19 Kasım 2019
10 yaşıma ♥
Sevgili Umman başlatmış bu mimi, Handancığım da bana paslamış...
10 yaşına mektup yaz hadi demiş...
Yazmaz mıyım hiç ♥ Büyük bir keyifle yazarım hem de ♥
Merhaba Tombul Teyze,
Bu aralar sana böyle diyorlar ve sen çok kızıyorsun değil mi?
Nerden mi biliyorum? Çünkü ben senim...
Sadece biraz büyümüş, tamam tamam oldukça büyümüş halinim.
46 yaşındayım şimdi...
Bu yaşlarında başlayan diyet maceraların ömrün boyunca devam edecek... Kilolarına takılmamayı zamanla öğreneceksin hatta onlarla barışacaksın. O sebeple üzme kendini... Diyet yapmayı değil sağlıklı beslenebilmeyi öğrenmeye çalışsan şimdiki bana inan çok faydalı olursun...
Kırmızı bir çizme isteyeceksin annenden bu aralar. Dizime kadar olsun, parlak olsun, topuklu olsun diye sayıyorsun... Yok bulamıyor kadın, ayakların daha minnacık... Nasıl bulsun ki zaten... Ağlıyorsun, tepiniyorsun ve annen sana özel dikim bir çizme yaptırıyor. O kadar mutlu oluyorsun ki yatakta bile kırmızı çizmeni çıkartmayacaksın neredeyse... İsteklerin hayatın boyunca hep böyle tutkuyla olacak... Ama ilerleyen zamanlarda azmini kaybedeceksin zaman zaman... Tutku tek başına bir anlam taşımıyor anlayacağın, sabır da lâzım güzel kız... Tüm isteklerine, hayallerine ulaşman için o sabrını, gayretini zorla biraz daha... Pes etme... Çalışınca her şeyi başarabilecek bir gücün var senin. Bunu unutma...
Uzun süre tek çocuk olmanla mı alakalı yoksa kalabalık bir ailede büyümenden mi bilmiyorum ama tam bir sevgi pıtırcığısın. Hatta bazen işi abartıp sevgi arsızı da olabiliyorsun. İşte bu sevgi arsızlığı durumun zaman zaman seni çok yaralayacak... Herkes seni sevsin evet, ne güzel değil mi... Ama ilerleyen hayatında herkesin seni şartsız koşulsuz sevmesi imkansız güzel kız... Çok hırpalama kendini... Sevgini esirgeme yine kimseden ama karşılık beklemeden sevmesini de öğren... Böyle çok daha mutlu olacaksın emin ol....
Biliyor musun küçük kız, sen çok güzel gülüyorsun. Bu hiç değişmeyen bir özelliğin olacak işte... Gülümseyişinin ve kahkahalarının kıymetini her zaman bil....
Her geleni bayram sevinciyle karşılayıp her gidenin arkasından gözyaşlarını sel yapıyorsun... Yapma küçük kız.. Gidişler her zaman ilelebet terk ediş değildir... Yalnızlıktan, yalnız kalmaktan korkuyorsun biliyorum. Yalnız kalmayacaksın hiç... Hem yalnız kalsan bile senin kendine yetecek bir gücün var... Bu gücü erken keşfet küçük kız....
Ve zamanı fark et küçük kız.... O kadar hızlı akan bir zamanın içindesin ki... Hayatının her anının keyfini sür... Unutma bu hayat senin... Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur...
Çokça seviliyorsun güzel kız ♥
18 Kasım 2019
Şebonun Gevezelikleri #19
Yeni bir haftadan daha merhabalar dostlar ♥
Geçtiğimiz hafta inanılmaz zorlayıcıydı benim için...
Yapılacak onca iş ve program varken kötü bir şekilde hastalandım... Nasıl becerdiysem üşütmüşüm :/
Ses gitti, vücut desen dayak yemiş gibi, bir de üstüne deli bir öksürük... Ciğerlerim ağzımdan çıkacaktı sanki...
Bu sefer hemen doktora koştum ve antibiyotiğe başladım ama hâlâ çok da iyileşmiş değilim... Hani derler ya ilaçla 7 gün, ilaçsız bir hafta diye... Benimki de o hesap işte :))
Bu haftanın en önemli programı benim için tiyatroya gitmemizdi. Yılmaz Özdil'in kitabı M. Kemal'den Müjdat Gezen'in oyunlaştırarak yine aynı isimle sahneye koyduğu oyuna gittik... Oyun sırasında öksürüp aksıracağım diye ödüm koptu. Pastil, şurup ne varsa yükledim bünyeye oyundan önce... Şükür kazasız belasız atlattım... Oyunu ayrı bir yazıda anlatmak istediğimden şimdi bıdı bıdı yapmayayım hiç...
