14 Kasım 2017

Gemi turu 1. bölüm / Patmos Adası


Ağustos ayında çıktığımız geziyi nihayet anlatmaya başlayabilirim 👏👏
Aslında sıcağı sıcağına geziyi yazmak çok daha güzel olabilirdi ancak yaz aylarının yoğunluğu, daha sonra fotoğrafları düzenleme faslı vs derken taaa bugüne kadar geldik. Şimdi yavaş yavaş fotoğrafları tasnif etmeye, düzenlemeye başlamışken hadi Şebo yaz artık dedim :)

Bu gemi seyahatini size ada ada anlatmaya çalışacağım. En son olarak da gemi hayatı ve gemi yolculuğu ile ilgili ufak tefek notlarla birlikte adalarla ilgili hissettiklerimi yazıp konuyu kapatacağım inşallah...

Hazırsanız başlıyorum sizi gezdirmeye ♥
Bol fotolu, uzun bir yazı dizisi olacak, sıkılmayın tamam mı :))



05 Ağustos günü Kuşadası'ndan Celestyal Olympia gemisi ile hareket ettiğimizi hatta ve hatta anneciğimin aceleciliği sebebi ile ilk sırada olduğumuzu da instagramdan duyurmuştum cümle aleme :)))



Ne acelemiz vardı ki diye söylensem de tatlı tatlı, gemi seyahatinin bir çok kısmında ilk olmak işe yarıyor... Kesin bilgi :)

Gemiye ne kadar erken bindiğimizi düşünün ki odamıza yerleştikten sonra kahvaltıya yetişiyoruz, yaşasın :)))  Biz ehli keyif kahvaltımızı bitirirken gemi düdüğünün sesi geliyor, yol almaya başlıyoruz....

İlk durağımız Patmos olacak...


Bu arada bizim bu seyahatimize ev sahipliği yapan Celestyal Olympia gemisi tek bir limandan dolarak kalkıp tekrar aynı limanda yolcularını boşaltan bir gemi değil.. Her limanda bir sirkülasyon var ve gemi bir sezon boyunca sürekli hareket halinde...


Saat 16:15 te Patmos adasına varacağız... Bu sebeple ilk gün heyecanıyla geminin keyfini sürmeye başlıyoruz...

Oytun havuz havuz diye tutturmasına rağmen, havuza parmağını dahi sokmadı... Havuzu oldukça küçük bulduğundan olabilir sanırım... Tüketebildiği kadar içecek ve aburcubur tüketmek derdindeydi ki baktım mide fesatı geçirme ihtimali yüksek hemen sınırlamaları koymak zorunda kaldık :) Tüm sınırlamalara rağmen gemiden hiç ayrılmasam da olur ruh halindeydi...

Bazı adalara gemi yanaşamadığı için botlarla ulaşım sağlanıyordu ve bunun için sıra almamız gerekliydi. İşte burada ilk sıraları kapmak çok önemli; çünkü sınırlı saatlerle kısıtlı olduğumuz için zaman çok önemli... Patmos adasına gitmek için ilk sıralarda alıyoruz bot sıramızı.. Yine yaşasın 👏👏👏


Kara gözüktü ♥
Patmos adasına yaklaşıyoruz....


Biletlerimizle botlarımıza biniyoruz ve kısa bir süreliğine gemimize hoşçakal diyoruz...


Saat 21:00 de son bot gemiye doğru hareket edecek... Adayı gezmek için yaklaşık 5 saate yakın bir süremiz var...

Bu arada uğrayacağımız limanları gezmek için ayrıca tur düzenleniyor ve ekstra bir ücrete tabi. Biz o turların hiç birine katılmadık. Son yazımda nedenlerini ve detaylı açıklamalarını yapacağım uzun uzun ;)



Ve Patmos limanındayız ♥

Biz şu an adanın Scala kısmındayız ve burada aheste aheste gezmeye karar veriyoruz hep birlikte. Patmos zaten küçük bir balıkçı köyü gibi... Doğası ve mimarisiyle ama en başta sakinliğiyle tercih edilen tatil beldelerinden biri... Buraya gezmek için belki değil ama kısa süreli sakin bir tatil yapmak isteyenler hiç çekinmeden gelebilirler...


Sokaklarda sağımıza solumuza bakına bakına azıcık gezelim... Adanın sakinliğini bozmayalım :)


Bizim gezilerimizde en büyük zaman kaybımız sanırım fotoğraf çekmek için ayırdığımız süre :) Seviyoruz birbirimizin fotoğrafını çekmeyi...
Düşünün şimdi güzel bir yer bulduk...Hepimiz tek tek ya da ikili üçlü çekilip bir de çiçek böceğe takılınca ben al gitti 10 dakika...

