6 Ekim 2017
biraz da film anlatayım...
Aslında niyetim gemi turunu anlatmaktı ama fotoğrafları düzenleme kısmına gelince biraz arap saçı oldu konu :) Hadi dedim ben de filmlere bir dikey geçiş yapayım...
Fotoğraflar ne zaman düzenlenebilir ve Yunan adaları yazısı kotarılır ben de merak içindeyim :)))
Bekleyin ve görün anacım :))
Bu filmleri de izleyeli epey zaman oldu gerçi ama olsun... Ne demişler geç olsun da güç olmasın.... Çok kel alaka oldu farkındayım bu laf ama yazdım gitti işte :)))
ÇEKMECELER (2015)
Çıkar çıkmaz izlemek istediğim ancak bırak buradaki sinemalara gelmeyi internete de çok sonra düşen bir film oldu bu "Çekmeceler"...
Caner Alper ve Mehmet Binay çiftinin "Zenne" filmini izledikten sonra bu filmin çok yakında vizyona gireceğini öğrenmiş ve büyük hevesle beklemiştim... Kısmet bu yazaymış....
Binay ve Alper çifti yine cesur bir konuya el atmışlar. İzledikten sonra öğreniyorum ki gerçek bir yaşam hikayesinden uyarlamışlar ve uyarlama konusunda da çok fazla saptırma yapmadıklarını, konunun zaten kendi başına oldukça dramatik ve detaylı olduğunu söylüyorlar...
Oyuncu kadrosu oldukça geniş... Renkli kostümler, renkli sahneler, canlı ve enerjik insanlar... Sanki bir masal gibi bir rüyanın içindesiniz de katman katman kabusa doğru gidiyorsunuz gibi.... Gözümü bir an olsun ekrandan kaçırmadan izledim ki, herhangi bir detayı kaçırmayayım diye... Ki kaçırdığım çok yer olduğunu anlıyorum filmin sonunda sebep-sonuç ilişkisini kurarken...
Filmi psikolojik olarak 3 bölüme ayırmışlar; kilitler, çekmeceler ve anahtarlar...
Birinci bölüm yani kilitler Deniz (Ece Dizdar) 'in çocukluk ve ilk gençlik dönemine götürüyor bizi... Sorunların tohumunun atıldığı döneme...
Çekmeceler bölümünde kilit döneminde aldığı yaraların nasıl da suyun yüzüne çıktığını ve nasıl da sorunlu bir birey haline geldiğini izliyoruz Deniz'in...
Anahtarlar bölümünde de yaralı bir kadının düşe kalka kendini nasıl toparlamaya çalıştığını, hayatına atılan düğümleri çözmek için nasıl da çaba sarf ettiğini...
Anladığınız üzere psikolojik bir film... Ama durağanın aksine çok sürükleyici ve renkli...
Konuyu çok fazla özet geçemeyeceğim aslında... Nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Her an filmin tüm büyüsünü bozabilirim çünkü...
Sadece şunu diyebilirim; bir çocuğun hayatının içine etmek istiyorsanız başına umursamaz, aman ağzımızın tadını bozmayalım düşüncesinde bir anayla, kendi saplantılarını tüm aymazlığıyla kızında baskı oluşturup şiddet uygulayan bir baba verin yeter...
Filmle ilgili bir kaç detay daha verip sonlandıracağım konuyu....
Oyunculuklar şahane ilk önce onu söyleyebilirim... Ece Dizdar'dan böyle bir performans beklemezdim hiç... Ama kadın rolünün hakkını sonuna kadar vermiş... O yaşadığı kaosu sonuna kadar iliklerinizde hissettiriyor... Baba Ayhan rolünde Taner Birsel çıkıyor karşımıza... Her zamanki gibi bu filmde de oyunculuğunu layıkıyla gösteriyor.
Anne rolüne Tilbe Saran, babanın ikinci eşi Ayşe' ye de Nilüfer Açıkalın hayat vermiş.... Ayhan'ın yaraladığı kadınlar... Yaraları ortak olunca dostluk kurmaları da zor olmamış...
