9 Ocak 2017

2016 ile vedalaşamadım bir türlü, Aralık seçmeceleri kalmış :))


Aralık'ın son kitabını da yazsam artık 2016 ile işim kalmıyor :))
Bugün seçmecelerimizi paylaşalım da kitabı da bir ara yazarım artık...
Hafta sonu 4 doz film aldım, onlar da gelecek bu hafta :)
Eeee 2017 nin ilk kitabı var...
Hehheeee bu hafta yazacak çok şey var, yaşasın ✌
Tabi vakit buldukça ;)


Tam 10 yıl :)))

İkisinin de eş zamanları... İki aşkım ❤❤❤❤
Oytunum ve Ardenim
Seviyorum uleynnnn sizi 😜😜😜

Isırmalık haller
Annesinin kuzusu ve teyzesinin kuzusu
Bugün kendimi sevgi pıtırcığı hissettiğim doğrudur...





O özet çıkartma derdinde oflana puflana, 
ben de kitap derdinde miskinleşe miskinleşe ❤💙💚💛💜

Pazar halleri 
Kitap / Bir Kadın Nasıl Büyür
Ödev / Oğuz Kağan Destanı
Biz bugün bu odadan çıkamayız
Ondaki bezginlik bendeki depresiflikle




5 dk daha nın sonucu ofiste kahvaltı yapmaktır 😃😃😃

G Ü N A Y D I N ❤💙💚💛💜

Susamlı tavuk da derler buna
O vitamini de 
Benim için çıtır gevrek
Mutlu bir gün olsun hepimize



Dün akşamdan beri şukella ile yatıp şukella ile kalkıyoruz. 
Şukella benimle test çözer misin, bizimle kahvaltıya gelsin, banyo yaparken yanıma alsam.... 
Şukella bana ne zaman alışacak.. 
Sürekli eli kafeste, okşayıp alıştırmaya çalışıyor 🙏🙏 
Kıyamam o masumum da sessiz sakin bize alışmaya çalışıyor ❤❤

Sevgili Berkay'ın bu seneki yılbaşı hediyesi... 
Her zamanki gibi Oytun'u tam onikiden vurdular ana oğul 😂😂😂

Şukella, muhabbet kuşumuz
Pek masum pek güzel 
Alışacak bize biliyorum
Rahmetlik babam kuşlarını hep omuzunda öpücüklerle beslerdi
Oytun'un da hedefi bu...
Gel desin gelsin, git desin gitsin
Bir masum muhabbet kuşuyla sınavı var Oytunumun ♥




Yarın akşam yemekte nohutlu karnabahar var. 
Böyle pişirmeyi ilk defa deniyorum 😃 
Sonuç güzel olacak ama 👌👌

Karnabahar, haşlanmış tavuk, nohut, havuç, domates rendesi, soğan tamam işte 💃💃💃

Her hafta aynı şekilde yapınca sıkılıyor insan
Oytun'un en sevdiği sebzelerden olur kendisi
Şimdi çekirdek çitleme zamanı
Azıcık kıvanç izliyim :)




Çok çabuk yaş alıyorum da çabuk büyümüyorum ben...

Hala içimdeki küçük çocukla yola devam ediyorum. Yanıma hayallerimi, ümitlerimi, sevgimi, azıcık da aklımı yarenlik ederek...
Bugün bir kere daha anladım ki ömrüm boyunca çok da insan biriktirmişim ki ne mutlu bana 😘😘😘 Yamacımda olanlar, uzağımda olanlar, hiç yüz yüze konuşmadığım ama gönüllerimizin bir nebze de beraber olduğu bir sürü güzel insan...
Sizlerle beraber bir ömür sürmek o kadar güzel ki.... Çok da anlamlı...
İyi ki varsınız...
Hepinize kucak dolusu sevgilerimi ve teşekkürlerimi gönderiyorum.
İyi ki doğdum ben 🎉🎉🎉
Ve iyi ki beni tanıdınız dimi ahahaaa 😃😃😃
Konuyu sulandırmazsam olmazdı...

İyi ki doğdum, iyi ki varım,  iyi ki varsınız 
Biz birlikte çok güzeliz 
Yaş konusuna hiç girmeyin
Enerjimin ve içimdeki çocuğun yaşındayım hala




Gúnúmún iki bonusu 💖💖💖
Dún boyadığım çizmeme çiçeğimi ektim, sipariş ettiğim kitaplar da geldi... 
Ohhhhh değmeyin keyfime :)))

Kitap alışverişi
Kendimi şımartmaca
Bu çiçeğime bir de isim verdim mi tamamdır 
İyi akşamlar ♥




Bir takım boyama işlerine girmiş bulunmaktayım :))) 
Şimdilik ufak bir denemeyle başlıyorum,
Eğer hayaller \ gerçekler tutarsa Şebo kendini bile boyayıp akça pakça yapar haberiniz ola 😂😂😂😂

Cart kırmızı çizme olur mu pamuk beyaz çizme
Olursa değmeyin keyfime 
Ütü gecesi oldu mu boya gecesi :))
Delidir ne yapsa yeridir

5 Ocak 2017

2016'da izlediğim son filmler...