Çok uzun zamandır gözlerimle ilgili sorun yaşıyordum... Yaşarıyor, yanıyor ve zaman zaman görmüyordum... Geciken randevumu nihayet alınca soluğu göz doktorunda aldım...
Yakınlar 2 olmuş :( En son yakın gözlüğüm sanırım 1,50 du... Uzakta da sıkıntı başlamış ama en düşüğünden vereyim uzak gözlüğünü dedi ve 0,50 yazdı.. Doktora sesimi çıkartmadım ama uzak gözlüğünü almayı düşünmüyorum. Gözlüğü takmaya başlayınca birdenbire numaralar fazlalaşıyor. İdare edebildiğim sürece gözlüksüz idare edeceğim... Yakın gözlüğü zaten yeterince sinir bozucu :)))
Ofisteki odamın parkeleri geçtiğimiz kış kalorifer peteğinden sızan bir su sebebi ile kabarmıştı. Üzerinde gezindikçe de aşındı gitti... Çirkin gözüküyordu... Hadi parkeleri değiştirelim dedik, oradan mobilyalara geçtik derken Cuma ve Cumartesi hummalı bir çalışma vardı ofiste... Bir tek koltuklarımızı değiştirmedik ama feci halde gözümüze batıyor... Henüz karar veremedik... Sağlam olanı da var yıpranmış olanı da... Sağlama yazık diyoruz ama çözüm de bulamıyoruz. Ne taraftan esecek bize hiçbir fikrim yok... Dur bakalım diyoruz birbirimize sürekli şimdilik :))
Bu senenin 2. okuma etkinliğini de dün yaptık çocuklarla... Her seferinde mızıldanarak başlıyorlar ve sonrasında hemen kaptırıveriyorlar. Ömer Seyfettin'den Seçme Hikayeler kitabını iki oturumda bitirmiş olduk böylece...
Ömer Seyfettin 'i okurken oldukça fazla bilmedikleri kelime vardı. Haliyle bizim gibi eski dile çok aşina değiller. Kelime haznelerine bir nebze de olsa katkısı olmuştur eminim...
Bu hafta ne film izledim ne de kitap okuyabildim... Hasta olunca ev de aldı başını gitti... Bu hafta çok da bir şey yapasım gelmiyor gerçi ama biraz toparlanmam da lazım... Ben yapılacaklar listemi yapayım da, yapamazsam kısmet derim artık :)
*
* Yapıştırılacakları hala yapıştırmadın, bekliyor...
*
* Ayakkabılıktan yazlıkları kaldır artık... Tamam havalar sıcak gidiyor da sandalet giyeceğini sanmıyorum :))
*
*
*
*
* Yine birkaç parça eşya çıktı Dolab'a satışa çıkartılacak... Onları fotoğrafla...
*
*
15 Kasım 2019
Uçucu Kül / Monika Maron
Bu kitap bana sevgili Damla'nın hediyesiydi...
Uzun süre okunmayı bekleyen diğer arkadaşlarının arasında göz kırpa kırpa bekledi...
Ülkesinde yayınlandığı yıllarda yasaklı kalmış bir kitap Uçucu Kül...
Kitabı okuduğumda sebebini anlamakta hiç zorlanmadım; sistemsel eleştiri...
Diktatör rejimlerin kaldıramayacağı bir oldu...
Kitaptaki kahramanımız Josefa Nadler... Bir dergide muhabir olarak çalışıyor...
Bir gün B. şehriyle ilgili bir yazı yazması isteniyor ve Josefa'nın kırılma noktası da işte burada başlıyor...
Yazdığı yazıyla kaderine terkedilmiş bu sanayi kenti ve insanlarıyla ilgili duygularını özgürce paylaşmak isteyen Josefa'nın yaşadığı baskıya karşı direnişini o kadar güzel anlatmış ki kitapta... Yolundan vazgeçmemesi sonucunda yaşadığı yalnızlığı da tabi...
Kitabı okurken elimde olmadan günümüz şartları geldi aklıma... Doğruluktan ve dürüstlükten şaşmamaya çalışan aydınlarımızın başlarına gelenler... Bu açıdan bakınca içim bir kez daha ezildi...
Kitapta beni etkileyen yerlerden birisi de Josefa'nın yalnızlığıydı... Sığınacağı limanların teker teker elinden kayması ve hatta anneliğini ağır bir dille eleştirmesiydi... Çokça üzüldüm...
