27 Aralık 2017

Kültür Sanat Mevsimi - 2017 / #10


Son günlere geliyoruz, biraz hızlanmak lazım :)
Madde 9 u ayrıca belirtmedim ama gemi turu yazılarını bir şehir gez maddesine ithaf ettim...  Karşı çıkan ya şimdi söylesin yada sonsuza kadar sussun... Kimse ses vermedi, kabul edildi o zaman 😊😊😊


Biri kadın, biri erkek yazardan olmak üzere aynı türde iki kitap oku maddesine ben Nazım Hikmet'i seçtim ve şiirli sayfalar çevirdim iki sevdiğim insandan...


İÇİMDE KIZIL BİR GÜL GİBİ / AYŞE KULİN


Ayşe Kulin'in böyle bir kitabı olduğunu bilmiyordum ki Ayşe Kulin'i severim... Atlamışım demekki...  Bu maddede hangi kitabı okusam diye bakınırken evet ben bu kitabı okumalıyım dedim görür görmez.

Ayşe Kulin Nazım Hikmet'le yazar olarak nasıl tanıştığını ve hayatını nasıl etkilediğini anlatıyor bu kitapta. Ustasına bir nevi ahde vefa kitabı diyebiliriz.

Nazım Hikmet'in yasaklı olduğu dönemde (ki bu Ayşe Kulin'in ilk gençlik çağlarına denk geliyor) kuzeni sayesinde şiirleriyle tanışıyor ve hayatının da dönüm noktası haline getiriyor. Ve bunu öyle doğallıkla anlatıyor ki etkilenmemek elde değil.... Hele bu doğallık Nazım'ın en güzel şirrleriyle bezenince tadına doyulmaz sayfalar peş peşe akıp gidiyor...

Ayşe Kulin'i okurken Nazım Hikmet'i okuduğum zamanlar geldi aklıma... Özellikle Piraye'ye yazdıkları.... Evet benim de ilk gençlik çağlarıma gelir o dönemler... Ne kadar etkilendiğimi siz hayal edin artık...

Şiir seviyorsanız, Nazım'ı seviyorsanız, bir de tabii ki Ayşe Kulin seviyorsanız bu kitabı mutlaka okumanızı öneririm... Sayfaların nasıl aktığını tahmin bile edemezsiniz...

Altı çizililerimi görünce hak vereceksiniz bana ;)


* Herkesi ve her şeyi dinle, duy ama aklına yakın gelmeyen şeylere hemen inanma.

* Büyümüştüm, insanların, düşünceleri uğruna ölmeyi, hapse girmeyi göze alabildiklerini, birkaç şiir adına bile büyük kavgaların verilebileceğini... ve en önemlisi, başkalarına karşı haklarımı (defterimi) korumayı öğrenmiştim.

* Her duyarlı insan gençliğinde komünist olmaya heves eder. Komünizm bir ütopyadır.

* Nâzım içinde yaşadığı dünyayı beğenmiyordu ve onu değiştirmeye çalışıyordu. İnsanların eşit, paylaşımın büyük olacağı, kimsenin hakkının yenmeyeceği, sevgi dolu bir dünya özleminin peşinden gitmesine niye karşı çıkılıyordu acaba?

* Çardaklı pembe evde geçen ilkgençlik yazım, Nâzım'ın şiirleri ile toplumsal olaylara uyandığım, o sırada iktidarda olan Demokrat Parti'den nefret etmeye başladığım, bitmez tükenmez başkaldırılarımla dopdulu, unutulmaz, çok özel, rüya gibi bir yazdı ve Nâzım vazgeçilmez bir alışkanlıktı, o yazdan bende hep kalan.

* Mahpuslarda yatırdığımız ve ezeli gurbete mahkum ettiğimiz Nâzım, ona vatan haini yaftasını yapıştıran nice vatanperverden çok daha samimi duygularla seviyordu vatanını ve bu derin sevgiyi destanını okuyan her insana bulaştırıyordu.

