3 Kasım 2017

ekime güle güle :)


Ballı bir Kasım yaşamak dileğiyle kendilerine hoşgeldiniz diyorum efem :)))
Ve kestirmeden insta seçmecelerine geçiyorum, 
Bakalım bu ay neler yapmışız 😉



Bugünkü koşuşturmalar bittiyse Şebo saati başlamıştır 😍😍

Aylak Adam  / Yusuf Atılgan
Hafta kapanışını keyifli yapalım...
Yarın Pazartesi ne de olsa....



Bir sezon kapanışını daha keyfimce yaptım şükür... 
Bu son diye girmeyince bütün kış deniz sayıklıyorum 😄😄😄 

Günlerden yirmiiki ekim...
Sezon kapanışı...
Emeklilere bıraktık artık sahili :)
Seneye görüşürüz deniz..




Analı oğullu kaçtık biz ✌️✌️ 
Hayalimiz yarın denize girmek 😜😜 

Güzel kaçamaklar bunlar...
Yanımıza ödevimizi almamız işin sıkıcı kısmı..
Şimdi işlerimizi halledip ver elini Akçay diyeceğiz...




Takıntılıyım diyorum da inanmıyorsunuz bana... 
Broşlarım bile hayvanlı benim 😍😍😍 
Dün gece çekmeceleri toparlarken sizi toplu şekilde bir gösterime sokayım dedim kendilerine 😜😜😜 
Hemen sıraya diziliverdiler 🐭🐙🐠

Hepiciğini çok seviyorum...
Hala buldukça da alıyorum...
Genç kız işiymiş bunlar :)))
Öyle söylemişlerdi de benim ruhum genç demiştim 
Bir baykuşunu bulamadım yalnız
Buna çok bozuluyorum...


Bir anda hepsini boşaltmak doğru fikir değilmiş 😩😩😩 

Ayıkla pirincin taşını şimdi
Acele işe şeytan karışır derler
Şimdiki benim durumum yani
Nasıl düzeltilir bu kolyeler şimdi
Hay bin kunduz aşkına !!!



Bugünkü aşk konumuz ❤️🐠🐟🐳❤️ 

Kumaşlarım geldi yaşasın..
Kutu yapımında bize eşlik edecek kendileri..
Hayaller / hayatlar olmazsa şahane olacak..
Annecağızımın ellerinden öpüyorum
Dikiş meselesini itina ile halledeceğinden çok eminim
Benim hayvan objeli şeylere aşkım ne olacak
Baykuş aşkımı tek geçerim ama ♥


Ayakkabılarımı giyip kaçan bir kızım yok diye hiç üzülmüyorum... 
Oğluşun ayakkabılarını giyip kaçmak daha şahane 😂😂😂
Başımda dikilip annneeeaaaa demesi hele daha da şahane 😂😂😂

Paylaşmak güzeldir ♥
Bu ayakkabısı şimdi kıymete biner
Fellik fellik kaçırır benden :)
Seviyorum bu çekişmeleri
Yaşasın gıcık annelik halleri..



Baykuş keklerimi göstermek için çektiysem bu fotoğrafı ne olayım, 
tabi ki mutlu olayım 😃😃😃

Baykuş muffin kapları bulunca hemen kaptım..
Annem de kekini çırptı hemen
Al sana baykuşlu kek
Sabah sabah şahaneyiz
Kitabımı bitireyim bugün dedim
Elime almaya almaya unutmuşum
Sar baştan başladım yeniden
Kitap keyifleri başlasın yeniden ♥










31 Ekim 2017

Kültür Sanat Mevsimi - 2017 / #5


Bu hafta  sonu etkinlikleri kontrol ederken yegane ticari sinemamıza bu filmin geldiğini gördüm ve sıcağı sıcağına uçtum sinemaya. Her filmi sinemada izleme şansım olmuyor çünkü... Ne kadar mutlu olduğumu tahmin etmişsinizdir :)


AYLA (2017)

Güney Kore Savaşı'nı hepimiz az ya da çok biliyoruz....
50'li yıllarda akın akın bizimle hiç alakası olmayan bir memlekete askerlerimizi Amerika'ya desteğe yolladık.  Çok da şehit verdik maalesef :( Nato üyeliğimizin onaylanmasından az önce hem de... Bilmem anlatabildim mi ne demek istediğimi... Tabi ki filmi bu minvalde izlemedim ama burada da bir not olarak dursun istedim sadece...

Biz geçelim filmimize...

