26 Şubat 2019
28 Gün Meydan Okuması #25 / #26
Son 2 gün kaldı... Hafta sonu yazamama aksaklığımı bugün rutine döndürüyorum artık. O sebeple iki günü birleştirdim :)
Geçelim konulara;
Alfabe oyunu gibi düşün. A-Z ye sevdiğim şeyler listesi. A denince aklına ilk ne geldi mesela? Böyle tüm alfabeyi hazırla bakalım.
A - Ailem, arkadaşlarım
B - Baykuş, balon, bal
C - Ceylan Ertem
Ç - Çekirdek, çay, çikolata
D - Deniz
E - Elmalı tart
F - Fal, film, fotoğraf
G -Gezmek ♥
H - Hediye almak/vermek
I - Ihlamur misss miss
İ - İzmir ♥
J - Jelibon şekeri
K - Kestane, kavun, kıvırcık saç, kahkaha
L - Latin dansları, leylek (kendisi değil yalnız görmeyi severim)
M - Meyve, mavi
N - Nakış, not tutmak
O - Oytun ♥
Ö - Özgürlük, öpücük
P - Puding, pasta, piknik
R - Roman, radyo tiyatrosu
S - Sinema, salep
Ş - Şebnem kişisi ♥
T - Tiyatro, tembellik, tahinli çörek
U - Ufuk
Ü - Üzümlü kurabiye
V - Vatan,vicdan
Y - Yaz, yüzmek
Z - Zevzeklik yapmayı dermişim hahahaaaa :) Bunu bulamadığımdan salladım :)))
Maddi ya da manevi neye ihtiyacın var?
Paraya kimseye hayır demez bugün şartlarında sanırım ve ben de hayır demem tabi ki :)
Ama zamanı kısıtlayıp şu ana odaklanırsak ben yatağımı istiyorum. Feci hastayız analı oğullu o sebeple uyuyup dinlenmekten başka bir şeye odaklanamıyorum. Yatağıma yatıp uyuyayım ben, bir de sıcak çorba olsun yeter vallahi...
25 Şubat 2019
28 Gün Meydan Okuması #24
Farklı şehirlerdeyiz ya da aynı yerde bile olsak herkesin önerisi kendine özel olur eminim. Bulunduğun şehirle ile ilgili öneri listesi şahane olur bence. Bir günüm var neler yapabilirim orada? Nerede leziz birşeyler yiyebilirim bir düşün bakalım?
Ben Balıkesir'de yaşıyorum biliyorsunuz.
Planım uzun uzun özellikle bizim körfez dediğimiz Akçay-Altınoluk-Kaz Dağları ile ilgili bir yazı yazmaktı bu maddeyi ilk gördüğümde.
Günü gününe yazma temposunu kaçırdığımdan mütevellit yazma işini hızlandırmam lazım. Az önce de okuldan aradılar, hastalığımı Oytun'a geçirdim galiba. Başı ağrıyormuş, kendini iyi hissetmiyormuş. Onu okuldan erken alıp eve geçeceğim. O sebeple size eskiden yazdığım; Altınoluk'a çok yakın ama il haritasına göre Çanakkale'ye bağlı olan Küçükkuyu/ Adatepe Köyüne ait bir gezi yazımı buraya taşıyacağım.
Söz bir ara Balıkesir ile ilgili bir yazı yazıp bu açığımı kapatırım ;)
Eski yazım burada. Aynı yazıyı buraya da kopyalıyorum ;)
...............................
Çanakkale ilçesi olan Küçükkuyu'nun bir köyü Adatepe... Ama Edremit - Altınoluk'a yol olarak daha yakın...
Küçükkuyu merkezden dağlara doğru bir yol göreceksin gidersen, koskocaman Zeus Altarı, Adatepe Köyü yazıyor tabelasında....
İşte o yoldan dön hemen... Kıvrım kıvrım yollardan tırmanmaya başla... Pencereni açmayı unutma ama... Zeytin kokusunu içine çek bol bol...
4-5 km çıktıktan sonra ilk durak yeri Zeus Altarı...
Park et şimdi arabanı...
Hareket zamanı :)
Gözün korkmasın ama...
Hepi topu 790 m. yürüyeceksin...
Keyifli bir yol....
Kozalak toplayabilirsin çıkarken...
Çekirgeler zıplayacak önünde....
Doğaya odaklan istersen...