* Çok da düşünmüşümdür, neden "kurtuluşa" dair yazılmış başka hiçbir şiirin Kurtuluş Savaşı Destanı'nı aşamadığını ve şu sonuca varmışımdır: Ülkesinin kaderini değiştirmeye soyunan, yürekli, ufuklu genç bir adamın başlattığı onurlu savaşı, böylesine içtenlikle, ancak dünyanın kaderini değiştirmeye soyunan yürekli bir şair yazabilirdi, şair kendi kavgasını hicranla noktalamış olsa da!

* Ben aşık olmaya biraz da Nâzım yüzünden öykünürdüm gençliğimde. Piraye'ye o kadar güzel şiirler yazmıştı ve ben onları okurken öylesine yoğun duygulara kaptırmıştım ki kendimi... erkeklerin kadınlarını hep Nâzım'ın Piraye'yi şiirlerinde sevdiği gibi sevdiğini hayal ederdim. Oysa çapkın şair, Piraye'nin yanı sıra daha nice kadınlar sevmişti. Karısına o eşsiz dizelerini yazarken dahi bir başka kadını sevebilmişti. Bu durum içimi burksa, canımı sıksa da, Nâzım'ın çapkınlıklarına hep hoşgörüyle bakmış ama beni aldatan erkeklerimi asla bağışlayamamıştım. Nâzım kadar soluklu, şiirli ve tutkulu birer aşık olamadıkları için herhalde... ya da belki 'aşk' tan konuşmanın (para,ölüm ve yaş'tan konuşmanın da) ayıp sayıldığı bir evde büyüdüğüm, aşkı her yönüyle tanıyamadığım için. Ne demişti Sultan II. Beyazıt, "Sırr-ı aşkı anlamaya hallice idrak gerek!"

* Sabahtan akşama, yaşamın türlü derdiyle boğuştuktan sonra, allahın günü aynı dört duvarın içinde, yorgun ve bezgin buluşan insanların birbirlerine bir çift hoş söz edebilecek nefesi bile kalmıyordu... nerde kalmış birbirlerinin çıplak ayaklarına, ya da uzun parmaklarına arzuyla dokunacak gücü bulmaları.

* Evliliklerin güvene dayanmasına, ihanetlerin evden uzak olmasına şartlandırılmış bir genç kadın olarak, kesin, sert, değişmez görüşlere sahiptim. İnsanoğlunun yumuşaması, hoşgörü eşiğinin artması ve sonunda filozof kesilmesi (ya da tam bir vurdumduymaza dönüşmesi) için acılardan, zorluklardan, hatalardan, çabalardan, aşklardan ve sevgiden ve özveriden döşeli uzun yılları yokuş yukarı yürümesi gerekiyormuş. Bilmezdim.

* Hasta kediler nasıl iyileşene kadar gizli köşelere saklanırlarsa gözlerden uzak, ben de yüreğimi tamir için kaçıp kuytulara saklanmıştım. Beni etkileyeceklerinden korktuğum yakınlarımdan uzakta, hayatıma yeni bir yön vermek için düşünmeye gelmiştim uzak bir ülkeye. Şair gibi, ben de geberiyordum kederden.

*Ne büyük bir yazıktı heyecanın, masumiyetin ve iyi niyetin, sağduyu ve hoşgörüyle aynı zaman dilimi içinde varolamaması insan ruhunda. Gençliğin dinamizmini ve coşkusunu, ileri yaşların olgunluğuyla harmanlayabilseydik, bambaşka yerlerde olabilirdik, eminim buna...



İSTANBUL'UN NAZIM PLANI / SUNAY AKIN




Nazım Hihmet ortak konu olunca bu kitabı seçmem de zor olmadı... İki si de bir nevi biyografi kitabı sayılır ya da ben öyle saymayı tercih ettim :)

Sunay Akın'ı severim... Üslubu, donanımı, pozitif hali benim için hep takdire şayandır. Ancak bugüne kadar hiç kitabını okumamıştım...

Kitabı okurken bu adam bu bilgileri nasıl topluyor diye düşündüm sıkça... Kravatın geçmişinden tutun da, Florance Nightingale'nin İstanbul'a varan hayatına, Agatha Christie'nin Pera Palas otelindeki sırrından, berberlerin tarihçesine kadar bir sürü konuyu harmanlayıp sunmuş önümüze...