Günaydın...
Son izlediğim filmleri de yazıp 2017 izleneceklere start vermenin zamanı geldi...
Bu sene çok verimli değildi benim için..
2017 daha verimli, daha nokta vuruşlu filmler izlemek dileğiyle efem....

Öpüldünüz, sevildiniz...
Kendinize iyi bakınız...



SİHİRBAZLAR ÇETESİ - 2 (2016)

Mahşerin dört atlısı nihayet geri döndü...
Filmin ilkini Oytun'la ayıla bayıla izlediğimi anlatmıştım daha önce... (tıktık)
İkinci film vizyona girer girmez çokça niyetlendik sinemaya gitmek için ama ol-a-madı maalesef... Ve biz anacıklı oğulcuklu başbaşa verip evde izledik yine :)
Bu filmin kaderi bizde böyleymiş....

Atlılarımızda karakter değişikliği olmuş, Isla Fisher'ın yerini Lula karakteriyle Lizzy Caplan almış. İlk başta pek ısınamayıp gözüm sürekli Henley'i arasa da sonradan alıştım garip kızımıza :)

Film ilk filmin izinde gidiyor olsa da sanki başlarda biraz tekliyor gibi, ya da ben ilk filmin hızını ilk sahnelerde bulamadığım için tekliyor diye adlandırıyorum... Fakat ilk gösteriden sonra yine kendini toparlıyor ve sevdiğim hıza geri dönüyor...

Bu sefer atlılardan daha çok filme karakter olarak yeni eklenen kötü adam Walter (Daniel Radcliffe) a bayıldım yalnız. Çok şirin bir kötü adam ahahahaaa :))) Bakışlarındaki şapşallık beni benden aldı... Filme tamamen sempati katmış...

Filmin konusunu çok fazla anlatmaya gerek yok diye düşünüyorum. İntikam duygusuyla oluşturulan dört atlı intikama devam ediyor liderleriyle birlikte... Burası spoiler olacak biraz ama söylemezsem şişerim :))) Dylan (Mark Ruffalo) artık FBI da değil, deşifre oldu... Deşifre olmasaydı zaten film feci şekilde tekrara girecek ve muhtemelen baygınlık verecekti...

En sevdiğim gösteri sahnesi Daniel (Jesse Eisenberg)' in yağmurla yaptığı gösteriydi... Büyüleyiciydi...O sahneyi sinemada izlemek isterdim :/

Final süprizini de sevdim üstelik :) Bazen iyi bakmak gerekiyormuş demekki :)

Ay hadi hadi diye izlediğim için Oytun'un maskarası olsam da film boyunca  heyecanımdan bir nebze kaybetmemekle kendimle gurur duyuyorum :)

Anladığınız üzere biz bu filmi yine PEK SEEEVDİİKKK efem, aksiyon sever bir çocuğunuz varsa rahatlıkla birlikte izleyebilirsiniz 😏




SERENA (2014)

Bradley Cooper ve Jennifer Lawrence ikilisini daha önce Umut Işığım  filminde izlemiş ve uyumlarına hayran olmuştum. Galiba Bradley Cooper aşkım da o filmde depreşmişti... Bu sebepten dolayı uzun süredir arşivimde olan bu filmi nihayet izleyebildim.

Serena (Jennifer Lawrence) ve George (Bradley Cooper) Pemperton çifti ilk görüşte birbirlerine aşık olarak yıldırım hızıyla evlenirler. Kuzey Caroline 'de muhteşem doğasıyla bir kereste imparatorluğunu da birlikte yönetmeye başlayacaklardır böylece...

Serena güçlü, akıllı duruşuyla erkek egomanyasıyla başedecek bir karakter....  George'un dünyasına ayak uydurmakla birlikte baskın karakterini film boyunca hissedebiliyorsunuz...

Film konu olarak aslında oldukça güzel işlenebilecek, içinden mucizeler çıkartabilecek kadar da bir yatkınlığı var. Aşk var, ihtiras var, güçlü bir kadın var, muhteşem doğa var, 1920 ler var, geçmişiyle yüzleşen bir adam var, maddi zorluklar var... Var da var yani...
Bu kadar güzel bir konu varken ellerinde neden filmi sığlaştırmak için bu kadar çabaladılar hiç anlamadım...

Mesela gözüme batan ilk detay Bradley Cooper'ın ata binememe gibi bir sorunu vardı... Bunu film boyunca da bolca gördük. Adam becerememiş işte, ısrar edip gözümüze sokma... Elinde figüran mı yok :))

Tutkulu bir aşktan bahsediyoruz madem filmde, o araya serpiştirilen duygudan yoksun sevişme sahneleri de neydi diye sormadan edemiyor insan...  1-2 saniyelik 3-5 tekrardan oluşan sahneyi koyacağına adamakıllı bir sahne koysaydı duyguyu hissettirebileceği, benim için daha inandırıcı olabilirdi...