Sesini dinle...
Tenha bir zamana denk geldiysen çok şanslısın aslında :)
Ağaçların güzelliğini seyret bol bol....
Bak ulaştın Zeus Altar'ına....
Yunan mitolojisine göre en yüce Tanrıları Zeus'a kurban adadıkları yermiş burası...
İlyada destanında Zeus'un burada yaşadığı bile söylenmektedir.....
Bak ben size söylemeyi unuttum, imkanınız varsa termosunuza çay/kahve koyun diyecektim...
Manzara şahane çünkü burada...
Taşların üzerine oturup belki keyif yapmak isterdiniz...
Aklınızda bulunsun mutlaka ama...
Manzara şahane olunca bizim gibi çok çok fotoğraf çektirin hatta :))
Doğa ayrı bir güzel, taşlar ayrı bir güzel...
Altar'ın hemen yanında Çanakkale Savaşlarına katılan bir dedenin yatırı var....
Fotoğrafta güzel göründüğüne bakmayın, kirlilik tamamıyla...
Genelde ıslak mendil ve su şişelerinin etiketleri bağlanmış...
Ben muhtarın yerinde olsam madem bu bizim geleneklerimizde var; çeşit çeşit , renk renk kumaşlar bağlarım buraya... Renk cümbüşüne çeviririm... Kirlilik göze batmaz hiç olmazsa....
Hatta 1 liraya kumaş parçaları bile satarım, köyü güzelleştirmek için :)
Hem insanlar dilek dileyerek umutlarını, hayallerini perçinlerler hem de köye katkıda bulunurlar...
Şimdi Adatepe Köyü'nün sokaklarındayız...
Daracık sokaklar...
Taş binalar....
Köye girişte meydanda hemen bir çay bahçesi var, çınar ağaçlarının altında...
Fotoğrafını çekmeyi unutmuşum... Aslında çektiğimi de hatırlıyorum ama telefonumla çektim galiba. Üzerinden çok zaman geçti... Ağustos'ta gitmiştik biz... Bulursam eklerim meydanı da...
Hemen çay bahçesinin yanında dondurmacı var. Otlu dondurma satıyor...
Kekikli, naneli, zeytinli :)
Kekikliyi sevdim ben, gidersen dene mutlaka...
Sit alanı ilan edilmiş bu köy... O yüzden betonarme bina görmek neredeyse imkansız...
Eski binalar orjinaline sadık kalınarak onarılmış...
Mesela şu sağdaki ev...
Terkedilmiş belli...
Sürtündüm duvarlarına, belki bana verirler diye :))
Ama nerdeeee...
Bu arada burada yeni inşa ev olmadığı için ev fiyatları çok yüksekmiş...
Duyunca hayalini bile kuramadım ahahaaaa :)
Yalanmakla kaldım :)))
Köyün çeşmelerinden bir kaçı...
Bazılarından su akmıyordu...
Kaz dağlarının eteğindeki bir köy için ne üzücü...
Eskiden zeytinyağı çıkartmak için kullandıkları taş düzenekler....
Zeytin ve zeytin yağı satan bir dükkanın önünde rastlıyoruz...
Küçükkuyu'nun içinde Adatepe Zeytinyağı Müzesi açılmış aslında...
Vakit olmadı dönüşte uğramak için..
Bir başka zamana artık...
Ara sokaklarından birinde Sabun Kayfe'ye rastlayacaksınız...
İlk önce kahve içmeye niyetlendik ama taze limonata hazırladığını duyunca limonataya bir dönüş yaptık...
Uzun zamandır içtiğim (kendi yaptıklarım da dahil) en iyi limonatalardan biriydi...
Sıcak, samimi bir ortamı var...
Dikiş makinası ayağından yapılan masalara bayıldım :)
Şahsına münhasır insanlar işletmecileri...
Mutlaka uğrayın dediğim yerlerden...
Taş binaya ben maviyi çok yakıştırıyorum....
Sanki masalsı bir hava katıyor evlere...
Şimdi kim yaşamak istemez ki bu evde :)
Güzelim evlerden bir tanesi daha...
İrili ufaklı konaklar var köyde konaklamak için... Buda o konaklardan biri...
Köyün en üstüne konumlanmış...
Geniş bahçeli, tam dinlenmelik bir yer...
Fotoğraflarda bu kadar boş göründüğüne aldanmayın...
Biz hafta içi gitmiştik...
