14 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #14


Sana soruyorum bugün gerçekten nasılsın?

İç güveysinden hallice be blogcum.
Sabah kötü uyandım mesela.. Burnum sızım sızım sızlıyordu sebepsiz... Dokunsan ağlayacak gibi... Hayır bir de ben böyle sebepsiz ağlarım da sonra senaryosunu kurarım... Beter bir huy...

Ama biliyorsun ben de bir erken ergen var evlere şenlik... İnsanı bazen dinden imandan çıkaran, bazen de sevgi pıtırcığı gibi ortalıkta gezdiren...

İnstagramı açmamla birlikte ruh halimi değiştirdi yeminle 😂😂


Oğlum ne içtiysen bana da getirseydin keşke dedim... Yeminle ne burun sızısı kaldı ne de dellenik hallerim. O saatten bu yana çok eğleniyorum 😂😂

Bendeki durum budur işte, ruh halim inişli çıkışlı ♥


13 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #13


Ne çok yazıyor olduk biz :))) Vallahi hepimizin çenesi açıldı ben diyeyim size :))
2 Gündür oku oku bitmiyor arkadaş :) Bak yine ilk yazı ile bu yazı arasında bir sürü blog okuyup geldim :)))
Yarın da artık ancak güzel yorumlarınızı cevaplarım. Hep bir taraf eksik kalıyor ben de :) Sizde öyle değilse şayet bana nasıl yetiştiğinizi söyleyiverin anacım. Kulunuz köleniz olurum bak ;)

Neyse bugünkü konumuza geçelim;

Bugün görsel zevk günü, bakmaya doyamadığın instagram hesapları ile tanıştır bizi...

İnstagram dipsiz bir kuyu.. Genelde eş, dost takip ederim ama bazı hesaplardan da öğrenirim, gözümü gönlümü açarım.


Mesela labofem...
Bitkileri seviyorum biliyorsunuz. Özellikle succulent grubunu... Sayesinde bir çok şeyi öğreniyorum. Bazen soruyorum da, sağolsun hiç üşenmeden yanıtlıyor sorulan soruları da... Ayrıca yaşam tarzına da bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim :)


Diğeri atolye1040...
Seramik seviyorum biliyorsunuz. Yapmayı çok isterdim aslında. İşte ben bu isteme, heveslenme duygumu bu hesabı izleyerek daha da perçinliyorum ;)


Ve bookhou...
Punch aşkımı perçinleyen kadın bu da :))) Bakıyorum ve aman çok  kolay diyorum. Birkaç kez denedim de hatta ama yok arkadaş bir türlü beceremedim. Ama denemelere devam. Bir gün becerirsem göğsümü gere gere paylaşacağımdan emin olabilirsiniz ;)


Ve son olarak evcil_kedi....
Nilgün hanımcım eski bir blogger arkadaşımız. Arada hala geliyor ve beni sevindiriyor. Ama instagramda onu takip etmekte çok keyifli... Çok maharetlidir kendisi... Bir de kedileriyle köpekleriyle yaşamını çok severim. Çok ta incedir üstelik ♥

Benden bugünlük de bu kadar ♥

28 Gün Meydan Okuması #12


Allahım yazsam okuyamıyorum, okusam yazamıyorum...
Nedir benim bu halim :))
Uzun süredir blogları okuyup yorum yazamadığımdan dolayı dün sabahtan itibaren boş kaldıkça özellikle meydan okuma yazılarını okudum... Akşama kadar peyderpey okumama rağmen bitmedi üstelik, tüm bloglara yetişemedim. Ama bugün bitiririm sanırım. Hal böyle olunca da benim yazı kaldı tabi...
Neyse bugün iki post birden yazar hallederim artık ;)

Dünkü konumuz neymiş hemen bakalım o zaman;

Yaşasın, meşhur moda blogger'ı gibi hissedebilirsin bugün kendini. Kullanmaktan asla vazgeçmediğin, bittikçe yeniden aynısını aldığın şeyleri yaz da bilgilenelim...