Kitap çokça içselleştirebileceğimiz özneler barındırıyor içinde aslında... Bu tarz kitapları seviyorsanız güzel bir tercih olabilir sizin için... Bu tarz kitapları sevmeyenler için ise biraz zorlayıcı olabilir... O sebeple herhangi bir tavsiyede bulunamayacağım... Kararı yine size bırakıyorum...
Altıçizililerime geçmeden önce kitap kapağının da beni çok etkilediğini belirtmek istiyorum... Kitabın içine girdikçe o çizim benim için çok daha güzel bir hale geldi... Benim için tam da kitabın ruhunu taşıyan bir kapak tasarımı diyebilirim...
Herkese mutlu bir hafta sonu diliyorum....
Altıçizililerim ♥
* Kaçıklar normal insanlardan çok daha özgür geliyordu bana.
* Kendisinden çoğul olarak söz eden biri, benim ondan çoğul olarak söz etmeme karşı çıkamaz. Biri "biz" ise, "siz" ya da "onlar" da vardır. Ve eğer kendi görüşlerini bana sormadan benim görüşüm haline getirmek istiyorlarsa, beni, benim onayım olmadan kendi "biz"lerinin içinde eritmek istiyorlarsa, ben de kendime "ben" derim, ""onlara da "siz."
* O zamanlar kırk yaşındaki biri, bugün elli beş yaşındaki birinden daha yaşlı geliyordu bana, çünkü benim de yaşlanacağım aklımın ucundan bile geçmiyordu.
* Her gün aynı yoldan giden birinin bazı şeyleri artık görmediğini, bir iki şey üzerinde düşünmesini sağladığımı söyledi.
* Ölüme dair en korkunç düşünce: mutluyken ölmek.
* İnsanlar, birbirinizi sevin! Çocukluğun bir türlü kökü kurutulamayan güdüsü: güven ve sevgi arayışı. Hiçbir şey sevgi ya da dostluk kadar kesin ve acısız bir biçimde yozlaştıramaz bizi.
* Başkalarının yazdıklarımızı kuşa çevireceğine öyle inanmışız ki, onlardan önce davranıp kendimiz kuşa çeviriyoruz. Hep bir kötülük bekliyoruz. Esasında sadece kendi zincirlerine bekçilik eden terbiyeli saray köpekleri gibi davranıyoruz.
* Bütün cadıların gençliklerinde iyi kalpli ve güzel olduklarını biliyor muydun?
* Yaşlanma içerden başlar, çizgiler bunun yansımasıdır sadece.
* İnsanlar hayatlarına bir anlam katmadan yaşayamazlar.
* Yetenekli olduğuna sen kendin inanmazsan, başkası hiç inanmaz.
* Önemli olan, savaştan önce korkuya kapılan ilk kişi olmak, onlar korkmaya başlayana kadar da savaşı geride bırakmaktır.
* Söyleyecek çok şeyiniz varsa, susmak bazen daha akıllıcadır.
* Önemli olan, haklı olmak değil, haklı kalabilmektir.
* En önemli şey, düşünceleri ifade etmek yerine onlarla beslenmek. Bunu başarırsan arkası gelir zaten.
13 Kasım 2019
Acemi Eğitimi / Can Kozanoğlu
Geçmiş kitapları anlatmaya devam ;)
Bu kitabı bir internet alışverişimde kampanyalı diye almıştım. İtiraf ediyorum ki ne yazarla ne de kitapla ilgili hiçbir fikrim yoktu... Bazen böyle alışverişler yapıyorum, yeni yazarlarla tanışma şansı veriyorum kendime :)
Kitabı ilk bitirdiğimdeki izlenimim için; "Yaşananlar gerçek miydi, kurgu muydu, bir ailenin bütün fertleri bu kadar sıradışı olabilir miydi derken bir bakmışım kitap bitmiş♥" yazmışım.. Hâlâ da hissiyatım değişmedi :))
Kitapta ailesini;
"Yalanların, kaçamakların, kavgaların eksik olmadığı bir burjuva ailesiydik. Ahlâk ve erdem abidesi dikecek halimiz yoktu. Sık sık dengesizleşirdik. Ama dayımın evliliği, dengesizliklerin de dahil olduğu dengeyi tamamen yıkmıştı. Biz, küfürcü ve kavgacı üç kardeş, sık sık sarhoş olan babamız, haylaz ve seks düşkünü Kıvanç Abi, hayallerdeki evlat tipine hiç uymayan Arınç Abla, tüm saflığı içinde vukuatlar işleyen Muammer Enişte... Baba tarafına geçersek; halamı her fırsatta aldatan Yaşar Enişte, aldatılmayı pahalı hediyeler karşılığında affeden halam, ömrünün son gününe kadar gariban kızları taciz etmekten vazgeçmemiş dedemizin hâlâ taze olan anıları... Bunlar çevreye anlatılabilir şeylerdi, çevremizdeki insanlar da böyle yaşıyordu, herkes birbirini anlıyordu. Ama genelevde çalışan bir gelin... Çevremizde böyle bir şey yoktu."