Hafta sonu akın akın insan seli olabiliyor bu sokaklarda...
İşleme ne kadar da yakışmış değil mi...
Seviyorum ben böyle işleri...
Yeniyle eskiyi bir araya getiren o ruhu...
yine bir gezimizin sonuna geldik...
Size yazdan kalma birkaç yer daha anlatacağım vakit bulduğumda...
Benim iki böcüğümle size kocaman öpücükler gönderiyorum..
Hoşça ve dostça kalın ♥
28 Gün Meydan Okuması #23 ve Şebonun Gevezelikleri #6
2 günlük bir aksatmam mevcut meydan okumamda. Bugün açığı kapatabilir miyim bilmiyorum ama meydan okumanın son gününe kadar toparlamam lazım.
Efendim niye geciktin diyecek olursanız bizim ergenin hafta sonu malum doğumgünüydü ve ben bir koşuşturma içerisindeydim. Dile kolay 25 kadar ergen geçti bizim evden hahahaa :)) Üstüne de hasta oldum bingoooo 💣
Dün gece Oscarlar dağıtıldı ve ben izleyemedim. Bu sene internetten yayın yapılmadı maalesef ya da yapıldıysa da ben bulamadım. Digitürk üyeliğim de olmadığından resmen kös kös oturdum. Sinirden evde gezinip durdum tüm gece. Evet tüm filmleri izleyemedim, hatta çoğunu izleyemedim de diyebilirim ama yine de kendimce tahminlerim vardı. Saç baş yoldurdular bana gece gece anlayacağınız :/
Sonuçları öğrendikten sonraki izlenimlerimi yazacak olursam;
Green Book en iyi film ödülüyle zaten fethettiği kalbimi güzelce perçinledi.
Bohemian'ın toplamda 4 ödül alması ve özellikle Rami Malek'in en iyi erkek oyucu heykelciğini kapması yine çokça sevindiklerimden.
BlackKklansman 'ı sevmemiştim, uyarlama senaryo kategorisinde heykelciği kapması kimseyi şaşırtmasa da beni şaşırtan kategoriydi.
Black Panther'i izlememiştim ama aday listesinde olması bir çok kişiyi şaşırtmıştı. Aday listesinde bunun ne işi var dememize rağmen 3 dalda heykelciği kapmış. ( Prodüksiyon tasarımı, kostüm tasarımı ve özgün şarkı)
A Star is Born ile sevdiğim "Shallow" şarkısı özgün şarkı dalında heykelciği kaptı, bence haketti de. Sevgili Gaga üzülmüştür muhtemelen Olivia Colman' a en iyi kadın oyuncu heykelciğini kaptırdığına. Henüz Favoruite filmini izlemedim ama okuduğum yorumlarda iyi olduğu söyleniyordu. Hoş Glenn Close ihtimali daha yüksek gözüküyordu ama son düzlükte Glenn Close geride kalmış demekki...
Ve "Roma"... Sevenleri de çoktu sevmeyenleri de. Ben seven taraftaydım hatta en iyi film dalında Green Book ile savaşacağını düşünsem de gönlüm Green Book'tan yanaydı. Roma filmi de en iyi yabancı film ödülünü kaptı. Bunun haricinde en iyi yönetmen ve görüntü yönetimiyle toplamda 3 heykelciği var ♥
Bu sene hakkını veremediğim Oscar Ödülleri hakkında kendimce düşüncelerim bunlar. Şimdi gelelim meydan okumada geciken günlerimi tamamlamaya...
Cumartesi günkü konumuz;
Neler Yapıyorum yazısı hazırlıyoruz. Maddeler için benim bir yazıma bakabilirsiniz.
Seviyorum / Loving:
Bu aralar rutinlerimi seviyorum. Rutinlerim aksayınca hırçınlaşabiliyorum.
Evde vakit geçirmeyi seviyorum. Battaniyemi çekip kitap okumayı, Oytunu oturduğum yerden delirtmeyi, dünya yıkılsa bile ben yerimden kıpırdamayayım modumu seviyorum...
Yiyorum / Eating:
Bu aralar sebze yemekleri favorim. Brokoli/balkabağı/karnabahar üçlüsünü her gün yiyebilirim hatta. E hal böyle olunca da çeşit çeşit yeni tarifler deniyorum ♥
İçiyorum / Drinking:
Limonlu sıcak su... Hiç içmezdim eskiden ama son 2-3 haftadır fincan fincan içiyorum. Kokusuna ve ağzımda bıraktığı tada bayılıyorum.
