8 Mart 2022

2022 Oscar adaylarını izliyoruz ♥ Volume 9 (Being the Ricardos)



BEING THE RICARDOS (2021)

(En iyi erkek oyuncu, kadın oyuncu ve yardımcı erkek oyuncu dallarında toplam 3 adaylık)


Bu sefer 1951-1957 dönemlerinde yayınlanan ve o dönemin "en"leri arasına girerek ilerleyen yıllarda da isminden söz ettiren I Love Lucy dizisini odağına alan bir film var karşımızda. Dizinin çekildiği dönemde evli olan Lucille Ball (Nicole Kidman) ve Desi Arnaz (Javier Berdem) çiftinin dizinin bir haftalık çekim süresi boyunca yaşadıklarının perde arkasını öne çıkarsa da filmimiz, arada geri dönüşlerle ilişkinin bütününe bakmayı ihmal etmiyor. Hem dizinin hem de ilişkilerinin kırılma noktasını da böylece daha iyi anlamış oluyoruz.

İlk başlarda film bir oradan bir oraya sallandı benim için. Bazen gereksiz diyaloglar bazen de gereksiz sahneler varmış hissiyatına kapıldım. Diziyi ve dizinin ekolünü bilmememden de kaynaklanmış olabilir tabi bu... Bir atışmalar, bir gerginlikler, senaryo okumalarında Lucille Ball'ın tripleri... Hele bir çiçek mevzuu vardı ki diziyle ilgili yok öyle değil böyle konacak, yok alçak kaldı, yok bilmem ne oldu derken yemin ediyorum bayıldım. Lucille Ball'ın mükemmelliyetçilik kasılmaları beni daralttı. Sonradan anladım ki bunlar işte o kırılma anlarının sinyaliymiş de karakter analizi yapacağım derken beni boğuyorlarmış 😄

Bir dizide oynayan bir aktristin komünist olup olmamasının dizinin kaderini belirleyecek olmasının sadece o dönemlerde değil farklı bir isim ve şekille bugün bile geçerli olduğunu görmek üzücüydü. Yıllar geçmişti ve hala biz sanata siyaseti karıştırıyorduk. Ne acı... Neyse konumuz bu değil tabii ki...
Fakat orada yapılan hamle Desi Arnaz'ın ne kadar zekice konumlandığını görmemizi sağlıyor filmde. Ayrıca beraberliklerinde birbirlerini nasıl kolladıkları konusunda oldukça da önemli bir detay.

Kadro muhteşem aslında filmde. Javier Bardem çok ışıldayamasa da Nicole Kidman'ın tarzının dışına çıkarak ve o gerçekteki bembeyaz ve botoksdan mimiksiz hale gelmiş suratını makyajla farklılaştırabilmesini izlemek benim için güzeldi.

Özellikle etkilendiğim filmin ikinci yarısı daha şahaneydi ve bunun sebebi ise ilk yarıda bahsettiğim o kalabalıktan uzaklaşarak karakterlere daha çok odaklanılması olabilir. Ve tabi özlediğim Kidman performansı da bunda etkili olmuştur.

Her ne kadar Nicole Kidman için güzel bir performans sergilediğini söylesem de ve aynı zamanda bir çok eleştirmen tarafından bu sene heykelciği kapması konusunda kesin söylemler olsa da diğer adayların yanında bence bunun olması imkansız. Aslında her sene söylerim kadın adaylıklar hep tören sırasında beni şaşırtıyor diye ama bu sene bunun olmamasını ümit ediyorum. Çünkü diğer oyunculuklara baktığımda Nicole Kidman'ın çok üstündeler. Hep birlikte bunu 27 Mart'ta göreceğiz....

Sonuç olarak özellikle ikinci yarısından sonra ben bu filmi SEEEEVVVVVDDDDİİİİİMMMM. İlk bölümü zaman kaybı olarak görmeyin ve izleyin derim naçizane efenim...

Yeni bir filmle en kısa sürede görüşürüz....