Formülü bulduk ama.. Ben ya da kardeşim fotoğraf makinasını tutup haydi dediğimizde sırayla tek tek geçiyoruz aynı mahale... Koşar adımlarla ahahahaaa :))) Sonra fotoğrafı çekeni de çektik mi tamamdır...  Bu arada nasıl komik bir hal aldığımızı bize bakanların gülümsemelerinden anlayabiliyoruz tabi ki :)))


İlk önce sahil kenarında geziyoruz deniz boyunca...
Gezeceğimiz adalarda sadece bu noktada denize girebiliriz aslında... Diğerlerinde denize girmemiz zamandan dolayı çok mümkün değil. Ama biz bu ayrıntıyı atlamışız tabi ki ilk gün acemiliğinden :)

Olsun ayaklarımızı sokarız biz de :))


Bu arada hemen dip not olarak ekleyeyim... Bütün gezimiz boyunca fotoğraf çekerken hiç zorlanmadık... Türkiye'de çıktığım gezilerde bir yerin fotoğrafını çekerken dakikalarca beklediğim olur. Ama burada nereyi çekmeye çalışırsam çalışayım sanki DDUUURUUUNNN diye bağırmışım gibi insanlar bekleyip fotoğraf çekiminin bitmesini bekliyor sabırla... İstisnasız hem de... Bazen yoldan geçen bir arabanın bile beklediğine şahit olup şaşırmışlığım var bu gezide ♥


Araba demişken ada araçlarının şirinliğine bakar mısınız lütfen :)


Şimdi ara sokaklara dalıyoruz artık...
Biraz adada yaşamayı hayal edeceğiz...



Ve ilk daldığımız sokakta dikenli incir cennetine düşüyoruz :))
Sadece bakıp, poz verdiğimizi sanmayın sakın... Lüpletirken fotoğraf çekmek aklımıza gelmemiş :)
Dikenlerini ne yaptınız demeyin annecim sağolsun çok marifetlidir bu konuda... Civcivlerini itina ile besledi ♥


Bir kedi gördüm sanki ♥


Evlerin hepsi birbirinden güzel ve istisnasız her ev deniz manzaralı ♥
Ada halkı çok şanslı...


Sokakların güzelliğine bakar mısınız....
Çizilmiş gibi sanki ve çok temiz...


Huzur ve aşk koydum bu yolun adını ♥


Her köşebaşı ayrı bir mest konusu...


Ve tekrar aşağı iniyoruz...


Üzerinize üzerinize gelen çok büyük bir kalabalık yok gördüğünüz gibi...


Kediler bile çok huzurlu bu adada :)



Dükkanların her biri ayrı güzellikte...
Ve de geneline bakarsak birbirinden iç açıcı objelerle süslü...


Olmazsa olmazım baykuşlarımla birlikte daha güzeller tabi ki :)))
Kitapçının şekerliğini fark ettiniz mi bu arada ♥


Ve uçan kızlarımla birlikte gemiye uçma vakti artık :)
Yarın başka bir adada gözümüzü açacağız...
İyi dinlenmek lazım ♥

Enerjiniz bol olsun 👍

13 Kasım 2017

Güüünaaayyyydıııınnnnn ♥





Sabah kötü uyandım, diş etlerim sızlıyor.. Bir de üstüne geç kaldık... Uyandığımızda havanın aydınlanmış olması geç kaldığımızın en büyük kanıtı, saate bakmaya gerek yok...

Hafta sonu ev kedisi gibiydim... Mrrr mrrr gezindim evde... 4 film ve 2 kitap bu haftanın ödülü... Filmlerde yine deli gibi ağladım...  Seviyorum ben ağlamayı galiba, hep böyle filmler seçtiğime göre :)))

Çorapları toparlayabildim şükür... Hemen hemen 1 koli yaptı... Bugün Burcu'ya kargoya vereceğim. Çok mutluyum bu sebeple ♥

Bulaşık makinemin mucizevi şekilde problemi sona erdi. Parlatıcı bölümünden içine uzun zamandan beri parlatıcı koymamama rağmen parlatıcı akıtıyordu. Boş çalıştırdım 3-5 kez, olmamış gibiydi sanki... Sonra artık akıtmadığını fark ettim. Servise gerek kalmadı :)

Ve yeni bir haftaya yeni bir liste hazırlandı bile... Geçen haftadan eksiklerim var hala... Onlar da tamamlanır elbet ;)

