11 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #11 - Yanlış Tercihler Mahallesi / Mario Levi


Bugünkü meydan okumamızda konu;

Son zamanlarda okuyup bitirdiğin kitabın yorumunu yazabilir misin?

Bu kitabı okuyalı birkaç ay oldu gerçi ama okuduğum kitapların tamamını buraya geçirmek istediğimden dolayı bekliyordu yazmak için. Hazır fırsat varken bu kitabı yazayım istedim...


Bu kitabı anlatmak hem çok kolay, hem çok zor...
En iyisi ben mahalleden yola çıkayım, hislerimi daha güzel anlatabilirim sanırım bu yoldan gidersem...

Bu kitaba başlarken bir mahalleye yeni taşınmış gibi hissediyorsunuz kendinizi... Her bir mahalle sakini ile ayrı ayrı tanışıyor ve ayrı ayrı hikayelerini dinliyorsunuz. Anlattıklarının gerçek olup olmadığını bilmeden... 

Kitapta birden fazla anlatıcı var aslında... O mahallede yaşadığını düşündüğüm ve hatta artık yaşlanmış bir anlatıcı tanıştırıyor mahalle sakinleriyle okuyucuyla... İşte onun anlattığı hatıralar ve kısımların gerçek olup olmadığını bilmeden okuyorsunuz.... İlk bölümden sonra biliyorsunuz ki her bölümden sonra ikinci bir anlatıcı çıkacak ve bize gerçekleri yüzümüze tokat gibi çarpacak... Bazen ters köşe olmanın şaşkınlığına bazen de ben hissetmiştim duygusunun rahatlığına kapılacağınız...

İşte bu anlarda diyorum ki kendime; hayata tek bir açıdan bakmak ne kadar da hata yaptırıyor insana... Belki de gerçek çok farklıydı ve ben sadece bir yönden baktığım için görmemiştim... Uzun uzun düşündürdü bu konu beni kitabı okurken ve sonrasında...

Bu mahalledeki tüm sakinlerin ortak özelliklerinden biri hepsinin bir hayali var... Ve kitabın adından da anlaşılacağı üzere hayatlarında yanlış tercihleri var... Yanlış tercihleri sebebiyle ödedikleri bir bedel tabi ki... Kimi zaman içinizi acıtan, kimi zaman da arkasındaki gerçekleri öğrenip böylesi daha iyi oldu dediğiniz... Tam bir duygu seli anlayacağınız...

Kitapta o kadar çok karakter var ki... Ben bir süre sonra karıştıracağımı düşündüğümden not etmeye başladım... İyi ki de not etmişim dedim sonradan... Aralarındaki bağı notlarımla daha iyi oturtabildim... Şimdiye kadar bu kitabı okumadıysanız ve okumayı düşünürseniz size de tavsiye ederim...

Kitapta en sevdiğim bölüm Pertev ve Nedret'in geçtiği bölümlerdi... Aslında ilk başta çok kızmıştım onlara... Fakat ilerleyen bölümlerde beni o kadar güzel bir aşk hikayesine çektiler ki... Hele hayalde yaşatılan gibi güzel bir evde yedikleri yemek bölümü vardı ki tam özlenen gibiydi... O masada onlarla birlikte olmayı ne çok isterdim anlatamam...

Bir de Muammer amca vardı mesela... Bir yeşilçam karakteri gibiydi. Balonlara çizdiği kocaman gülen bir suratla birlikte çocuklara söylediği şeyler tam sevilesiydi... Bak Muammer amca deyince birden ahhh Tamar diyesim geldi... Sevdiğinin ve seni çok sevenin yanında iyileşseydin keşke dedim... O zaman Muammer amca unutma hastalığına bilerek yakalanmazdı... Kimbilir belki işte...

Tüm karakterlerle ilgili hissettiklerimi yazsam bu yazı bitmez biliyorum, o yüzden yazamıyorum... Ama kitabın arasında saklayacağım notlarımda var...

Fakat itiraf etmeliyim ki kitabı okurken o kadar çok karakter girdi ki hayatıma kitabın sonlarına doğru sanki heyecanımı yitirdim ve o karakterlerin arasında kaybolduğumu hissettim... Ama yine de bir şekilde soktum kendimi kitabın matematiği içine kendimi...