7 Mart 2022

2022 Oscar adaylarını izliyoruz ♥ Volume 8 (The Eyes of Tammy Faye)


Yağmurlu bir günden herkese merhabalar :)

Dün akşam itibarı ile tüm filmleri izlemeyi bitirdim nihayet. Ancak izleme hızıma, yazma hızım yetişemediği için filmleri yazmakta gecikiyorum. Bu konuda biraz hızlanmaya çalışacağım ve yazabildiğim kadarını yazacağım bu hafta. Kafam net aslında ama uzun uzun, tadına vara vara tahminlerimi yazmak istiyorum. O sebeple hafta sonuna kadar bekleteceğim sizi...

O postta doyasıya filmlerin dedikodusunu yeniden yaparız inşallah :)) 
Şimdi gelelim sıradaki filmimize;



THE EYES OF TAMMY FAYE (2021)

(En iyi kadın oyuncu ve makyaj-saç tasarımı dallarında toplam 2 adaylık)


Öğrenmenin yeri, yaşı ve şekli yok. Bu filmle birlikte evangelist ve televangelist kelimelerini sokmuş bulunuyorum hafızama 😏

Evangelist: Hıristiyanlık bildirisini vaaz eden, yayan kişi
Televangelist: İnsanları Hıristiyan olmaya ikna etmek ve dini kuruluşlara para vermek için televizyonda vaaz veren kişi

Bu bilgileri neden bize de yükledin, ne gerek vardı derseniz filmimizin kahramanları Tammy Faye - Jim Bakker çiftimizin icra ettikleri iş televangelistlikmiş ve Amerika'da oldukça ünlü bir çiftimizmiş. Ünlü oldukları kadar da skandallarla dolu bir geçmişleri varmış. Bilmiyordum, öğrendim 😀

Anladığınız üzere gerçek bir yaşam hikayesi izliyoruz bu filmimizde de... Son dönemlerde Oscar adayı filmlerin çoğunluğu gerçek yaşam hikayelerini konu alıyor. Bu konuyla ilgili bir istatistik yapılmış mıdır bilmiyorum ama ben son senelerde yazdığım yazılara baktığımda yüzdelik olarak bir fazlalık olduğunu fark ettim geçen günlerde. 

Ne kadar lüzumsuz bilgilerle donattım yazıyı hahahaaaa :))) Siz bana takılmayın olur mu 😉 Engin bilgilerimi (!!!!!) bırakıp ben yazının ana konusuna döneyim en iyisi....

Tammy Faye (Jessica Chastain) oldukça dindar bir ailenin üyesidir ve annesinin ilk evliliğinden olduğu için de dini törenlere katılmasına izin vermemektedir ailesi. Sebep mi; diğer insanlara annenin ilk evliliği hatırlatılmak istenmemektedir de ondan. Garip ama gerçek (miş)....

Bu dışlanma içine oldukça işlemiş olsa gerek ki Tammy Faye kendini tamamen dini bir eğitime adamış ve bu eğitim hayatında da Jim Bakker (Andrew Garfield) ile tanışmış. Sonu evlilik tabii ki...

Çiftimiz ilk önce bir kukla gösterisi ile başlıyorlar bu işe. Şehir şehir gezerek çocuklara kuklalar aracılığıyla dini bilgiler verip para kazanıyorlar. Daha sonra bir özel kanalda işe başlıyorlar ve sonra da kendi kanallarını kurup inanılmaz bir şöhrete ulaşıyorlar ve tabi ki zenginliğe de...

Kendi çıkarları, kilise ve diğer siyasi oluşumlarla sürtüşmeler derken hızlı bir düşüş de başlıyor hayatlarında... 

Filmimiz bu konuya odaklanmış odaklanmasına da biraz yanlı odaklanmış sanki... Bunu bir şey bildiğimden dolayı değil de tamamen hissiyat odaklı söylüyorum tabi ki... Tammy Faye'i anlatırken saflığına ve mali konulardan uzaklığına odaklanmışlar, Jim Bakker'ı gömmüşler ama hatanın tek taraflı olduğuna inanmam beklenemezdi... Hoş benim inanıp inanmamam da umurlarındaydı sanki :)))

Tammey Faye'in diğer evangelistlerden farkı da LGBT bireylere destek vermesi... Bu sebeple belki de daha öne çıkıp sevilmesine sebep olmuş. Daha o yıllarda dini çevrelerde anılması bile suç oluşabilecek bu konuda gayet dik bir duruş sergileyerek AIDS hastalığıyla savaş veren kişilerle röportajlar yapıp bu konudaki tavrını net sergilemiş.

