Aslında niyetim gemi turunu anlatmaktı ama fotoğrafları düzenleme kısmına gelince biraz arap saçı oldu konu :) Hadi dedim ben de filmlere bir dikey geçiş yapayım...
Fotoğraflar ne zaman düzenlenebilir ve Yunan adaları yazısı kotarılır ben de merak içindeyim :)))
Bekleyin ve görün anacım :))
Bu filmleri de izleyeli epey zaman oldu gerçi ama olsun... Ne demişler geç olsun da güç olmasın.... Çok kel alaka oldu farkındayım bu laf ama yazdım gitti işte :)))
ÇEKMECELER (2015)
Çıkar çıkmaz izlemek istediğim ancak bırak buradaki sinemalara gelmeyi internete de çok sonra düşen bir film oldu bu "Çekmeceler"...
Caner Alper ve Mehmet Binay çiftinin "Zenne" filmini izledikten sonra bu filmin çok yakında vizyona gireceğini öğrenmiş ve büyük hevesle beklemiştim... Kısmet bu yazaymış....
Binay ve Alper çifti yine cesur bir konuya el atmışlar. İzledikten sonra öğreniyorum ki gerçek bir yaşam hikayesinden uyarlamışlar ve uyarlama konusunda da çok fazla saptırma yapmadıklarını, konunun zaten kendi başına oldukça dramatik ve detaylı olduğunu söylüyorlar...
Oyuncu kadrosu oldukça geniş... Renkli kostümler, renkli sahneler, canlı ve enerjik insanlar... Sanki bir masal gibi bir rüyanın içindesiniz de katman katman kabusa doğru gidiyorsunuz gibi.... Gözümü bir an olsun ekrandan kaçırmadan izledim ki, herhangi bir detayı kaçırmayayım diye... Ki kaçırdığım çok yer olduğunu anlıyorum filmin sonunda sebep-sonuç ilişkisini kurarken...
Filmi psikolojik olarak 3 bölüme ayırmışlar; kilitler, çekmeceler ve anahtarlar...
Birinci bölüm yani kilitler Deniz (Ece Dizdar) 'in çocukluk ve ilk gençlik dönemine götürüyor bizi... Sorunların tohumunun atıldığı döneme...
Çekmeceler bölümünde kilit döneminde aldığı yaraların nasıl da suyun yüzüne çıktığını ve nasıl da sorunlu bir birey haline geldiğini izliyoruz Deniz'in...
Anahtarlar bölümünde de yaralı bir kadının düşe kalka kendini nasıl toparlamaya çalıştığını, hayatına atılan düğümleri çözmek için nasıl da çaba sarf ettiğini...
Anladığınız üzere psikolojik bir film... Ama durağanın aksine çok sürükleyici ve renkli...
Konuyu çok fazla özet geçemeyeceğim aslında... Nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Her an filmin tüm büyüsünü bozabilirim çünkü...
Sadece şunu diyebilirim; bir çocuğun hayatının içine etmek istiyorsanız başına umursamaz, aman ağzımızın tadını bozmayalım düşüncesinde bir anayla, kendi saplantılarını tüm aymazlığıyla kızında baskı oluşturup şiddet uygulayan bir baba verin yeter...
Filmle ilgili bir kaç detay daha verip sonlandıracağım konuyu....
Oyunculuklar şahane ilk önce onu söyleyebilirim... Ece Dizdar'dan böyle bir performans beklemezdim hiç... Ama kadın rolünün hakkını sonuna kadar vermiş... O yaşadığı kaosu sonuna kadar iliklerinizde hissettiriyor... Baba Ayhan rolünde Taner Birsel çıkıyor karşımıza... Her zamanki gibi bu filmde de oyunculuğunu layıkıyla gösteriyor.
Anne rolüne Tilbe Saran, babanın ikinci eşi Ayşe' ye de Nilüfer Açıkalın hayat vermiş.... Ayhan'ın yaraladığı kadınlar... Yaraları ortak olunca dostluk kurmaları da zor olmamış...
Önemli bir detay, bu filmin +18 olduğu... Oldukça fazla cüretkar sahne var... Ama bu konuyla ilgili bir şey söylemek istiyorum. Evet oldukça cüretkar, izlemekte zorlanabileceğiniz sahne var diye sakın bu filmi es geçmeyin... Kadın gözüyle bir kadının hatta kadınların hayatını mutlaka izleyin... Çekmeceleri açın...