Hissediyorum / Feeling:
Kendimi yorgun hissediyorum. Bunun hasta olmamla alakası da olabilir tabi ama dokunmasalar günlerce yerimden kalkmadan yatabilecek gibi hissediyorum.
Yapıyorum / Making:
Bu aralar hiçbir şey yapmıyorum :) Bir ara elimdeki yarım işlere odaklanmıştım ama şimdi ondan da vazgeçtim. Geçecek inşallah bu tembellik halim...
Düşünüyorum / Thinking:
24 saati sürekli kafamda döndürüyorum bu aralar. Ölü zamanlarımı biraz da aktifleştirebilir miyim diye planlamalar, listeler geçiyor zihnimden sürekli. Uygulama mı? O işler karışık işte ahahahaaa :))
Hayalini kuruyorum / Dreaming:
Oytun'un iyi bir liseye yerleşmesi hayalindeyim çokça bu aralar. 3 ay kala sanırım sadece buna odaklanabiliyorum.
Okuyorum / Reading:
Misafir/Nermin Yıldırım
Dinliyorum / Listening:
Bu da Geçecek / Göksel
Bu aralar bu şarkıya takıldım ♥
İzliyorum / Watching:
Oscar adaylarını izliyordum ama listeyi tamamlayamadım hâlâ. Ödüller verilmiş olsa da ben izlemeye devam edeceğim...
Mutlu haftalar ♥
23 Şubat 2019
28 Gün Meydan Okuması #22
Ne zaman 22. güne geldik yahu :)
Son düzlük farkında mısınız. Tamam blogları okuma konusunda çok hakkını veremedim ama aralıklı olsa da tüm yazıları okuyup peş peşe yorumlamayı becerdim sanırım. Elimden geldiğince yani :P
Bugünkü konumuz ise;
İnanıyorum bu yazı faydalı olacak, bildiğin şeyler hakkında ipucu verebilirsin. Ne bileyim mutfak ipuçları ya da fotoğrafla ilgili ya da şu an hiç aklıma gelmeyen birşeyle ilgili... İpuçları hayati önem taşırlar, içlerinde deneyim barındırırlar.
Çok öyle her haltı bilen kadınlardan değilim. Yaptığım şeyin hakkını vererek yapmayı severim sadece. O yüzden hep önerilere açığımdır, duyduklarımı denemeyi severim.
Mesela iki seneden beri kavanozlama yöntemi kullanıyorum tüm yemeklerimde. Çalışan kadının hayatını kurtaran yöntem. Akşama ne yiyeceğiz, ay misafirim geldi endişesine çokça kapılmıyorum o sebeple. Yöntem basit, ne pişireceksem çokça pişiriyorum. Taze pişen yemeği sıcak sıcak kavanozlara alıyorum ve ağzını sıkı sıkı kapatıp ters çeviriyorum. Soğumaya bırakıyorum. Buradki püf noktası sadece kavanozu düzgün kapatmak. Soğuyunca dolaba atıyorum. Mis oluyor misss... 20 gün garantili bekleme süresi var ;)
Salata da hazırlıyorum bak ben bu yöntemle. Yeşillikleri kurutup nasıl hazırlayacaksam doğrayıp kavanozluyorum. 1 hafta hiçbir şey olmuyor salatalara buzdolabında ♥
Börülce, bakla gibi sebzeler haşlanırken kararıyor biliyorsunuz. Ben bu sebzeleri soğuk suyla haşlamıyorum. İlk önce suyu kaynatıp içine atıyorum. Birde ikiye bölünmüş domates koyuyorum, rengi hiç bozulmuyor ;)
Bir de karnabahar meselesi var. Haşlayınca genelde sararır. Onu haşlarken de suyun için 1-1,5 yemek kaşığı un atıp unla haşlıyorum ve bembeyaz oluyor karnabahar ;)
Şimdilik aklıma gelen ve sürekli kullandığım ipuçları bunlar efenim :)
Kendinize iyi bakın ♥
...................................
Bu arada hemen kısa bir not düşeyim, hafta sonu meydan okumaları hafta sonu koşturması sebebiyle aksatmak zorunda kalacağım maalesef :/ Önceden hazırlamak gibi bir imkanım olmadı maalesef...
