17 Aralık 2020

Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar / Stefan Zweig


Bu kitabı sevgili Esra'nın düzenlediği Lokum Okuma Challenge 'ın "okumaktan korktuğunuz bir kitap" kategorisi için seçmiştim. Zira Zweig'in tüm eserlerini incelerken hem kitabın kalınlığı hem de içeriği ürkütmüştü beni. Ürktüğüm kadar da varmış ;)

Bu kitap bir serinin üçüncü cildiymiş; Üç Büyük Usta ve Kendileriyle Savaşanlar kitaplarından sonra yazılmış. Tersten başlamış olmama rağmen konunun tamamen bağımsız olması sebebiyle herhangi bir sıkıntı yaratmadı.

Bu kitap ne anlatıyor derseniz Zweig kitabın bir yerinde kendisi şöyle açıklamış; " Kendisiyle meşgul, öznel sanatçı tipini ve onun seçtiği sanat biçimi olan otobiyografiyi üç sanatçıda, Casanova, Stendhal ve Tolstoy'da göstermek bu üçüncü cildin amacı ve sorunsalıdır."

Okumak benim için zorlayıcıydı. Biyografi tarzını severim aslında ama bu kitap beni hiç cezbetmedi. Kendi içindeki tekrarlardan inanılmaz sıkıldım. Kitabı fıydırıp bir köşeye atmadıysam tamamen Zweig hatırınadır...

Aslında betimlemeleri yine çok iyiydi, sanki her anını onlarla geçirmiş gibiydi. Bu kısmı aslında şaşırdığım ayrıntılardandı... Ben en yakınımdaki insanlar için bile bu kadar kati fikirler sunamam mesela... 

Kitapta beni en şaşırtan kişi Casanova idi. Çapkın olarak bilirdim kendisini ki öyleymiş de aslında ama ilaveleri varmış çokça. Üçkağıtçılıkta ve kumarbazlıkta sınır tanımaması gibi. Adam oturmuş birlikte olduğu kadınların şeceresini yazmış, tam 4800 kadın!!! 

Tolstoy'un ise düşünce tarzı şaşırttı beni... Varlık içinde kendini yokluğa itmeye çalışması garipti... Ailesi ile karmaşası beni düşündüren yerlerdendi...

Stendhal hakkında zaten hiçbir fikrim yoktu ki bu kitapla tanıştım kendisiyle...

Sonuç olarak ne kadar Stefan Zweig seversem seveyim bu kitabı bana göre değildi maalesef...


Altıçizililerim;

* Tüm sanat biçimleri içinde en çok sorumluluk isteyeni olduğu için başarı oranının da en düşük olduğu türdür otobiyografi.

* Tarih bize şunu göstermiştir, sıradan bir otobiyograf rastlantıların kendisine sunduğu gerçekleri kaydetmenin ötesine gidemez; ancak iç dünyanın resmini içinden çıkarıp dışına yansıtmak tecrübeli, bakma ve görme yeteneği olan bir sanatçının işidir.

* Doğuştan insanın içinde var olan kendini ölümsüzleştirme arzusu. Her şeyin kaygan olduğu, geçiciliğin gölgelediği, değişime ve dönüşüme mahkûm, zamanın karşı konulmaz akışı içinde, milyarlarca molekül arasında bir molekül olan her insan gayriihtiyari (ölümsüzlük içgüdüsü sayesinde), bir kere dünyaya gelmiş olan varlığını unutturmayacak bir iz bırakmak ister. Üretmek ve yaşadığını kanıtlamak, her ikisi de tek ve aynı amaca hizmet eder; insanlığın durmadan büyüyen ağacına en azından küçük bir çentik atabilmek...

* Utanç duygusu her gerçek otobiyografinin ezeli muhalifidir, çünkü utanç yılışarak bizi kandırmaya çalışır, gerçekten olduğumuz gibi değil, arzu ettiğimiz gibi görünmemizi ister.

* Gerçeği kaba saba bir şekilde dile getiren insanın yalanları da kaba saba olur ve yalan olduğu anlaşılır. Ancak zeki, bilgili insanlar söylediğinde incelir bu yalanlar, sadece bilgili insanlar tarafından fark edilir, çünkü en karışık, en cüretkâr biçimlere bürünürler; onların en tehlikeli maskeleri de samimiymiş gibi görünmeleridir.

* Gerçekten de bir insanın otobiyografisinde (ya da genelde) mutlak gerçeği söylemesini beklemek, yeryüzünde mutlak adaleti, özgürlüğü ve mükemmelliği beklemek kadar saçma olur.

* İnsanın iç dünyasında olanları dinleyebilmesi için öncelikle kendi varlığının bilincinde olması gerekir.

CASANOVA;

* Yeteneğin sadece oyun oynadığı yerde büyük deha tümüyle ciddidir, kısa rollerle yetinmez, aksine yaratıcı olarak tüm dünyanın sahnesinde yalnız kendi oynamak ister.

