Hafta sonunun ardından pazartesi sendromu yaşıyorum fena halde..
İşler bana bakıyor, ben işlere...
Bi nevi öküz/tren ilişkisi kurduk kendileriyle :)
Şu yazıyı hazırlıyım savulun ben geldim diyeceğim inşallah....
Cuma günü paşamın sınıf pikniği vardı. Hep birlikte stres atmaya gittiler...
Gidemeyeceğimi uygun bir dille anlatmama rağmen paşam herkese ben sahipsiz kaldım, bana piknikte sahip çıkarmısınız acitasyonunu duyunca işlere kısa bir ara verip koştura koştura gittim yanlarına...
Zannettim ki çocuğum beni çok özlemiş, bensiz kendini eksik hissedecekmiş...
Ama nerdeeeeeeeee :))
O kendini kaptırmış topun peşine, geldiğimi bile fark etmedi :)
Hatta gittiğimde kendilerini bu halde eciş bücüş buldum.
Topun eğlencesi, tuvalet eyleminin vahimliğini aşmış durumda...
Anne görevimi yerine getirip, tuvalet eylemini gerçekleştirttim kendilerine ve koştura koştura yine işlerin başına döndüm :)
Paşamın acitasyonlarıyla duygusal bir bağ kurmamam gerektiğini an itibariyle öğrendim :))
Cumartesi akşamı bizim kızlar bu sefer bendeydi...
Yine kahkahalar gırla gitti... Çocuklarla en çok gürültüyü kim çıkartacak yarışması yaptık hatta...
Gecenin ilerleyen dakikalarında apartmandan gelen bağırtı seslerine ve kapı çarpmalara ilk apartman toplantısında bomba gibi laflarımı dizdim, beklemeye aldım kendimi :))
Hayatınızın hatasını yaptınız komşular, farkında değilsiniz...
VEEEE KARPUZ KABUĞUNU DÜŞÜRDÜK DENİZE BİZZZZ :))
Kış ona o kadar uzun geldi ki bildiği herşeyi unuttuğunu düşünmüştü. Bol bol unutmamışım yüzmeyi diye bağırdı durdu :))
Ben ise hayatı unutup, sefam olsun nidalarındaydım....
Ama çabuk bitti işte...
Şimdi ben biriken işlere savulun ben geldim demeye gidiyorum...
En güneşlisinden bir hafta sizinle olsun....