“Süslü Niko, Anet, Mösyö Aldo, Katina, Diana, Tahsin, Serra, Bruno, Lena, Fırıldak Selami, Aksak Azize, Pasaklı Vera, Kuaför Fikret, Çilli Meral, Seval, Şişko Nuri, Hidayet Hanım, Şemsi Bey, Sakar Hayati, Altıparmak Memo, Pertev Abi, Nedret, Hikmet, Nedim, Jinekolog, Manastırdaki Rahibe, Therese, Muammer Amca, Tamar, Gagavuz Türkü Kadın, Vahit Amca, Makbule, Şamil Amca, Dilenci Vehbi, Suskun Tacettin, Emel, Saadet, Kâmil Baha, İbne Rıfkı, Beter Fehmi, Emine, Cüce Ruhi, Şefik Bey, Sevda, Türkan Hanım, Muhlis, Müzeyyen, Melahat Hanım, İhsan Bey, Gülten…”

Hepsi de şahsına münhasır karakterlerdi ve kitabı okuduğum süre boyunca mahalledeki istisnasız her hayata dokunmak istedim... Bu kitaba rast gelirseniz bir gün, bu mahalle sakinleriyle tanışmanızı öneririm..  Naçizane duygum budur bu kitapla ilgili...


Ve altıçizililerim;


* Çok yaralı insanlar hep kenarda ve karanlıkta kalır.

* İhtimaller hayat devam ettikçe tükenmezdi ve bildiğin gibi her ihtimal yeni bir hikayenin kapısını aralardı.

* Sahici hikayeler böyledir zaten, yaşananlar yaşanır ve izleri bir başkasına burakılır. Başka hikayeler ve ihtimaller için... Yaşanmış ve yaşanacak birçok sabah için...

* Doğru yerde durmak için doğru görünmek zorunda değilsiniz. Kendinize karşı samimi olun, yeter. (Bernarda Rubinstein)

* Başkasını dinlemeyi bilince kendisini de daha iyi dinleyebiliyordu çünkü insan.

* Onca kötülüğün hakimiyet kurduğu bir dünyada iyi olmayı seçmek bir isyandır, birçok insanın sandığı gibi ahmaklık değil. (Michel Seyrig)

* Bazı hayatlarda gitmelerin bazı hayatlarda da beklemeyi bilmelerin izleri saklanmak istenir. Yaşadıklarını doğrulamanın en çetin, ama aynı zamanda da en güvenilir yollarından biridir bu sanki. Çekmeceler dert ortağıdır. Aynalar ve özenle korunan bazı nesneler de... Onları paylaşmak zordur. Hele hele bir yara çok derinlerde kalmışsa...

* Hayatın yalanlarını size bırakıyorum. Ben bu oyunu hiç sevmedim...

* Bir çiçek en iyi kendi toprağında yaşar denir. Doğru mu, bilmiyorum. Ama eşyaların insanlarıyla hayat kazandıklarını biliyorum. Zamanla ve farklı hayatlarda yolculuklarını sürdürdükleri sürece değer kazandıklarını da...

* Mutlaka kaybettiklerin var, mutlaka... Yoksa niçin yazmak isteyesin?.. Farkına varacaksın. Bilecek, üstüne gideceksin. Bu kadar... Buna yüzleşmek diyoruz. Yüzleşmek... Tamam mı?.. Herkes yapamaz. Yapan da her zaman mutlu olmaz.

* Yara bandı imalatı işine yaraları sarmak için girdiğini söyleyen bir adama siz de yakınlık duymaz mısınız?

* Sarhoşluk marifetse, amaca içki içilmeden de, mesela bir işi aşk ve huşu içinde yaparak, hatta bir ibadete dönüştürerek, en mühimi sadece ibadet ederek de varıldığını defalarca gördüm çünkü.

* Para dediğin insanın hayatını güzelleştirmeye yaramıyorsa bir halta yaramaz. Şunu erteleyeyim, bunu erteleyeyim, bir gün harcarım nasılsa diyerek elde tutarsan asıl değerini kaybeder. Kendini garantiye almak için tutarsan daha çok kaybeder. Seni kire daha çok bulaştırır. Eline geçeni elinden çıkaracaksın. Bu kadar! Yaşayacağın, nefes alacağın her an için, tamam mı?