* Casanova asla bir maceracı olduğunu yadsımamıştır, aksine Romalıların dediği gibi aldatılmaktan hoşlanan bir dünyada delirtilmiş biri olmaktansa delirten biri, kırpılan biri olmaktansa kırpan biri olmayı tercih edeceğini övünerek söylemiştir.

* Ama ne yetenek! Bu yetenekle hangi yöne eğilirse eğilsin, - bilime, sanata, diplomasiye, işadamlığına - olağanüstü şeyler elde etmesi işten bile değildir. Fakat Casanova bilinçli olarak yeteneğini anlık şeyler için harcamıştır ve her şey olabilecek bu insan, hiçbir şey olmamayı tercih etmiştir; hiçbir şey, fakat özgür.

* Öbür dünyaya inanmayan, sadece bu dünyanın sıcak, ateşli yaşamına inanan birinin dine ihtiyacı olabilir mi?

* Onur, zevk alınacak, elle tutulacak bir şey değildir, aksine yüklediği görevler ve sorumluluklarla zevk almayı bile engeller, bu nedenle lüzumsuz görür onuru. Çünkü Casanova yeryüzünde hiçbir şeyden görev ve sorumluluktan nefret ettiği kadar nefret etmemiştir.

* Aptal bir insanı kandırarak akıldan intikamınızı alabilirsiniz.

* Sadece aptallar ve hırslılar rulette bir sistem keşfetmeye çalışıp oyunun heyecanını bozar;gerçek oyuncular ise -dünya oyununda da- özellikle bu tahmin edilemez şeyleri eşsiz ve bitmek tükenmez bir çekicilik olarak hisseder.

* İnsanlık her zaman ömrü bir gün olan milyonlarca larvadan ölümsüz bir şey yaratmak, genel bir olayı tek bir insanda göstermeye çalışmak zorundadır, bu nedenle Venedikli bir oyuncunun oğlu olan Casanova, bütün zamanların bedene bürünmüş aşk kahramanının tezahürü olma onurunu kazanmıştır.

* Çoğu kez anlatılan palavralar ve yalanlar insanın beyninde yavaş yavaş gerçek haline gelir ve gerçek bir hikayeci sonunda anlattıklarının hangisinin gerçek, hangisinin uydurma olduğunu ayırt edemez.

STENDHAL;

* Standhal'in her iddiasına dikkatli parmaklarla dokunmak gerekir, özellikle de polis korkusuyla yanlış tarih attığı ve her defasında bir başka takma adla imzaladığı mektuplardan iyice kuşkulanmak gerekir.

* Gerçek ismi Beyle'dir.

* Yalanların bacakları kısadır, yolda kalır ve zamanı aşamazlar.

* Yetenek güzelliğin yerini doldurabilir.

* Sokak ortasında ölmenin gülünç bir şey olduğunu düşünmüyorum, yeter ki insan bunu kasıtlı yapmasın.

* Hiçbir şey normalin dışındakinden daha ilginç değildir. O halde özel olalım, içimizdeki garipliğin tohumunu güçlendirmek için biraz ısrar edelim! Hiçbir Hollandalı lale delisi, en değerli lale türünü yetiştirmek için Stendhal'in karşıtlık ve özgünlüğünü geliştirmek için gösterdiği çabayı göstermemiştir. Stendhal bunları kendi ruhsal özü içinde saklar; "Beylizm" adını verdiği bu felsefenin Henri Beyle'i Henri Beyle içinde hiç değiştirmeden koruma sanatından başka bir anlamı yoktur.

* Bencillik, başkalarına ait olan şeyleri saygısızca, kaba bir şekilde kendisine çekmek ister, bencilliğin hırslı elleri ve kıskançlıktan kırışmış bir yüzü vardır. Kötüdür, cimridir, doyumsuzdur ve hatta düşünsel faaliyetlerin katkısı bile onun hayalden yoksun duygularının kabalığından kurtaramaz. Stendhal'in Ben'ciliğine gelince, o insanlardan bir şey almaya çalışmaz, aristokrat bir mağrurlukla parayı para hırsı olanlara, mevkii makam hırsı olanlara, nişan ve madalyaları onları kazanmak için çabalayanlara, sabun köpüğü gibi geçici şöhretide edebiyatçılara bırakır -bırakır ki, onlarla mutlu olsunlar!Standhal onlara tepeden ve küçümseyerek bakar, altın tasmayı boyunlarına geçirenleri, yaltaklanarak bellerini bükenleri, kendilerini unvan ve payelerle süsleyenleri, dünyayı yönetmek için büyük küçük gruplar kuranları küçümser- Habenat! Habeant! der ve alay ederek gülümser onlara, hiçbir kıskançlık hiçbir haset duymadan; Ceplerini şişirenler, karınlarını doyursun! Stendhal'in Ben'ciliği tutkulu bir savunmadır yalnızca, hiç kimsenin alanına girmez, fakat hiç kimseyi de eşiğinden içeri bırakmaz.

* Ruh anlaşılmaktan çok, hissedilir.

* Kendini tanımak insanı tanımaya yeter; İnsanları tanımak için kendini onların yerine koymak gerekir.