22 Şubat 2019
Bugün sana açıldıysa kapılarım ♥
Bugün sen neler hissediyorsun bilemiyorum ama ben her sene bugün çok heyecanlı oluyorum ve kendimi tutamıyorum bir türlü... Seni kucağıma aldığım ilk an geliyor... Bak sen hiç görmedin sanırım parmağımda ama rahmetlik deden senin doğumunda bana çok güzel bir incili yüzük takmıştı. Dar geliyor takamıyorum ama senin için saklıyorum. Hemen burnunu kıvırıp abartma istersen gibi laflar etme, sana tak diye saklamıyorum deli 😂😂😂 Hatıra olur diye saklıyorum...
Bak seneler geçti, sana klişe gibi gelecek ama ben senin büyüdüğünü hiç anlamadım. Bu dediğimi bir gün baba olduğunda mutlaka anlayacaksın. Emekledi, yürüdü, anne dedi, okudu, yazdı derken geçti gitti seneler. Keşke o anları daha sakin daha tadını çıkara çıkara yaşama imkanım olsaydı.. Hoş şu anda çıkartıyor musun anne desen yine koşuşturmaktan çıkartamıyorum farkındayım.
Bu sene büyük bir değişim geçirdin her anlamda... Fiziğin daha erkeksi oldu. Artık tamamen çocukluktan çıktın diyebilirim. Bıyıkların yavaş yavaş belirmeye başladı. Ki ne kadar geç çıkarsa o kadar iyi senin için farkındayım :))) Birileri sana sakız çiğneme köse olursun demiş ve sen deli gibi sakız çiğniyorsun. Bu saflığın beni öldürecek bir gün Oytun :))) Bak sana gerçekleri açıklama zamanı geldi, çene kaslarının işlemesiyle cildinin altındaki kıl kökleri etkilenmiyor oğlum 😂😂😂
Bu sene okul konusunda aslında daha az yordun ama ne yazık ki sınav senen oldupu için inişlerin çıkışlarında çok oldu. Fakat bak burada itiraf ediyorum senin bu kadar ders çalışabileceğini hiç düşünmüyordum. Bu konuda beni oldukça şaşırttın ♥ Ama yine de bir dürtülmeye ihtiyacın oluyor arada. Benim başında dolanmama o kadar alışmışsın ki anne otur yanımda diyorsun sürekli... Sorulardan sıkıldıkça geziniyorsun deli danalar gibi... Evet farkındayım yoruldun. Çok da haklısın bu konuda. Vücudun alışkın değil bu kadar tempoya. Ama sabır oğlumcum hepi topu 3 ayın kaldı...
Saçların iyice uzadı. Eskiden dağınık bırakmayı çok severdin ama artık topuz yapmaktan hoşlanıyorsun. Aynanın karşısında geçirdiğin zamanlar iyice uzamaya başladı.
Bu sene küpe takmaya başladın. Kulağını deldirmeyi kendin istemedin, mıknatıslı olanlardan takıyorsun. Canının yanmayacağından emin olsan deldireceğim diye tutturursun alında da allahtan canın kıymetli :P
Hayatına çok güzel insanlar kattın bu sene de. Ve dolayısıyla benim hayatıma da ♥
Gamze öğretmenine bayılıyordun zaten ama o yeni bayılacak insanlar kattı sana; deyim yerindeyse Özlem öğretmenini hediye etti. O kadar çok iyi anlaşıyorsun ki onunla. Ve de bazı konularda çok benziyorsunuz birbirinize :))) Okulda da Deniz öğretmenin var, dibinden ayrılmadan gezindiğin :)))
Bu sene ev ekonomimizin bir kısmının idaresini sana bıraktım. Kavanozda para tutuyoruz ve günlük alışverişimizi sen oradan yapıyorsun. Bu konuda baya bir geliştirdin kendini. Bana tasarruf yaptırmaya bile kalkıyorsun. Tasarruf yapamadığın tek şey bilgisayar ve bilgisayarla ilgili olan şeyler. Bu sene kaç kulaklık aldığını hesap edemez oldum artık düşün halini :))
Bu sene en çok kullandığın kelime sanırım farketmez :)) En büyük kaçış kelimen. Aaaa bir de duymamazlıktan gelip susma halin var tabi ki...