Sonuç olarak tüm anlattıklarımdan anlayacağınız üzere ben bu filmi OLDUKKÇÇAAAA SEEEEVVVDDİİİMMM... Mehmet Binay ve Alper Caner ikilisinin bir sonraki filmini sabırsızlıkla bekliyorum ben... Henüz ufukta bir ses gözükmüyor gerçi...
İFTARLIK GAZOZ (2016)
Bazı filmleri ya vizyona girer girmez ağzınızın tadıyla izlersiniz ya da benim gibi üzerinden epeyce bir vakit geçip tüm duyduklarınızı unutup öyle.... Bu film de öyle :) Hatta o kadar unutursunuz ki duyduklarınızı büyük bir yanılgı içine girip bu filmi Cem Yılmaz çekmiş gibi bile hatırlayabilirsiniz :))) Filmi izlerken şükür ki aydım :)
Hikayemiz Ula'da geçiyor. Gazozcu Cibar Kemal (Cem Yılmaz) ile çırağı Adem (Berat Efe Parlar) 'in bir yaz tatilindeki hikayeleri...
Dondurmam Gaymak vari ama çok daha başarılı... Bir Yüksel Aksu filmi... Ben hala Entelköy Efeköy'e Karşı filmini izlemedim, onu da bir ara izleyeyim şimdi hatırlamışken... Ege öykülerini seviyorum çünkü...
Filmle ilgili diğer detaylara geçmeden önce müziklerinden bahsedeyim azıcık... Hepsi yerli yerinde ve de çok güzeldi... Cem Karaca, Erkin Koray, Özay Gömlüm ve birbirinden güzel Ula türküleri... Kulağıma geldikçe o müzikler sardı sarmaladı beni film boyunca...
Hele gece lüks lambaları ile tütün toplarken bir sahne vardı ki hem kulağa hem göze şölen... En etkilendiğim görsellerden biriydi... Tütünün gece kırıldığını bilen ama sebebini bilmeyen ben filmin ardından hemen bir google amca müracatıyla öğreniyorum; sıcak yaz günlerinde gevşeyen tütün yaprakları, gece daha gevrek olduğundan kırma işleminin daha kolay olmasındanmış meğerse... Genelde gece 00:00 da başlanırmış bu sebeple...
70'li yıllarda geçen filmimiz unuttuğumuz bazı tatlara da selam göndermiş... Ramazan ayındaki geleneklerimize, gazoz kapaklarına, siyah önlük beyaz yaka ikilisine.... Daha neler neler... Hafızamızda güzel anılarımızın canlanması ve ortak hikayeler barındırıyor olmamız filmi daha çok sevmemize sebep oluyor...
O dönemlerdeki usta-çırak ilişkisi ise tadından geçilmiyor... Şimdi nerede o ustalar, nerede o çıraklar...
Hele cami hocası karakteriyle Macit Koper vardı ki sahnesi çok az olmasına rağmen sevdiğim karakterlerden oldu... Sen bi tanesin hocam ♥ Bir de sahildeki nene.... Çocccukkkk gel karpuz yii demedi mi öldürdü beni çığırmasıyla :)))
Filmde tek sevmediğim hatta iki sevmediğim şeylerden biri filmdeki rüya yani animasyon kısmı diğeri de filmin sonunda final sahnesinde acitasyonu biraz kasmaları idi... Onun dışında fevkaladenin fevki ;)
Bir de ODTÜ' lü Hasanımız (Yılmaz Bayraktar) var tabiki... Yörük kızlarının gözüyle "denişik şeyler" söyleyen :))) Hasan karakteriyle o dönemdeki sağ-sol kavgalarına ufak bir selam çakmışlar filmde... Köylülerle yaptığı sendika sohbetine bayıldım... Anadolu insanının saf ve masum duygularını o kadar güzel koymuş ki ortaya...
Sonuç olarak ben bu filmi ÇOOOKKKKK SEVVVVDDDİİMMM..... Hala izlemediyseniz çoluk çocuk hep birlikte izleyin derim...
ANNEMİN YARASI (2016)
Bosna dramını farklı bir şekilde anlatan bir film...Savaş sonrasında ailesini bulmaya çalışan bir çocuğun hikayesini... Yer yer geri dönümlerle o dramı da kısmi olarak yaşatıyor. Kısmi olarak ama... Oldukça dokunaklı ve sürükleyici olduğunu söyleyebilirim...
