1 Ağustos 2018

MUTLU SON - L.T.F.M. #4


Limonata Tadında Film Maratonundan yakında sınıfta kalacağım gibi bir his var içimde :)) Ağustosa geldik, bu 5. filmim. 25 film daha var izlenecek 😌 Ama ne yapıyoruz, ümidimizi kaybetmiyoruz.

Aslında 1 haftalık tatilimde bir sürü film izledim ama cümbür cemaat olunca genelde Türk filmlerinden tercih ettik. Bizim liste yaya kaldı anlayacağınız.

Haydi biz filme geçelim 😉



HAPPY END / MUTLU SON (2017)

Yine bir İsabelle Huppert filmi :))) Takıldım bu kadına bu aralar sanırım. İzlemediğim bir sürü filmi daha var aslında, bir ara geri dönüp onları da izlemek niyetindeyim.

Bugün size nasıl anlatacağımı bilemediğim, izlediğime göre anlatabilirim düşüncesinin hakimiyetiyle bolca saçmalayabileceğim bir filmle geldim.  Acayip bir cümle kurdum farkındayim :) Ama filmi izleyen varsa ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır. Umuyorum yani 😉

Filmin başlangıcında bir telefon ekranı görüyoruz.Telefon ekranında saçma görüntüler, bir arkadaşla yazışmalar geçiyor altında da... Bir ara film değil bu, yanlış şey izliyorum diye filmi ileriye bile sardım. Evet doğruymuş, filmi izlemeye başlamışım. Hadi tekrar sar başa...

Eve (Fantine Harduin) 13 yaşında annesi ile babası boşanmış bir kız çocuğu ve annesi ile yaşıyor. Tam aman düşman başına dediğimiz türden bile olabilir hatta. O telefon ekranıyla yapılan çekim ona ait ve filmin ilerleyen sahnelerinde yine ara ara çıkıyor karşımıza. Neden düşman başına dediğimi şöyle özetleyebilirim hatta; evdeki hamsterine annesinin depresyon haplarını içirerek çekim yapıyor, bir yandan da dertleşiyor... Ve akabinde annesi aşırı ilaç alımından hastahaneye kaldırılıyor... Sonuç kurtulamıyor... Dolayısı ile ikisi arasında bağlantı kuruyor beynim ve amaninnnnnn ruhuna giriveriyorum hemen.

Akabinde Eve, babası Thomas (Mathieu Kassovitz) ın ailesi ile yaşadığı eve getiriliyor. Evde kimler mi var; İş kolik inşaatçı hala Anne (Isabelle Huppert), onun sorunlu oğlu, hasta ve intihar eğilimi çokça olan bir dede, yeni çocuğu olmuş gayet aklı başında sevgi dolu bir üvey anne ve evin hizmetlileri... Her karakter mevcut gördüğünüz üzere... Seç beğen al... Aynı zamanda oldukça burjuva bir yaşam tarzı da hakim evde... Eve, bir nevi yaşam standartlarını yükseltirken  aynı zamanda gözlemsel ve cinlik fışkıran ruhuna malzeme bulmakta güçlük çekmeyeceği bir yaşama giriş yapmış oluyor.

Film her ne kadar Eve etrafında dönüyor gibi gözükse de odaklanacak çok karakter ve ilişki var aslında. Sevgili halamız Anne ve oğlu arasında farklı bir savaş var. Soğuk bir iktidar savaşı gibi gibi... Anne oğluna sahip olduğu inşaat firmasını devretmeye hazırlanırken oğul sosyal ve sınıf farklılıklarından doğan savaşın içinde ve ailesinin bulunmuş olduğu sınıfa savaş açmış gibi... Tabi bu konuyu üstünden yalayıp geçmiş..

Diğer yanda baba ve yeni eşi var. Sevgi dolu, sorumlu bir yeni eşin yanında sadakatsiz ve seks düşkünü bir baba karakteri var. Babanın durumunu en iyi fark eden ise yine Eve. Babasının bilgisayardaki yazışmalarını bulup bir güzel kayıt altına alıyor.

Dede intihara meyilli hatta beni öldür sana çıkar sağlayayım boyutunda. Eve ve dede arasında psikopatsal bir bağ oluşuyor sanki...

İşte tüm bu ana karakterler, yansal karakterler ve odaklanacak olay çokluğunda geçen deli bir film "Mutlu Son"... Ne, neden, niçin, kiminle sorularıyla gayet ağır bir seyirle izlediğim ama sonuç olarak çoğunlukla soru işaretleri ile kalakaldığım da diyebiliriz... Bunda yönetmen Michael Heneke'nin katkısı büyük tabi ki.... Ama bu sefer sanki karakter ve ilişkiler konusunda çokluğa girdiği için daha bir karmaşa yaratmış... 3 bilinmeyenli denklem olmuş 13 bilinmeyenli denklem... En azından bendeki hissiyatı budur...