diye anlatıyor Can Kozanoğlu... Hissiyatımın sebebini şimdi anlamışsınızdır herhalde ;)
Ailesinden, çocukluğundan ve anılarından yola çıkarak yazdığı bu kitapta tarih sırasına göre değil de hani konuşurken oradan oraya atlarız ya, tam ifade verecek olursam daldan dala gitmiş. Olaylar çok da bağlantılı değil, kişiler olaylardan bile bağımsız bazen :))) Bu karmada sürekli gülümsetiyor, bu kadarı da yok yani diye kendi kendine konuşturuyor...
Ara ara bu karmaşada sıkıldığım zamanlar da oldu tabi... Ama kısa sürdü ve bir bombayla kitaba geri döndüm...
Sonuç olarak okuması eğlenceli, çıtır çerez bir kitap... Çok beklenti içine girmeden okursanız keyifli olacaktır eminim 😉
Altıçizililerim ♥
* Şebeğin şah olduğu yerde aslan, eşeğin padişah olduğu yerde insan durmazmış!
* O kapının ötesi var ya da yok ama ölümün yumuşacık bir kapısı var. Nasıl ölmüş olursanız olun, kapının eşiğinde, bir yumuşaklığın, bir rahatlığın içine gömülüveriyorsunuz.
* Yaşam dediğimiz şey ölümün yavaşlatılmış gösterimi olabilir mi? Yoksa ölüm mü yaşamın bir âna sıkıştırılmış hali?
* Ödünç kurgulara kapıldığımız yabansı serüvenin adı yaşam mıydı?
11 Kasım 2019
Şebonun Gevezelikleri #18
Mutlu haftalar dileyerek söze başlayayım bu hafta :)
Geçtiğimiz haftayı miskin miskin oturarak geçirdim... Öyle aman aman bir şey yapmadım....
Oytun Efendinin sınavları vardı... O ders çalışmaya çalıştı... Bende başında gestapo :))
Eskiden ne güzel o ders çalışırken ben kitap okuyabiliyordum. Bu sene bunu beceremiyorum. Çünkü klasik sınava nasıl çalışılacağını bilmiyor...
Aslında düşündüğümde ergen de haklı. Bugüne kadar hep test yöntemiyle sınav oldular... Ne bilsin klasik sınavı...
Oğlum bak bunu böyle sorarlar diyorum, hadi canım diyor, inanmıyor...
Sonra o minvalde soru çıkınca da apışıp kalıyor :))))
Eee malum bu yaş onun çok bildiği, benim de hiç bir halt bilmediğim bir dönem...
Yavaş yavaş alışacak sanırım bu duruma...
Ama en komiği Almanca sınavındaydı... Geldi, sen bak bu öğretmenler şaşırtır, sağ gösterir sol vurur demiştin, hiç de şaşırtmadı 100 bekliyorum dedi... 2 gün geçti surat beş karış... Harf yaaa harf, yanlış yazmışım diye soruya puan vermemiş diye söylendi... Oldukça harf yanlışlığı yapsa gerek ki 100 beklediği sınav 76 olarak geçmiş sisteme :)))
Alışacak, umarım yani :)))
Hafta sonu yine Akçay'a kaçtık hemen bir günlüğüne... Nasıl güzeldi hava anlatamam...
Biraz oksijen aldık iyi geldi...
Bu yaz deniz kestanesi toplamıştı Oytun, onlar kurumuş bekliyordu bir kenarda. Güzelce onları temizledim. Ne meşakkatli işmiş canım çıktı...
Sibel'in romantik film izleme etkinliğine katıldım.
Hafta sonu filmlerden ikisini izlerim demiştim ama sadece birini izleyebildim. İkinci filmde aksiyona evrildik ;)
Ne izlediğime gelince Book Club ve Widows...
İkisi de iyiydi... Bilahare anlatacağım...
