beş yüz dolar. O zaman ben olayı Can'a açtım, "Böyle bir teklif var, o beş bin dolar alacak, ben de iki bin beş yüz dolar alacağım, ne diyorsun," diye, "Ben de para verip dergiyi mi alacağım!" dedi ve konu kapandı.

Olmadı yani?

Tabii ki olmadı. İnsan ne kadar özgürlüğüne düşkün de olsa, Batı'da yetişmiş de olsa ruhunda mı, kanında mı bir Doğululuk kalıyor demek ki. Kendim karar vereceğime kocamdan izin istiyorum!

* Çocuklar annelerini severler, onlardan ayrı kalmak istemezler, ayrı kaldıklarında özlerler. Ama gerçek bir sevgi midir bu, yoksa doğal bir ihtiyaç mı? Onsuz kendini çaresiz hissettiği için yapışır çocuk annesinin eteklerine. Sevdiği için değil. Sevmek doğuştan yok insanoğlunun içinde, zamanla öğrenilen bir şey. Herkes de kendi duygusal derinliğine -ya da çağdaş deyimle, kendi gen haritasına- göre geliştiriyor sevme yeteneğini. Anneyi de ancak büyüdükten sonra "insan" yerine koymayı, onun varlığını kendi varlığınızdan ayrı değerlendirmeyi öğreniyorsunuz... ya da öğrenmiyorsunuz, kopuyorsunuz.

* Bence çok kötü bir zamanda sünnet oluyorlar. Freud'a baktığımız zaman, erkek çocuğu, penisini kaybetme korkusu yaşadığı ve babasını kendisine tehdit olarak gördüğü çağda sünnet oluyor ve bu "gitti gidiyor" endişesi onlarda derin izler bırakıyor. Yahudiler mesela doğar doğmaz sünnet ederler.

* Sağlık ansiklopedisi yaptığımız iddiasındayız, ama olmadık açık saçık resimlerle süsleniyor. Eros Cinsel Bilimler Ansiklopedisi! Türkiye'de çıkan ilk seks ansiklopedisidir. Ben, yazarlığıma leke sürülmesin diye adımı koydurmadım künyeye. Gene de orada aldığım eğitim sayesinde ileride müstehcenlikten yargılandım!

* Günümüz üniversite gençliğini gördükçe tüylerim ürperiyor. Genç dediğin bir şeylere karşı çıkar, değil mi? Bunlar babalarına bile isyan etmiyorlar. Büyük çoğunluğu düzene uyum sağlamak peşinde. İçlerinde doğa gereği var olan muhalefet duygusunu da, bunu eğlence haline getirerek milyarlar kazanan bazı komedyenlerle gideriyorlar.

* Yazarın nihai amacı insanları mutlu kılmak değildir. Yazarlar iyi insanlar değillerdir, iyi olmak isteseler doktor, hemşire, yuva öğretmeni olur insanlara yararlı işler yaparlardı. Amaç okurun dünyasını sarsmak. Birisi "Okudum kitabını, ağladım, perişan oldum," derse ben memnun olurum. O akılda kalır. Mutluluğun romanını yazmış olan kim var? Sen yazdın mı? Hiç öyle bir şey fark etmedim ben senin yazdıklarında! Çünkü hikaye yoktur mutlulukta. Zaten mutlu olduğun anda roman yazmak da, okumak da aklına gelmez. Herkesin çok mutlu olduğu bir romanı niye okuyasın ki? Sinirden ölürsün...

* Aşk dediğin kısa sürmeli, tadında kalmalı! Oburluğa gerek yok!

* İnsanın mutluluğa güvenememesinin gerisinde bir ölüm bilinci yatıyor belki.

* Türkiye'de kadınlar erkeklerle eşit koşullarda yaşamadıkları için özgürlüklerini dolambaçlı yollardan elde etmek zorundalar. Erkekleri gözlemlemeyi, çözmeyi daha küçük bir kız çocuğuyken öğrenirler. Önce babayı idare etmekle başlarlar, tıpkı Yarın Yarın'da Aysel'in çocukluğunda anlattığım gibi zayıf noktalarını yakalayıp istediklerini yaptırmayı öğrenirler, sonra varsa abileri, flörtleri, kocaları idare ederek, onların suyuna giderek, bir yerlerde kendilerine yaşama alanı yaratırlar.

