15 Mayıs 2012

Bol fotolu bir Safranbolu...

Geçtiğimiz hafta çıktığımız turda Amasra'dan sonra Safranbolu'ya geçmiştik. Ama bir türlü yazmak kısmet olmamıştı. Bulutlu bir havada tamda sırası dedim :))


İlk durak Hıdırlık Tepesi... Safranbolu ayaklarımızın altında..



Hele bu ağaç, bilseniz beni ta nerelere yolculuğa çıkardı ...
İhtişamı göz kamaştırıcıydı...



Arasta'nın ortasındaki saat...
Gölgeler nasıl vurdu bilemedik :)) Bizim eski camidede var bi tane. En güneşli havada bir bilen kişiyle keşfe çıkıcaz inşallah :)



Odun ateşinde pişen kahvenin yeri bi başka... Edilen sohbetinde...
Esnaf konuşkan, çok seviyorlar memleketlerini anlatmayı...


Yemeniciler çarşısı... 

 Oğluşla seyrederken hayran kaldık cam işçiliğine... Vaktimiz olsa saatlerce sohbet edip, seyre dalabilirdik...
Şimdi Bursa dolaylarında bir cam atölyesi araştırmaktayım gidip birkaç deneme yapmak için...
Paşam soruyor hergün, buldunmu camcı diye...






Kaymakamlar Konağı...


Böyle bir konakta yaşamak isterdim dedim...
Kimbilir belki emeklilik günlerimde :)





Şu konağı satın almanın hayalini bile kurdum :))


Safran Sabununu çok sevdim... Bizim zeytinyağlı sabunumuza benziyor ama koku biraz daha hoş...


Safranbolu simidi... Tattık beğenmedik... Tatsız tuzsuz bişey :)) Yada bize öyle geldi...


Ve Safranbolunun en ünlüsü kuyu kebabı...
Pastırmalı ekmek arayıp bulamadık da :))
Kadıoğlu Şehzade Sofrasını tavsiye edebiliriz size... Ama ayran isterken sodasız ayran isteyin. Ayranı ekşitmek için soda koyuyorlarmış içine. Tadı fenaydı. Böylece bişey daha öğrendik :))


13 Mayıs 2012

anneyim ben biliyorsunuz değil mi :))


Anneler günü benim için çok önemli değildir aslında.  Oğlumun yanında ben hergün anneyim, hergün benim günüm :)
Anacığımın varlığından önem arz eder sadece. Onun yanında yapmacık kalır anneliğim çünkü.
Dolayısıyla sabah anacığımın dizi dibinde yapacağım sabah kahvaltısıdır benim için günün en anlamlısı. Vede öpeceğim o güzel elcağızıdır...

Ah anam, allahım eksik etmesin başımdan seni. Hep böyle mutlu, sağlıklı ol başımda, başımızda....

Oğluşum, paşam, ciğerim... Gün gelir koca bi adam olduğunda sende benim gibi hissedebilirsen şayet ben evet başardım diyebilirim. Takdir edilmek değildir çabam. Her daim omzumda omzunu hissetmektir sadece...
Sizi çok seviyorum :))

Küçük bir not: Buraya kendi fotoğrafımı koymak pek adetim değildir (Sürekli okuyanlar bilir). Geçen hafta oğluşumun çektiği bu fotoğrafı onun çok sevmesidir sebep sadece vede tabiki benimde çok sevmem :)

12 Mayıs 2012

canıma, karındaşıma...




Yaş kemale erince insana daha çok koyuyor ayrılıklar.... Özellikle böyle özel günlerde...
Üşengeç ablan bugüne dair bir sürü şey planlamıştı senin için ama kah üşengeçliğinden kah leylek havada durumlarından yapamadı. Ama bu yapmayacak anlamına gelmiyor ;) Benim postacı bilahare kapını 3 kez tıklayacak :))



Biz seninle hep farklı olduk...
Ben siyahsam, sen beyazdın...
Ben aysam, sen güneştin...
Ben hercai menekşe, sen sarı papatya :))
Şimdi diyorum ki iyi ki bu kadar farklı olmuşuz birbirimizden. Farklı renkler getirmişiz birbirimizin hayatına...

Ergen dönemlerimiz aklıma geldi bak şimdi :) Nasıl da deli ederdik birbirimizi...
Ben uyumak istediğimde tıpır tıpır ranzanın tepesinde aloculuk oynayalım diye beni deli ederdin :))
Gittiğimiz her sinemada deli gibi hönkürdeyerek ağlar seni rezil ederdim. Her sinema çıkışında seninle bi daha sinemaya gitmiycem derdin ama yine giderdik.
Araba kullanmaya ilk başladığımızda ve arabayı babamdan kaçırdığımız günlerde arkadaşlarının yanına benimle gitmek zorunda olmana sinir olurdun. Tabiki bende :)) Aynı durum benim için de geçerliydi tabi...
İlk kazanı ben yaptırmıştım sana arabayı park ederken :))) Ağacın budağına küt diye çarpmıştın arabayı ben gel gel diyorum diye :))
Öpülmekten hiç hoşlanmadığın halde bir köpek edasıyla öperdim seni :)) Şapır şupur.... Çıldırırdın...
Haaaa birde buzdolabında sakladığın aburcuburları of ettiğimde çok bozulurdun...
Biliyorum işkencelerim devam etmesin diye kaçtın bu kadar uzaklara :)))