Filmimiz bu savaşa görevli olarak gönderilen Süleyman Dilbirliği astsubayın gerçek yaşam hikayesinden yola çıkılarak senaryolaştırılmış. Gençlik yıllarına İsmail Hacıoğlu, yaşlılık yıllarına Çetin Tekindor hayat vermiş ki oyunculukları hakkında kötü söz söyleyen taş olur... Yaşamışlar sanki de diyebilirim...

Filmimizin diğer kahramanı küçük kızımız Güney Kore'li Ayla (Kim Seol)  ise  ayrı bir konu... Bir çocuk oyunculuk konusunda nasıl bu kadar başarılı olabilir, duyguları bu kadar hissettirebilir bazen aklım almıyor benim... Aslında bunu sadece Kim Seol için söylemiyorum bir çok filmde çocuk oyuncularla ilgili bunu düşünmüşümdür. Biz koca koca insanlar bile bazen iki gözümüzü aynı hizaya sokamazken bu çocuklar milyonları alıp götürüyorlar rolleri ile... Sadece yetenek midir söz konusu olan yoksa başka etkenler var mıdır, benim için tamamen soru işareti bu konu...

Astsubay Süleyman kendisine gelen görev ile İskenderun'dan yine arkadaşı Ali (Ali Atay) ve çeşitli memleketlerden birçok asker ile birlikte Güney Kore'ye doğru yola çıkıyor.  Yolculukları çok uzun, 2 ay gibi süren bir gemi yolculuğu...

Karargaha vardıklarında her ne kadar geri planda oldukları söylense de savaşın tam ortasında gibiler...  Ulak olarak gönderildikleri bir yolculuk esnasında ise kadınlı erkekli katledilen insanların arasında tek başına küçük kızı bulurlar ve yanlarına alırlar ve Süleyman kızı orada bulunduğu süreç içerisinde sahiplenir. Ayla ismini koydukları küçük kızla duygusal bir bağ oluştururlar... Filmimiz bu merkezde ilerliyor... Kore'den ayrılırken Süleyman kızı yanında götürmek istese de maalesef başarılı olamaz... Her ikisini de zor zamanlar beklemektedir ne yazık ki...

Askeri bir ortamda küçük bir kızla ilişkileri insanın içini ısıtıyor ve yer yer de gülümsemenizi, hatta gülmenizi sağlıyor. Ben Ayla'ya film boyunca baaa-yııll-dıımm ♥ İnanılmaz güzeldi..

Görüntü kalitesi olarak da oldukça iyiydi, bazen zaman donsa keşke dediğim sahneler vardı...

Ali astsubay filme ayrı bir renk katmıştı, bu filmden sonra Marilyn Monroe milli yengemiz ilan edilebilir demedi demeyin :)))

Sadık (Caner Kurtaran) , Pepe Muharrem (Ali Barkın), Üsteğmen Mesut (Murat Yıldırım), Ali astsubay ve Süleyman astsubayın aralarındaki ilişki birbirinden farklı insanların ne kadar da tamamlayıcı olduklarının bir göstergesi gibiydi... Renklerin birlikteliği mükemmel sonuçlar çıkartabiliyor, bunu bir kez daha gösteriyorlar. En azından bana ;)

Bu filmle birlikte Ankara Marşı artık ayrı bir anlam taşımaya başladı benim için... Ankara, Ankara, güzel Ankara... Seni görmek ister her bahtı kara 🎶🎶🎶

Filmin bitiminde jenerik akmaya başlayınca sakın yerinizden kalkmayın, Süleyman ve Ayla'nın gerçek resimlerinden bir derleme çıkıyor karşımıza ki inanılmaz duygulandırıyor... Film film olmaktan çıkıp ete kemiğe bürünüyor...

Filme mutlaka mendillerinizi hazırlayıp gitmenizi tavsiye ediyorum çünkü ben asla ağlamam diyenlerin bile gözlerini sulandırdığını söyleyebilirim. Tecrübe ile sabittir :) Bu arada hemen ufak bir not düşeyim bu konudaki hissiyatımla ilgili; bazı sahneler özellikle daha fazla duygusallaştırılmış sanki. Filmin bütününe bakıldığında çok sırıtmasa da yer yer ama böyle de yapılmaz ki diye burnumu çektiğim sahneler vardı....