Gardırobumda yaz kış vazgeçemediğim şeylerin başında elbise geliyor benim. Öyle zıpçık gibi üzerime oturan cinsten değil salaş modelleri tercih ederim hep. Ya bol uzun olacak ya da çan kısa... Ve olmazsa olmaz ayrıntısı ise mutlaka cebi olacak :) İçinde kendimi çok rahat hissediyorum. Pikniğe bile elbiseyle gidebilme potansiyelim var benim 😂😂😂


Diğer vazgeçemediğim şey siyah tayt... O gövdeye tayt demeyin hiç, vallahi çok rahat ediyorum... Özellikle kışları geçir üzerine salaş bir tunik, oh senden rahatı yok 😂😂 Bedenime uygun rahat bir tayt buldum mu hiç kaçırmam, hemen alırım ♥


Diğer vazgeçilmezlerimden biri de fularlarımdır. Çok severim. Boynuma bağlayıp evden çıkan fularım gün içerisinde farklı görevler görebilir 😂😂 Bir bakmışsın kafama bağlamışım, bir bakmışsın omzuma, belime bile bağladığım olur sıkıntıdan. Çok amaçlıdır her zaman anlayacağınız ;)


Bir de güneş gözlüklerim var tabi. Çoğunlukla tepeme taç yaparak kullansam da yaz kış yanımdadır. Gerçi bu sene kışın okuma gözlüğümle birlikte zaptetmesi zor oldu da biraz boşladım kendisini. Yaza yine kavuşuruz ama ;)


Aaa bak kıymetlimi unutuyordum. Bir de senelerdir giydiğim crocs terliğim var vazgeçemediklerimden. Parmak arası altı tomurcuk tomurcuk bir şey. Kardeşim benimle dalga geçer hatta o terlikle ilgili, " abla crocs bu terliği sadece  bir sene üretti ve beğenilmedi diye kaldırdılar. Tek çeşit sensin bu terlikle rahat eden" diye. Ama ne yapayım benim için dünyanın en rahat terliği kendisi ♥

Şimdilik bu kadar, ben azıcık yine sizleri okuyayım ;)

11 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #11 - Yanlış Tercihler Mahallesi / Mario Levi


Bugünkü meydan okumamızda konu;

Son zamanlarda okuyup bitirdiğin kitabın yorumunu yazabilir misin?

Bu kitabı okuyalı birkaç ay oldu gerçi ama okuduğum kitapların tamamını buraya geçirmek istediğimden dolayı bekliyordu yazmak için. Hazır fırsat varken bu kitabı yazayım istedim...


Bu kitabı anlatmak hem çok kolay, hem çok zor...
En iyisi ben mahalleden yola çıkayım, hislerimi daha güzel anlatabilirim sanırım bu yoldan gidersem...

Bu kitaba başlarken bir mahalleye yeni taşınmış gibi hissediyorsunuz kendinizi... Her bir mahalle sakini ile ayrı ayrı tanışıyor ve ayrı ayrı hikayelerini dinliyorsunuz. Anlattıklarının gerçek olup olmadığını bilmeden... 

Kitapta birden fazla anlatıcı var aslında... O mahallede yaşadığını düşündüğüm ve hatta artık yaşlanmış bir anlatıcı tanıştırıyor mahalle sakinleriyle okuyucuyla... İşte onun anlattığı hatıralar ve kısımların gerçek olup olmadığını bilmeden okuyorsunuz.... İlk bölümden sonra biliyorsunuz ki her bölümden sonra ikinci bir anlatıcı çıkacak ve bize gerçekleri yüzümüze tokat gibi çarpacak... Bazen ters köşe olmanın şaşkınlığına bazen de ben hissetmiştim duygusunun rahatlığına kapılacağınız...

İşte bu anlarda diyorum ki kendime; hayata tek bir açıdan bakmak ne kadar da hata yaptırıyor insana... Belki de gerçek çok farklıydı ve ben sadece bir yönden baktığım için görmemiştim... Uzun uzun düşündürdü bu konu beni kitabı okurken ve sonrasında...

Bu mahalledeki tüm sakinlerin ortak özelliklerinden biri hepsinin bir hayali var... Ve kitabın adından da anlaşılacağı üzere hayatlarında yanlış tercihleri var... Yanlış tercihleri sebebiyle ödedikleri bir bedel tabi ki... Kimi zaman içinizi acıtan, kimi zaman da arkasındaki gerçekleri öğrenip böylesi daha iyi oldu dediğiniz... Tam bir duygu seli anlayacağınız...

