22 Şubat 2019
Bugün sana açıldıysa kapılarım ♥
Bugün sen neler hissediyorsun bilemiyorum ama ben her sene bugün çok heyecanlı oluyorum ve kendimi tutamıyorum bir türlü... Seni kucağıma aldığım ilk an geliyor... Bak sen hiç görmedin sanırım parmağımda ama rahmetlik deden senin doğumunda bana çok güzel bir incili yüzük takmıştı. Dar geliyor takamıyorum ama senin için saklıyorum. Hemen burnunu kıvırıp abartma istersen gibi laflar etme, sana tak diye saklamıyorum deli 😂😂😂 Hatıra olur diye saklıyorum...
Bak seneler geçti, sana klişe gibi gelecek ama ben senin büyüdüğünü hiç anlamadım. Bu dediğimi bir gün baba olduğunda mutlaka anlayacaksın. Emekledi, yürüdü, anne dedi, okudu, yazdı derken geçti gitti seneler. Keşke o anları daha sakin daha tadını çıkara çıkara yaşama imkanım olsaydı.. Hoş şu anda çıkartıyor musun anne desen yine koşuşturmaktan çıkartamıyorum farkındayım.
Bu sene büyük bir değişim geçirdin her anlamda... Fiziğin daha erkeksi oldu. Artık tamamen çocukluktan çıktın diyebilirim. Bıyıkların yavaş yavaş belirmeye başladı. Ki ne kadar geç çıkarsa o kadar iyi senin için farkındayım :))) Birileri sana sakız çiğneme köse olursun demiş ve sen deli gibi sakız çiğniyorsun. Bu saflığın beni öldürecek bir gün Oytun :))) Bak sana gerçekleri açıklama zamanı geldi, çene kaslarının işlemesiyle cildinin altındaki kıl kökleri etkilenmiyor oğlum 😂😂😂
Bu sene okul konusunda aslında daha az yordun ama ne yazık ki sınav senen oldupu için inişlerin çıkışlarında çok oldu. Fakat bak burada itiraf ediyorum senin bu kadar ders çalışabileceğini hiç düşünmüyordum. Bu konuda beni oldukça şaşırttın ♥ Ama yine de bir dürtülmeye ihtiyacın oluyor arada. Benim başında dolanmama o kadar alışmışsın ki anne otur yanımda diyorsun sürekli... Sorulardan sıkıldıkça geziniyorsun deli danalar gibi... Evet farkındayım yoruldun. Çok da haklısın bu konuda. Vücudun alışkın değil bu kadar tempoya. Ama sabır oğlumcum hepi topu 3 ayın kaldı...
Saçların iyice uzadı. Eskiden dağınık bırakmayı çok severdin ama artık topuz yapmaktan hoşlanıyorsun. Aynanın karşısında geçirdiğin zamanlar iyice uzamaya başladı.
Bu sene küpe takmaya başladın. Kulağını deldirmeyi kendin istemedin, mıknatıslı olanlardan takıyorsun. Canının yanmayacağından emin olsan deldireceğim diye tutturursun alında da allahtan canın kıymetli :P
Hayatına çok güzel insanlar kattın bu sene de. Ve dolayısıyla benim hayatıma da ♥
Gamze öğretmenine bayılıyordun zaten ama o yeni bayılacak insanlar kattı sana; deyim yerindeyse Özlem öğretmenini hediye etti. O kadar çok iyi anlaşıyorsun ki onunla. Ve de bazı konularda çok benziyorsunuz birbirinize :))) Okulda da Deniz öğretmenin var, dibinden ayrılmadan gezindiğin :)))
Bu sene ev ekonomimizin bir kısmının idaresini sana bıraktım. Kavanozda para tutuyoruz ve günlük alışverişimizi sen oradan yapıyorsun. Bu konuda baya bir geliştirdin kendini. Bana tasarruf yaptırmaya bile kalkıyorsun. Tasarruf yapamadığın tek şey bilgisayar ve bilgisayarla ilgili olan şeyler. Bu sene kaç kulaklık aldığını hesap edemez oldum artık düşün halini :))
Bu sene en çok kullandığın kelime sanırım farketmez :)) En büyük kaçış kelimen. Aaaa bir de duymamazlıktan gelip susma halin var tabi ki...