Isabelle Huppert her zamanki gibi aynı tarzıyla ilgi çekici ama yetmiyor filmi kurtarmaya...
Eve karakteri ile karşımıza çıkan Fantine Harduin 'i ilerleyen dönemlerde oldukça sık karşımıza çıkacağını düşünüyorum. Donukluk ve ruhsuzluk konusunda beni bu kadar irite edebildiyse oyunculuk kabiliyeti ile daha nice işlere imza atacaktır diye düşünüyorum.

Bir de son sahne var... Anlatmayacağım tabi ki... Adı üstünde son sahne....
Sadece şunu söyleyebilirim, tam da şu sıralardaki sosyal ağlarla olan bağımızı anlatır gibi... Ya da ben ona adletmek istedim...

İzlemesi zor bir film.. Sevgisiz bir film... Sıkıcı olmayan ama yine de o çizgiye ara ara yanaşan bir film.... Anlayacağınız bu sefer görüş bildiremeyeceğim, tavsiye edemeyeceğim bir film. Meraklısı varsa oturur izler ki Heneke'nin ciddi müptelaları var.. Karar sizin...

Sonuç olarak kendimi zorladığım ama SEVMEEEDİİİĞİMMMM bir film oldu kendisi...






14 yorum:

  1. Ben de sınıfta kalabilirim, izlediğim filmler hep eski 😂😂😂 Bu film benim de izleme listemde ben de izleyeyim artık 😀

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. hahaha liste dışına çıkmakta üstümüze yok demekki :)))

      Sen izlediğinde bakalım ne hissedeceksin ;)

      Sil
  2. Ben de o son sahne diyorum. Yoksa geneli aklımda bile kalmamış inan.

    Bu arada yalnız değilsin. Ben de o civarlardayım. Biz biraz daha geç bitireceğiz maratonu gibi geliyor bana :p

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Son sahne çok çarpıcıydı, hem fikir olduğumuza sevindim :))

      Yalnız olmadığıma ne mutlu oldum bak :) Geç olsun, güç olmasın diyeceğiz artık ;)

      Sil
  3. İyi ki sonunda sevmediğim diye yazmışsın:))çünkü ben de anlattığın kadarıyla izlemek istemem ve hani yazarsam ayıp mı olur diye bir an çekindim:))sonunu okuyunca rahatladım o yüzden, ya bir de çok eski (neredeyse benimle yaşıt) Louis de Funes'li komediler hariç hayatta Fransız filmi sevmem. :)))
    Eline sağlık:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. hahahaaa :)) Ayıp olur mu hiç Müjde :)))
      Fransız filmlerini seviyorum aslında ama bu film çokça karışık olmuş bana göre. Ama müptelası da vardır eminim ;)
      Öpüyorum

      Sil
  4. Ya Şebo aslında anlatımından ilginç bir filme benziyor.Ancak sonunun belirsiz olması beni durdurdu :(

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sonunu bağlamışlar aslında kendilerine göre ama yine de sonuç çıkartmak zor.
      Bir bak bakalım sende, belki sen farklı şeyler görürsün ;)

      Sil
  5. liste hazırlayıp dışındaki filmlerin ilgi çekmesi bir tek bende yokmuş demek ki :) Olsun geç bitsin bizim listemiz de..

    The Piano Teacher yine bir Haneke filmi, Isabelle Hupert oynuyor. Eskiden izlemiştim ve etkisinde kalmıştım, yine bir Hupert izlersen tavsiyem olsun:)

    Sevgilerimle Şebnem'cim

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hahahaaa :)) Maymun iştahlımıyız ki biz :))

      Piano Teacher benim de aklımda, çok sarsıcı bir film olduğunu okumuştum çoğu yerde. Yukarılara taşıdım bu isteğimi şimdi ;))

      Öpüyorum Ezgicim ♥

      Sil
  6. Yazının uzunluğuna bakınca çok sevdiğini düşünmüştüm, yanılmışım. Bazen sevmediğimiz filmleri, kitapları vb. uzun uzun yazabiliyoruz ama sevdiklerimizi ifade edecek cümleler bulamıyoruz.

    Bu arada yorumunun altına büyük harflerle "SEVDİM/SEVMEDİM" yazman çok iyi oluyor. Çoğunlukla önce ne yazdığına bakıp sonra yorumunu okuyorum :-)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bazen evet sevmediklerimiz konusunda daha konuşkan oluyoruz. Neden ki acaba, bak bunun üstünde ciddi düşünmek lazım ;)

      Fikrimi net beyan ettiğimde sanki daha çok fikir veriyorum gibi geliyor, o sebeple eklemeye başlamıştım o büyük harfleri. İşe yarıyor demek ki, şahane ♥

      Sil
  7. Ben bu yaz iki film izledim ikisi de kötü cikti 😂😂😂

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bazen bana da öyle oluyor. Bir de çok iyi bir film izleyip çıta çok yükselince diğer filme haksızlık da yapabiliyoruz ;)

      Sil

Güzel yorumlarınız için teşekkürler :)