Önemli bir detay, bu filmin +18 olduğu... Oldukça fazla cüretkar sahne var... Ama bu konuyla ilgili bir şey söylemek istiyorum. Evet oldukça cüretkar, izlemekte zorlanabileceğiniz sahne var diye sakın bu filmi es geçmeyin... Kadın gözüyle bir kadının hatta kadınların hayatını mutlaka izleyin... Çekmeceleri açın...
Sonuç olarak tüm anlattıklarımdan anlayacağınız üzere ben bu filmi OLDUKKÇÇAAAA SEEEEVVVDDİİİMMM... Mehmet Binay ve Alper Caner ikilisinin bir sonraki filmini sabırsızlıkla bekliyorum ben... Henüz ufukta bir ses gözükmüyor gerçi...
İFTARLIK GAZOZ (2016)
Bazı filmleri ya vizyona girer girmez ağzınızın tadıyla izlersiniz ya da benim gibi üzerinden epeyce bir vakit geçip tüm duyduklarınızı unutup öyle.... Bu film de öyle :) Hatta o kadar unutursunuz ki duyduklarınızı büyük bir yanılgı içine girip bu filmi Cem Yılmaz çekmiş gibi bile hatırlayabilirsiniz :))) Filmi izlerken şükür ki aydım :)
Hikayemiz Ula'da geçiyor. Gazozcu Cibar Kemal (Cem Yılmaz) ile çırağı Adem (Berat Efe Parlar) 'in bir yaz tatilindeki hikayeleri...
Dondurmam Gaymak vari ama çok daha başarılı... Bir Yüksel Aksu filmi... Ben hala Entelköy Efeköy'e Karşı filmini izlemedim, onu da bir ara izleyeyim şimdi hatırlamışken... Ege öykülerini seviyorum çünkü...
Filmle ilgili diğer detaylara geçmeden önce müziklerinden bahsedeyim azıcık... Hepsi yerli yerinde ve de çok güzeldi... Cem Karaca, Erkin Koray, Özay Gömlüm ve birbirinden güzel Ula türküleri... Kulağıma geldikçe o müzikler sardı sarmaladı beni film boyunca...
Hele gece lüks lambaları ile tütün toplarken bir sahne vardı ki hem kulağa hem göze şölen... En etkilendiğim görsellerden biriydi... Tütünün gece kırıldığını bilen ama sebebini bilmeyen ben filmin ardından hemen bir google amca müracatıyla öğreniyorum; sıcak yaz günlerinde gevşeyen tütün yaprakları, gece daha gevrek olduğundan kırma işleminin daha kolay olmasındanmış meğerse... Genelde gece 00:00 da başlanırmış bu sebeple...
70'li yıllarda geçen filmimiz unuttuğumuz bazı tatlara da selam göndermiş... Ramazan ayındaki geleneklerimize, gazoz kapaklarına, siyah önlük beyaz yaka ikilisine.... Daha neler neler... Hafızamızda güzel anılarımızın canlanması ve ortak hikayeler barındırıyor olmamız filmi daha çok sevmemize sebep oluyor...
O dönemlerdeki usta-çırak ilişkisi ise tadından geçilmiyor... Şimdi nerede o ustalar, nerede o çıraklar...
Hele cami hocası karakteriyle Macit Koper vardı ki sahnesi çok az olmasına rağmen sevdiğim karakterlerden oldu... Sen bi tanesin hocam ♥ Bir de sahildeki nene.... Çocccukkkk gel karpuz yii demedi mi öldürdü beni çığırmasıyla :)))
Filmde tek sevmediğim hatta iki sevmediğim şeylerden biri filmdeki rüya yani animasyon kısmı diğeri de filmin sonunda final sahnesinde acitasyonu biraz kasmaları idi... Onun dışında fevkaladenin fevki ;)
Bir de ODTÜ' lü Hasanımız (Yılmaz Bayraktar) var tabiki... Yörük kızlarının gözüyle "denişik şeyler" söyleyen :))) Hasan karakteriyle o dönemdeki sağ-sol kavgalarına ufak bir selam çakmışlar filmde... Köylülerle yaptığı sendika sohbetine bayıldım... Anadolu insanının saf ve masum duygularını o kadar güzel koymuş ki ortaya...