Yan karakterler yeterince işlenmemiş mesela... Galloway diye bir avcı koydun madem filme, biraz daha işle onun kader diye nitelendirdiğini mesela...

George ile ilgili hiçbirşey demiyorum, Serena'nın varlığyla taçlandırılmış adamdan daha çok işlenebilecek olguları ve bağlılıkları vardı...

Biliyorum çok olumsuz şey yazdım. Bu kadın iyice negatife bağladı demeyin, film boyunca yaşadığım eksiklik duygum bunları söyletiyor bana... İliğime kemiğime işleyecek bir hikayeyi maalesef hiç etmişler...

Sonuç olarak konuyu iyi bulsam da maalesef film olarak SEVMEDİM diyorum. İzleyip izlememe seçeneğini tamamen size bırakıyorum.




AYNI YILDIZIN ALTINDA (2014)

Tam 1 senedir arşivimde izlenmeyi bekliyordu bu film. Hatta bir çok defa filmin ilk 10 dk sını izleyip kapattım. Nedeni yoktu kapatmalarımın, ya bir iş aklıma geldi, ya misafir geldi, ya içeriden ergenim bağrındı derken film geçen hafta izlendi...

İlk başta bu filmin kitabını okuyan arkadaşları tebrik etmek istiyorum 👏👏
Sebebine gelince her zaman kitabın duygu yoğunluğunun daha fazla olduğunu hesap edersek ve ben filmi izlerken kovalar dolusu gözyaşı döktüğümü hesaplarsam ve kitabını okurken iki katı gözyaşı dökeceğimi düşünürsem; şişen gözlerimle emin ol kitabı okumak için hayli çaba sarfederdim.
Hoş filmi izlediğim gün psikolojimin de feci olduğunu eklemem lazım buraya...
Ertesi gün doktora gidecektim :) Ve beynimde deli senaryolar vardı...

Kısaca filmin konusunu anlatacak olursam;

Hazel (Shailene Woodley) çocukluğundan bu yana ciddi hastalıklarla savaşan ve son zamanlarında artık kanser illetiyle uğraşmakta, ölümle yaşam arasında bağ kurmaya çalışmaktadır. Gencecik, güzel, hayatının baharında... Ve bir o kadar da olgun, gerçekleri kabullenmiş...
Filmin başında hastalık evreleri anlatılırken "Kanserden ölmekten daha kötü tek şey, kanserden ölen bir çocuğunuzun olması"  diye anlatıyor ki, işte o cümleden itibaren gözyaşlarım hiç dinmedi diyebilirim... Usul usul, istemsizce...
Annesi, babası onu ümitlendirmeye, hayatını canlandırmaya son güçleriyle uğraşmaktadırlar.
Annesinin ısrarlarıyla katıldığı destek grubunda Augustus (Ansel Elgort) ile tanışırlar. Birbirleriyle iletişim kurarlarken güzel bir aşk da yaşamaya başlarlar. Kaygılarını, hayallerini hatta ve hatta cenaze törenlerinin nasıl olması gerektiğini bile.... İşte bu kısım çok vurucu...
Filmin sonunu tabi ki söylemeyeceğim merak etmeyin :)

Deli gibi ağlasam da yer yer gülümsetmeyi başardı aslında film bende... Tabi ki höngürdememi kesmeden :)))

Sonuç olarak ben bu filmi SEVVVVDDDİİİMMMM, ağlamak beni rahatlatıyor diyorsanız siz de izleyin derim ;) Film boyunca usul usul ağlamalarınız film bittikten sonra hıçkıra hıçkıra böğürmeye dönüşmezse bizden deyılsınız  ;)




SINIRSIZLAR KULÜBÜ (2013)

Yazımın hemen başında belirtiyim ki bu film kesinlikle 18 yaşından büyükler için... Filmde ne ararsan var çünkü, alkol, uyuşturucu, cinsellik, küfür, kumar.... Daha saymama gerek yok herhalde...
Uyarımı yaptığıma göre artık rahat rahat çekiştirebilirim filmi...

Matthew McConaughey ve Jared Leto'ya 2014 Oscar yarışında en iyi erkek ve en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerini getirmiş olan bu film gerçek hayattan bir uyarlama... AIDS mücadelesi sırasında aynı zamanda ilaç endüstrisi ile mücadele eden Ron Woodroof'un gerçek yaşamından yola çıkılarak hazırlanmış... Bu rol için Matthew McConaughey tam 23 kilo vermiş ki hakikaten evrim geçirmiş. Romantik komedilerde izlemeye alışkın olduğum oyuncuyu tanımakta hakikaten güçlük çektim...