Nazım Hikmet'e olan sevgisini ve hayranlığını katmış yanına Sunay Akın, birlikte İstanbul'a bakmışlar... Kız Kulesine...Ağaçlarına... Köprülerine...

Nazım Hikmetin hiç bilmediğim hikayelerini okudum satır satır...

Dolu dolu bir kitap, dolu dolu cümleler, Sunay Akın'ın sohbetsel diliyle pek de güzel olmuş... Bir fırsatınız olduğunda göz atın dediklerimden...

Gelelim yine altı çizililerime;

* Şairin ölümünden sonra kurulan bir komite bir uçağa "Nâzım Hikmet" adını vermeyi düşünür. Ama sonradan bir geminin daha elverişli olduğuna krar kılınır. Yugoslavya'da yapılmakta olan bir yük gemisine Nâzım Hikmet adı konur. Niye mi yük gemisi?.. Çünkü, yolcu gemileri belli limanlar arasında işler. Oysa bir şilep bütün limanlara gidebilir, dünyanın bütün denizlerini gezebilir!..

* Nâzım Hikmet'in yaşantısını dizi olarak yayınlayan bir televizyon kanalı şaire "kadınlara düşkün" bir insan damgasını vurmak için epeyce çaba harcar. Ama, Abidin Dino'nun eşi Güzn Hanım'ın şu sözleri Nâzım Hikmet'e paparazzi gözlükleriyle bakmak isteyenlerin oyununu bozar: "Nâzım'ın kadınlara düşkün olduğu söylenir. Oysa kadınlar Nâzım'a düşkündü!.."

* Kırım savaşının 100. yıldönümü olan 1954'te Türk Hemşireler Birliği tarafından Selimiye Kışlası'nın bir kulesi Florence Nightingale'in anısına müze olarak düzenlenir. Üç odası bulunan müzede solgun gazete küpürleri, döneme ait eşyalar ve Nightingale'in mektupları sergilenmektedir. Lambalı Kadın'ın hasta iniltileriyle dolu koğuşların kasvetinde gezerken elinde tuttuğu lambanın bir benzeri de müzenin bir köşesinde yer alır.

* Günümüzde ne yazık ki soğuk Amerikan esprileri ve onun türevinden olanlar kitaplaşırken, halk edebiyatımızda önemli bir yer tutan bilmecelerin barındığı bir kitaba rastlayamıyoruz. Tramvayı yaşatmak adına Beyoğlu'nda gezdiriyoruz ama onun için sorulan şu bilmeceyi kaçımız biliyoruz ki?

   Sırtına binilir
   Yorulmadan gider
   Fakat çok gevezedir
   Her zaman çan çan eder

* Din sömürüsü yapan bir radyoda kadın üstüne bir söyleşiye tanık olmuştum. Konuk yazar tesettürün gerekliliğini anlatmak çabasıyla karpuzu örnek veriyordu. Karpuz sergisinde satılan malın iyi olduğunu anlatabilmek için bazı karpuzlar bıçakla kesilerek içleri gösterilirmiş... Herkes, o karpuzlara bakar ama kimse almazmış!.. Tesettüre uymayan, yani saçlarını örtmeyen, kolu bacağı açık olan kadınlar sergilerde içi görünen karpuzlar gibiymiş. İyi de din kardeşim; "kapalı" karpuzları da, almak için onca insan ellemiyor mu?.. Kurcalamıyor mu, orasını burasını?..

* Seyyar berberlerde tıraşın yarım kalma tehlikesi her zaman için vardı!.. Uzaktan zabıta çavuşunun geldiğini gören berber, eşyalarını topladığı gibi kaçardı. "Tası tarağı toplamak" deyimi, seyyar berberlerden günümüze kalan mirastır.

* Nasrettin Hoca'nın Akşehir'deki türbesinde ölüm tarihi olarak 386 okunur. Bu tarihi Hoca'nın eşeğe binmesi gibi tersten okursak, ortaya "683" çıkar. Ki bu sayı miladi takvime göre 1284 yılı demektir. Hoca'nın ölüm tarihinin mezarına ters yazılması aramızda nice Nasrettin Hoca'nın dolaştığını gösterir!..