Sonuç olarak ben bu filmi ÇOOOKKKKK SEVVVVDDDİİMMM..... Hala izlemediyseniz çoluk çocuk hep birlikte izleyin derim...
ANNEMİN YARASI (2016)
Bosna dramını farklı bir şekilde anlatan bir film...Savaş sonrasında ailesini bulmaya çalışan bir çocuğun hikayesini... Yer yer geri dönümlerle o dramı da kısmi olarak yaşatıyor. Kısmi olarak ama... Oldukça dokunaklı ve sürükleyici olduğunu söyleyebilirim...
Bosna Hersek' teki bir yetimhanede büyüyen Salih (Bora Akkaş) anne ve babasını aramak için yola koyuluyor... İlk önce annesini buluyor ve aslında tahmin ettiği gibi bir sonuca ulaşamıyor maalesef... İç savaş sırasında Nerma (Belçim Bilgin) tecavüze uğramış ve bu konuyla ilgili uzun süre tedavi görmüş, bir oğlu olduğunu bile hatırlamamakta olan bir annedir bulduğu... Söyleyemez Salih kadına onun oğlu olduğunu... Sonra da babanın izini sürmeye başlıyor Salih... Sadece ismini bildiği Boris'in....
Ülkede o isimde olanları tek tek gezmeye başlar..Listede bir kaç kişiden biri olan Boris (Ozan Güven) ve Marija (Meryem Uzerli) 'nın çiftliğinde çalışmaya başlıyor...
Geçmiş ile yüzleşme filmi Annemin Yarası...
Filmimizin kısaca anlatmam gerekirse konusu böyle...
Filmdeki oyunculukların tamamı yerinde... Fakat filmi götüren en güçlü karakter Ozan Güven... Oyunculuğuyla göz doldurmakla birlikte abartılı karakteri olan Boris'i abartısız oyunculuğuyla tam kıvamına getirmiş. Filme oldukça da renk katmış üstelik...
Meryem Uzerli de aksanlı dili ile bu filme çok yakışmış... Normal şartlarda kendisi ile çok sıcak ilişkilerim olmamasına rağmen bu filmde çok sevdim...
Bu arada Bora Akkaş'ı hiç es geçemeyeceğim, genç oyuncu da oldukça başarılıydı. Yandan yandan gülüşünü sevdiğim :))
Filmin müzikleri çok iyi kotarılmış ve filmi şenlendirmiş... Hele evde verilen bir yemek vardı oradaki sahne çok güzeldi, kıpır kıpır...
İntikam duygusundan çok bir yüzleşme filmine dönüşmesi gerilimi dozunda yaşattı... Filmde sevmediğim şey ise her şeyi açıklayacağım derdine girip son 10-15 dk yı oldukça sıkıştırmalarıydı... Daha sakin gidebilirlerdi hissine kapıldım nedense...
Çiftlik görüntülerine sizde izlediğinizde bayılacaksınız eminim. Hepimizin hayal ettiği türden :)
Farkındayım Belçim Bilgin ve Nerma'nın eşi Mirsad yani Okan Yalabık ile ilgili fazla bir şey söylemedim. Kötü değillerdi ama Ozan ve Meryem kadar göz doldurucu değillerdi maalesef... Sadece bunu söyleyebilirim...
Filmin en vurulduğum ve en içimi acıtan cümlesi Salih'in cümlesiydi... "Ben annemin yarasıyım... " Bir oğul, bir evlat için ne kadar ağır bir cümle...
Sonuç olarak ben bu filmi SEEEEVVVDİİİMMMMM, dram severler bu filmi kesinlikle kaçırmasın derim. Naçizane tavsiyemdir.