Sonuç olarak ben bu filmi ÇOOOOOKKKK SEEEEVVDDDDİİMMM efenim, mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum... Politik düşüncelerinizi bir kenara bırakın Süleyman ve Ayla ilişkisine yoğunlaşın derim naçizane... Oscar kırmızı halısından geçer mi geçmez mi bilmiyorum ama gönlümün kırmızı halısından geçtiği kesin ;)

Kendinize iyi bakın efenin ♥






30 Ekim 2017

Bir hafta sonunun ardından...


Evdeki işlerin büyük kısmı bitti şükür :)
Bir kaç fazlalık kaldı gözüme batan sadece...  Onları da letgo da satmayı deneyeceğim, satılırsa şahane olur...
Bu yaz yazlıktaki bir kaç fazlalık eşyayı satmayı başarmıştım, belki yine olur...

Tüm hafta 29 Ekim etkinliklerinin izini sürdüm, ama maalesef :(
Pazar günü Cumhuriyet yürüyüşü bekleniyordu, valilik OHAL kapsamında riskli gördüğü için izin vermemiş. Ağzım dolu dolu küfrettim... Şu milletin, elinde bayraklarla, sevinçle, gururla yürümesinden bile korkuyorlar.. Minik bir resepsiyonla hallettiler kendilerince kutlamayı :/

Şükür ki Oytun'un okulunda tören vardı, koroda görevliydi aynı zamanda da. Öğleden sonra koştura koştura oraya gittik. Güzel bir kutlamaydı.. Coşkuyla çocuklara katılıp marşlarımızı söyledik, yer yer duygulandık...

Bir de sinemaya gittim; Ayla'ya... Bilahare anlatacağım o filmi size...  Malum bugün Pazartesi, , işler beni bekler 😐

Haftalık listemi de bırakayım ve ben kaçayım...

Mutlu haftalar dostlar ♥



1- Geçen hafta hanene eksi yazıldı Şebo... Geçen haftadan kalan işleri tamamla ; Dr. randevu - Zeynep bebek - gezi fotoları...
2- Letgoda satılacakları hallet bu hafta..
3- Ay sonu hesapları kapatılacak, geciktirme..
4- Süt arayışına geç, belki yine bulursun iyi bir sütçü... Sormak lazım bir kaç kişiye..
5- Banka işleri var yine 😒





26 Ekim 2017

Kültür Sanat Mevsimi - 2017 / #4


Etkinliğimizin bir maddesinde bir TV yada internet dizisi izle olunca bu yazı da şart oldu... Kısa kısa bir şeyler geveleyeceğim işte :))

Bu sene henüz TV yasağına başlamadım. Malum dolap düzenlemece, ütü, çamaşır, fazlalıklardan kurtulma ayı ilan ettiğim için Ekim ayını, TV her daim zaplanmakta bizim evde şimdilerde. Dolayısı ile bu aralar her dizi ile ilgili bir fikrim oluştu. Şu dolap düzenlemeceler bitsin ilk işim bir iki dizi belirleyip geri kalan zamanda TV açmamak olacak. Geçen sene bunu çok güzel uygulamıştım ve o zaman öldürme kutusuna takılmayınca bir sürü zamanım kalmıştı kendime ayıracak.

Başlayalım o zaman diziler hakkındaki gıybetimize;


Dün akşam final yaptı ve peşpeşe evlilik teklifleri, duygusal replikleri ile son dönemdeki saçmalamalarını tatlıya bağladı...
Bak ben size söyleyeyim bu diziler hortlattı abuk subuk evlenme tekliflerini. Geçen internette gezinirken rastladım bir tanesine muhteşem evlilik teklifi diye. Çift yemek yiyor bir restorantta, polisler basıyor çocuğu tutukluyorlar. Kız salya sümük... Bir sürü aksiyon dolu laf, çocuğu götürüyorlar. Kız ben de geleceğim, götürmeyin diye ağlıyor... Oğlan ağır abi havalarında sen kal bir şey olmaz bana diyor. Kızı uzun süre ağlattıktan sonra evlenme teklifi ediyor :) Pehhhhh... Uzak dur kızım dedim ama laftan anlamadı kız işte :))))

Bak abuk evlenme teklifi diyince başka bir dizi geldi aklıma...


Polisiye bir dizi başladı, galiba bu haftaydı ilk bölümü... Bölük pörçük izledim ama diziden aklımda kalan iki şey var...