Özledim, özledik seni sarı papatyam... Ama biliyoruz ki sen orda mutlusun.... İyisin...
O yüzden biz de çok takmıyoruz artık bu uzaklığı :))

Canım kardeşim iyi ki doğmuşsun, iyi ki benim kardeşim olmuşsun...
Nice mutlu yaşlara bitanem...
Nice birlikte mutlu yaşlara....
Bu akşam bi kadeh doldur bol buzlusundan.... Masaya da ilave 3 tabak ;) Eski günlerdeki gibi... En şahanesinden kutla bu günü....
Seni çok seviyorum, seviyoruz....
İyi ki doğdun Gökkkcciiii :))

Ablan....

11 Mayıs 2012

paşamdan seçmeler...

Paşam bugünlerde tam aksiyon havasında... Her gün yeni bir laf, yeni bir kriz :))
Unutmadan not ediyim. Zira oğluna okutacağım o baba olunca :)) Nerden mi çıktı ?
Buyrun olay 1;

Geçen gün akşam anneanneden aldım, ödevleri benimle yapacakmış paşam. Odasını da istemedi, kuruldu mutfak masasına... Başladık ödev yapmaya. Soyadının nereden geldiğini öğreniyoruz. Bir yandan da özgeçmişini hazırlıyoruz. Tatlı krizi tuttu bir anda.. Ödevler bittikten sonra dedim ama yok dinlemez. Gözü döndü bir kere tatlı diye. Ama anne üşeniyor, krizi hafiften atlatmak istiyor (Üşengecim bazen kabul ediyorum) Hadi dedim sana sürpriz Ahmet Dede tatlısı yapıyım :)) Ooooo yeni bir tatlı. Halbuki herzaman yapılan bişey ama annesi isim koyuverdi basitliği kapatmak için :))
Ödev yapmaya devam ederken muzlar dilimlendi, üzerine bal döküldü, üzerine de ceviz rendelendi... Al dedim tatlın...
Başladı kaşıklamaya :)) ve sonrası diyaloglar

Oytun: Hmmmm çok güzelmiş...
Anne: Afiyet olsun paşam...
O: Bende oğluma böyle tatlı yapacağım ve yedireceğim kendi ellerimle..
A: !!!!!!!!!! Hangi oğlan ???????????
O: Benim oğlumaaa anneeee...
A: ??????
O: Ben Yağmurla evleneceğim ya bizim oğlumuz olacak ona yapacağım adına da Oytun tatlısı diyeceğim yaaaa..
A: Hııııııı :) Peki :)))))

Ne denir ki paşaya şimdi... Tabi sustum, hemde çok sustum :))

Dün akşam yaşanan bir kriz yine. Olay 2;

Anneler günü için malum reklamlar cıngıl cıngıl heryerde. Bizimki anneler gününe ne alacağım derdine düşmüş. Anneannesi resim yap annene demiş. Amaaa yookkk. Birileri eliyle yapılan şeyin yanında mutlaka bir hediye olması gerektiğini söylemiş ve bizimkini bir endişedir salmış. Anneannesine söylemiş, anneanneside babasına havale etmiş, ama bizimki babasından pek bir ümitsiz zira geçen hafta çıktığımız gezi için bir miktar para kopartmış, alamayacağını düşünüyor gamlı baykuş :)) Ama bana da söylememesi lazım tabi :))
Bizimki salya sümük ağlaya dursun ben anneanneden kriz ipuçlarını almakla meşgulüm gizli gizli...
Arabaya bindik, bizimki hala ağlıyor...

A: Oğlum niye ağlıyorsun söyle belki ben sana bi çözüm bulurum...
O: Söyleyemem çünkü seninle ilgili, sana sürpriz olmalı...
A: Hmmmmm... Peki bir arkadaşının başına gelmiş olsa mesela bu olay... Arkadaşında çekiyordur belki aynı sıkıntıyı...
O: Arkadaşımın sorunu ama tamam mı...
A: Tamam :))))
O: Arkadaşım annesine hediye almak istiyor, ama parası yok. Babasından da isteyemiyor...
A: Hmmm evet çok zor bir durum :) Arkadaşının bir kumbarası vardır belki ve içi para doludur...
O: Yok yoookkk kesinlikle olmaz. O bisiklet parası çünkü. Olmaz...
A: Hmmm resim yapsın annesine birde yanına mektup yazsın annesi emin ol çok mutlu olur.
O: Onları yapar zaten ama elle yapılan şeyin yanında hediye olması lazım...
A: Hmmmmm arkadaşına söyle o zaman belki çorap çekmecesinde falan parası kalmıştır.
O: Nerden kalacak ki...
A: Belki okul harçlığından para düşmüştür anneside onu çorap çekmecesine koymuştur...
O: Aaaaa bakıyım yok yok söyliyim baksın...