UMUT APARTMANI (2016)
Bu filmi nasıl, neden izlediğimi inanın bilmiyorum... Normal şartlarda "abla sen bu filmi beğenirsin " gazlarına gelmem ama bu sefer film doldurttuğum çocuğun gazına geldim galiba...
Film bir apartman filmi... Arif (Alp Özer) babasını kaybetmiş annesiyle yaşayan gayet zeki, cin fikirli, kıpır kıpır bir çocuk. Dedesi (Ali İpin) bir gün felçli rolü yaparak gelininin evine mecburi olarak gelip torunuyla sıcak ilişkiler kurmak istemektedir.
İlk aşk, aile ilişkileri, komşuluk ilişkileri ile ilgili mesaj vermeye çalışan bir havası var bu arada filmin...
Üzerinde konuşacak çok bir şey yok aslında, oldukça vasat bir filmdi maalesef...
Sonuç olarak ben bu filmi HİİİİİÇÇÇÇ SEVMMEEDDİİİMMM... İzleyip izlemem kararı sizin...
En kısa anlattığım film oldu sanırım bu film :)) Böyle de kayıtlara geçsin efenim...
Şimdilik benden bu kadar...
Mutlu hafta sonları diyorum hepinize...
Kendinize iyi davranın ;)
4 Ekim 2017
güle güle Eylül ♥
Dün yazılmak istenen yazı buydu işte...
İhtiyacım varmış demek ki, iç dökme yazısına dönüşüverdi :)))
Yine yeni bir iç dökme yazısı dökmeye başlamadan instagram seçmecelerine buyurun efenim...
Bizde Eylül böyle geçmiş ♥
Hani Fikret Kızılok diyordu ya;
Sorum yok, soranım yok
Yolum yok, yordamım yok
Bir çıkmaz sevdadayım
Çekip vuranım yok
İşte öyle bir şeyler 🎶🎶🎶
İşlere daldım çıkamıyorum
Emekliliğime kaç kaldı ki
Bir an aklıma geldi
Çiçek böcek olmalıydı benim derdim
Hesap kitapla ne işim var benim yahu
Bacak kadar boyunuzla bıcırdama günlerinize sarsak biz zamanı yeniden...
Ben bu boy aşma durumlarına pek alışamadım da çocuklar 😄😄😄
Dünkü sıpalar şimdi ergen oldu
Okulun ilk günü
Yolunuz da bahtınız da açık olsun
Can çocuklarım benim
Her zaman yanınızdayız
Şu resme bakınca annemin sesi geliyor kulağıma;
"Ahmet üzerini kirleteceksin " diye seslenirdi hep...
Arabasını temizlemek hep bir yerlere giderken, üstünü başını giymişken aklına gelirdi çünkü babamın ❤❤❤
Baba candır
Senelerden 2005
Özlediğim kıymetlim
Arabası çok değerliydi hep
Mercedes solladı mı keyfe gelirdi
Toplayın nallarımı derdi hep
Sen gideli çok oldu be babam
Elma görünümlü armut yapmışlar 👌👌👌👌
Bir yerlerde denk gelirseniz sakın kaçırmayın...