* İnsan kendi kendisini görmek istediği gibi yansıtan birine aşık oluyor. Karşı tarafın tuttuğu aynada kendini güzel (yani hayal ettiği gibi) görüyorsa, hemen ona yöneliyor.

* .... kabul etmek tasvip etmekten geçmiyor.

* ... Orhan Pamuk da Can Yayınları'ndaydı ve bana, "Ne kadar şanslısın, yasaklandıkça daha meşhur oluyorsun," dedi. Kendisi o zaman henüz benim kadar meşhur değildi! Sonra da "Keşke benim kitaplarım da yasaklansa," dedi! Neyse o işi de kıvırdı. Yasaklanacak nitelikte bir kitap yazamadı ama verdiği demeçlerle mahkemeye verilmeyi başardı. Ve dünya çapında patırtı kopardı, bildiğin gibi.

* Bence iyi romanın çok katmanları var; ilk okuyuşta bir katmanını fark ediyorsun, ikinci okuyuşunda daha derinlere gidiyorsun, aradan zaman geçip okuyunca, çok daha fazla şeyler bulabiliyorsun; çünkü hikayenin ötesinde, çok fazla edebi unsur var. Ama bunu sinema daha yalınkat bir biçim olduğu için, katman katman aktaramıyorsun ve karakterlerin analizi o kadar iyi olmuyor. Mesela orta halli bir kitabın çok iyi film olduğunu gördüm ben.

* Sinema edebiyattan besleniyor fakat iyi bir kitabı ele aldığı zaman aynı değere ulaşamıyor.

* Aşkın ölümüne neden olan şey, esrarın yok olması. Karşındaki insanı tanımaya başlayınca esrarı kayboluyor; o esrar gittikçe aşkın büyüsü de bozuluyor, bilinmezliğin verdiği heyecan kalmıyor.

* Şüpheli ölümlerde hep düşünürüm, karısı mı, kocası mı öldürdü diye. Bu benim kafamın sakatlığı değil, polis araştırmalarında hep ilk şüpheliler, karılar, kocalar ya da sevgililer oluyor. Aşkın sonu cinayet meselesi.

* Bilgi Üniversitesi'nde hocalık yapıyorum ya, Nezihe meriç'in Korsan Çıkmazı'nı okutuyorum. Orada bir roman karakterinin ismini lambaya koyuyorlar. "Siz hiç böyle bir şeye isim taktınız mı?" dedim çocuklara. İnan ki, "Oyuncak bebek dışında hiçbir şeye isim takmadık," dediler. İsim takmak fikrine şaşkınlıkla baktılar. Nasıl oluyor da bu kadın lambaya isim takıyor, akılları almadı. "Hiçbir şeyi o kadar benimsemedim ki," dedi biri. O kadar bolluk ve çokluk içinde yetişiyorlar ki, hiçbir şeye değer vermiyorlar... Son model cep telefonlarını, iki ay sonra daha yenisiyle değiştiriyorlar, babaları yılda bir yeni araba alıyor onlara. Neye bağlanacaklar?




30 yorum:

  1. Kolaylık çok iyi bir şey değil. Ne kadar da doğru.

    Çok sevdim alıntıları.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okuması keyifli bir kitaptı Handan, bazı yerlerdeki düşüncelerine koptum resmen ara ara :)

      Sil
  2. Bazen seviyorum şöyleşi okumayı.Alıntıları da beğendim ben :)

    YanıtlaSil
  3. Ben kitap okumayalı çok oldu be.
    (utanıyorum kendimden)
    * Sinema edebiyattan besleniyor fakat iyi bir kitabı ele aldığı zaman aynı değere ulaşamıyor.* Kesinlikle katılıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Utanma hiç, arada hepimize oluyor. Bak 2 haftadır elime kitap almadım ben de...

      Sil
  4. Ne Mine Söğüt ne de Pınar kür okudum şu ana kadar. Uzun süredir kitap almıyorum.Dur ben ilk kitap siparişime ekliyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pınar Kür ben de okumamıştım ama sohbetini, düşüncelerini okuduktan sonra şart oldu Gamze...

