Günaydın diye söze başlayayım ama ben bu yazıyı yayınladığımda saat kaç olur bilemem...
Sabah serinliğinde güzel bir günaydın dediğimi varsayın olur mu ♥
Bu aralar çok uğrayamadım buralara, sizleri de okuyamadım... Bayram öncesi iş yoğunluğu sadece... Rutine döneriz 3-5 güne... Fazla aksiyona gerek yok, kalbim dayanmıyor....
Hazır fırsat bulmuşken son izlediğim filmleri yazayım dedim sıcağı sıcağına... Hepsi birbirinden güzel ve özeldi çünkü. Benim güzel arkadaşım
Handan tavsiye eder de hiç kötü olabilir mi zaten...
Handanım bu arada hemen bir teşekkür edeyim sana, galiba hayatımda izleyebileceğim en güzel filmlerden birisini izlettin bana ki ne geç kalmışım ben bu filmi seyretmek için... Keşke dedim daha önce izleseymişim, şimdiye kadar 5-10 kez izlemiş olurdum... Hangi filmi dediğimi anladın değil mi? Tooowwwaaaannndaaaaa :))))) Allahım duygular şelale bende; nerede ağladım, nerede kahkaha attım karıştırdım gitti film boyunca... Büyüksün mirim :))))
Handancığımın filmlerini en sevdiğimden başlayarak anlatmaya başlayayım ben en iyisi ;)
KIZARMIŞ YEŞİL DOMATESLER (1991)
İlk önce kısaca filmin konusundan bahsedeyim size;
Evelyn (Kathy Bates) evliliğin rutininde iyice sıkışmış, kendinden hoşnut olmayan, evliliği ile ilgili çözümler bulmak için çeşitli toplantılara katılıp çözümlemeye çalışan orta yaş üstü bir kadındır. Bir gün huzur evi ziyareti sırasında tesadüfen tanıştığı Ninny (Jessica Tandy) ile yapmış olduğu sohbetlerde Ninny ona geçmişten güzel anılar anlatmaya başlar. Ruth ( Mary Louise Parker) ve Idgie ( Mary Stuart Masterson) nin büyüleyici hikayesini... Evelyn, Ruth ve Idgie'nin hikayesinden o kadar çok etkilenir ki huzurevi ziyaretleri sıklaşmaya başlar... Aralarında güzel bir dostluk oluşur...
Özete bakınca film çok sıradanmış gibi geliyor değil mi? Ama değil işte...
İçinde çok sıcak dostluklar var, 1920 li senelere aykırı gelebilecek derecede feminizm var, ırkçılık var, kahkaha var, gözyaşı var, umut var... Ne ararsan var yani....
Idgie zaten tek başına şahsına münhasır bir karakter... Onun o erkeksi, güçlü karakterinin içindeki şefkati hissetmek içini yumuşatıyor insanın....
Ruth, allahım sen nasıl kibar bir kızsın.... Bakışlarının sadeliği ve masumluğu beni derinden etkiledi her sahnesinde...
Ninny'nin 80 li vücut yaşında iken nasıl da 20 li yaşlarının ruhunu taşıyor hayretle izledim... Deli doluluğu yaşanmışlıklarla birleşince nasıl da bilgeleştirmiş onu... Muazzam bir karakter ♥ Hoş ben onun Ninny olduğundan da çok emin değilim gerçi ama şimdi hissiyatımı yazıp spoiler vermeyeyim :)))
Evelyn katıldığı toplantılarda gülmekten öldürdü beni mesela... Kıyamam aydınlanacak aydınlanmasına da bir kal geliyordu kuzuma :))) Ama bir towaaandaaa sı vardı ki Idgie'den etkilenmesinin eseri olarak, kaç gündür dilime pelesenk oldu hatırlamıyorum... Uzun süre de geçmez artık....
" Yaşlı olmak için çok gencim, genç olmak için çok yaşlı "
Nasıl güzel bir cümledir mesela..... Geçtiği sahneyi kaç defa izledim bak sayamadım :))))
Film çift zamanlı ilerlemeyi çok güzel geçişlerle kotarmış, her karakterini ince ince işlemiş ve öyle farklı özellikler koymuş ki her birine ekranın arkasına geçip sarılmak istiyorsunuz emin olabilirsiniz.
Yer yer güleceğiniz, yer yer kendinizden birşeyler bulabileceğiniz, yer yer kahkaha atıp hemen akabinde gözyaşlarına boğulabileceğiniz çok etkileyici bir film... Aman haaaa ben şimdi böyle yazdım diye çok büyük beklentiyle ekran karşısına geçip hmm orası da olmamış, burası da olmamış, şunun enerjisi tutmamış demeyin. Vallahi çok haksızlık yaparsınız... Beklentisiz oturun ama seveceğinizden de emin olun gibi bir şey benim dediğim :)
İnanın her sahnesini ayrı ayrı anlatmak istiyorum size ama fazlaca spoiler vermiş olurum ve filmin zevkini kaçırırım....
Sonuç olarak ben bu filmi ÇÇÇÇOOOOOOOOOOOOOKKKKKK SEEEVVVVVVVVDDDDİMMMMMMM ♥ İzlemeyenleri Handan'la birleşip dövebiliriz :))) Şaka şaka, ama mutlaka izleyin dediğim bir filmdir kendisi ;)
THE GOOD LIE / İYİ BİR YALAN (2014)
Yine bir dostluk hikayesi....