Şekli elma kabuğu ve içi armut
Sulu sulu
Aroması çok güzel
Yabani armuta aşı yapınca böyle oluyormuş
Yeni bir şey daha öğrendik
İtina ile gelin alınır ✌✌✌💝💝
Arman - Burcu evleniyor
Erkek tarafı
Oğlan bizim kız bizim
Martılara vereceği simitleri afiyetle yiyorduuuu 😂😂😂😂
Oytun halleri
İstanbul yolunda
Düğünde oynamaya gidiyoruz
Martılar öğle uykusuna yatmış galiba
Simit verecek tek bir martı bulamadık
Bu #tbt okulların açılmasına az kalmasının şerefine gelsin 😂😂😂
Muhtemelen Oytun bu aralar kendini böyle hissediyor çünkü 👎👎
Heraklion - Girit / Yunanistan
Geziden geriye kalanlar
Gemi turu
Bu çocuklar okulu niye sevmezler ki
Ben koştura koştura giderdim
Arkadaşlarımı özlerdim
Bunlarda öyle bir şey de yok
Annem diye demiyorum çibörekleri ile parmaklarınızı da yersiniz 👌👌👌
Çibörek / Tatar böreği
Ben de güzel etlerim yalnız
Eskiden köşesinden bir parça ayırıp kaç tane yediklerini hesaplarlarmış
Biz kulak deriz o köşeye
Ellerimize sağlık♥
3 Ekim 2017
spontane gelişti :))
Eskiden "offf sıkıldım" cümlesini çok kurardım... Eskiden dediğim de genç kızlık zamanlarım...
Anacığımın başını çok didiklemişimdir bu sebeple.....
Yaş ilerledikçe bu cümle hayatımdan tamamen çıktı...
Sıkılmak istesem de sıkılacak zaman bulamıyorum :)))
Aslında biliyorum ben bunun sebebini, erteleme hastalığına yakalandım ben ahahaaaa :))
Böyle bir hastalık var mı demeyin hiç varmış... Ben de yeni duydum ama durumuma da uydurdum :))
Burada ve burada anlatmışlar azıcık...
Şaka bir yana bendeki durum aynen şöyle son 5-6 aydır...
Farzı misal ütü yapılacak... Bu akşam yapmayı planlıyorum... Hatta kafamda bir plan da çizili... Ütüyü 2 saatte bitirsem, üzerine yemek yapar, kitap bile okurum... Misssss 💪
Peki sonuç nasıl oluyor;
Akşam eve gidiliyor... Ütü yığınına bakılıyor... Dur bir yarım saat dinleneyim deniliyor... O sırada abuk subuk şeylerle vakit geçiriliyor... Ay biraz daha deniliyor... Biraz daha oyalanılıyor... Sonra da şimdi bu saatten sonra ütü yapılmaz ki, hem acelesi de yok zaten deniyor ve yeniden yarına yükleniyor bu görev....
Yarın sonuç değişiyor mu peki? Tabi ki hayır :))
Nihayete ermek için artık her sabah parça parça ütü yapmaktan sıkılmam ya da başıma taş düşmesi gerekiyor 😏
İşin kötü tarafı farkına varmadan bunu iş dahil her alanda yapar olmuşum ve sadece günü kurtaracak modda yaşamaya başlamışım...
Yemin ediyorum bir ara sırf hani olur da ilhama gelir bir işin ucunu tutarım korkusuyla gezmeye gitmeyi bile tercih ettim. Arkadaşlarıma evde iş var hadi bu akşam dışarı çıkalım teklifinde bulunduğum çoktur :)))
Düzensizlik = Zamansızlık denklemi ağır gelmeye başlayınca da son 2-3 haftadır hayatımı, evimi, işimi hale yola koymaya çalışıyorum...
Evin yarısı bitti şükür, işyerinde ise muradıma ermeye az kaldı...
Atılacaklar, satılacaklar, kaldırılacaklar, yeniden kullanıma alınacaklar diye diye gidiyorum...
Bu arada bir çöpçü olduğuma da karar verdim bu aşamada tabi ki ahahahaaaaa :))
Düzen işini hallettiğim zaman zamansızlık sorunumu da halledeceğimi düşünüyorum ki şayet aksi olursa ne yapacağım konusunda hiçbr fikrim yok. Size bol bol ağlamaya devam ederim herhalde :))
Ama ne yapıyorum, tabi ki evrene güzel mesajlar yolluyorum ♥
Sen bu zamansızlık problemini çözeceksin Şebo 😊
Bu arada bu yazı neden yazıldı inanın bilmiyorum :))) Eylül insta seçmecelerini koyacaktım ve ufak bir girizgah yapayım demiştim halbuki.