* Bazen önüne zor toplar gelebilir. Ne yapacaksın? Zor mor, ben bu işin üstesinden gelirim diyorsan, durmayacaksın. Üzerine gideceksin. En kötü ihtimal, başaramayacaksın. İyi görmek şart. İnanmak şart. Bu iş zor, altından kalkamam diyorsan ne olacak? O zaman da bilerek kötü bir vuruş yapacaksın. Anlıyor musun? Ya da o vuruşu yapmaktan vazgeçeceksin. Sıranı rakibe vereceksin. Durman gereken yeri bileceksin. Her yerde ama, her yaptığında... Çalışma hayatında, siyasi tercihlerinde, ilişkilerinde, evliliklerde... Hiç değişmiyor...

* Kendimizi hapsettiğimiz odalarda başkalarının acılarına nasıl da sağır kalabiliyorduk bazen. Nasıl uzak, nasıl mesafeli... Üstelik uzaklığın kendimize de uzak düşme manasına geldiğinin farkına varmadan.

* Hayatın akışında fazla düşünmeden yanımızda tuttuğumuz, hatta bazen hoyratça kullandığımız birçok nesne aradan ancak yıllar geçtikten sonra gerçek yerini bulur. Yıllar sonra... Kimi zaman hepten kayboldukları, tarihin karanlıklarına karıştıkları, kimi zaman da size artık uzakta kalmış hatıralarıyla döndükleri için... Fark etseniz de etmeseniz de hafızanızda kaldıklarından... Size mekanları ve insanlarıyla yaşamaya devam ettiklerini ısrarla söyleyerek...

* En zorlu kavga insanın kendiyle kavgası. Çünkü orada hiçbir seyirci yok... (Kate Willington)

* Ailelerine bağlı kalmaktan daha fazlasını yapamayan kadınların ayıpları bile sınırlıydı.

* Bilmek için her zaman görmek gerekmez.

* Aksini ispat edemedikçe ihtimali canlı tutmaktan başka çarem yoktu.

* Hüsranların daha kolay taşınması için yalanlara da ihtiyaç duyulmuyor muydu? Zamanın akışında bu yalanlar ise başka bir gerçeğin inşa edilmesi için kendi yataklarında sessiz sedasız akmıyor muydu?





22 yorum:

  1. Çok yaralı insanlar hep kenarda ve karanlıkta kalır.
    Bu söze istinaden bu kitabı alıyorum hemen.

    YanıtlaSil
  2. Anlatmak zor ama
    Harika anlatmıssınız.
    Kalemine yüreğine sağlık fikir sahibi oldum

    YanıtlaSil
  3. O kadar güzel anlatmışsınız ki ve alıntıları da ayrıca çok sevdim, not ediyorum en kısa zamanda okumak üzere..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okursan nasıl bulduğunu bana da söyle olur mu ;)

      Sil
  4. NE de güzel anlatmışsınız kitabı.Not edilmiştir..Teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  5. O kadar güzel bir anlatım olmuş k,i bu yazıya bayıldım. 👍

    YanıtlaSil
  6. Hayatın yalanlarını size bırakıyorum.Ben bu oyunu hiç sevmedim."

    "Yara bandı imalatı işine,yaraları sarmak için girdiğini söyleyen bir adama siz de yakınlık duymaz mısınız?

    Duymam...mı ?
    Yakın olup hem de örnek almak imalatın inceliklerini öğrenmek isterim.
    Gerçek oyunları oynamaya da devam ederim.

    Canım ne güzel bir kitap okumuş ve bu kadar emek verip bizlerle paylaşmışsın,anlıyorum ki çok etkilenmişsin listeme aldım be kuzu.

    Seviyorum senin kitap okumalarını ve içtenliğini.
    Hoşçakal.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canımsın benim ♥

      O yara bandı alıntısı en sevdiklerimden oldu benim... Kitabı okursan seveceksin emin ol ;)

      Sil
  7. kitaplar mutlaka hayatımıza bir yerden dokunmayı başarıyorlar..güzel anlatmışsın..

    YanıtlaSil
  8. Kesinlikle bakacağım, teşekkür ederim 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Bakarsan haber ver bana da nasıl bulduğunu ;)

      Sil
  9. Bir kaç sene evvel Mario Levi'nin bir kitabını okumuştum. Ancak o kadar sıkılmıştım ki bi daha kitaplarından birini okumaya cesaret edemedim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu kitaptan keyif alarak okudum gamze ve evet bazen kalabalıktan yoruldum ama çabuk toparladı yeniden.

      Sil

Güzel yorumlarınız için teşekkürler :)