Ron (Matthew McConaughey) uyuşturucu ve seks bağımlısı ve bununla birlikte aynı zamanda rodeo düşkünlüğünü kumara da çevirmiştir... Yalnız, derbeder, küfürbaz, meymenetsiz herifin teki anlayacağınız... Elektrik tesisatçısı olarak çalışırken ufak bir kaza geçirir ve hastanede HIV virüsü kaptığını öğrenir. Tabi ki inanmaz, çünkü ona göre AIDS sadece eşcinsellerin hastalığıdır ve o bir homofobiktir. İmkansızdır yani... Ama 30 gün gibi kısa bir zamanı kaldığı da gerçektir...

Psikolojisi alt üst olmuş bir haldeyken aynı zamanda çevresi tarafından da dışlanmıştır. Bu arada bir ilaç firması HIV virüsü taşıyan hastalarda denenmesi için AZT adında bir ilaç piyasaya sürmeye hazırlanmaktadır. Ölümden deli gibi korkan Ron AZT almak için bir canavara dönüşmüş haldedir.. Ama AZT aslında denenen dozuyla hastalar için daha da ölümcüldür. İşte bu hastane ve AZT arama dönemlerinde Rayon (Jared Leto) çıkmıştır karşısına. Ron'un onunla iletişim kurması çok zordur çünkü Rayon bir transseksüeldir.

Farklı yollardan doğal bir ilaç bulmuştur aslında Ron. Bu ilacı hem kendi kullanacak hem de satarak bir anlamda köşeyi dönecektir. Ama Rayon'a ihtiyacı vardır ilacı pazarlarken... Çıkar ilişkileri ile kurdukları Dallas Buyers Club ile aslında dostlukları da başlamıştır... Bundan sonrası ilaç endüstrisi ile savaşları işte...

Birileri ceplerini doldursun diye hastalıklar ilerletiliyor, çözümler desteklenmiyor hatta çözüm bulan insanların başlarına birşeyler geliyor... Günümüzde yaşananların bir benzeri...

Ne kadar uzattım konuyu değil mi? Farkındayım ama kesemedim, üzgünüm...

Filmin ilk dakikalarındaki o hoyratlık beni rahatsız etse de sonradan konu farklı yerlere saptığından soluksuz izledim diyebilirim.

Rayon karakterinin duruşunu çok sevdim. Cinsel tercihleri dolayısıyla dışlanmışlığının verdiği acıyla güçlenmesini o kadar güzel yansıtmış ki... Aldığı ödülü sonuna kadar haketmiş oyunculuğuyla...

Filmin konusu oldukça dramatik olsa da dramatize edilmeden oldukça güzel harmanlanmış.

Ron ve Rayon'un aslında birbirlerine saygı gösterdikleri sürece nasıl da sevgi bağlarıyla sarmalandıklarını izlese herkes keşke... Durumlara, kararlara, tercihlere, yaşanmışlıklara biraz saygı... Şu sıralarda tam ihtiyacımız olan türden...

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEEVVVDDDDİİİİİİMMM, şu ana kadar izlemediyseniz mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.




3 Ocak 2017

yaşananlar yaşanacaklara pek benzemiyor bugünlerde...


Çok umutluyduk hepimiz...
Bir gecede tüm kasvet üzerimizden, ülkemizden kalkacaktı sanki..
Hepimiz tabi ki öyle olmayacağını biliyorduk...
Sadece umut istiyorduk...
Dayanmak istiyorduk, sarılmak istiyorduk...
Pozitif düşünmek ve pozitifliğimizin birleşerek yayılmasını, çoğalmasını istiyorduk...

Çok hazırlıksız yakalandık...

Eller havaya demeye devam ederken habersizce....

Ne olduğumuzu şaşırdık...

Çoğumuz üstelik bunu sabah kalktığımızda öğrendik....

Biz eğlenirken dedik belki de... Vicdanlıydık çünkü biz... Öyle olduğumuzu düşünüyorum yani...

Dermanımız kalmadı... Salıverdik kendimizi...

İşte o andan beri düşünüyorum....

Deli bir genç kızdım... İlk yetişkinlik zamanlarım da deli doluydu... Eğlenmeyi, dostlarımı, kahkahalarımı seviyordum (hoş hala seviyorum)... O mekanın açıldığı günleri hatırlıyorum... Ahhh derdik hep, gitsek... Paramız yetse...
Ama ben kendimi biliyorum, şayet İstanbul'da yaşasaydım tüm maaşımı yatırmak pahasına bir gece de olsa giderdim... O zamanlar sadece kendimden sorumluydum çünkü... Annem babam en fazla savrukluğuma kızardı nihayetinde...

Bu dündü, geçmişti....
Biraz ileriye sarıyım şimdi...