Bosna Hersek' teki bir yetimhanede büyüyen Salih (Bora Akkaş) anne ve babasını aramak için yola koyuluyor... İlk önce annesini buluyor ve aslında tahmin ettiği gibi bir sonuca ulaşamıyor maalesef... İç savaş sırasında Nerma (Belçim Bilgin) tecavüze uğramış ve bu konuyla ilgili uzun süre tedavi görmüş, bir oğlu olduğunu bile hatırlamamakta olan bir annedir bulduğu... Söyleyemez Salih kadına onun oğlu olduğunu... Sonra da babanın izini sürmeye başlıyor Salih... Sadece ismini bildiği Boris'in....
Ülkede o isimde olanları tek tek gezmeye başlar..Listede bir kaç kişiden biri olan Boris (Ozan Güven) ve Marija (Meryem Uzerli) 'nın çiftliğinde çalışmaya başlıyor...
Geçmiş ile yüzleşme filmi Annemin Yarası...
Filmimizin kısaca anlatmam gerekirse konusu böyle...
Filmdeki oyunculukların tamamı yerinde... Fakat filmi götüren en güçlü karakter Ozan Güven... Oyunculuğuyla göz doldurmakla birlikte abartılı karakteri olan Boris'i abartısız oyunculuğuyla tam kıvamına getirmiş. Filme oldukça da renk katmış üstelik...
Meryem Uzerli de aksanlı dili ile bu filme çok yakışmış... Normal şartlarda kendisi ile çok sıcak ilişkilerim olmamasına rağmen bu filmde çok sevdim...
Bu arada Bora Akkaş'ı hiç es geçemeyeceğim, genç oyuncu da oldukça başarılıydı. Yandan yandan gülüşünü sevdiğim :))
Filmin müzikleri çok iyi kotarılmış ve filmi şenlendirmiş... Hele evde verilen bir yemek vardı oradaki sahne çok güzeldi, kıpır kıpır...
İntikam duygusundan çok bir yüzleşme filmine dönüşmesi gerilimi dozunda yaşattı... Filmde sevmediğim şey ise her şeyi açıklayacağım derdine girip son 10-15 dk yı oldukça sıkıştırmalarıydı... Daha sakin gidebilirlerdi hissine kapıldım nedense...
Çiftlik görüntülerine sizde izlediğinizde bayılacaksınız eminim. Hepimizin hayal ettiği türden :)
Farkındayım Belçim Bilgin ve Nerma'nın eşi Mirsad yani Okan Yalabık ile ilgili fazla bir şey söylemedim. Kötü değillerdi ama Ozan ve Meryem kadar göz doldurucu değillerdi maalesef... Sadece bunu söyleyebilirim...
Filmin en vurulduğum ve en içimi acıtan cümlesi Salih'in cümlesiydi... "Ben annemin yarasıyım... " Bir oğul, bir evlat için ne kadar ağır bir cümle...
Sonuç olarak ben bu filmi SEEEEVVVDİİİMMMMM, dram severler bu filmi kesinlikle kaçırmasın derim. Naçizane tavsiyemdir.
UMUT APARTMANI (2016)
Bu filmi nasıl, neden izlediğimi inanın bilmiyorum... Normal şartlarda "abla sen bu filmi beğenirsin " gazlarına gelmem ama bu sefer film doldurttuğum çocuğun gazına geldim galiba...
Film bir apartman filmi... Arif (Alp Özer) babasını kaybetmiş annesiyle yaşayan gayet zeki, cin fikirli, kıpır kıpır bir çocuk. Dedesi (Ali İpin) bir gün felçli rolü yaparak gelininin evine mecburi olarak gelip torunuyla sıcak ilişkiler kurmak istemektedir.
İlk aşk, aile ilişkileri, komşuluk ilişkileri ile ilgili mesaj vermeye çalışan bir havası var bu arada filmin...
Üzerinde konuşacak çok bir şey yok aslında, oldukça vasat bir filmdi maalesef...
Sonuç olarak ben bu filmi HİİİİİÇÇÇÇ SEVMMEEDDİİİMMM... İzleyip izlemem kararı sizin...
En kısa anlattığım film oldu sanırım bu film :)) Böyle de kayıtlara geçsin efenim...
Şimdilik benden bu kadar...
Mutlu hafta sonları diyorum hepinize...
Kendinize iyi davranın ;)