Bu sene seni alt yazılı filmlere iyice alıştırdım. Sen de zevk almaya başladın artık. Sadece aksiyonu bol filmlerde hala dublajı tercih ediyorsun ama ondan da vazgeçersin yakında.
Bu sene kıyafetlerinden en vazgeçemediğin şey spor ayakkabın ve kısa patik çorapların. Muhtemelen rahat ettiğin için vazgeçemediklerin arasında ama yağmur deli gibi yağarken senin patik çorap ve spor ayakkabıyla gitmene de izin verecek değilim :)))
Bu sene benim dedektör takdırdığıma iyice kani oldun. Ne zaman gizli saklı bir iş çevirsen yakalandın. Ve yakalandığın için üzülmenin aksine nasıl yakalanırım ben diye kendine kızdın bolca. İlginç bir ruh haliydi :)))
Arkadaşların hayatında daha bir önem kazandı, çarşıya çıkıp gezmeye başladınız birlikte. Arada kafelere gidiyorsunuz yine keşifler yapıyorsunuz :)
Bu sene bir sevgili yapmayı çok istedin ama maalesef henüz yapamadın. Geçen sene adını bile andırmıyordun bana ama şimdi yan yan bakışların beni çok güldürüyor ;)
Geçen sene banyo yapmak istemiyordun bu sene de banyodan çıkmak bilmiyorsun gibi bir durumun var. Beni bu huyunla deli ediyorsun Oytun.
İnstagram hesabı açtın bu sene. Sınav senen olması sebebiyle çok giremiyorsun ama her gün bi instaya girsem gibi bir cümle yerleşti akşam rutinimize.
Hala öpücük en sevdiğin şey. Bütün sorunları öperek halledeceğine inanıyorsun. Sana küstüğüm zamanlarda öpeyim öpeyim diye peşimde geziniyorsun. Küsme süremi uzatmamın sebebi bak bu öpücükler olabilir benim hahahaaaaa :)))
Hala dipdibeyiz, hala aşkım tatlım balım oynuyoruz. Bu çocukluk alışkanlıklarından vazgeçmemene çok seviniyorum.
Bu sene artık kavgalarımız tek taraflı değil. Sen de bana laf yetiştirmeye çalışıyorsun ama nafile be oğlum. Annen senelerdir uğraştı ve makineli tüfek kıvamında level atladı. Yetişemezsin boşuna uğraşma hahahaaaa :))
Evet oğlum bu yaşında böyle geçti.
Bu sene birlikte zor bir sene geçirdik. Çok da ağladık birlikte ama biz seninle hep güzelliklerimizi hatırlayalım. Kızdıklarımız, üzüldüklerimiz geride kalsın...
Ve en güzeli de ne oldu biliyor musun?
Kalbimdin, neşemdin, sebebimdin ama aynı zamanda omzum oldun bu sene.
En büyük destekçimsin artık benim...
İyi ki doğdun oğlum, iyi ki varsın hayatımda...
Sen olmasan ben çok renksiz olurdum...
Seni çok seviyorum ♥
Hep mutlu ol oğlum ♥
Annen
21 Şubat 2019
28 Gün Meydan Okuması #21 / Oscarlar Aşkına
Herhangi bir konuda eleştiri hazırlayabilirsin, telefon uygulaması, kitap müzik ya da restoran ne istersen sana kalmış.
Oscar için izlediğim filmleri yazamadım hâlâ.
Madem bugün yorum günü, o zaman izlediklerimi yorumlayayım istedim size.
Aslında bu filmleri uzun uzun yazmak lâzım ama bazen kafamızda planladıklarımızı zamanla buluşturamıyoruz...