Kitapta o kadar çok karakter var ki... Ben bir süre sonra karıştıracağımı düşündüğümden not etmeye başladım... İyi ki de not etmişim dedim sonradan... Aralarındaki bağı notlarımla daha iyi oturtabildim... Şimdiye kadar bu kitabı okumadıysanız ve okumayı düşünürseniz size de tavsiye ederim...

Kitapta en sevdiğim bölüm Pertev ve Nedret'in geçtiği bölümlerdi... Aslında ilk başta çok kızmıştım onlara... Fakat ilerleyen bölümlerde beni o kadar güzel bir aşk hikayesine çektiler ki... Hele hayalde yaşatılan gibi güzel bir evde yedikleri yemek bölümü vardı ki tam özlenen gibiydi... O masada onlarla birlikte olmayı ne çok isterdim anlatamam...

Bir de Muammer amca vardı mesela... Bir yeşilçam karakteri gibiydi. Balonlara çizdiği kocaman gülen bir suratla birlikte çocuklara söylediği şeyler tam sevilesiydi... Bak Muammer amca deyince birden ahhh Tamar diyesim geldi... Sevdiğinin ve seni çok sevenin yanında iyileşseydin keşke dedim... O zaman Muammer amca unutma hastalığına bilerek yakalanmazdı... Kimbilir belki işte...

Tüm karakterlerle ilgili hissettiklerimi yazsam bu yazı bitmez biliyorum, o yüzden yazamıyorum... Ama kitabın arasında saklayacağım notlarımda var...

Fakat itiraf etmeliyim ki kitabı okurken o kadar çok karakter girdi ki hayatıma kitabın sonlarına doğru sanki heyecanımı yitirdim ve o karakterlerin arasında kaybolduğumu hissettim... Ama yine de bir şekilde soktum kendimi kitabın matematiği içine kendimi...

“Süslü Niko, Anet, Mösyö Aldo, Katina, Diana, Tahsin, Serra, Bruno, Lena, Fırıldak Selami, Aksak Azize, Pasaklı Vera, Kuaför Fikret, Çilli Meral, Seval, Şişko Nuri, Hidayet Hanım, Şemsi Bey, Sakar Hayati, Altıparmak Memo, Pertev Abi, Nedret, Hikmet, Nedim, Jinekolog, Manastırdaki Rahibe, Therese, Muammer Amca, Tamar, Gagavuz Türkü Kadın, Vahit Amca, Makbule, Şamil Amca, Dilenci Vehbi, Suskun Tacettin, Emel, Saadet, Kâmil Baha, İbne Rıfkı, Beter Fehmi, Emine, Cüce Ruhi, Şefik Bey, Sevda, Türkan Hanım, Muhlis, Müzeyyen, Melahat Hanım, İhsan Bey, Gülten…”

Hepsi de şahsına münhasır karakterlerdi ve kitabı okuduğum süre boyunca mahalledeki istisnasız her hayata dokunmak istedim... Bu kitaba rast gelirseniz bir gün, bu mahalle sakinleriyle tanışmanızı öneririm..  Naçizane duygum budur bu kitapla ilgili...


Ve altıçizililerim;


* Çok yaralı insanlar hep kenarda ve karanlıkta kalır.

* İhtimaller hayat devam ettikçe tükenmezdi ve bildiğin gibi her ihtimal yeni bir hikayenin kapısını aralardı.

* Sahici hikayeler böyledir zaten, yaşananlar yaşanır ve izleri bir başkasına burakılır. Başka hikayeler ve ihtimaller için... Yaşanmış ve yaşanacak birçok sabah için...

* Doğru yerde durmak için doğru görünmek zorunda değilsiniz. Kendinize karşı samimi olun, yeter. (Bernarda Rubinstein)

* Başkasını dinlemeyi bilince kendisini de daha iyi dinleyebiliyordu çünkü insan.