Şimdi gelelim oyunculukları konuşmayı ki filmin adaylığı da bu yönde zaten. Jessica Chastain'i tanımakta oldukça güçlük çektim. Ve performansı olağanüstü denilebilecek kadar güzel. Harika bir iş çıkartmış. Abartılı bir oyunculuk diye bir çok yerde eleştiri de gelmiş kendisine ama zaten hayat verdiği karakter abartılı bir karakter. O sebeple bu eleştirilerin yersiz olduğunu düşünüyorum. Makyajıyla, giydiği kıyafetlerle, hareketlerinden tutun da en ufak mimiğine kadar muhteşemdi. 

Kadın oyuncu kategorisi bu sene benim çok kararsız olduğum bir kategori ki, karşısında güçlü 2 adaylık daha var Chastain'in...  Alırsa, neden aldı demeyeceğim kesin...

Film klişelerden ilerlemiş olsa ve çok şaşırtıcı yanları olmasa da oyunculuk yönünden göz dolduran bir yapım. Jessica Chastain kadar Jim Bakker da iyi iş çıkartmış...

Sonuç olarak ben bu filmi SEEEEVVVDDDİİİMMMMM, beklentisiz oturursanız karşısına siz de beğenirsiniz diye düşünüyorum. Beğenmeseniz bile muhteşem bir performans izlemiş olursunuz, bu da işin kârı olur bence... Demedi demeyin 😉




4 Mart 2022

2022 Oscar adaylarını izliyoruz ♥ Volume 7 (Nightmare Alley)



NIGHTMARE ALLEY (2021)


(En iyi film, görüntü yönetimi, prodüksiyon tasarımı ve kostüm tasarımı dallarında toplam 4 adaylık)


Kitap uyarlaması bir filmle birlikteyiz bugün. Hatta daha önce 1947 yılında sinemaya uyarlanmış ama yeniden izleyiciyle buluşturmak istemiş Guillermo del Toro...

Bu filmle ilgili çok ümitliydim aslında. Cağnım Bradley Cooper haricinde Cate Blanchett ve Rooney Mara'yı aynı ekranda görmenin heyecanı bastı bile diyebilirim. Carol filmindeki performans uyumlarına bayılmıştım zira. Ama kader ağlarını benim için örüyordu tabi ki 😀

Filmimiz 30 lu yılların sonunda geçiyor. Açılışımızda Stanton (Bradley Cooper)'u bir evi bir cesetle birlikte  yakıp terk ederken görüyoruz. Az gittim uz gittim derken yolu bir gezici karnavala düşüyor. İlk sahnedeki tekinsizliğine gözü açıklık da ekleniyor ve ölmüş insanlarla konuştuğunu iddia eden Zeena (Toni Colette)  ile ufak bir kaçamak ilişki yaşayarak onlarla birlikte çalışmaya başlıyor. Tüm hileli yöntemleri öğrenmeye başlıyor. Bu konuda oldukça azimli... Yine aynı karnavalda elektrikle bir gösteri yapan Molly (Rooney Mara) 'e aşık oluyor ve meslekte iyice piştiğini düşünen Stanton, Molly'i koluna takıp Chicago'ya gidiyor, gösterişli gece kulüplerinde Molly ile birlikte gösteri yapıyor. Ve bu konuda zirveye taşıyor isimlerini... Ta ki Dr. Lilith (Cate Blanchett) ile tanışana kadar...

Elde ettiği başarı ve zenginlikle doymak bilmeyen Stanton, Lilith sayesinde öğrendiği zenginlerin sırlarını kendi hileli yeteneklerini kullanarak farklı bir yola girişecektir ama malumunuz hırs ve aç gözlülük insanı bir noktadan sonra dibe de batırır.

Farkettiyseniz film 2 bölüme ayrılmış gibi ve işin gerçek tarafını söylemek gerekirse o karnavalda geçen ilk bölüm benim için çok daha cezbediciydi. Mistik öğeler, renkli insanlar, ordan burdan çıkan ucubeler... 
2. bölüm ise Chicago'daki şaşalı dönemi içeriyor ki burada benim için yavaş yavaş tıkanmaya başladı film. Beklediğimin aksine Cate Blanchett ve Rooney Mara'nın birlikte sahneleri hiç yok denecek kadar azdı ve ne yazık ki Cate Blanchett ve Bradley Cooper 'ın kimyaları bu filmde birbirini hiç tutmamıştı bana göre. Büyülenmedim....