Haydi başlayalım ♥
BOHEMIAN RHAPSODY (2018)
Bu filmin ilk çekilmeye başlandığını duyduğumdan bu yana merakla bekliyordum. Queen grubu özellikle üniversite çağlarımda sıkı takip ettiğim gruplardandı. Çıldırırdık yeni bir albüm çıkardıklarında. Hey gidi günler hey :))
Yalnız grubun en sevmediğim şarkısının da filme isim olarak taçlandırılması benim için ayrı bir ironi ;)
Film Freddie Mercury (Rami Malek) 'i odağına koyarak Queen grubunun oluşmasını, yükselmesini ve tam artık dağıldı bitti denildiğinde "Live Aid" konseriyle yeniden küllerinden doğarak ilahlaşmasını anlatıyor. Çok da güzel anlatıyor üstelik.
Freddie Mercury'i canlandıran Rami Malek inanılmaz başarılı. Freddie'ye benzemek için çok da makyaja ihtiyacı yokmuş aslında. Daha önce fark etmediğim bu benzerlik filmin cast aşamasında ne kadar ince ince düşünüldüğünün de kanıtı bence. Grubun diğer üyeleri Brian May ( Gwilym Lee), Roger Taylor (Ben Hardy) ve John Deacon (Joseph Mazzello) ı da aynı şekilde başarılı şekilde canlandırmışlar. Film yapımının yılan hikayesi gibi 10 yıl gibi bir süreye yayıldığını da düşünürsek bu kadar da olsun bari de diyebiliriz aslında :)
Otobiyografi türünde bir film olarak düşündüğümüz bu film aslında Freddie Mercury'nin hayatına çok da fazla mercek altına almıyor. Basından bildiğimiz olayları görüyoruz ekranda. Hatta bazı bildiklerimizi görmüyoruz bile. Queen grubunun hikayesinden çok fazla bir yöne bakmıyor, dağıtmıyor detaylarla konuyu. Bu seçim bize artı olarak dönüyor film seyiri boyunca.
Ben dram severim mesela... Freddie Mercury'nin de o şan ve şöhrete rağmen hayatının bir çok döneminde çok acı çektiğini ve talihsiz dönemler geçirdiğini de biliyordum. İşin özü beni yüreğimden dağlayabilecek, vurun daha çok vurun diye kendimden geçebileceğim ağlama, böğürme potansiyeline sahip hayat hikayesi kısa kısa hafiletilmiş duygusal sahnelerle beni çok da ağlatmamasına bozulmadım değil açıkçası. Ama dediğim gibi her şey kararındaydı...
Filmde etkilendiğim sahnelerden ilki aile olgusunun işlendiği kısımlardı. Hele son dönemde çocuk ünlü olmuş, tamam cinsel tercihini de değiştirmiş gay olmuş, ailesi tarafından seçimlerinden dolayı reddedilmiş, baştan beri de seçimleri de çok onanmamış zaten... Kaç yaşında olursa olsun, hangi aşamalardan geçerse geçsin babası tarafından onanmaya ihtiyacı var işte. Ki hayatının son dönemlerini yaşadığını bilerek babasının karşısına tüm gerçekliğiyle çıkması da bunun işareti değil miydi? Hayatı boyunca tutkuyla bağlı olduğu Mary (Lucy Boynton) ile değil de hayatının son dönemlerinde yanında olan erkek arkadaşı Jim (Aaron McCusker) ile gitmesi bunun en büyük kanıtıydı bence.
Filmle ilgili diğer beni etkileyen şey ise sevdiğim şarkıların nasıl ortaya çıktığını öğrenmek oldu. Hele hele kendisini hiç haz etmediğim Bohemian Rhapsody'nin nasıl bir azimle ortaya çıktığını görmek oldukça şaşırttı beni. Peki bunu öğrendikten sonra duygularım değişti mi, tabi ki değişmedi ama en azından artık duyduğumda ıyyy diye kapatmıyorum :))
Ve son olarak Live Aid konserini gerçekten o anda oradaymış gibi izleyebilmek ve o heyecanı hissedebilmek benim için muhteşemdi...