Şşşşşş şşşşşşşş diye bir müziği var yeminle evde kim var diye sağıma soluma bakınmama sebep oldu :) Böyle psikopat müzik mi olur yahu :)))
Diğer aklımda kalan şey ise yaptıkları evlenme teklifi... Polis bir çiftimiz var, emniyetteler. Biri tutuklanmış getiriliyor ve adam birdenbire polislerden kurtulup silahı çocuğun şakağına dayayıp ele geçiriyor. Silahlar havada, ölür bak diye söylemler. Silahı bırak, teslim ol gerilimleri. Tövbe yarabbim :)) Sonuç meğerse kıza evlenme teklif edecekmiş... Milletin aklına karpuz kabuğunu soktunuz, aferin size... Yakında görürüz böyle bir sahne ana haber bültenlerinde :))


Savcılar imza toplayıp bu diziyi kaldırtmalılar :))) Anam nasıl bir savcı bu.. Her işte parmağı var, tam yüz karası... Meryem de tam bir saf :))) Çekirge kaçıncı seferdir sıçrıyor ama yakalanmıyor. Atasözümüze ihanet ediyorlar, olmuyor böyle ama :))

Bu arada Açelya Topaloğlu'nu şirin kız rollerinde görmeye alışmışım, bu dizideki entrikacı halini çok oturtamadım...


Bu diziden çok ümitliydim bak...
İçerde dizisine alternatif olarak düşünmüştüm. Onun kadar iyi değil ama şimdilik takip ediyorum...
Pazartesi gününe başka bir alternatif yaratamazsam, kendisi ütü dizisi olarak bu sene kayıtlara geçecek....
Malum pazar çamaşır, pazartesi ütü :)))
Songül Öden ve Dolunay Soysert'i seviyorum, bu da geçerli bir sebep tabiki diziyi izlememde :))


Oldukça iyi kadrosu var gördüğünüz üzere... Enerjik olması tercih sebebi...
Big Little Lies dizisini anlatmıştım geçenlerde size, tam uyarlama demeyelim ama dizinin senaryo grubu oldukça esinlenmiş bu diziden :))) Yorulmaya ne hacet zaten :))

Başlangıç ve ilerleme örgüsü tıpkısının aynısı... Karakterlerimiz değişmiş, daha Türk yapısına uygun ilgi çekecek karakterler yaratılmış... İhanet, kıskançlık gibi öğeler yerleştirilerek damak tadımıza uygun hale getirilmiş de diyebiliriz :)))

Bu kadar laf ettim ama bu diziyi izlerim ben :)) Ya ütüyü salıya alacağım, kayıtdışını afaroz edeceğim ya da iş yerinde internetten boş zamanlarımda izleyeceğim... Formüle edeceğiz artık :)))

Bu arada Bade İşçil'e ne olmuş öyle gördünüz mü? Kadın tam iskeletor olmuş :/ Bir dirhem et bin ayıp örter lafını duymamış galiba benim gibi ahahahaaaa :))))


İbrahim Çelikkol yine karizmatik soğuk bakışlarıyla ekranlara döndü, bir de bol adaleli vücuduyla :)))
Oldukça psikopat, bol entrikalı... İzler miyim bilemiyorum ama ağdalı bir süreç çıkartmazlarsa ortaya belki bir şans verebilirim. Bakacağız :))) Pazartesi alternatiflerimden olur kendileri :)

Bu arada Birce Akalay nasıl güzel bir kadındır öyle ♥


Hastasıyım dedeeeeeeee :)))))
Evet bu diziyi kaçırmıyorum... Esmaratora bayılıyorum bu bir... Aslı Enver hem kulağımı şenlendiriyor hem gönlümü bu ikiii... Teyze Senem beni kopartıyor bu da üççççç....

Özcan Deniz için yok botoks dedik, yok saçlarını boyuyor dedik, yok saçları kalıp ne yapıyor dedik, adam zamanın kırosuydu da dedik ama itiraf etmem gerekirse son zamanlarda her dizisini, her filmini zevkle izliyorum :) Arap atı gibi sonradan açılanlardan :))

Gerçek yaşam hikayesinden uyarlama olan bu diziyi kimin hayatı diye çok merak ettim. Bir ara Bursa-otobüs denkleminden giderek Kamil Koç ailesinden biri mi acaba bile dedim. Ama değilmiş. Bir rivayete göre, zengin tekstilci bir iş adamı ile Beyaz Kelebekler solisti Ülkü Üst Sarpkan'ın hayatı olduğu söyleniyor ama henüz resmi bir açıklama yok :)