Sonu ise benim için daha da fenaydı... 

Film Bradley Cooper odaklı ilerlemiş ve bende kopukluk yaratan kısım yan karakterleri kısıtlı işlemesiydi sanırım. Başta gördüğümüz cesedin hikayesi geri dönüşlerle aralara serpiştirilmiş ama kel alaka serpiştirilmiş, hafif bir korku filmi havası yaratılmak için sadece bazı nesneler kullanılmış ama o da oturmamış gibi... Mesela o kavanozdaki tek gözlü bebeği gördük diye korktuk mu?

Bendeki hissiyat budur...

Sonuç olarak ben bu filmi EHHHHHH İŞTEEEEEE kategorisine yerleştirdim ve izleyip izlememekteki keyfiyet tamamen size ait efenim...

Sevgiler, saygılar 💗





3 Mart 2022

2022 Oscar adaylarını izliyoruz ♥ Volume 6 (Tick, Tick... Boom)



TİCK, TİCK... BOOM (2021)

(En iyi erkek oyuncu ve kurgu dallarında toplam 2 adaylık)

Hepimizin hayatında 30 yaşla ilgili bir travması olmuştur sanırım. Büyüyor muyum, yaşlanıyor muyum, bana ne oluyor, hayatımı daha düzene sokamadım gibi endişeler, belirsizlikler... Müzikal yazarı Jonathan Larson'u da sinema ekranında bu endişelerle karşılıyoruz. Tick, tick işleyen saatinin 30 unda boom diye patlayacağını düşünen, senelerdir garsonluk yaparak yokluk ve dağınıklık içerisinde yaşarken 30 yaşından önce müzikalini bitirmeyi hedefleyen bir sanatçı var karşımızda. Hayali müzikalini sahneye koymak hem de Broadway'de...

Birbiri ardına eklenen şarkılar, danslarla anlatıyor hikayesini... Müzikal sevmeyen biri olarak ilk bölümde sıkıldığımı söyleyebilirim ve o koşuşturmanın matematiğini de oturtamadığımı tabi ki... Ama sonra Jonathan Larson'a hayat veren oyuncu Andrew Garfield öyle bir performans sergilemeye başladı ki gözlerimi kırpmadan izledim diyebilirim.

Bir yandan 30 lu yaşlarına gelmeden hayatlarında büyük başarı kazanmış insanlara imreniyor bir yandan da 30 lu yaşlarda kaybettiği arkadaşları gibi olmaktan korkuyor... Kötü bir git-gel hali...

Hayatın hiç de kolay olmadığını hele ki hayallerine ulaşmak için çok zorlu yollar aştığını gözümüze gözümüze sokarken film, ya şimdi demeden edemedim işin açıkçası 😓

Aslında müzikallere söyleniyorum söylenmesine de böyle bir adamın hikayesi de ancak bu şekilde anlatılabilirdi diye düşünüyorum. Dediğim gibi ben filmin ortasından sonra dalabildim filmin içine ama benim gibi önyargılarınız yoksa başından itibaren keyifle izleyebilirsiniz belki diye düşünüyorum.

Filmin sonunu tabi ki söylemeyeceğim ama inanılmaz üzüldüm işin açıkçası... Korkmuştu, çalışmıştı, hayal etmişti, pes etmişti, yeniden tutunmuştu, yaratmıştı... Bu kadar mücadelenin sonu keşke böyle olmasaydı diyor insan... Keyfini azıcık da olsa sürebilmeliydi... Neyse uzatmayayım yoksa size bir sürü spoiler yedireceğim. Sonuca odaklanayım....

Andrew Garfield oyunculuğuna bu filmde hayran kaldım ve filmin finali hayatıyla eşdeğer olarak etkileyici ve vurucuydu. 