Benim için çok keyifli bir filmdi, özellikle sinemada izlemem ise ayrı bir güzellikti...
Sonuç olarak ben bu filmi ÇOOOOOKKKKKK SEEEEVVVDDDİİİMMM kategorisine attım. İzlemeyenlerin mutlaka izlemesini öneririm naçizane ♥
Bir de Oscar lakırtısına değinecek olursam 2019 oscarlarında en iyi film, erkek oyuncu, kurgu, ses kurgusu ve ses miksajı olmak üzere 5 dalda adaylığı mevcut. Hep birlikte göreceğiz hangilerini kapacağını ;)
A STAR IS BORN / BİR YILDIZ DOĞUYOR (2018)
Klasik bir konu var şimdi karşımızda... Geçim sıkıntısı çeken ve hayali bir gün ünlü olmak olan Ally (Lady Gaga) 'i bir gün tesadüfi olarak ünlü country müzik yıldızı Jackson Maine (Bradley Cooper) izler ve Ally' e hayran kalır. Klişeden kaçamayız tabi ki ve Jack Ally'i gücüyle, şöhretiyle ve sunduklarıyla kendine aşık eder. Aynı zamanda Ally nin şöhret basamaklarını bir bir çıkmasını da sağlar. Ama o çıkarken kendisi de inmektedir bağımlılıkları nedeniyle...
Konu klasik demiştim size... Ve filmi izledikten sonra öğreniyorum ki bu film daha önce aynı hikaye ve aynı isimle 1954 ve 1976 yıllarında da çekilmiş. 76 senesindeki Ally'i canlandıran isim ise Barbara Streisend. Yani diyeceğim o ki Bradley Cooper aynı zamanda yönetmen olarak oturduğu koltukta çok da risk almamış.
Bu filmi adaylar belli olmadan izlemiştim ben, ihtimaller dahilindeydi çünkü. Aslında en çok merak ettiğim Lady Gaga idi... Hani o et parçalarını bacağına saran kadın (ki benim aklımda en belirgin görüntüsü odur) nasıl bir filmde oynayabilir ya da onun oynadığı film nasıl olur merakı idi. Ama kadın bence hiç faul vermedi film boyunca. Filmin ilk sahnelerinde her ne kadar karşıma "Drag Queen" görüntüsü ile çıksa da filmin ilerleyen tüm bölümlerinde gayet makyajsız, sade ve oldukça güzeldi. Rol kabiliyeti de hiç sırıtmadı...
Şarkılar şahane, filmin içerisine yedirilmişti. Ki Bradley Cooper da ben şarkı söyleyebiliyorum, güzel de söyleyebiliyorum üstelik mesajını güzel vermişti.
Her ne kadar bizim yeşilçam filmlerimizi andırsa da yine de hakkını yemeyeyim filmin. Görüntü kalitesi olarak da güzeldi. Ve özellikle sahne görüntülerini ve heyecanlarını çok sevdim. Konu değiştirilmeden çok risk alınmasa da görüntü kalitesi, efektler ve oyunculuk açısından güzel bir boyut kazandırmayı başarmışlar filme.
Sonuç olarak ben bu filmi SEEEVVVDİİİİİMMMMM, romantik dram türünden hoşlanıyorsanız izlemeniz gereken bir film olduğunu söyleyebilirim...
Bir de Oscar adaylıklarına bakacak olursak; en iyi film, erkek oyuncu, kadın oyuncu, yardımcı erkek oyuncu, uyarlama senaryo, görüntü yönetimi, özgün şarkı, ses miksajı ve görsel efekt olmak üzere 9 kategoride adaylığı mevcut.