Girizgah oldu koca bir yazı :)))
İnsta seçmeceleri de yarına kalsın artık ahahahaaa :)) (içses: al sana bir erteleme daha)
Hadi görüşürüz 😉
20 Eylül 2017
bugün ben...
Bugün size ne it gibi çalıştığımı, ne evin ben aldım başımı gidiyorum halinden vazgeçirmeye çalıştığımı anlatmayacağım....
Sabahki durumumu özetleyeceğim sadece....
Kalktım, Oytun'u okula bıraktım...
İşe yola koyuldum...
Kahvaltı günün en önemli öğünüdür ya hani işte o öğünü işyerinde halletmek için simit alıyım dedim.
Fırının önüne gelişigüzel park ettim arabayı. 2 dk da çıkıcam hemen.. Bu durumlarda dörtlüleri yakmak önemlidir, arkanızdan küfredenlerin yüzdesini azaltırsınız... Ben de öyle yaptım 😂
Simidimi aldım, mutlu mesut bahtiyar çıktım fırından.
İşyerim yolun karşı tarafında hemen... Arabalar vızır vızır.... Kendimi arabaların önüne atmak suretiyle kendime yol verdirttim. Tam yolun ortasına gelmiştim ki arabamı hatırladım. Önünü kestiğim adama gülerek pardon dedim ve geri döndüm. Böyle bir salaklık yaptığımı anlamasınlar diye tekrar fırına döndüm. Bu arada neyi unutup tekrar fırına döndüğümü unuttum. Fırındaki çocuklara ben burada bir şey unutmuş muyum dedim. Bakındılar etrafa yok bir şey abla dediler.... Ama neyi unuttuğumu sormadılar allahtan çünkü ben bile bilmiyordum neyi unuttuğumu... Sadece ben bir şey unuttum modundayım o arada....
Yeniden yolu kestim, işyerime doğru yürüdüm, işe vardım, masama oturdum ki masanın üstüne şıkırt diye arabamın anahtarını koymamla uyandım :))) Arabamı unutmuştum...
Koşa koşa gittim, araba araba diye tekrarlayarak... Arabamı o gelişigüzel park ettiğim yerden aldım ve otoparka teslim ettim... Bu arada vallahi ben çok yoruldum....
Bir gün kendimi de bir yerlerde unutacağım ama bakalım ne zaman ahahahaaaaaaaa :)))
15 Eylül 2017
bu ayın şarkısı #4
Sözde her ay yapacaktım ben bu işi değil mi :))))
Duy da inanma işte :))
Hafta sonu geldi bak....
Okulların açılmasından önceki son dönemeç...
O zaman ne yapıyoruzzzzz...
Hoppaaaaaaa, eller havayaaaaa
Yandan yandan 💃💃
Son haftayı değerlendiriyoruz :)))
Mutlu hafta sonları diliyorum herkese ♥ ♥
Sıla / Müstehcen
12 Eylül 2017
Sonun Geldi Sevgilim / Tuna Kiremitçi
Son çıkan albümünden dolayı Tuna Kiremitçi bana sempatik gelmeye başlamıştı son zamanlarda biliyorsunuz. Yazmıştım hatta şurada; tıktık
İşte bu sempati dönemlerimde iken gözüme sokar gibi kitap yurdu bu kitabı 2,85 gibi bir rakamla önüme çıkartıp durdu... Atladım tabi :)))
Okumak kısmeti bugünlereymiş....
Devrim kendi halinde ortalarda yaşayan bir adam. Çok sevdiği karısı Rosa hava durumu spikeri olarak ünleniyor. Uyumsuzluklar başlıyor. Ayrılıyorlar ve kabus başlıyor. Rosa onu televizyon televizyon gezerek ihanetle suçluyor. Reklam malzemesi yapıyor yani anlayacağınız...
Ve Devrim birden bire linç edilmek istenen ünsüz ünlüler kervanına katılıyor...
Tanıdık geliyor mu konu? Şok şok şok diye paparazzilerde izlediğimiz durumlardan biri işte...