Sonuç olarak evet ben bu filmi YAAAANİİİİİİ, SEEEVVVDİİİMMM  kategorisine attım atmasına da yani-si filmin oturtamadığım ilk kısmına, sevdim-i ikinci yarısındaki oyunculuğuna ve finaline ithafen... 
Bu da böyle biline 😉




Kendime not; Amma 30 yaş, 30 yaş diye sayıkladın be Şebo filmi anlatırken. 50 ye az kala 30 un lafı mı olur kardeşim desene 🙈

2 Mart 2022

2022 Oscar adaylarını izliyoruz ♥ Volume 5 (Licorice Pizza)



LICORICE PIZZA (2021)

(En iyi film, yönetmen ve özgün senaryo dallarında toplam 3 adaylık)

Bu sefer bir ergen filmiyle geldim. İsmiyle kel alaka olan bir film anlatacağım :) Zira filmde hiç pizza yemediler :P

Paul Thomas Anderson'un geçmişte yaşadıklarından ve dinlediklerinden yola çıkarak çektiği filmde esas oğlumuz Gary (Cooper Hoffman) bir fotoğraf çekimi sırasında kendinden hemen hemen 10 yaş büyük olan Alana (Alana Haim)' ya bildiğiniz aşık oluyor. Ergenlik sürecindeki bireylerin kendinden oldukça büyük kişilere aşık olmak gibi bir klişeleri vardır zaten ama bu genelde platonik olur. Fakat sevgili Gary sivilceli suratına duyduğu özgüvenle bunu icraata döküyor. Esas kızımız bu durumu çok ciddiye almasa da bazı ufak rollerde oyunculuk yapan oğlumuzun dibinden ayrılmamaya başlıyor.

Çocuk oyunculuk konusunda aslında başarılı olan Gary ergenlik döneminde kilolu bulunması sebebiyle biraz o çevreden mecburi uzaklaştırılıyor ki kendimle hayli içselleştirdim bu durumu 😂😂😂😂

Ama takdir etmek lazım ki gayet girişimci, atik ve ticari zekasını düzgün kullanıyor Garyciğimiz. Şişko Barnie'nin su yatakları işine giriyor ki Alana ile iyi iş çıkartıyorlar. Yaşanan petrol krizinin ardından su yatakları üretimi krize girince Pinball makineli oyun salonu işletmeciliğine soyunuyor bu sefer de...

Alana'da bu girişimci ruha kayıtsız kalamıyor tabi ki... 30 lara yaklaşıyorum, ben ne halt edeceğim  bu dünyada krizindeyken bu özgüvenli çocuğumuz iyi geliyor aslında ona da... Gary'i ciddiye almayıp yaşadığı flörtöz durumlarda elinde patlayınca Gary'e mum oluyor da diyebiliriz 😀

Anlatımım spoiler içeriyor gibi gelebilir size ama film zaten çok sürprizli olmadığından ve her telden anlatımından dolayı anlattıklarım hiçbir şey bence 😉

İşte bu her telden anlatımı bir de Sean Penn ve Bradley Cooper ile baharatlandırmaya çalışmışlar ki ortaya çok ilginç kareler çıkmış.

Filmde bir sahne var; Alana benzini biten bir kamyonu yokuş aşağı boşa alarak yolun gelişine göre bodoslama  manevralarla kullanıyor ki filmimizin gidiş şekli de aynı öyle... Gelişigüzel bir anlatım :)

Yani anlayacağınız film boyunca aşık bir çocukla, ay ben buna aşık değilim tripleri atan bir kızın hikayesini izliyoruz. Bir de hiç durmadan koşmalarını 😂

En iyi film dalında ödül alamayacağı kesin, senaryo konusunda çok da emin değilim... Özgünlük varsa da senaryoda aday olacak kadar özgün müdür otoriteler belirleyecekler artık...

Sonuç olarak çok kayda değer olmasa da eğlencelik bir film olmuş ve benim SEEEVVSEEEMMMM AMA NERESİNİ SEVSEMMMM ACABA DİYE DÜŞÜNÜYORUMMMMMM kategorisine attığım bir film olur kendisi... 
Gideri olan ama tavsiye kısmında temkinli olduğum bir film olmuş anlayacağınız....