Evde bir ergenim var... Büyüyor... Büyük bir kentte oturmuyorum evet ama oğlumun büyük bir kentte okumasını, yaşamasını istiyorum... Eminim o da isteyecek... Hayalleri olacak çünkü...
Beni tanıyanlar bilirler, öyle çok vesveseli bir kadın değilimdir....
Ama şimdi gel de endişeli olma...
Oğlum aman kalabalığa karışma, aman çoccuğum o konsere gitme, arkadaşlarınla evde mi toplansanız, metroyu boşver oğlum dolmuşla git....
Böyle bir hayat yaşanabilir mi?

Sen özgürlüğünü doyasıya yaşarken hayatının baharında, aynı yaşlardaki başka bir bireyin özgürlük alanlarını kısıtla....
O zamana kadar özgürlük alanı diye birşey kalırsa tabi ki...

Kardeşim eğitim için yurtdışına gittiğinde hep gelsin dedim... Hatta evlenip artık oraya yerleştiğinde çocukları olduğunda gelirler canım gibi bir umudum vardı... Gelsinler, yakınlaşsınlar... Ulaşabilelim birbirimize, hasretlik bitsin bir gün dedim... Bu konuda hep umudumu da isteğimi de maksimumda tuttum.

Bu dündü, geçmişti...
Şimdiye alıyım tarihi....

Orada mutlu olsunlar, uzaktalar diye sevgimiz mi azalıyor sanki diyorum. Evet hasretlik zor, özlüyorum ama sağolsun teknoloji diyorum. Birbirimizden haber alıyoruz, sürekli konuşuyoruz diyorum...
Hatta....
Keşke oğlum da hayatını şekillendirmeye başladığında yurtdışına gidebilse diyorum...
Tek evladını çok uzaklara canı gönülden göndermeyi isteyen bir anneye dönüştüm...

Ülkemin suyumu çıktı derken, insan gibi yaşasın isteğindeyim çokça artık...

Ne hale geldim(k)..

Bu duygularımdan kurtulmak istiyorum... Nasıl minicikken toza. çamura bulanmasından korkmadan doğallıkla yaşamımızı sürdürebiliyorken yine aynı doğallıkla yaşamımızı devam ettirmek istiyorum...
Hayatımızın korku, endişe ayarlarıyla oynayıp bizi sersemletmelerine izin vermemek istiyorum...

Diyorum ya istiyorum....
Çabalıyorum da...

Ufka baktığımda endişe değil hayallerimi görmek istiyorum yine...