* Yalnızlık insanı kendisine ve başkalarına karşı daima daha uyanık, daha dikkatli yapar.

* Stendhal'in böylesine kusursuz bir biyografi ortaya koyabilmesinin sırrı, onun kendini beğenmişliğinden, teşhirciliğinden ya da karşı konulmaz bir şekilde her şeyi itiraf etme tutkusundan değil, aksine kendisiyle ilgili bir daha yaşaması mümkün olmayan çok özel şeylerin tek bir ayrıntısının bile zayıf hafızasında kaybolup gideceği bencil korkusundadır. 

TOLSTOY;

* Ölümle ilgilenmem, çünkü ben yaşadığım sürece onun var olması imkânsız.

* Gerçek sanat bencildir, kendisinden ve kendi mükemmelliğinden başka hiçbir şeyi düşünmez ve gerçek bir sanatçı da sadece eserini düşünmelidir, eserini adadığı insanlığı değil, işte Tolstoy da en çok hiç etki altında kalmayan, tarafsız gözleriyle duyular dünyasını tarattığı zamanlarda o kadar uzun süre sanatçılığını korumuştur. Acımaya başladığında, eserleriyle yardım etmeye, düzeltmeye, yol göstermeye ve öğretmeye başladığında ise sanatı o etkileyici gücünü kaybetmeye başlamış, kendisi de, yazgıları nedeniyle sarsılan roman kahramanlarından çok daha fazla sarsılmıştır.

* Gerçekten de sanatçılar içinde en samimisi, soylu ve örnek bir ahlakçı olan Tolstoy, bu büyük ve neredeyse kutsal adam kuramcı bir düşünür olarak kötü ve hileli bir oyun oynuyor. Ruhun sonsuz dünyasının tümünü felsefi çuvalının içine koyabilmek için kaba bir hokkabaz sanatına başlıyor ve önce tüm sorunları iskambil kâğıtları gibi ince ve ele gelebilecek kadar basitleştiriyor. Önce en basit biçimde "İnsan" kavramını belirliyor, sonra üzerine "iyi", "kötü", "günah", "şehvet", "kardeşlik", "inanç" kavramlarını koyuyor. Onsan sonra kartları çevik bir şekilde karıştırıp "sevgi"yi koz olarak çekiyor ve bir bakıyor ki kazanmış.



18 yorum:

  1. Duymuştum kitabı gözüm yememişti. Şu ara çok ağır kitaplara takılmıyorum. Bu corona falan kafam almıyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de geçen sene listeye almasam kesinlikle okuyacağım bir kitap değildi Saadet...

      Sil
  2. Bazı kitapların hatrı oluyor yazardan ötürü katılıyorum :)

    YanıtlayınSil
  3. Kitap ismiyle, yazarıyla, alıntılarıyla çekici geldi bana ama şu ara o kadar sabırsızım ki sanırım seninle aynı duyguları paylaşırdım :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yaşamış olduğumuz psikoloji evet bu tarz kitaplara çok uygun değil :)))
      Hoş psikolojimiz ne zaman düzelecek bilmem ;)

      Sil
  4. 2021 için yeni challenge olursa paylaşıver Şebo :)

    YanıtlayınSil
  5. Zweig'i çok severim. Öykü kitaplarını hemen okuyorum ama bu biyografi kitaplarına başlamadım. Gözüm korktuğu için değil anlattığı kişileri iyice tanımak istediğim için. Kendimi hazır hissedince okuyacağım. Biyografi okumayı ben de çok severim, umarım hayal kırıklığına uğramam.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok iyi düşünmüşsün Şule. Ben bodoslama atlayarak belki de hata yaptım :/

      Sil
  6. Merhaba

    Bloggerlar olarak telegram grubunda buluştuk, yazılarımızı ordan paylaşıyoruz, daha fazla kişiye ulaşıyoruz. Telegramda kimseye numaranızı vermiyorsunuz zaten google plus grupları gibi düşünün. Grubun adı Blogger Türkiye. Eğer katılırsanız çok sevinirim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Telegram yüklü değil bende henüz ama yüklediğimde bulacağım sizi ♥

      Sil
  7. Acikcasi yazınızı okurken hemen bir aşağıya kaldırdım. Tolstoya gelmek icin🙂 siz nelerin altını cizmissiniz diye merak ettim. En sevdiğim yabancı yazar olur kendisi. Guzel alıntılardı, sevgiler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İlginçmiş de aynı zamanda :) Şaşırttı hayatıyla ve düşünceleriyle beni ;)

      Sil
  8. pikiş, sırayla okuyom zaten zweig ları oluy :)

    YanıtlayınSil
  9. Şebo, iyi misin? Nerelerdesin? Merak ediyorum 🙏

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. canım benim iyiyim, evden çalıştığım için bloggera girişte sıkıntı yaşıyorum maalesef :/
      beni merak eden yüreğinden kocaman öperim seni ♥

      Sil

Güzel yorumlarınız için teşekkürler :)