1 Mart 2022

İnstacığımın Şubat Seçmeceleri


Bu sene ergenim partilemek istemedi :)
Hoş nasıl partileyeceğini de bilemedi sanırım.
Doğumgününde okula gitmemek gibi bir isteği vardı sadece, 
onda da sınıfı karantinaya alındı derken kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz 😃
Mini mini kutlamalarla bitmeyen doğum günü yaptık biz de 💗


Ana kişisi sabahın seyrinde kalktı...
Pancake yaptı doğum günü çocuğuna...
Süsledi, püsledi...
Yaktı mumlarını...
Çocuğunu şarkılarak söyleyerek uyandırdı...
Ergen gülümsedi...
Dilek diledi, mumu söndürdü...
Telefonuna baktı...
Birden odada zıplamaya başladı...
Bir kız arkadaşı doğumgününü kutlamışmış diye zıpladı odada...
Ergen anası kapıda elinde pancake pasta ve  yüzünde donmuş gülümsemesiyle kalakaldı 😂😂😂
Masal gibi değil mi?
Bir de o an bana sorun bunu :))))


Bu ay bendeki Oscar filmlerini izleme şekli aynen böyleydi :)))
Normalde televizyona bağlar öyle izlerdim ama bu sene böylesi daha pratik geldi 😉


Azıcık hasbihal etmeye geldim sizinle...

Dışarıda mis gibi bir hava var. Kapattım kombiyi, açtım kapıları, mis gibi bahar havası dolduruyorum eve. Bahar için erken dedim ama birinci cemre bugün havaya düştü bile; baharın ilk habercisi ♥️

Oytun’un sınıfı dün karantinaya alındı, şükür bizimkinde bir şey yok ama yine de odaya kapandı. Tam istediği gibi yemekler dahil her şeyi odasında hallediyor. Evde gezinmek mecburiyetinde kalırsa ikimiz de maskeleniyoruz. Bir şey çıkacağını sanmıyorum ama önlem almakta fayda var zira son çıkan vaka yakın arkadaşı.

Madem evdeyiz, hafta sonuna birkaç Oscar adayı film daha sıkıştırırım. Az önce evi toparladım biraz, bir yandan da çamaşır yıkıyorum. Güneşli havada salına salına kurusunlar...

Akşama gram yemek yok ve ben ne pişireceğime karar vermedim daha, tembel yemeği makarna yapacağım herhalde 🙈

Aslında kendimi dışarı atıp bir açık hava yürüyüşü yapsam ne güzel olur ama feci üşeniyorum😏

Bendeki havadisler böyle, eee sizde ne var ne yok 🥰


Bugün neymiş sevgililer günüymüş 😀 
Şebo kişisi bu güne dair laf edermiymiş, tabii ki edermiş 😆
Milattan önce zamanlarda ben ergenken bugünü yine mi yalnızım diye ağlayarak geçirirdim 😂😂 
Öyle böyle değil, suratım beş karış gezerdim. 
Sonra büyüdüm, durum değişmedi 😂😂😂 Elinde kırmızı gülle gezenlere iğrenç bakışlar atıp kendi kendime triplere girdim, pişman değilim🤪
Sonra birileri sevgililer gününü sevgi gününe devşirdi, ben rahatladım mı bilin bakalım, o sıralarda da eski kocama sübliminal mesajlar verip çiçek beklerken geriliyordum. Ne işkence yahu 😂😂😂
Günler günler geçti ve ben 40 yaşımı aşmıştım ki kendime geldim, evet ayılmam uzun sürdü 🤣
Canım kendim demeyi öğrendim, kimseden beklemeden kendimi sevmeyi, sarılmayı...
Sevgiyi kalıplara sokmamayı, sevmek için sevilmeyi beklememeyi...
İnsanın en uzun ilişkisi kendiyle sonuçta, kendini sevmeyince kimseyi sığdıramıyor insan içine, sığamıyor da...
Diyeceğim şu ki CAĞNIM KENDİM, her günümüz böyle huzurla geçsin 🥰

Bize her gün bayram 
Ergenliğime selam olsun


Analı - oğullu sohbetler en sevdiğimiz 💗
Öyle her telden çalıyoruz ki bu anlarda 😂


Pazar sabahlarında erken kalkabilirsem güne böyle başlamayı seviyorum...
İyi geliyor hem ruhuma, hem günüme 💗


Rengine vurulduğum 💗


Ergenim bana sürekli yeni şeyler öğretiyor, 
bir de üstüne inanayım diye şahitler buluyordu bu günlerde hahahahaaa :)))