29 Aralık 2016

sizler olmasaydınız bu ağacın da anlamı olmazdı




B
u sen
e de blog
yeni yıl ağacı
mı yapmamın zam
anı geldi dostlar. Haydi
başlayalım. Her daim burada
gönlümüzü şenlendiren Handanım,
bu sene istediğin kiloya erişip, tüm listele
rini gerçekleştirerek beni kıskandıracağın, yakışı
klılarınla mutlu, sağlıklı bir yıl geçirmen dileğiyle canım.
Bu sene en sarılmalı, kavuşmalı blog ilan ettiğim Ayşem, yeme
k kitabın en çok satanlara girsin inşallah. Paracıkları koyacak yer bula
ma emi. Bizden kaçıp çok uzaklara giden Sevdam, bu sene Almancan su gibi 
olsun, en güzelinden bir dikiş makinesi kapının önüne konsun, hasretliğin az olsu
n. Merihcim pamuk şeker kıvamında olsun senen, hep tatlı, hep güzel. Güller açsın gülü
şlerin. Gazeteci arkadaşım, bu sene ayağına takılan taş pamuk olsun :) Maviannem huzur, mu
tluluk yakanı hiç bırakmasın bu sene de. Mervecim, oğluşun sağlıkla gelsin, anneliğin keyfini doy
a doy
a çıkar b
u sene. Sevgi
yeni deneyimlerin bol
olsun bu senede. Aslıhanc
ım, yaşam listelerin bol olsun se
nin de bu sene. Gamzecim İtalyanca k
apında köpek olsun senin :) Gönlünün güzel
liği tüm hayatına yansısın. Kadriyem, gönlün hep 
şen olsun bu sene de, vaktin bol, deneyimlerin şahane,
çocuklarınla bereket bolluk olsun hanende. Blogların en ma
visi güzel Kadriyem, bilirim gönlün zengin, sağlık - huzur en müh
imi ama bu sene sadece kendin için dilediğin bir dilek olsun ve gerçek ol
sun en coşkulu mavisinden.  Eserim bu sene çok yorulma sen, ben senin yerine g
eziyim :) Sen ayaklarını uzat sağlıkla dinlen :) Tallinn - İstanbul yeni açılan tünelle zat
en 5 dk ya inecek arkadaşım :) Çok özledim demeden komşu kapın olsun inşallah :) Her daim
yazılarıyla sıcacık yazdan kalma bir gün yaşatan Burcucum, Ata ile huzurlu, sağlıklı bir yıl diliyorum
sana d
a. İlk mah
sulun bol olsu
n bahçenizde. Paz
ar listelerinin prensesi
Şulecim, Mısırda uzak akrab
an çıksın bu sene, bitip tükenmez m
al varlığı da sana kalsın inşallah :) Hiç çal
ışmak zorunda kalma böylece. Mevlüdem, en güze
l delim benim. Bu sene çok yoruldun, o yüzden sana tatlı
cadı burnu diliyorum bu sene. Bir kıpırdat, tüm istediklerin ols
un :) Bücürüğün duyarlı annesi Müjdem, sana da kediciklerine de sağlık
diliyorum bu sene. En çok kediciklerine üzüldün çünkü biliyorum. O peri senary
onun da filmi çıksın diyorum ;) Güzel kuşum Nesrinim, yakışıklı kocanla bir dünya turu 
diliyorum bu sene sana :) Gez, bizi de gezdir emi :)Beyaz geminin güzel kaptanı Şenay, bu sen
e sana da huzur ve güzellikler getirsin. Güzel arkadaşım Saadetcim, yakışıklı 3 adamınla şanslı bir yıl
diliyorum sanada,
emekleriniz hiç ka
rşılıksız kalmasın.
Yurdagülcüm bu s
ene mesleğinde zi
rve diliyorum sana
da. Bize yeni yeni
şeyler öğretmeye d
evam et. Bir de be
yaz atlı prensini ka
rşına çıkarsın tabi k
i :) Minik cadının g
üzel annesi Kerimecim, bu yıl sana en çok huzur diliyorum, karşına hep senin gibi güzel insanlar çıkartsın inşallah :) Güzeller güzeli, komik kadın Deryacım, seni unuturmuyum hiç :) Bizi sensiz bırakmaman için ilk önce bolca zaman diliyorum sana :) Bol zamanın olsun ki bize güzel yazılar yaz hep. Güzelliğine güzellik katılsın bu sene, kahkahaların eşsiz olsun inşallah :)
Sevgili anne kaleminden sana sihirli bir değnekle deniz kenarında muhteşem güzellikte bir yaptım :) İçinde hep 30 unda kalacaksın emin ol :)))  Esracım, sen zaten müthiş kararlarla giriyorsun yeni yıla.
Elifle hazır çay-kahve içip samimileşme  kıvamına girmişken cillop gibi uykular, bol bol bedava Adana uçak biletleri, bol keyifli okumalar diliyorum sana :) Korenin bir numaralı fenomeni,
tatile ihtiyacın var diye duydum, o zaman sana sevdiceğinle uzun bir tatil diliyorum en
şahanesinden :) Nilhanım, bilirim ki sen hep küçük mucizelerinle olmak istersin. Sana çok esnek bir
iş diliyorum bu sene. İstediğinde gidebileceğin ama maaşının hiç kesilmeyeceği :) Bombaları oraya buraya atıp görünmez olan Damlacım, seni en sona bıraktım bu sene :) En hamiş yılın bu yıl senin :) Fasulyeni kucağına sağlıkla al bu sene kucağına,  sevgiyle büyüt iki evladını da :)
Gece uykun bol olsun inşallah, bu sene en çok buna ihtiyacın olacak galiba :)))


Biliyorum, yazamadığım çok arkadaşım var...
Gönül ister ki hepinizi uzun uzun yazıyım, güzel güzel dilekler dileyeyim...
Lütfen kırılmayın bana...
Hepiniz çok özelsiniz ayrı ayrı....
2017 hepimize sağlık, huzur, mutluluk getirsin..
Barışla kucaklaştığımız, kardeşçe el ele tutuştuğumuz bir yıl olsun....

ve

HAYALLERİMİZ HAYATIMIZ OLSUN...

Kucakladım hepinizi....

27 Aralık 2016

Tırtlayan 2016, seni göndermek için çok sabırsızım :))


Efenim malum her yeni sene geldiğinde moda adıyla challenge,  bendeki adıyla hedef konur ve bir tarafımızı zorlayarak bunlar gerçekleştirilmeye çalışılır...
2016 da ben de yapmışım, ahanda burada ....
Hiç kendinizi oraya gitmek için zorlamayın ben madde madde gidip nasıl başarısız olduğumu dünya aleme ilan edeceğim, sizde bana tüüüü rezil diyeceksiniz....

Ama olsun :)))
Ben şimdi size geçerli mazeretler bulurum :)))
Bu konuda ustalık belgem bulunuyor ahahaaaaaa :)))


* 35 kitap okurum demişim; elimdeki kitabı da bitireceğimi ümit ederek 25 kitap okumuşum... 10 eksik nedir ki canım :))) Hep o Azra Kohen yüzünden zaten... Onunla oyalanmasaydım sene başında, ben kesin okurdum...