Ahhh Fikriiii ahhhh... Kımıl zararlısı gibi bir baba... Ama tam evlere şenlik....
Baba Fikri sebebiyetiyle arada sırada göz gezdirdiğim dizilerden olur kendisi...
Hazal Kaya mahalle kızı rollerine artık oturdu bence... Yalnız geçenlerde bir dergiye poz vermiş, nasıl bir shoplama yapıldıysa gitmiş bizim Hazal gelmiş afeti devran Hazal :)) Ayarlarımızla oynamayın rici edeceğim :))

Bu kadar yazabildiğime göre dizi konusunda bu sene hakikaten çok kültür şıptırmışım kendime :))) Gün kısıtlaması koyunca birçoğu elenip 2 yada en fazla 3 tanesi kalır bunların... Bakalım piyango hangi dizilere vuracak :)

Öpüldünüz, sevildiniz, çokça da kucaklandınız efenim ♥




25 Ekim 2017

Bitirgen / Figen Şakacı



Figen Şakacı'nın Pala Hayriye kitabını okumak istiyordum aslında ama kitabın bir üçleme olduğunu öğrendikten sonra ilk kitabı Bitirgen'i aldım hemen... İncecik, hepi topu 99 sayfa nasıl olsa hemen bitiririm dedim... Kafamda planladığım şeyleri hayata geçirmek konusunda zayıfım ben işte...

Bu kitaba tam 3 defa başladım, belli bir yerine gelince hop bir şeyler çıktı elime alamadım ve ben ne okuduğumu unuttum. Koptum kitaptan. Şükür ki üçüncü denemede sonuçlandı :)


Çok basit dilli bir kitap aslında Bitirgen... Çabucak okunuyor, yormuyor... Hatta bir kaç bölüm hariç çıtır çerez olduğunu bile söyleyebilirim.

80 'lerde  geçen bir hikaye... Bitirgen çocukluk anılarını daha doğrusu büyüme hikayesini günlüğüne anlatıyor... Sevdiklerini, sevmediklerini, ilk aşkını, kardeş kavgalarını, ölmesini istediklerini... Kısaca her şeyi...

Anlattıkları ile anılar canlanıyor hatta... Güdümlü anne terliğini anımsıyorsunuz bir anda ve içiniz ısınıveriyor :)

Babacı bir kız çocuğu olarak bitirgenin  babasına olan büyük sevgisini okumak keyifliydi mesela...

" Babama bitirgen ne demek diye sordum; meğer küçük ve şeker gibi tatlı kayısıymış. Ben de küçük ve şeker olduğum için onun Bitirgeniymişim." diye anlatıyor babasının kendisine seslenişini...

"Sinir oluyorum, ne zaman sana yazmaya başlasam, babam bağırıyor içerden lambayı kapat, boşa elektrik harcama diye. Zaten o demezse, abim zırlar başımda, kapat şunu ya, yarın erken kalkacağım, gözüme giriyor diye. İyi de ben böyle nasıl yazar olacağım, bak yine bağırıyorlar! Bugünlerde hiç benimle ilgilenmiyorsun Allahım, darılıyorum bak söyleyeyim"  Size de aşina geldi bu sözler değil mi... O gece söndürülmesi gereken lambalar yüzünden kaç çocuğun ilham perisi kaçtı kimbilir :)))

İşte tüm bu sebepler kitabın sevdiğim özellikleriydi...

Bitirgen ergenimizin cinsellikle ilgili olan tavrı ve annenin çokça argo tarzı sevmediklerimdendi... 19 Mayıs törenlerine olan bakış açısı da bana göre lüzumsuz ve olmaması gereken şeyler arasındaydı... Tamam bir şeylerin üzerine parmak basacaksın da bunu keşke o törenlerin üzerinden yapmasaydın dedim içimden okurken.

12 Eylül dönemine ufak bir selam çakışı sevdiklerimdendi yine... Kibarca, tam da bir çocuğun gözünden ancak böyle güzel aktarılabilirdi;
" Bu Evren denilen adam benim Müjde ablama gitmemi de yasaklayacak değil herhalde." 

Ama kitabın en güzel kısmı son bölümüydü..."Tıpkı Kabuk" ve "Ceviz Oynamaya Geldim Yoktun" bölümlerinde annesine ve babasına seslenişi çok duygusal, bağlayıcı, kitabın diğer anlatım dilinden çok farklı ve vurucuydu... Belki de bir sonraki kitabına hazırlanış metinleriydi bilemiyorum. 2. kitabına başlayınca bunu göreceğim...