* Kızılderili reis Tatanga Manı, yıllar öncesinden şunları söyler: "Ağaçların yürüdüğünü bilir misiniz, evet yürürler!.. Birbirleriyle de konuşurlar. Eğer dinleyecek olursanız sizle de konuşurlar. Sorun şu ki, beyaz adam dinlemiyor. Bizi bile dinlemiyorlar ki, doğadaki sesleri nasıl duysunlar?.."

* 51679 plaka no'lu, 1927 model Dodge marka otomobil İstanbul sokaklarında 36 yıl lastik eskittikten sonra 900.000 km yaparak 1963 yılında dünya rekorunu kırar. Yapımcı firma, 1983 yılında şoför "Baba Hüseyin"i otomobili müzeye koymak ve kendisine yeni bir otomobil vermek üzere New York'a davet eder.

* Eski bir İstanbul hikayesidir: Padişah her şeyi bildiğini iddia eden falcıdan o gece İstanbul'a gireceği kapının adını bir kâğıda yazmasını siter. Padişah, kapıdan girdikten sonra kâğıdı açıp, başka bir kapının adıyla karşılaşırsa falcının kellesi uçacaktır... Falcının kafasını kestirmekte kararlı olan padişah surların yıkılıp yeni bir kapı açılmasını emreder... Ve açılan kapıdan atıyla İstanbul'a girer girmez falcının kâğıdını okur: "Yeni kapınız hayırlı olsun padişahım!.."
   İşte, Yenikapı semtinin adı söylentiye göre böylesi bir olaydan doğmuş!..

* Sohbet esnasında ters çevrilen kahve fincanları, gazetelerdeki fal köşeleri ve medyumlar... Hepsi de insanın içindeki gelecek kaygısının göstergesi ve bu kaygının çıkış noktasına kurulan tezgahlardır.

* İstanbul'a yirmi sekiz yaşında gelen İtalyan yazar bir medyum muydu?.. Elbette hayır. Kentlerin, toplumların geleceğini görebilenler yalnızca entellektüellerdir. Bizler, sanatçılarımızın, bilim adamlarımızın düşüncelerinden dolayı hapishanelere konulmasına sessiz kalırsak geleceğimizin kararmasına göz yumuyoruz demektir.

* Arapça "şems" güneş demektir... "İyye" ise dişilik ekidir. Yani, yağmurlu havalarda altına sığındığımız şemsiye alında "güneşlik" anlamına gelmektedir. Arap kadınların kızgın çöl güneşinden korunmak için taşıdıkları şemsiyeyi yağmurda yürüyen bir erkeğin elinde görmek elbette güldürür Türkçeyi!.. Nâzım Hikmet'in şemsiyeyi eteklik giymiş bastona benzetmesi boşuna değildir.







23 yorum:

  1. Ayşe kulinin yazılarını pek bir severim. Bunuda yarım kalmiştı. Tamamlamam lazım.
    Hatırlatma için teşekkürler:)

    YanıtlayınSil
  2. Ne yazık ki Nazım’ın kadınlara aşık olduğuna inanmıyorum ben. Nazım aşka aşıktı, kadınlar araçtı. Nazım aşkı, üretmek için araç olarak kullanıyordu. Yani asıl sevdası üretmekti, aşk da kullandığı malzemeydi. Nazım’ dan bana yansıyan bu işte. Aşk dışında yazdığı zaman ise büyük filozoftu, orada hakını teslim ederim bak. Neticede kadınları çok üzmüş bir erkek benim gözümde. Öte yandan ise ömrünü eşitliğe iyiliğe adamış iyi bir insan. Yani; erkek Nazım’ı sevmem ben ama insan Nazım’ı çok severim. Ayşe Kulin ise ne yazsa okurum, bu kitabını da geldiğimde okurum artık. Ben de ilk kez senden öğrenmiş oldum. Sunay Akın benim de hayretle izlediğim bir insan, bu kadar bilgiyi nasıl unutmaz, hayret. Sevilesi bir insan o da. Eline sağlık kız Şebo, makale gibi yazmışsın valla 😘😘😘😁

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bak "aşka aşıktı" konusuna katılıyorum ben de sana ve bir şey daha memleketi onun en büyük aşkıydı ve kimse onun önüne geçemedi diyorum...