Mutlu haftalar diliyorum herkese... Su gibi bir hafta olsun ♥



* Terzi işini hallet bu hafta artık...
* Boncuk elyaf alacaksın, kırlentler halledilecek...
* İşyerindeki kullanmadığın büyük saksıyı eve götür, toprak al. Devrildi devrilecek evdeki çiçek saksının küçüklüğünden...
* Hafta sonu misafirin var.. (Hazırlıklar tamam 😉)
* Dişçiye git, muhtemelen diş etlerinde bir problem var şu an ya da bir dişin apse yapmak üzere... İhmal etme.   (sıcağı sıcağına hemen doktora gittim, dişetlerimdeki çekilme hızlanmış. Ağzımda kuruluk ve tükürüğümde bir koyuluk varmış, tam kan tahlili yaptırmamı istedi. Farklı bir şeyin habercisi olabilirmiş.. yine başlıyoruz bakalım offff :( )
* Kuaför meseleni hallet.
* Ayakkabıların yine karıştı, kışlıkları öne çıkart artık... Eşelenmeyi bırak



10 Kasım 2017

Atama saygılarımla ♥


Hatırlar mısınız diye sormayacağım herkesin hatırlayacağından çok eminim...

"Saat dokuzu beş geçe,
Atam Dolmabahçede
Gözlerini kapamış,
Bütün dünya ağlamış

Doktor doktor kalksana
Lambaları yaksana
Atam elden gidiyor
Çaresine baksana

Uzun uzun kavaklar,
Dökülüyor yapraklar
Ben Atama doymadım
Doysun kara topraklar "

Her 10 Kasım'da okulun bahçesinde en temiz halimiz ve siyah önlüklerimizle sıraya girer, kürsüye çıkan arkadaşımızla birlikte bizde söylerdik bu şiiri.... Gönülden, özlemle, vefayla....
Elimizde kırmızı karanfil...
Öyle çiçekçiler boy boy dizi dizi değildi üstelik o zamanlar...
Ama bulurduk bir şekilde...
Kırmızı karanfil olmadı, mutlaka bir çiçekle...
Komşu teyzelerin bahçeleri o gün ardına kadar açık olurdu, istisnasız...

Rahat uyu Atam derdik, biz varız... Çocukların var, koskoca bir millet var ardında emanetlerine sahip çıkan...

Hala buna inanıyorum... Endişelendiğim zamanlar çokça olsa da ben Atama borçluyum...
Benim çocuğum borçlu.... Sen borçlusun... Bu vatan borçlu...
Biz koskoca bir milletiz Atamın emanetlerine sahip çıkan ve çıkmaya devam edecek olan...

Biz senin çocukların, senin izindeyiz Atam...



En sevdiği şarkılardan "Fikrimin İnce Gülü"




9 Kasım 2017

Kültür Sanat Mevsimi - 2017 / #7


Benim zamanımın en sevilen şarkılarından biri...
Hatta ve hatta her dönemin unutulmazlarından...
Ben bu şarkıyı laylaylom yıllarımda deli gibi severek en romantik hislerimle dinlerdim... Belki bak hatırlamıyorum ama ilk romantik dansımı bu şarkıda etmiş olabilirim. İlk olmasa bile kesin bir tanesi buna denk gelmiştir :)))) Hatırlayamadığım, kesin bir bilgi :)))


Eagles'ın 1976 yılında çıkardığı ve içinde zamansız şarkılardan biri haline gelen, albüme de ismini veren Hotel California şarkısından bahsediyorum....


Grup üyeleri; Don Henley, Glenn Frey, Bernie Leadon, Randy Meisner ve Don Felder... Bernie Leadon  ve Randy Meisner gruptan ayrıldıktan sonra yerine Joe Walsh ve Timothy B. Schmit gelmiş.... 1970 yılında kurulan grup 1980 yılında tamamen dağılsa da 1994 te yeniden bir araya gelmişler...

Gelelim yeniden albüme...

Albümde 9 şarkı var ama hiçbirisi tabi ki Hotel California kadar ünlü değil...

1- Hotel California
2- New Kid in Town
3- Life in the Fast Lane
4- Wasted Time
5- Wasted Time - Reprise
6- Victim of Love
7- Pretty Maids All in a Row
8- Try and Love Again
9- The Last Resort

Bu arada Hotel California şarkısının ortaya çıkması ile ilgili çeşitli şehir efsaneleri de dolaşıyor ortalıkta... Gerçek olup olmadığından tam emin değilim.