BLACKkKLANSMAN / KARANLIKLA KARŞI KARŞIYA (2018)
Filmimiz 70!li yıllarda geçiyor. Colorado'da ırkçı bir örgüte sızmayı başaran zenci polis Ron (John Davis Washington) ile yahudi meslektaşı Flip (Adam Driver) 'in bu örgütün çökertilmesiyle ilgili hikayesini anlatıyor. Gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanmış.
Şimdi bu filmle ilgili çok da anlatabileceğim bir şey yok aslında. Neden diyecek olursanız yok arkadaş ben filmin içine giremedim. Hatta ben mi anlamadım acaba diye bir sürü yorum okudum ama yok yorumlardan da bir şey çıkartamadım. O kadar feciyim bu filmle ilgili yani.
Siyahi hikayelerin son dönemde Oscarda yerini bulmasıyla birlikte ben de anlatırım denmiş hatta tüm eleştirmenlerden işte film öyle, işte film böyle, Spike Lee'nin inanılmaz dönüşü gibi yorumlar alınmış olsa da ben de hiç bir ampul yanmadı :)
Okuduğum tüm yorumlardan sadece öğrenebildiğim sevgili Denzel Washington'un oğlunun John Davis Washington olduğu :P
Sonuç olarak ben bu filmi HİİİİİÇÇÇÇÇÇ SEEEVVVMMEEEDİİİMMMM !!! Sevenlerin önünde saygıyla eğiliyorum :)
Ha ben bu filmi anlamadım sevmedim diyorum da Oscarda en iyi film, yönetmen, yardımcı erkek oyuncu, uyarlama senaryo, kurgu ve özgün müzik dallarında toplamda 6 adaylığı mevcut. Ben bu işten anlamıyorum galiba der bu konuda susma hakkımı kullanırım :)
20 Şubat 2019
28 Gün Meydan Okuması #20
Bugün hava nasıl ? Havaya göre bir liste hazırla mesela. (film, kitap, kıyafet, yemek artık aklına ne gelirse)
Bugün hava bizde güneşli ama soğuk... Şu anda işte çalışıyorum ama evde olma hayalleri kuruyorum bugün de son birkaç gün gibi...
Şimdi bu hayalime ortak edeyim seni... Keyfimce bir gün geçirme listem olsun bu liste de...
* Kahvaltının mutlulukla kesin bir ilgisi var. Kendime güzel bir tepsi hazırlamayı planlıyorum ben bugün. Mutfakta yapmayacağım bugün kahvaltıyı. Televizyonun karşısına geçip bir film patlatacağım kahvaltımla birlikte... Bir hababam sınıfı olabilir mesela, izlemekten hiç bıkmıyorum bu filmi...
* Güneş azıcık ısıtıyor galiba, bir yürüyüşe çıkılabilir. (Bak bu madde hep Handan'dan ötürü hahahaaa :)) Çiçek böcekli yürüyüşlerine feci özeniyorum hatunun.) Hatta termos bardağıma çay da koyayım. Soğuk çok ısırmazsa bir yerde çay içip mola veririm. Bol bol da fotoğraf çekerim ♥
* Ohhh yürüyüş çok iyi geldi... Miss kokulu bir kurabiye yapayım şimdi de. Ergene akşam sürpriz olsun.
* Kurabiyem pişerken kahve-kitap ikilisi ne güzel olur şimdi. Dur pencerenin yanına çekeyim koltuğu, ayaklarımı da kalorifere dayayayım ♥ Güzel bir müzik de açayım sakin sakin...