      Sen gel de ben veririm bu kitabı sana doktorcum. Okursun püfür püfür ege rüzgarında :)

      Ben de çok merak ediyorum bu hafızayı nasıl yaptı diye... Arkadaş niye ihtiyaç duyarsın kıravatın ilk mucidini öğrenmeye mesela... Şaşırtıcı bir karakter :)

      Öperim bebeğüm seni komacanından ♥

      Sil
    2. Sevda'nın yorumuna imzamı atarım.Nazım kadınlara değil aşkın kendisine aşıktı bence de...

      Sil
    3. Aşka da güzel aşık oluyormuş ama adam, hakkını yemeyelim :)
      Yurdanurcum öpüyorum seni ♥

      Sil
  3. Şebnemcim iki kitap seçiminde süper Nazım Hikmeti çok severim, Ayşe Kulinin bu kitabını alabilirim bende daha önce görmemiştim, altı çizili cümleler gerçekten çizilesi, ( her iki kitap içinde) Sunay Akın bambaşka zaten bu kitabı almıştım çok yıllar önce çok güzeldi hatta tekrar bi elden geçiresim geldi şimdi görünce :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. BU kitapları normal şartlar altında fark etmeyebilirdim belki... Bazen bazı etkinlikler bizim yeni şeyler keşfetmemizi sağlıyor galiba :) Seviyorum o sebeple.

      Sunay Akın'ı ilk defa okuyorum ama verdiği bilgileri çok sevdim... Kısa kısa, hadi canım dedirten türden.. Diğer kitaplarına bakmayı planlıyorum ben de ♥

      Sil
  4. Ayşe Kulin'in romanları kolay okunuyor, kolay derken sıkılmadan okunuyor, iki romanını okudum, bunu okumadım, çok ilginçmiş, bu arada Sevda'ya katılıyorum, hak veriyorum, genellikle ünlü olan erkek sanatçılar hele de şair, müzisyen filansa, çok çabuk o aşktan, o aşka atlıyorlar, karısını aldattı, çok çabuk unuttu diye okuduğumu hatırlıyorum. Kadınlar onun yüzünden çok çekmiş galiba.:( Ya sonuçta şair de olsa erkek değil mi, genlerinde var aldatmak:)))

    Emeklerine sağlık Şebnem'ciğim.:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ayşe Kulin'i ben de kolay okurum. Hikayeleri belki de çok hayattan olduğu için geçer gider.. Hoş son kitaplarını okumadım, azıcık ütopya yapmış sanırım ama emin değilim tabi...

      Erkek erkektir bence de :)))

      Sil
  5. İki yazarı da çok severim, bu kitaplarını bilmiyordum. Ehehe üçünü de çok seviyorum demeliyim düzeltme :)

    YanıtlayınSil
  6. Un post muy interesante! Feliz Navidad! 🎄🎄🎄

    YanıtlayınSil
  7. Beybi, sen herşeyin hakkını vererek yazmak zorunda mısın?
    Kokartlı tur rehberi, film değerlendirmecisi, kitap eleştirmenicisi...
    Listem ha bire kabarıyor bu arada. Sayende filmler, kitaplar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Canım benim sen beni seviyorsun ya pndan güzel geliyor yazdıklarım sana :)
      İçimden geldiği gibi işte
      Mucxxx beybi

      Sil
  8. Gençken romantik gelirdi Nazim siirleri,gerci hala öyle 😊

    YanıtlayınSil
  9. İkisini de okudum. Sunay Akın'ın tarzını sevdiysen Bir Çift Ayakkabı'yı da okumalısın. Ben onu çok beğenmiştim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Tavsiyen için sağolasın canımcım, listeme ekledim hemen ♥

      Sil
  10. Okunacaklar listeme hemen aldım. Öneriler için teşekkürler.

    YanıtlayınSil

Güzel yorumlarınız için teşekkürler :)