Kitap olarak Mario Levi / Size Pandispanya Yaptım kitabını okumaya devam... Kitap akıcı aslında, bu kadar sürünmezdi elimde ama sadece vakit ayıramadım.
Gördüğünüz üzere geçen hafta koşuşturmacasız geçmiş... Ama bu hafta çok feci... Şimdi listeyi yapınca anlarsınız :))
*
* Pazardan çok güzel çarşaf almıştım, ona uygun kumaş alıp nevresim diksek annemle şahane bir takım olur fikrindeyim ;)
*
*
*
*
*
*
*
* Yapıştırılacakları bekletme artık, 2 dakikanı alacak. Ortalıktan kalksın...
*
*
8 Kasım 2019
Ekim İnstalarını unutmayalım :)
Üzerinden çok geçmeden yapayım rutinimi...
Ara ara aksamalar olsa da en aksatmadığım serim zannedersem bu İnsta seçmeceleri :)
Gerçi instagram arkadaşlarım için ikinci posta oluyor ama seviyorum ben, ay ay görmeyi yaptıklarımı...
Amaç an'ları toparlamak biraz da...
Girizgahı tamamladıysak geçelim mi Ekim ayı instalarına ;)
Bugün Ayvalık ve Küçükköy sokaklarını arşınladık bizimkilerle.
Taş binalardan birini çok istemiş olsam gerek ki parende atıp yere serilmek suretiyle acaba tapusunu verirler mi diye denedim ama vermediler 😭😭
O anda sizi yerden kaldırabilir miyim diye incelikli bir Ege beyefendisinin varlığını hissetmek de güzel olacaktı tabi güzel olmasına da keşke anacığım eteğimi kapatacağım diye sündürüp sündürüp daha çok tepeme geçirmese idi :)
Neyse siz siz olun hiçbir yere böyle talip olmayın efenim, oranız buranız ağrıyor sadece...
Bir de çok gülüyorsunuz halinize...
Bu kostak pozu verdik ten az sonra
Yerle gök arasındaki farkı incelemek istedim demek ki
Az kalsın pekmezi akıtıyorduk
Verilmiş sadakam varmış yine de...
Şu çiçeğe ne imrendim anlatamam...
Nasıl da güzel arz-ı endam ediyor...
Sadece sezonu kapatıyoruz ;)
Dündü... Yaşasındı... Gelsin selfieler, gitsin poz vermelerdi...
Mendiller de hazırlanmıştı ama çok da ağlanmazdı...
Ben ve Zeynom tescilliydik gerçi ama yine de olmazdı o kadardı...
Ve sonra...
Hıçkıra hıçkıra ağlamalardan sonra bu sabah hepimizin gözleri yumru gibi 😭😭😭
Bilgisayara bakamıyorum, o kadar fena yani...
Gece hala iç çektiğimi hatırlıyorum.
Mahvettin bizi 7. Koğuştaki Mucize
Gözümde yaş kalmadı senin yüzünden 😔
Şu çocuk ders çalışırken başında beklemek gibi bir sorunum yok mu, çok fena çoookkk :/
Benim miniğim öğrenmiş de bize mi öğretiyormuş harfleri :)))
Kış sezonuna girmeye hazırlanırken okuma gecelerimizi de yeniden başlattık
Bu sene can ikizlerimiz İlayda&Dinçer de katıldı aramıza.
Çok da güzel oldu kalabalıklaşınca...
Ömer Seyfettin hikayeleriyle biz çocukluğumuza dönerken onları da gezdirdik azıcık ☺️
Bu sene inşallah çok güzel kitaplar 📖 okuyacağız birlikte, yaşasın 😍😍😍
Yaşasın okuma gecelerimiz
Sesli okumayla dinlemeyi de öğreniyoruz
İlk MUN etkinliğimize hazırız ♥
Hayatında kaç tane 25 lik çıtır var derseniz işte bu hatun var derim,
hatta gelecek sene de 20. yaşını kutlayacağız ;)
Bedenimiz yaş alsa ne yazar, ruhumuz her gün geriye sarıyor işte 😉
İyi ki doğdun çıtır çerezim, iyi ki varsın 🎂🎁🎊❤️😘😘
Pazar sevdiceğim olarak aynasız bir çerçeve yerleştirelim buraya
Hafta içi aynası da kesildi mi oldu bu iş 👏👏👏
Anamın evini süslüyorum...
Çerçeve sanırım 15yıldır bodrumda beni bekliyordu
Yaptım mı yaptım işte :)
Elektronik geri dönüşüm...
TEGV e bağış yapıyorlar hani
Unutmayalım ;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