* Onca kötülüğün hakimiyet kurduğu bir dünyada iyi olmayı seçmek bir isyandır, birçok insanın sandığı gibi ahmaklık değil. (Michel Seyrig)

* Bazı hayatlarda gitmelerin bazı hayatlarda da beklemeyi bilmelerin izleri saklanmak istenir. Yaşadıklarını doğrulamanın en çetin, ama aynı zamanda da en güvenilir yollarından biridir bu sanki. Çekmeceler dert ortağıdır. Aynalar ve özenle korunan bazı nesneler de... Onları paylaşmak zordur. Hele hele bir yara çok derinlerde kalmışsa...

* Hayatın yalanlarını size bırakıyorum. Ben bu oyunu hiç sevmedim...

* Bir çiçek en iyi kendi toprağında yaşar denir. Doğru mu, bilmiyorum. Ama eşyaların insanlarıyla hayat kazandıklarını biliyorum. Zamanla ve farklı hayatlarda yolculuklarını sürdürdükleri sürece değer kazandıklarını da...

* Mutlaka kaybettiklerin var, mutlaka... Yoksa niçin yazmak isteyesin?.. Farkına varacaksın. Bilecek, üstüne gideceksin. Bu kadar... Buna yüzleşmek diyoruz. Yüzleşmek... Tamam mı?.. Herkes yapamaz. Yapan da her zaman mutlu olmaz.

* Yara bandı imalatı işine yaraları sarmak için girdiğini söyleyen bir adama siz de yakınlık duymaz mısınız?

* Sarhoşluk marifetse, amaca içki içilmeden de, mesela bir işi aşk ve huşu içinde yaparak, hatta bir ibadete dönüştürerek, en mühimi sadece ibadet ederek de varıldığını defalarca gördüm çünkü.

* Para dediğin insanın hayatını güzelleştirmeye yaramıyorsa bir halta yaramaz. Şunu erteleyeyim, bunu erteleyeyim, bir gün harcarım nasılsa diyerek elde tutarsan asıl değerini kaybeder. Kendini garantiye almak için tutarsan daha çok kaybeder. Seni kire daha çok bulaştırır. Eline geçeni elinden çıkaracaksın. Bu kadar! Yaşayacağın, nefes alacağın her an için, tamam mı?

* Bazen önüne zor toplar gelebilir. Ne yapacaksın? Zor mor, ben bu işin üstesinden gelirim diyorsan, durmayacaksın. Üzerine gideceksin. En kötü ihtimal, başaramayacaksın. İyi görmek şart. İnanmak şart. Bu iş zor, altından kalkamam diyorsan ne olacak? O zaman da bilerek kötü bir vuruş yapacaksın. Anlıyor musun? Ya da o vuruşu yapmaktan vazgeçeceksin. Sıranı rakibe vereceksin. Durman gereken yeri bileceksin. Her yerde ama, her yaptığında... Çalışma hayatında, siyasi tercihlerinde, ilişkilerinde, evliliklerde... Hiç değişmiyor...

* Kendimizi hapsettiğimiz odalarda başkalarının acılarına nasıl da sağır kalabiliyorduk bazen. Nasıl uzak, nasıl mesafeli... Üstelik uzaklığın kendimize de uzak düşme manasına geldiğinin farkına varmadan.

* Hayatın akışında fazla düşünmeden yanımızda tuttuğumuz, hatta bazen hoyratça kullandığımız birçok nesne aradan ancak yıllar geçtikten sonra gerçek yerini bulur. Yıllar sonra... Kimi zaman hepten kayboldukları, tarihin karanlıklarına karıştıkları, kimi zaman da size artık uzakta kalmış hatıralarıyla döndükleri için... Fark etseniz de etmeseniz de hafızanızda kaldıklarından... Size mekanları ve insanlarıyla yaşamaya devam ettiklerini ısrarla söyleyerek...

* En zorlu kavga insanın kendiyle kavgası. Çünkü orada hiçbir seyirci yok... (Kate Willington)

* Ailelerine bağlı kalmaktan daha fazlasını yapamayan kadınların ayıpları bile sınırlıydı.

* Bilmek için her zaman görmek gerekmez.