Bir rivayete göre şarkının kahramanı olan adam bir yolculuğa çıkar ve yolu California'dan geçerken Hotel California'da kalır. Kaldığı odanın yanındaki odada kalan kızla tanışır ve birbirlerine aşık olurlar. Ve tabiki de tatillerini bu otelde geçirirler. Yaz tatillerinin sonunda eğer geçen 1 sene içerisinde birbirlerini unutmazlarsa ve hala birbirlerini seviyorlarsa gelecek yaz aynı tarihte yine otelde buluşmaya karar verirler. Adam kızı bu geçen süre içerisinde unutamaz ve yola koyulur. Tam da sözleştikleri tarihte otele varır. Fakat otel bir gece önce yanmıştır ve kız da otele gelmiş ancak çıkan yangında otelde ölmüştür. Ömrünün geri kalanını onunla geçirmeyi hayal ederken adam, sevdiği kadını kaybetmiştir... Bu hikayeyi duyan grup üyeleri de çok etkilenerek Hotel California'yı yazmışlar...

Diğer bir rivayet ise; birbirine aşık iki genç sık sık Hotel California'da buluşmaktalarmış. Birbirlerini o kadar çok seviyormuş ki bu çift olur da bir gün buluşmaya gelmezlerse sebebinin sadece ölüm olabileceğine dair birbirlerine söz vermişler.  Yine buluşacakları bir gün ilk önce kız gelir otele. Kız deli gibi bekler ama çocuk gelmez. Birbirlerine verdikleri söz aklına gelir ve kendini o otel odasında asar. Çocukta aslında geç kaldığı buluşmasına yetişmeye çalışırken trafik kazasında aynı dakikalarda hayatını kaybetmiştir. Kız ne yapacağını bilmez durumda iken kendisini asmadan önce bu şarkının sözlerini otel odasının kapısının arkasına yazmış ve sonra intihar etmiştir.  Otel bu birbirini çok seven gencin anısına odanın hiçbir eşyasına dokunmaz ve kimseye kiraya vermez sonraki dönemde. Bir konser için yola çıkan grup bu otelde konaklamak istedikleri dönemde bu odanın hikayesini duyar ve odayı ziyaret ederler. Bu sırada kapının arkasında yazan yazıyı okurlar ve çok etkilenerek şarkıya dönüştürürler....

Belki de birisi gerçektir... Kim bilir?




7 Kasım 2017

Kültür Sanat Mevsimi - 2017 / #6


Bu etkinliğin bana bir çok şey kattığı çok kesin... Bunlardan biri de Yusuf Atılgan ile aynı liseden mezun olduğumu öğrenmem gibi mesela ♥ Manisa'da yani yaşadığı kentte lise olmayınca babasını ikna ederek Balıkesir Lisesine yazılarak parasız yatılı olarak okumuş Yusuf Atılgan...

Bunu mutlaka okuduğum dönemde duymuşumdur aslında, her okul başlangıç döneminde yapılan törende bu bilgi kaç kez verilmiştir kim bilir... Tarihi bir lise olmamız sebebiyle böyle bilgiler sürekli tekrarlanırdı zira... Ama gençlik başımda duman olan o yaş hallerinde hiç hafızaya almamışım işte... Bazı bilgiler yaşlandıkça değil yaş aldıkça daha kıymetli oluyor :)))



AYLAK ADAM / YUSUF ATILGAN

Bay C.
Diğer adıyla aylak adam...
Yaşadığı dünyada ruh ikizini belki de elmasının yarısını yani tamamlayanını arıyor...
Bu sebeple aylak olduğuna inanmak zor Bay C.'nin... O çok zor bir iş yapıyor aslında....

Her şeye karşı bu aylak adam... Düzene karşı... Alışkanlıklara karşı... Sıradanlık ve tekdüzeliğe nefret derecesinde karşı... Alışılagelmiş dışında bir adam...

Bu kadar her şeye karşı bir adam aşka ulaşmak için aynı kahvenin aynı sandalyesinde günlerce oturup beklemeye karşı değil ama... Yarısı olduğunu umduğu kadının günlerce aynı portakal suyunu içmesine de karşı değil... Aynı garsonun sözsüz servisine de... Şahsına münhasır bir adam anlayacağınız...

Kitap okumayı seviyor, tabloları seviyor... Kendini de seviyor bence de sevdiğini bilmiyor... Ama en çok aşkı seviyor... Bir gün bulacağı kadına duyacağı aşkı...

Aylak ama paralı bir adam...

Bu hayatta en çok korktuğu babası gibi olmak ama babadan kalan miraslarla geçinmek korkulu rüyası değil, aksine rahatlatanı... Diyorum ya şahsına münhasır bir adam bu Bay C....

Kitabın konusuyla ilgili hissiyatım böyledir işte arkadaşlar...
Aradığı aşkı bulacak mı bilinmez bu aylak adamın ama içinde bulunduğu kitapla benim gönlümü kazandığı kesin bu işine gelene karşı kişiliğin...