Bu arada üçlemenin diğer kitapları; Pala Hayriye ve Hayriye Hanım'ı Kim Çaldı...  Okunacaklar listemde misafir olmaya devam ediyorlar kendileri :)

Bu kitapla ilgili hissiyatım bundan ibarettir efenim.  Okuyup okumama kararı tamamen sizin keyfinize bırakılmıştır anlayacağınız üzere. Serinin diğer kitaplarını bitirince belki hissiyatım değişebilir :)

Keyifli okumalarınız olsun ♥


Diğer altı çizililer;

* Günlük tutmak insanın her gününün hesabını kendi kendine vermesi demekmiş. 

* Çünkü eğer sevdiklerimizi yakından tanıyamazsak, sevgimizi tam olarak gösteremeyiz.

* Mağrur duruşundaki kibrin hoşuma gidiyordu, yalan yok. Ama kendini teslim etmeme inadına içerliyordum. Kafana vura vura içindeki o akça pakçalığa ulaşmaya çalışmak hoyratlıktan değil, merakımızdandı sana.




23 Ekim 2017

haftalık manifesto...


Bu hafta listemdeki maddelerin hepsini gerçekleştirdim, biri hariç;

Oytun efendiyle haftalık çalışma programını hazırlayamadık... Sebep bana göre yok ama ona göre çok... İlk hafta uzlaşamadık. Her akşama 2 saat TV, 1 saat ödev koyunca veto yedi... Benim tekliflerimi de o kabul etmedi...

2. hafta ise tutturdu ben rehberlik öğretmenimle program yapacağım diye.. Peki deyip beklemeye aldım kendimi... Sonuç tabi yok :) Bizimki uyanıklık peşinde anladığım kadarıyla.

Cumartesi rehberlik öğretmeni aradı, kibar bir dille Şebnem hanım her gün geç mi gidiyorsunuz eve, çok mu çalışıyorsunuz dedi. Büyük bir şaşkınlıkla yoooo, bu da nereden çıktı demişim :) Oytun'la program yapmakta zorlanıyoruz, yatış saatim 9:30 eve de geç gidiyoruz vaktim kalmıyor diyormuş benim paşam... Çok güldüm :)))

Evet eve okuldan hemen çıkışta gitmiyoruz, Oytun saat 5:30 gibi benim yanıma geliyor ve 1 saat benim yanımda kalıyor bu doğru dedim... Yazılı ödevlerinin bir kısmı bu saat diliminde yapılıyor evet... 7 gibi evde oluyoruz bu kısım geç olabilir belki ama konuyla ilgili yapacak bir şey yok... 1 saat nefes saati bırakıyorum ona bu da yemek, dinlenme faslı ama maalesef zamanı doğru değerlendiremiyor Oytun dedim.. Bıdı bıdı anlattım bir sürü şey...  Kıyamam kadıncağız da sabırla dinledi :)

Haftalık çalışma programını vakitsizlikten reddeden bir oğlum var anlayacağınız, spontane takılmak istiyor :))) Spontane takılınca da ödevler çantada halay çekiyor, bir türlü halayın sonu gelmiyor...

Tamam halledeceğim ben bu hafta dedi, ümitle bekliyorum :) Her akşam gerginlik yaşamayız belki, belki yani :))))

Bu hafta sonu dinlendik bol bol, yeni haftaya bomba gibi hazırız inşallah, maşallah :)



Yapılacaklar listesini de ekleyeyim tam olsun...

1- Banyo dolapları düzenlenecek.
2- Salon dolaplarının vitrin kısmı halledilse yeter bu hafta.
3- Göz doktorundan randevu alınacak.
4- Zeynep bebek büyüdü sen hala gidemedin görmeye. Bu hafta mutlaka git artık.
5- 29 Ekim etkinliklerine bak, neler yapılıyor... 2 konser dışında hiçbirşey yok maalesef. Her sene yapılan Cumhuriyet yürüyüşünün yapılıp yapılamayacağı bile belli değil hala. Vahhh halimize :(  Okul töreninden sonra gözüm kulağım açık bekleyeceğim artık. Bayraklarımı hazırladım ♥
6- Kitap okuma hedeflerinin çok gerisindesin, kültür sanat mevsimine uygun kitap seçip hızlan biraz. Hızlanamasam da henüz en azından okuyacağım kitapları belirledim 👏
7- Gemi turu fotoğraflarını düzenlemeye başla, bloga yazı yazacaksın daha.

Bu hafta bu kadar yeter...
Herkese iyi haftalar efenim ♥