Tabi çorap çekmecesine o babasıyla kapıda oynaşırken acilen para bırakılır :)) Babaya bana hediye alacak oğlum para ver denilmezki :)))

Önümüzdeki günlerde bakalım hangi krizler bekliyor bizi :))

10 Mayıs 2012

Amasra notları

Bu sene leyleği hem havada hem yerde gördüğümden galiba hep kısa zamanlı turlardayız :)) Geçtiğimiz haftasonuda Amasra/Safranbolu turundaydık.

Kısa bir zamana çok şey sığdırmaya çalıştık. Çok yorulduk ama tüm yorgunluğumuza değdi...

İşte fotoğraflarla Amasra...



Hala ilçe merkezinden denize girilebiliyor olması çok hoş. Henüz çok kirlenmemiş doğası. Aman kirlenmesin zaten...


Amasra Kalesi


Amasra Kalesinden gözüken Atatürk silueti


Kalenin içinden geçilerek çıkılan Ağlayan Ağaçtan Amasra manzarası...
Ağlayan Ağaç Çay bahçesinin çayı çok lezzetliydi :) Bu arada bir çoğunuz biliyorsunuzdur mutlaka ama ben yeni öğrendim hemen not düşüveriyim buraya...

Bir çok yerde karşımıza çıkan bir ağlayan ağaç meselesi vardır. Bu ağaçlar hakikaten ağlarmı hiç te ağlarken görmedim derken bu iş açığa çıktı nihayet... Bu ağaçlarımız Selvi ağacıymış, denizden ve rutubetten aldığı nemi senede 3-4 kez oda Nisan Mayıs aylarında olurmuş genelde yapraklarından çiseleme, damlama şeklinde yaparmış. Halk arasında buna ağaç ağlaması derlermiş... Öğrendim artık unutmam :)


 En popüler restaurantı, Canlı Balık... Balığı falan boşverin de Amasra Salatası muhteşem... Herçeşit yeşilliğin konulduğu salata yörenin meşhurlarından ve hakda ediyor yani :))


Çekiciler Çarşısı



Tekne Turu mutlaka yapmalısınız. Zira yunuslarla birlikte yol alacaksınız büyük ihtimalle... Tavşan Adası, Dikilitaş ve Amasranın coğrafik yapısını rahatlıkla izleyebileceğiniz 45 dk süren bir tur.





Çakraz köyü sahili... Kumuna bayıldım...
Eminim daha görülecek bir sürü güzelliği vardı Amasranın...
Bir dahaki sefere artık...

9 Mayıs 2012

bir dilek hikayesi.....

Paşamı büyütürken hep istedim ki hayata bağlı olsun.... Her anın tadını çıkartabilsin... Kör olmasın... Farklı pencereleri olsun.... Dinlenecek sözü olsun...
Hayal kurmayı bilsin.... Ama gerçeklerinde farkına varsın...
İnsancıl olsun... Merhameti bilsin... Sevebilsin... Sevilmenin tadını çıkartabilsin... Güldüğü kadar ağlayabilsin... İçindeki gibi olsun... Maskeleri sevmesin... İçindeki enerjiyi hep güzelliklere yorsun.... Nefretten uzak olsun...

Her annenin çocuğu için sağlık ve huzurdan sonra dileyebileceği şeyleri diledim hep... Oya gibi ince ince işlemeye çalıştım...

Hayallerine, dileklerine inanan bir çocuk oldu... Şükrettim...

Bu sene ilk defa hıdırellezi anlamını bilerek, inanarak, coşkulanarak geçirdi benimle...



Çok ciddiydi dileklerini listelerken... Çok düşündü...
Hatta birkaç kere değiştirdi....


Ezberledi söyleyeceklerini.... "Hızır İlyas karada, Hızır Nebi deryada, Allahım sen bilirsin, Erdir bizi murada" diyerek attı dileklerini denize...


O kadar inandı ki dileklerinin gerçekleşeceğine hemen aşıdan ağrıyan kolunu kontrol etti :)) Ağrımıyordu artık yaşasııınnn.... Öyle hissetti çünkü.... Diğerleride olacak yaşasın demesiyle teknenin biraz ilerisinde yunuslar belirdi. Atlaya atlaya geçtiler yanımızdan.... Kesin olacak dileklerim diye bağırdı yine sevinçle... Yunuslar bir işaretti sanki hepimiz için..

Bu arada hemen bir not: Amasra sahili yunuslarla doluydu... Harikaydı...

Hepimizin dileklerinin gerçek olması dileğiyle, şimdilik hoşçakalın...