İlk başlardaki sıkılmalarım, tam olarak adamın hissiyatını kavrayamadığım için olmuş... Ne istediğini, neler hissettiğini anlayınca su gibi aktı diyebilirim...

Bütün okumalarımız su gibi aksın der mutlu haftalara da bağlarım işte :))) Musmutlu haftalara hatta ♥


Altı Çizililerim;

* Herkes onun gibi değil miydi? En az umutlanmaları gerektiği zamanlar en çok umarlardı.

* Kadınların neden evlendiklerini anlıyorum: Yalnız kalabilmek için.

* Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak !

* Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor.

* Bütün bu “siz”ler, “iz”ler, “uz”lardan sıkılırım ben. Yapmacık, fazlalık gibi gelirler bana. İkinci konuşmamda sen diyemeyeceğim biriyle bir daha konuşmam. Ne dersin(iz)? - Galiba sizi anlıyorum. - Yanılıyorsun. Siz anlanamaz, sen anlanır. Bazı kitaplarda “sizi seviyorum” u okuyunca gülerim. Sanki siz sevilirmiş! Sen sevilir, değil mi? - Seni anlıyorum. 

* Dayak yiye yiye bu şehirde yaşamayı öğrenecekti. hep tetikte olacaktı. Yasaktı dalgınlık. Daldı mı, büyük şehir kornalar, çanlar, küfürler, gıcırtılar, çarpmalarla kendine geliyordu.

* Alışmaktan korkuyordu. Böyle giderse bu masa sevgilerinin kutsal yeri olacaktı. Bir yerleri olması kötüydü. Sonra insan kendinin değil, o yerin isteğine uygun yaşamaya başlardı.

* Nasıl kolayca söyleyiveriyor bunu. Sevmek! Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dili konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?

* Sinemaya girenlerde ortak bir duygu olduğunu düşünüyordum dedi. Film görmeye gelenlerde elbet. Çünkü bu salon başka amaçlar için de kullanılıyor. Yağmur dininceye dek beklemeye, ısınmaya, uyumaya, yanına oturacak tanımadığı bir kadınla ya da erkekle sürtünmeye gelenler çoğu. Localar var, ucuz randevu evi odacıkları. Arka sıralarda öpüşmeye gelenler var. Salt film görmeye gelenler salon tenha olsun isterler. Yanlarındaki koltuğun sahibi olup olmadığını sorana kızarlar. Gürültü olmasın, öksüren, sümküren, konuşan, gülen olmasın isterler. Sinemanın güzel sanatlardan biri olduğuna en büyük kanıt bence bu. Ama olmadığına da bu. Çünkü her zaman gülen, öksüren, sümküren bulunur.

* İnsanlar girdikleri yerden bir iz bırakmadan çıkamazlardı.

* Bakışları duvarda gezinirken Bayan Naciye, "- Fotoğrafları sevmem," demişti. "İnsanın hayalini sınırlarlar; hep kendilerini düşünmeye zorlarlar bizi."

* Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır.





6 Kasım 2017

♥ mutlu haftalar ♥



Sabah sabah bu capsa koptum 😃😃😃
Tamamen ruh halimi anlatıyor :)))






Yaşasın tembellik ♥













Bu modla ne kadar madde çizebilirim bilmiyorum ama ne yapacağıma karar vermek de bir aşama benim için...  Hepimize kolay gelsin...

Mutlu, musmutlu bir hafta olsun der , listemi de buraya bırakır ben kaçarım :))


* Utan Şebo... Gezi fotoları... (Gezi fotolarının hepsi olmasa bile bir kısmını düzenledim şükür)
* Letgo çok başarılı gitmiyor, yüklediklerini soran bile yok ama olsun... Diğer eşyaları da listeleyip bu işi bitir..
* Terziye verilecek pantolonların var...
* Oytun'un botu tamir ettirilecek... Kendininkini de elden geçirt istersen...
* Geçen hafta ütü yapmadın, ütü birikti yine...
* Bulaşık makinası için servis çağır, bu şekilde çözüm bulamayacaksın.. Zihni sinirlik yapma... (Zihni sinirliğin hiç ummadık bir anda işe yaradı :)))
* Yazlığa boyanacak eşyaların bir kısmını hallet, mesela filler olabilir...
* Çorap toplama işine hız ver, hafta sonu kargoya ver...
* Dr randevun var bu hafta. Gitmişken keteme de git kontrol için randevu al.

Bu modla bu işleri halledersen sana hafta sonu ödül vereceğim Şebo ♥