Bu sene seni alt yazılı filmlere iyice alıştırdım. Sen de zevk almaya başladın artık. Sadece aksiyonu bol filmlerde hala dublajı tercih ediyorsun ama ondan da vazgeçersin yakında.
Bu sene kıyafetlerinden en vazgeçemediğin şey spor ayakkabın ve kısa patik çorapların. Muhtemelen rahat ettiğin için vazgeçemediklerin arasında ama yağmur deli gibi yağarken senin patik çorap ve spor ayakkabıyla gitmene de izin verecek değilim :)))
Bu sene benim dedektör takdırdığıma iyice kani oldun. Ne zaman gizli saklı bir iş çevirsen yakalandın. Ve yakalandığın için üzülmenin aksine nasıl yakalanırım ben diye kendine kızdın bolca. İlginç bir ruh haliydi :)))
Arkadaşların hayatında daha bir önem kazandı, çarşıya çıkıp gezmeye başladınız birlikte. Arada kafelere gidiyorsunuz yine keşifler yapıyorsunuz :)
Bu sene bir sevgili yapmayı çok istedin ama maalesef henüz yapamadın. Geçen sene adını bile andırmıyordun bana ama şimdi yan yan bakışların beni çok güldürüyor ;)
Geçen sene banyo yapmak istemiyordun bu sene de banyodan çıkmak bilmiyorsun gibi bir durumun var. Beni bu huyunla deli ediyorsun Oytun.
İnstagram hesabı açtın bu sene. Sınav senen olması sebebiyle çok giremiyorsun ama her gün bi instaya girsem gibi bir cümle yerleşti akşam rutinimize.
Hala öpücük en sevdiğin şey. Bütün sorunları öperek halledeceğine inanıyorsun. Sana küstüğüm zamanlarda öpeyim öpeyim diye peşimde geziniyorsun. Küsme süremi uzatmamın sebebi bak bu öpücükler olabilir benim hahahaaaaa :)))
Hala dipdibeyiz, hala aşkım tatlım balım oynuyoruz. Bu çocukluk alışkanlıklarından vazgeçmemene çok seviniyorum.
Bu sene artık kavgalarımız tek taraflı değil. Sen de bana laf yetiştirmeye çalışıyorsun ama nafile be oğlum. Annen senelerdir uğraştı ve makineli tüfek kıvamında level atladı. Yetişemezsin boşuna uğraşma hahahaaaa :))
Evet oğlum bu yaşında böyle geçti.
Bu sene birlikte zor bir sene geçirdik. Çok da ağladık birlikte ama biz seninle hep güzelliklerimizi hatırlayalım. Kızdıklarımız, üzüldüklerimiz geride kalsın...
Ve en güzeli de ne oldu biliyor musun?
Kalbimdin, neşemdin, sebebimdin ama aynı zamanda omzum oldun bu sene.
En büyük destekçimsin artık benim...
İyi ki doğdun oğlum, iyi ki varsın hayatımda...
Sen olmasan ben çok renksiz olurdum...
Seni çok seviyorum ♥
Hep mutlu ol oğlum ♥
Annen
21 Şubat 2019
28 Gün Meydan Okuması #21 / Oscarlar Aşkına
Herhangi bir konuda eleştiri hazırlayabilirsin, telefon uygulaması, kitap müzik ya da restoran ne istersen sana kalmış.
Oscar için izlediğim filmleri yazamadım hâlâ.
Madem bugün yorum günü, o zaman izlediklerimi yorumlayayım istedim size.
Aslında bu filmleri uzun uzun yazmak lâzım ama bazen kafamızda planladıklarımızı zamanla buluşturamıyoruz...
Haydi başlayalım ♥
BOHEMIAN RHAPSODY (2018)
Bu filmin ilk çekilmeye başlandığını duyduğumdan bu yana merakla bekliyordum. Queen grubu özellikle üniversite çağlarımda sıkı takip ettiğim gruplardandı. Çıldırırdık yeni bir albüm çıkardıklarında. Hey gidi günler hey :))
Yalnız grubun en sevmediğim şarkısının da filme isim olarak taçlandırılması benim için ayrı bir ironi ;)
Film Freddie Mercury (Rami Malek) 'i odağına koyarak Queen grubunun oluşmasını, yükselmesini ve tam artık dağıldı bitti denildiğinde "Live Aid" konseriyle yeniden küllerinden doğarak ilahlaşmasını anlatıyor. Çok da güzel anlatıyor üstelik.