* Mine Söğüt'ün tüm kitapları okunacak demişim; bu seneye yayılması planlanan 6 kitaptan sadece biri :))) Satış dışı olan kitaplarını bulabilseydim diğerlerine de gayret gösterirdim emin ol ahahahaaaa :)))

* En iyi film dalında Oscar kazanmış 88 filmi izle demişim; bak bu çok komik işte... Sadece 4... Yazıyla da yazıyım isterseniz, zengin dursun... DÖRT... Bu konuya mazeret bulmaya vicdanım el vermedi ahahaaaaa :))) Rezillik diz boyu....

* Diyet falan diye saçmalamışım; bu psikolojiyle değil diyet yapıp kilo vermek, sen benim kilo almadığıma yat kalk şükret ahahahaaaa :)))

* Video ve fotoğraflarını arşivle, düzenle demişim; şükür bunun yarısını hallettim :))) 8 seneden 3 senem kaldı :))))

* Evde bekleyen yarım yamalak işlerinin en azından bir kısmını tamamla demişim; evet 2 işi bitirdim, ama 22 yeni işe başlayarak yarım bıraktım demeyeceğim tabi ama boşlukları fazlasıyla tamamladığımdan eminim :)))

* Oytun'un odasını hallet demişim; yine bu sene de mali engellere takıldım... Yok sa ciddi ciddi niyetlenmiştim :/ Biraz para biriktirmeyi başardım ama :))

* 1 tiyatro oyunu mutlaka demişim; İstanbul/İzmir/Ankara yapsam da denk getiremedim :((( Hep o hain zamandan dolayı....

* Kapadokya demişim; yerine Abant koyabilirim dedim :)))

* Şehrindeki müzeler demişim; DEMİŞİM İŞTEEE :)

* Not demişim, oyun gecesi demişim, fotoğrafçılık demişim; ama bak fotoğraf makinam senenin yarısında yetkili servisteydi...

En azından bir maddeyi çizebilseydim iyiymiş..
Ve final koca bir tırt :))))

Ya da bana 2016 da en iyi tırtlayan kadın jüri özel ödülünü de verebilirsiniz 😅😅😅


Bu arada sanmayın ki vazgeçtim, 2017 hedeflerinde ısıtıp ısıtıp önünüze koyabilirim aynı maddeleri ahahaaaaaaaa :))))

21 Aralık 2016

Sevdim diye mi yaptınız bana bunu....


Jojo Moyes "Senden Önce Ben" yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve çok sevmiştim...
Ben bu kadının kitaplarını okurum demiştim...
Kendimi yormadan duygudan duyguya koşarım da demiştim hatta...
Bir de Şebnem Burcuoğlu vardı, bir yaz boyu bizi kıkır kıkır güldüren... Sülale boyu okudukça sahilde birbirimize neye güldün şimdi diye sorduğumuz... Onunla da kafa dağıtırım demiştim....
Sonuç mu?
Sonucu kitap, kitap bildiriyorum efenim...


İki seri kitabın girizgahı niteliğinde bir kitaptı Paris'te Balayı...

İki çift... 1900 lerde ve 2000 lerde yaşanan aşk...
Bir bölüm Liv ve David...
Diğer bölüm Sophie ve Edouard....
Adından belli olduğu üzere Paris'te geçiyor...

Liv ve David'in bölümlerini okurken daha seri olsamda 1900 lerde geçen Sophie ve Edouard'ın aşkı beni pek sarmadı...

Kitap çok kısa zaten, hepi topu 138 sayfa... Kocaman puntolu yazıları normale döndürürsek emin olun 80-90 sayfaya iner...

"Ardında Bıraktığın Kadın" kitabının ön kitabı niteliğini taşıdığı için mi bilinmez çok havada kalan bir kitap. Girişini yapmış ve bırakmış...
Bekle demiş resmen...
Ticari kaygılar bizleri ne hale getiriyor demeden edemedim maalesef...
Bu kitaptaki tüm yazımlar, diğer kitabın başına monte edilebilir ve hepi topu 80-90 sayfa fazla basım yapılabilirdi...
Sonuç olarak çok sevemedim maalesef ben bu kitabı...




Başarısız birinci kitaptan sonra bu devam kitabını elime alsam mı almasam mı kararsızdım. Ama meraklı kedi olan tarafım ağır bastı :)

Kitabın ilk girişini bir türlü oturtamadım bunda da... Ne oldu, nasıl oldu derken kitabın 3 te 1 i ni okudum herhalde... O arada çokça da süründü üstelik elimde....
Konuları oturtabildikten sonra çok daha çabuk ilerledi...

İki kadının da hayatlarında artık ne David vardır, ne de ressam Eduard...
Sophie savaş yıllarında hem ailesini korumaya çalışmakta hem de ablası ile birlikte yoklukla mücadele etmektedir. Eduard savaşa gitmiş nasıl olduğunu bilememektedirler. İşlettikleri otelde Alman subaylarına yemek verirken komutanla da farklı bir ilişki doğuyor aralarında.... Komutanınki belki aşk ama Sophie'nin hala kocasıyla ilgili ümitleri var, savaşı var.... Bir de tablo tabiki... iki kadının ortak noktası bu aslında...