      Sil
  5. Ne güzel anlatmissin güzel bir kitaba benziyor 😊

    YanıtlaSil
  6. Şöyle uzun uzadıya yazılarını yokumayı özlediğimi fark ettim. Üzerindeki tozları silkelemenin zamanı gelmişti artık...Mine Söğüt bunun için muhteşem bir seçimdi

    Emeğine sağlık :-)

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mine Söğüt candır can. Seviyorum bu kadını.
      Acıyı kanatıyor ya, en çok da o halini....

      Üzerimdeki tozları tam silkeleyememişim, idare edin gari ;)

      Sil
  7. Kabul etmek tasvip etmekten geçmiyor.
    Sokaklarında kaybolmadan bir şehri tanımak mümkün olmuyor gerçekten...
    Alıntılar çok hoşuma gitti.
    Emeğinize sağlık :)

    YanıtlaSil
  8. Mine SÖĞÜT...Benim içinde çok değerlidir.
    Çok az kıtabı,kaldı okumadığım.
    Pınar KÜR ; begendiğine sevindim."Asilacak Kadın" okuduğumda ters-düz olmuştum diyebilirim.
    Çok dramatik bir hayat hikayesi,insanları anlamada bana çok yardımcı olan değerli bir kitap.
    Diğer kitapları da tabii ki,ben de 30 lu yaşlarda okuyabilmiştim Pınar KÜR'ü

    Alıntıları çok güzel ne iyi bir yayın olmuş emeğine sağlık.

    Mine SÖĞÜT Cumhuriyet gazetesinde de yazıyor,haberin vardır belkide,yine de hatırlatayım istedim,

    İyi ki bu değerler var bizlerin "İç sesi" onlar
    Sevgi ile kal Şebom...💮💮💮

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düzenli gazete okumuyorum maalesef Merih ama Cumhuriyet gazetesini ara ara alır okurum. Sevdiğim yazarlar var.

      Asılacak Kadını çok merak ediyorum, şimdi sen böyle yazınca daha çok merak ettim.

      İçses konusunda sana katılıyorum. Hep var olsunlar onlar.

      Öpüyorum seni kocaman ♥

      Sil
  9. Uzun uzadıya yazmanın keyfi kesinlikle bir başka oluyor ya :)
    Ben de beklerim blog'uma :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okuyorum seni ben, yorum yapmakla ilgili sıkıntı yaşıyorum bu aralar. Nokta bile olsa ses veriyim sana okuduğumda en iyisi ;)

      Sil
  10. Malatya Rent A Car olarak başarılarınızı diliyorum. İyi Bloglamalar :)

    YanıtlaSil
  11. Kitabın adını çok beğendim. Alıntılardan biraz zorlansa kitapçık çıkarılabilirdi, ama iyi ki paylaşmışsın, bir sürü düşünceye ve tarihsel sürecin getirdiği deneyimsel bilgiye eriştim sayende :)) Neşeli sevgilerle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahahaaa :))
      Tamam biraz fazla çiziktiriyorum ama bu sefer kitap da kalındı :)

      Neşeli sevgilerle ♥

      Sil
  12. Senden kitap yorumu okumayı özlemişim :-) İki yazarın da daha önce kitabını okumadığım için yakın zamanda olmasa da bir süre sonra okuyabilirim bu kitabı. Söyleşi türünü severim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söyleşiyi seviyorsan bu kitabı net seversin Şule. Okuması çok rahat kitaplardandı...

      Sil
  13. Konfetileri kaptim geliyorum, ben glene kadar nasilsa o iki kitap ta okunur, banada kutlamasi kalir:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. vuhuhuuuuu :))
      Can Mevlüdem benim ♥

      Sil
  14. Kaleminize sağlık. Bu arada ben sizi takipteydim. Nasıl oldu anlamadım. takipten çıkmışım. Tekrar izlemeye aldım sizi. Sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ara ara bunu yapıyor blogger.
      Nedenini ben de bilmiyorum.
      Bizden de sevgiler :)

      Sil
  15. Alıntılardan tabii ki en ilgimi çeken aynalı bölüm oldu :)) Sana seni güzelliklerinle yansıtan yanını sevmek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam da sana yakışırını seçtin arasından değil mi :)

      Sevgiler çokça ♥

      Sil

Güzel yorumlarınız için teşekkürler :)