Freddie Mercury'i canlandıran Rami Malek inanılmaz başarılı. Freddie'ye benzemek için çok da makyaja ihtiyacı yokmuş aslında. Daha önce fark etmediğim bu benzerlik filmin cast aşamasında ne kadar ince ince düşünüldüğünün de kanıtı bence. Grubun diğer üyeleri Brian May ( Gwilym Lee), Roger Taylor (Ben Hardy) ve John Deacon (Joseph Mazzello) ı da aynı şekilde başarılı şekilde canlandırmışlar. Film yapımının yılan hikayesi gibi 10 yıl gibi bir süreye yayıldığını da düşünürsek bu kadar da olsun bari de diyebiliriz aslında :)
Otobiyografi türünde bir film olarak düşündüğümüz bu film aslında Freddie Mercury'nin hayatına çok da fazla mercek altına almıyor. Basından bildiğimiz olayları görüyoruz ekranda. Hatta bazı bildiklerimizi görmüyoruz bile. Queen grubunun hikayesinden çok fazla bir yöne bakmıyor, dağıtmıyor detaylarla konuyu. Bu seçim bize artı olarak dönüyor film seyiri boyunca.
Ben dram severim mesela... Freddie Mercury'nin de o şan ve şöhrete rağmen hayatının bir çok döneminde çok acı çektiğini ve talihsiz dönemler geçirdiğini de biliyordum. İşin özü beni yüreğimden dağlayabilecek, vurun daha çok vurun diye kendimden geçebileceğim ağlama, böğürme potansiyeline sahip hayat hikayesi kısa kısa hafiletilmiş duygusal sahnelerle beni çok da ağlatmamasına bozulmadım değil açıkçası. Ama dediğim gibi her şey kararındaydı...
Filmde etkilendiğim sahnelerden ilki aile olgusunun işlendiği kısımlardı. Hele son dönemde çocuk ünlü olmuş, tamam cinsel tercihini de değiştirmiş gay olmuş, ailesi tarafından seçimlerinden dolayı reddedilmiş, baştan beri de seçimleri de çok onanmamış zaten... Kaç yaşında olursa olsun, hangi aşamalardan geçerse geçsin babası tarafından onanmaya ihtiyacı var işte. Ki hayatının son dönemlerini yaşadığını bilerek babasının karşısına tüm gerçekliğiyle çıkması da bunun işareti değil miydi? Hayatı boyunca tutkuyla bağlı olduğu Mary (Lucy Boynton) ile değil de hayatının son dönemlerinde yanında olan erkek arkadaşı Jim (Aaron McCusker) ile gitmesi bunun en büyük kanıtıydı bence.
Filmle ilgili diğer beni etkileyen şey ise sevdiğim şarkıların nasıl ortaya çıktığını öğrenmek oldu. Hele hele kendisini hiç haz etmediğim Bohemian Rhapsody'nin nasıl bir azimle ortaya çıktığını görmek oldukça şaşırttı beni. Peki bunu öğrendikten sonra duygularım değişti mi, tabi ki değişmedi ama en azından artık duyduğumda ıyyy diye kapatmıyorum :))
Ve son olarak Live Aid konserini gerçekten o anda oradaymış gibi izleyebilmek ve o heyecanı hissedebilmek benim için muhteşemdi...
Benim için çok keyifli bir filmdi, özellikle sinemada izlemem ise ayrı bir güzellikti...
Sonuç olarak ben bu filmi ÇOOOOOKKKKKK SEEEEVVVDDDİİİMMM kategorisine attım. İzlemeyenlerin mutlaka izlemesini öneririm naçizane ♥
Bir de Oscar lakırtısına değinecek olursam 2019 oscarlarında en iyi film, erkek oyuncu, kurgu, ses kurgusu ve ses miksajı olmak üzere 5 dalda adaylığı mevcut. Hep birlikte göreceğiz hangilerini kapacağını ;)
A STAR IS BORN / BİR YILDIZ DOĞUYOR (2018)
Klasik bir konu var şimdi karşımızda... Geçim sıkıntısı çeken ve hayali bir gün ünlü olmak olan Ally (Lady Gaga) 'i bir gün tesadüfi olarak ünlü country müzik yıldızı Jackson Maine (Bradley Cooper) izler ve Ally' e hayran kalır. Klişeden kaçamayız tabi ki ve Jack Ally'i gücüyle, şöhretiyle ve sunduklarıyla kendine aşık eder. Aynı zamanda Ally nin şöhret basamaklarını bir bir çıkmasını da sağlar. Ama o çıkarken kendisi de inmektedir bağımlılıkları nedeniyle...