Sudan'da 80'li yıllarda çıkan iç savaş neticesinde Amerika'ya yerleşen 3600 mülteci Sudanlının yaşam hikayelerinden yola çıkılarak hazırlanmış bir film. Gerçek hayat hikayelerinden yola çıkılarak filmin çekilmiş olması sahnelerde daha da etkilenmenizi sağlıyor...
Köylerinin gerillalar tarafından yağmalanmasından sonra bir grup çocuk tamamen kendi iç güdüleri ve o ana kadar öğrendikleri bilgileri kullanarak bir yaşam savaşı verirler. Güvenli bir bölgeye ulaşabilmek için açlık ve susuzlukla mücadele ederek binlerce mil yürümek zorunda kalırlar. Kakuma mülteci kampına ulaştıklarında ise 7 çocuktan sadece 4 çocuk kalmıştır; Mamere (Arnold Oceng), Jeremiah (Ger Duany), Paul (Emmanuel Jal) ve Abital (Kuoth Wiel).
Kakuma mülteci kampında uzun seneler geçirdikten sonra Amerika ile ortaklaşa hazırlanan bir göçmen programı ile 4 genç Amerika'ya giderler. Fakat Abital onlardan ayrılmak zorunda kalmıştır, o eyalette kalacak bir aile ayarlanamayınca farklı bir eyalete gönderilmek zorunda kalmıştır. Artık yola Mamere, Jeremiah ve Paul birlikte devam edeceklerdir... Bir de tabiki kendilerini iş bulmak ve düzen sağlamalarına yardımcı olmakla görevlendirilen Carrie (Reese Witherspoon)....
Filmi bu şekilde özetleyebilirim, çarpıcı bir hikayesi var.
Amerika'ya geldikten sonra bizler için çok doğal olan şeylerin onlar için önemli bir öğrenme ve deneyimleme süreci haline gelmesi filmin bir yandan komik bir yandan da düşündürücü öğeleriydi... Yataklarını ilk geldiklerinde yere serip öyle yatmaları mesela, telefon çaldığında ilk tepkileri gibi gibi...
Carrie rolüyle Reese Witherspoon çok sevimliydi. Sanırım sevmeye başlıyorum bu kadının oyunculuğunu. Yaban ve Big little Lies film/dizilerinde de iyi iş çıkartmıştı... Bu filmde de gayet başarılı bir performans sergilemişti... Yardit lakabı bu filmde ayrı bir şirinlik katmıştı sanki :))) Büyük beyaz inekmiş anlamı da :)
Filmde en sevdiğim karakter sanırım Mamere'ydi... Onun o doğruluğu, dürüstlüğü, olaylara bakış açısı, idealleri ve hesaplaşmaları oldukça etkileyiciydi...
Diyorum ya içinizi ısıtacak, gerçekliğinin çarpıcılığıyla bazen içinizi acıtacak, gülümseten ama bir o kadar da ağlatan bir film....
Sonuç olarak ben bu filmi de ÇOOOOKKKK SEEEEVDDİİİMMMM :) İzleyiniz efenim ;)
TRASH (2014)
Raphael (Rickson Tevez) ve Gardo (Eduardo Luis) Rio'nun arka sokaklarında çöp toplayıcılığı yapmaktadır. Bir gün yine çöp toplarken Raphael bir cüzdan bulur ve onu Gardo ile saklar. İçinde paranın haricinde siyasi bir kariyeri olan Santos'un gizli bilgilerinin bulunduğu bazı şifreler bulunmaktadır. Çok kısa bir süre sonra çocukların peşine de düşerler zaten. Bu sırada Raphael ve Gardo kendilerini saklamayacaklarını anlayınca Rato (Gabriel Weinstein)'dan yardım isterler. Muhteşem üçlü işte :))
3 arkadaş dürüstlük ve doğruluğun hikayesini yazarken bir yandan da ülkenin kaderini değiştirmektedirler aslında...
Bir an bile gerilimi ve temposu düşmeyen filmde yemin ediyorum tırnaklarımı yedim. Bir ara koltuğun tepesine tünemiş oğlum kaçsana diye bağırmaktaydım ki kendime geldim ahahaaaa :)))
Filmde en sevdiğim karakter Rato'ydu ♥ Onun o itilmişlik, dışlanmışlıkla birlikte diğer çocuklarla duygusal bağ kurması, kıvraklığı, sevimli üçkağıtçılığı şahaneydi.
Planlarına hiçbir zaman uyamamaları ve hep bir spontone B planı ile gitmelerini izlemek hem keyifli hem de heyecanlıydı.
Bir sahnede döküntü bir bilgisayar oyunu üzerine kurdukları hayaller çok sevilesi ve iç ısıtıcıydı....
Olivia karakteriyle Rooney Mara, Peder Juilliard karakteriyle Martin Sheen filmin bonuslardandı.
Doğruluk her zaman kazanır mı bilinmez ama bu çocuklar gerçeğin peşinde çok büyük bir yol aldılar, küçücük boylarına inat güzel işler başardılar.
Oldukça heyecanlı ilerleyen bu filmi ben SEEEEVVVVVVDDDİİİİMMMMM ve izlemenizi tavsiye ediyorum efenim.
Yazının başını günaydınla, sonunu da iyi akşamlarla bitirerek bir rekora daha imzamı atmaktan mutluyum :))))
Hatta işi biraz daha abartıyım, başka bir yazı hazırlayamayacağımı düşünerek bayramınızı da kutluyum efenim...
Mutlu bayramlar ♥ Küçüklerimin gözlerinden, büyüklerimin ellerinden en kocamanından öperim.
Bayramdan sonra görüşürüz ;)