* Bak kitap okurken akşamın nasıl olduğunu anlamadım. Yemek de yok şimdi :/ Madem bugün keyif günü eve pizza siparişi verebilirim değil mi? Yemek pişirmek de neymiş :))
* Oytun'un gelmesine hala 2 saat var. Bir film daha izleyebilirim aslında. Oscar filmlerini izleyecektim ben hani. Listeden 1 film daha eksilteyim en iyisi ;)
* Bak pizzayla Oytun aynı anda geldi. Nasıl da şaşırdı ergen pizzayı görünce :)) Yemek zamanı şimdi ♥
* Bugün annenin keyif günü Oytun, sen ödevlerini yapsan ben de TV izlesem azıcık desem Oytun da ikiletmese ne güzel olurdu derken bak ikiletmedi akıllı çocuğum. Dur hemen çay demleyeyim, yanına da kurabiye. Şu yarım işlerimden de alayım elime. Kuzgun diye bir dizi başlamış, özetle yakalarım ben ne olduğunu nasıl olsa ;)
Vallahi cennettesin Şebo bugün :)))) Yahu nasıl bir liste oldu bu böyle hahahaa :)))
19 Şubat 2019
28 Gün Meydan Okuması #19
Bugün blog maceramızla ilgili bir konu var meydan okumamızda...
En merak edilenlerden, baştan beri blog maceranı dinlemek isterim demiş Ezgicik ♥
Bir çok defa yazdım bunu aslında... Hatta bu konuyla ilgili başlı başına bir mim yapmıştım (burada). Ben o yazımı aynen kopyalıyorum efenim bugün ;)
Ben blog yazmaya başladığımda bloglardan bihaber bir ana kişisiydim...
Kendime göre sosyaldim de ama realite sosyallikten bahsediyorum...
Bir facebook hesabım bile yoktu anacım :)))
Tek internet gerçeğim sonunda mynet ve yahoo olan mail adreslerimdi....
Şimdi düşününce bak komik geldi....
Kardeşimi Amerika'ya göndereli 3 sene olmuştu...
Oğlum 3,5 yaşındaydı...
Msn den görüştüğümüz kadarıyla birbirimize yaşadıklarımızı anlatıyorduk...
Yada telefonda bikaç lakırtı...
Bir gün ne oldu bilmiyorum ama, "abla beee ben bu çocuğun büyüdüğü anları kaçırıyorum" dedi...
Haklıydı...
Bizim anlattığımız kadarıyla ya da geldiğinde 3-5 sayılı günde gördükleriyle biliyordu çok sevdiği paşasını...
Fotoğraf göndermekle olmuyordu bu iş...
Bazı blogları okur takip edermiş kendince...
Bak dedi birkaç link mail attı bana...
Eski bloglardan Tanya, Tuğba ve Defnenin, şimdi ismini hatırlamadığım birkaç blog vardı içlerinde...
Uzun uzun okudum onları...
Sevdim yazdıklarını...
Şimdilerde sadece Tanya yazıyor aralarında...
Gitti birçoğu çeşitli sebeplerle yada sebepsiz....
Sen de yazabilirsin diye kardeşcağızım şevklendirdi beni...
Olurdu olmazdı derken ilk blog yazımı "oytunca" olarak yazdım :)
Çok amatörce (hoş hala öyleyim) oraya yazıp dökmeye başladım...
Kardeşim okusundu ilk amacımız...
O zamanlar aneymmmm o kadar çok kişiye söylemişimki ben blog yazmaya başladım diye, sanırsın dünyanın en önemli işini yapıyorum :)
Baktım bazı şeyleri rahat yazamıyorum...
Yavaştan, sessiz sedasız "Oytunla Hayat" a transfer ettim kendimi...
Ve başladı kendi kendime takılmacalarım...
Sonra sonra çok sevdiğim insanlar tanıdım burda...
Yazamadığım zamanlarda özlemeye başladım buraları...
Amaç oğlum ve kardeşimdi ilk önceleri...
Sonra sevgi yumağı oldum bu mecrayla :)
İşte benim blog hikayem böyle...
Bir kaç ay sonra dolu dolu 7 yıl bitecek... (Şu anda 11. senemdeyim)
Daha ne kadar yazarım bilmiyorum ama bana sanki ömrümün sonuna kadar yazarmışım gibi geliyor şu anda...
Şimdilerde nasıl oğlumu çekiştiriyorum burda, daha torunlarımı anlatacağım inşallah size :)))
Bu neyin kafası Şebo demeyin hiç bana...