Konu klasik demiştim size... Ve filmi izledikten sonra öğreniyorum ki bu film daha önce aynı hikaye ve aynı isimle 1954 ve 1976 yıllarında da çekilmiş. 76 senesindeki Ally'i canlandıran isim ise Barbara Streisend. Yani diyeceğim o ki Bradley Cooper aynı zamanda yönetmen olarak oturduğu koltukta çok da risk almamış.
Bu filmi adaylar belli olmadan izlemiştim ben, ihtimaller dahilindeydi çünkü. Aslında en çok merak ettiğim Lady Gaga idi... Hani o et parçalarını bacağına saran kadın (ki benim aklımda en belirgin görüntüsü odur) nasıl bir filmde oynayabilir ya da onun oynadığı film nasıl olur merakı idi. Ama kadın bence hiç faul vermedi film boyunca. Filmin ilk sahnelerinde her ne kadar karşıma "Drag Queen" görüntüsü ile çıksa da filmin ilerleyen tüm bölümlerinde gayet makyajsız, sade ve oldukça güzeldi. Rol kabiliyeti de hiç sırıtmadı...
Şarkılar şahane, filmin içerisine yedirilmişti. Ki Bradley Cooper da ben şarkı söyleyebiliyorum, güzel de söyleyebiliyorum üstelik mesajını güzel vermişti.
Her ne kadar bizim yeşilçam filmlerimizi andırsa da yine de hakkını yemeyeyim filmin. Görüntü kalitesi olarak da güzeldi. Ve özellikle sahne görüntülerini ve heyecanlarını çok sevdim. Konu değiştirilmeden çok risk alınmasa da görüntü kalitesi, efektler ve oyunculuk açısından güzel bir boyut kazandırmayı başarmışlar filme.
Sonuç olarak ben bu filmi SEEEVVVDİİİİİMMMMM, romantik dram türünden hoşlanıyorsanız izlemeniz gereken bir film olduğunu söyleyebilirim...
Bir de Oscar adaylıklarına bakacak olursak; en iyi film, erkek oyuncu, kadın oyuncu, yardımcı erkek oyuncu, uyarlama senaryo, görüntü yönetimi, özgün şarkı, ses miksajı ve görsel efekt olmak üzere 9 kategoride adaylığı mevcut.
BLACKkKLANSMAN / KARANLIKLA KARŞI KARŞIYA (2018)
Filmimiz 70!li yıllarda geçiyor. Colorado'da ırkçı bir örgüte sızmayı başaran zenci polis Ron (John Davis Washington) ile yahudi meslektaşı Flip (Adam Driver) 'in bu örgütün çökertilmesiyle ilgili hikayesini anlatıyor. Gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanmış.
Şimdi bu filmle ilgili çok da anlatabileceğim bir şey yok aslında. Neden diyecek olursanız yok arkadaş ben filmin içine giremedim. Hatta ben mi anlamadım acaba diye bir sürü yorum okudum ama yok yorumlardan da bir şey çıkartamadım. O kadar feciyim bu filmle ilgili yani.
Siyahi hikayelerin son dönemde Oscarda yerini bulmasıyla birlikte ben de anlatırım denmiş hatta tüm eleştirmenlerden işte film öyle, işte film böyle, Spike Lee'nin inanılmaz dönüşü gibi yorumlar alınmış olsa da ben de hiç bir ampul yanmadı :)
Okuduğum tüm yorumlardan sadece öğrenebildiğim sevgili Denzel Washington'un oğlunun John Davis Washington olduğu :P
Sonuç olarak ben bu filmi HİİİİİÇÇÇÇÇÇ SEEEVVVMMEEEDİİİMMMM !!! Sevenlerin önünde saygıyla eğiliyorum :)
Ha ben bu filmi anlamadım sevmedim diyorum da Oscarda en iyi film, yönetmen, yardımcı erkek oyuncu, uyarlama senaryo, kurgu ve özgün müzik dallarında toplamda 6 adaylığı mevcut. Ben bu işten anlamıyorum galiba der bu konuda susma hakkımı kullanırım :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
