Anlatım gayet esprili olduğu için kitabın ilk yarısı Devrim'in kabuslu günlerini okumak çok eğlenceliydi.
Sonra ne oldu peki; Devrim yeniden aşka düşmeye başladı.... Bu sefer karısının aksine aktivist Gülbahar'a... Bu kısmı da hadi olabilirdi aslında da... Sonradan tekrarlar, bir macera koyma heyecanıyla mafyavari insanlar çıkınca işler azıcık değişti ve nereye gittiği bilinmeyen bir hikayeye dönüştü.... Bir de işin içine çocukluk hesaplaşmaları girince hoppala buradan yak dedim :)))
Kitap ilk giriş yaptığı havada ince ince esprileriyle devam edebilseydi keşke dedim bol bol...
Neyse efenim şarkısını hala çok sevdiğim için sempatikliğinden birşey kaybetmedi gözümde sevgili Tunacım :))) Bir de kliplerde bol bol gösterdiği gamzelerinin hatırı da var tabiki ;)
Kitap için okumamakla bir şey kaybetmezsiniz diyorum kendimce ve kararı tabiki size pas ediyorum. Gönlünüz nereden eserse oradan davranın ♥
Altı çizililerimsiz tabi ki sonlamaz bu yazı :)
* Rosa'yla birbirimizn hobilerine karışmamak konusunda sessiz bir anlaşma yapmıştık. Sonuçta ben onun ayakkabı koleksiyonuna karışmadım o da benim klarnet çalışmalarımı kibarca görmezlikten geldi. Şimdi düşünüyorum da, evlilik denen şeyin niye delice bir girişim olduğunu en iyi bu açıklıyor: Sürekli kibar davranmak zorunda olduğunuz biriyle yaşamak korkunç bir şey. Çok geçmeden kendinizi sevgiliden çok konsolosluğun birinci kâtibi gibi hissetmeye başlıyorsunuz ki bunu becerebilecek zekâya sahip olsaydım zaten gidip Mülkiye'de okurdum, güzel sanatlarda değil.
* Bir çocukta aradığım her şey Berfin'de var: Gerektiği kadar yaramaz, yeterince sahtekâr, fazlasıyla utangaç, azıcık da umursamaz. Ayarlarını değiştirmek elimde olsaydı ilk ikisini sabit tutup üçüncüyü azaltır, dördüncüyü biraz yükseltirdim. Yaramazlığa ve sahtekârlığa kafası dozunda çalışan bir çocuğun aynı zamanda umursamaz olması onun adına şahane bir şey. Utangaçlığından da kurtulursa şu hayatta sırtı yere gelmez. Bence anne babalar çocuklarını hangi okula göndereceklerinden önce böyle şeyleri düşünmeli.
* Bizim yaşımızda "çıkmak" sözcüğü, on sekizindeyken taşıdığı anlamı taşımaz (on sekiz yaşındakilerin hâlâ bu sözcüğü kullandığından da emin değilim zaten). Otuz beş yaşındaysanız başınızdan bir şeyler geçmiş demektir. Evlilik, boşanma, ihanet, hamilelik ve askerlik, annenin ya da babanın (bazen ikisinin birden) ölümü, yükseliş ya da iflas... Bütün bunlardan sonra yaptığınız şeye "çıkmak" derseniz, on sekiz yaşın masumiyetine selam etmiş olursunuz. Bu kinaye ciddi olmadığınızı ya da Peter Pan sendromu yaşayan koca bebek olduğunuzu göstermez. Hayat yolunda üzerinize sıçramış çamurlara rağmen bir yanınızın temiz kaldığını gösterir. Hatta bu temiz yanı karşınızdakine açmaya hazır olduğunuzu da gösterir. Kinaye hoş bir şeydir yani.
* Bir çocuğun babasını ağlarken görmesi önemlidir. Devlerin ve kahramanların gözyaşı çok şey öğretir insana...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