Eduard'ın Sophie'yi çizdiği, ve bir yüzyıl sonra balayılarında Liv'e çok benzediği için David'in hediye aldığı tablo....

Diğer tarafta Liv kocasını kaybetmiştir ve onun yokluğuna alışamamaktadır.  Kocasının kendisine hediye ettiği tablo ile bağı da bu sebeple fazla.... Ama o tabloyu aramaktadırlar... Kim arıyor demeyin o kısım bende karışık ahahaaaa :)))
Çantasını çaldırdığı gün yollarının kesiştiği Paul ile farklı bir yakınlaşma başlamıştır ve Paul tesadüf o ki çalınan eserleri bulmaya çalışan ve asıl sahiplerine iletilmesinde yardımcı olan bir kurum da çalışmaktadır...
Sonrası davalar silsilesi...

Dönemler arası geçişler benim için sancılıydı bu kitapta.... En heyecanlı yerinde bırakıp diğer yüzyıla gitmek çok hoşuma gitmedi... Şimdi diyorum ki keşke atlayarak sadece o dönemi okusaydım daha sürükleyici olur muydu? Emin olamadım...

"Senden Önce Ben" tadında değildi benim için maalesef, ama okunmayacak kadar kötü de değildi... Ortalarda diyelim... Ama ilk kitap için hala gereksiz düşüncemi koruyorum efenim :)))



Yaşadığımız kötü günlerde kafa dağıtmam lazım dediğimde Şebnem Burcuoğlu geldi aklıma... Dedim tamam Kocan Kadar Konuş'un 2 sini alıyım, nasıl olsa sülalece güle güle okumuştuk ilk kitabını...

Aaaa bide ne göreyim, yeni kitap çıkartmış.... Hah dedim ben bunu okuyayım, gündemden uzaklaşıyım, azıcık güleyim, biraz neşe gelsin...

Demez olaydım :(

Yazar evet aynı yazar, anlatım aynı anlatım, ama kasıldım demiş... Sizi güldürmem lazım, parende atsam mı acaba bile demiş....
O öyle dedikçe planlar tutmamış :(

Şükran işten atıldığı bir gün kankisi Meryem akıl veriyor... Sen çok güzel yazıyorsun, bir senaryo çıkartırsın sen, şan- şöhret - para sana gelmezse ben de ne olayım :))) Gaza gelen Şükran'da yazdığı yazıları film şirketlerine göndermeye başlıyor... Sonunda evet senaryo yazmaya başlıyor ama başına gelmeyen de kalmıyor....

Aslında bir nevi  kendine atıfta bulunuyor. Dedim keşke yapmasaydın, kendi ismini kitapta bak o da kitabının filmini çekti, evlendi, yok ününe ün kattı, yok orada karşılaştım gibi bir sürü şeye bence hiç gerek yoktu... Bir nevi kendi reklamını yapmış aslında, kendi kitabında üstelik :)))

Gülmek için aldım, gülebildim mi peki... Tabi ki hayır....
Kendine yaptığı göndermelerde o kadar soğudum ki kitaptan zar zor bitirdim diyebilirim....
Bende ki durumu budur maalesef....




Sonra dedim ki yok gülemedim, ben bildiğim seriye devam ediyim,

Aldım kitabı elime...

Efsun'la Sinan evlenecekler inşallah...

Bu sefer de ilk kitabın filmini izlediğim içine gözümün önünde Ezgi Mola ve Murat Yıldırım.... Bende var bir tuhaflık :)))
Gözümün önünden karakterler gitsin diye uğraştım bir süre....
Baktım olmuyor salıverdim gitti :)))

Birinci kitap bu kitaba göre daha kahkahalı ve daha eğlenceliydi... Üresin ve Türesin'le yeni tanışmıştık mesela...
Bu kitapta babaanne geliyor yeni karakter olarak ama daha çok mikser olarak... Komik bir yanı yok...

Gerçi durumu kurtarmak için Üresin'e  Kertil Çam Kolonyası içirerek  efsaneler geri dönüyor da dedirtmedi değil :))

Yine de okunmayacak bir kitap değil.... Kafa dağıtmak için tercih edilebilir....




Zevk alarak okuduğum iki yazarın da beni okuduğum ilk kitapları kadar etkilememesi herhalde benim anlık psikolojimle alakalı değildir diye düşünüyorum... Yada gerçekten feci dağıtmıştım, kitaplar bile kurtaramadı beni :))
Henüz konuya açıklık getirebilmiş değilim...

Bu kitapları okuyalı çok oldu gerçi ama, buraya da yazıyım istedim....
Kısa kısa fikir olsun, balık hafızama da not olsun :)))