* Aksini ispat edemedikçe ihtimali canlı tutmaktan başka çarem yoktu.

* Hüsranların daha kolay taşınması için yalanlara da ihtiyaç duyulmuyor muydu? Zamanın akışında bu yalanlar ise başka bir gerçeğin inşa edilmesi için kendi yataklarında sessiz sedasız akmıyor muydu?





Şebonun Gevezelikleri #4



Ciao efenim, İtalyancada merhaba demekmiş :)  Aklına nereden geldi şimdi bu Şebo derseniz dün akşam rüyamda sular seller gibi İtalyanca konuşuyordum 😂😂😂 Öyle böyle değil hem de... Rüyanın etkisiyle sabah kalktığımda da konuşabileceğimi düşündüm, baya bir zorladım kendimi ama hiçbir kelime çıkmadı hahahaaaa :)))


Çarşamba günü İzmirdeydim... Anacığımı kardeşimin yanına yolladım. Uçağı sabahtan olunca hadi dedim bu işi fırsata çevirelim ve İzmir kazan biz kepçe durumlarına girelim... Hava da şansımıza çok güzeldi... Bu havada bizi Alsancak paklardı...

Kordonda turladık azıcık... Seneler geçse de denizin bu doldurulmuş haline ben alışamadım hâlâ... Eski hali bana her zaman daha güzel geliyor ve özlüyorum.... 

Hemen bira-midye yaptık... Ne özlemişim bak bu tadı da... O midyeyi nerede yersem yiyeyim İzmirimin midyesini özlerim ben zaten... Bir de Dostlar Fırınına uğradım tabi. Oytun boyoz siparişi vermişti... Enginarlısından, ege otlusuna, tahinlisinden sadesine biraz biraz aldım... Fırında ısıtınca yine çıtır çıtır oldu ♥

Akşamına pestilim çıkmış bir halde dönsem de çok iyi geldi bu kaçamak ;)


Bu hafta meydan okuma yazılarını hiç aksatmadım. Her ne kadar konu belli olsa da bloga her gün yazı yazmak feci halde zorluyor beni... Yazıyorum yazmasına da okumak konusunda şu an çuvallamış durumdayım. Bu hafta okuma kısmını da düzenlemem gerekecek. Kendimi feci suçlu hissediyorum çünkü :/


Cumartesi pazara çıktım yine... Cep yakan cinstendi pazar yine ama mecbur alıyorsun işte...
Cumartesi pazar işini halledince Pazar günüm de yemek yapma seremonisiyle geçti tabi... Ama bir sürü yemek yaptım... Hatta hayatımda ilk defa portakallı kereviz pişirdim... Neden daha önce yapmadım ki diye de hayıflandım tabi... İnanılmaz lezzetli oldu ♥

Bu hafta hiç film izleyemedim... Oscar listelerinde hala izlenecek 6 filmim var... Törene kadar yetiştirmem lazım...
Misafir kitabıma devam ediyorum hala... Bu hafta da çok okumaya fırsatım kalmadı... Sadece Pazar akşamı biraz keyif yapabildim kitabımla... Bu hafta bitiremem sanırım ama biterse de hiç fena olmaz ;)

Şimdilik benden bu kadar...
Daha kitap yazısını hazırlamam lazım...
Herkese mutlu haftalar ♥

10 Şubat 2019

28 Gün Meydan Okuması #10


Şimdi ki aklım olsa şu bölümde okurdum dediğin bir dal var mı ? Anlat bakalım neymiş ?

Ahh çok zor bir soru...
Bu şekilde hiç düşünmemiştim...

Bu aralar el sanatlarına çok meraklıyım ama... Mesela seramik yapanlara bayılıyorum.. Kim bilir belki güzel sanatlar da okusaydım... Hoş hobi olarak da yapabilirim bunu, çok da güzel örnekleri var aramızda... Sonradan öğrenen, yapan...



Diyorum ya bu konuyla ilgili hiç düşünmemişim...

Bak şimdi düşününce tasarım da olabilirdi... Yeni şeyler üretmeyi seviyorum çünkü...

Bu ruh halimle iyi meslek seçimi falan yapmıyorum ben :))) Yok karar veremedim arkadaş 😂😂