Ben sevdim mi böyle seviyorum işte :))))
Pazara kadar değil anacım mezara kadar ahahahaaaa :))))
18 Şubat 2019
Şebonun Gevezelikleri #5 ve 28 Gün Meydan Okuması #18
Bir haftadır donuyoruz... Dün biraz nefes aldırdı güneş ama bu hafta yine yeni bir soğuk hava dalgası geliyor diyorlar. Üstelik kar olma ihtimali de söz konusuymuş. Bir bahar gelse de rahatlasam modundayım artık.
Şu şeker patlatma oyununu oynamayacağım diye söz vermiştim kendime geçenlerde. Ama ben ne yaptım, bu hafta onu bozdum hahahaaaa :))) Saçma salak bir şekilde her gece sınırsız can kazandım üstelik ve deli gibi uykusuz kaldım. Hayır her seferinde de kendime kızıyorum ama yok tutamadım kendimi... Bu hafta yine ceza verdim kendime ama bakalım uyabilecek miyim merak ediyorum 😂😂 Kendime güvenemiyorum bu konuda :))
Bu hafta sonu inanılmaz bir trafik vardı... Cumartesi-Pazar çeşitli okulların bursluluk sınavları vardı. Sınav heyecanını yensin, deneyim kazansın azıcık diye okuldan okula sınava gittik. Kıyamam o içeride ter dökerken biz iki anne de tavla gibi ulvi bir oyun oynadık 😂😂
Azıcık kahve buluşmaları, azıcık alışveriş, azıcık kafa dağıtmaca derken koskoca hafta sonunu yedim bitirdim... Evi toparlamak bir yana yemek bile yapmadım. Bu hafta açız anlayacağınız :))
Bugünün meydan okumasında konu;
Evet bugün yaratıcı günümüz, bugün blogun için yeni bir seri başlat. Bu yazı ilki olsun ve elinden geldiğince her ay devam ettirmeye çalışabilirsin mesela...
Bak tam da her Pazartesi yazdığım "Şebonun Gevezelikleri" serisine denk geldiği için bu konu tembellik yapıyorum ve 2019 da başlattığım bu seriyi, bugünkü meydan okumaya ithaf ediyorum... Yeni bir seriye başlayacak gücü de fikri de bulamadım arkadaşlar ;)
Mutlu haftalar, kendinize iyi bakın ♥
17 Şubat 2019
28 Gün Meydan Okuması #17
Takıntı denmez belki ama, bazı eşyalara takılırız eskise de hep onları kullanırız ya, var mı senin de böyle takılıp kaldıkların?
Bugünkü konumuz takılıp kaldıklarımız evet....
Şöyle düşündüm de öyle çok takılıp kaldığım bir eşyam yok gibi... Ya da herşeye takılıp kalıyorum, vazgeçemiyorum hahahaaa :))
Bak belki sorunun tam yanıtı değil ama ben mutfak eşyalarımdan vazgeçemiyorum :)))
İlk evlendiğim yıllardan tabağım çanağım hala duruyor benim. Üzerine yenileri eklenebiliyor ama ben onlardan vazgeçemiyorum... Kırılması lazım evden gitmesi için :))
Hatta bazen bıkıyorum usanıyorum her gün görmekten ama yok veremiyorum/atamıyorum. Takım bozulsa dahi... Bir plan geriye gidebiliyor rafta ama yok olamıyor...
Mutfakta dolaplarımın içi çakılı o sebeple...
Bak arada ofiste kullanabileceğim gibiyse ofise getirebiliyorum. O da bir vazgeçiş değil sanırım....
Kupam çatlıyor, saksı yapabiliyorum... Ya da çekmece içi dağınıklığına çözüm buluyorum onlarla...
Bak çok feci yüzleştim kendimle :(( Bu konuyu kapatalım en iyisi...
Mutlu pazarlar ♥
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












