Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2021

puf böreği sadece börek midir ???

Biraz saçmalamaya geldim zira içim şişti.

Çeyrek olmuş 1000, dolar olmuş 10 ama maaşımı bu ölçülerde almıyorum beni ilgilendirmez gibi bir geyikle başlasam mesela bu yazıya... Okumaktan vazgeçebilirsin değil mi? Ruh sağlığımız için gündemden uzak durmaya çalışıyoruz hepimiz çünkü 😒 Bu aralar ben duramıyorum ama :/

Geziden bu yana twitter kullanmayan ben, günde 3 kez hap alır misali gündemi takip etmeye çalışıyorum. Ne kadar çabuk gündemin değiştiğine inanamıyor gözlerim yeminle 😵 Okuduğum iğrenç ötesi bir haberin şokundan kurtulamamışken ve insanların vahim öngörülerini daha içime sindirememişken pat başka bir gündem çıkıveriyor ve ben her seferinde yok girmeyeceğim diye kapattığım sayfayı endişelerime söz geçiremeyerek maksimum 2 saat sonra tekrar açıyorum...

İnstagramda çiçekli böcekli sayfalarda gezinirken birden kendimi market indirim haberlerinde gezinirken buluyorum. 10 lira alışverişten sonra kağıt havlu 14 liraya düşmüş vaaaayyyy derken ayçiçek yağını en ucuz nerde satıyorlar acaba diye alışveriş sitelerinde gezinmeye başlıyorum. Kendimi kaybettiğim yetmiyormuş gibi sağa sola da haber ediyorum şok şok şok indirimden haberiniz var mı diye...

Eskiden kitap, film, yapılacaklar listesi yapardım. Şimdi hangi tarihte nerede indirim var listelerim var benim. 3 lira ucuza ıslak mendil aldım diye sevinç nidaları atabiliyorum vallahi 💪 

Geçenlerde evden kahvaltı yapamadan çıktık, ergeni okula bırakırken simit poğaça aldırdım fırından ikimize de. Kesene bereket desene anne diye başımın etini yedi. Dur oğlum yemedim daha, yedikten sonra söyleyeceğim diye hafif bir gıcıklık yapayım dedim. Yapmaz olaydım 😑 Param kalmıyor işte diye bir başladı ağlanmaya offfff offff offfff... Anladım ki endişe hali sadece bende değil ona da epey yerleşmiş...

Cüzdanımın haline mi yanayım, ülkemin haline mi yanayım bilemediğim günlerdeyim...

Puftan sadece börek olmuyormuş, yürekte oluyormuş anlayacağınız... 




26 Mart 2020

corona günlerinden merhaba...


Uzun süredir uğramıyorum buraya... Belli bir sebebi yok.. İçimden gelmedi yazmak, okumak...
Psikolojimi korumaya çalışıyorum, çok başarılı olamasam da deniyorum...

İlk vakanın ortaya çıkmasıyla birlikte bizim ailenin endişe katsayısı yükselmeye başladı. Annem kardeşimin yanına gitmişti ve Mart sonu gelmesi planlanmıştı. Türkiye'deki durumun başlamasıyla Amerika'da da aynı durumun başlaması paralel zamanlarda oldu. Annemin biletini öne mi alsak yoksa kalış süresini uzatsak mı çok kararsız kaldık.  İlk önce kalması yönünde yoğunlaştık. Ancak annemin şeker-tansiyon vb ilaçlarıyla ilgili sıkıntı yaşayacağımızı fark edince süreci öne almaya karar verdik ki teker teker ülkelere kapılarımızı kapatmaya başlamıştık bu süreçte ülke olarak... Amerika ile uçuşlarımızda allahtan sorun yaşanmadan annemi sağ salim getirdik Türkiye'ye... Ben çok korumalı olarak karşıladım onu İzmir havalimanından... Birbirimize temas etmeyi bırak, çok yakınlaşmadık bile... Gerekli olan tüm önlemleri alarak onu evine bırakıp karantinaya aldıktan sonra ben de kendimi kısmi bir karantinaya aldım... Şükür bugün 7. günümüz bitti... Süreci bu açıdan atlattığımızı düşünüyorum ama tabi ki evden çıkmamaya devam...

Bu işin ciddi yönüydü... Şimdi biraz da gülümseteyim sizi...

Annemi havaalanından kendimce olağanüstü önlemlerle aldım dedim ya, sanırım biraz abarttım bu konuda... Kıyamam kuzum zaten sık sık eldivenini maskesini değiştirerek geldi yol boyunca. Son uçaktan inmeden de üzerini değiştirmiş aslında ama ben havaalanının kapısında onu karşıladığımda bir süre beklettim önce. Valizlerini eşyalarını sirkeli sularla, domestoslu mendillerle silerek yerleştirdim arabaya... Beni de mi sileceksin diye dalga geçiyordu ki evet başına geldi :))) Yanıma yedek kıyafet almıştım. Kadını havaalanı kapısının önünde bir güzelim soyundurdum. Fısfıslı bir şişeye koyduğum sirkeli suyu kadının üzerine boca ettim ve güzelce silip yeni kıyafetlerini giydirip arabaya öyle oturttum... Tüm millet işi gücü bıraktı bizi seyretti ve ben gizli çekimle bizi çekmelerinden korktum o an  sadece :)))) Hala sosyal medyada yayılmadığına göre asayiş berkemal :)))



Yurtdışından gelenlere nasıl davranıyorlar kısmına bizzat şahitlik ettiklerimi de anlatayım biraz. Havaalanı sürekli dezenfekte ediliyor, bu konuda herhangi bir sıkıntı gözükmüyor. Sınırlarımızı kapadığımız ülkelerden gelenleri karantinaya alıyormuşuz, havaalanındaki görevlilerin söylediği bu. Ancak annem gibi serbest uçuş olan ülkelerden gelen yolculara böyle bir uygulama yok. Ateşi ölçülmüş, birkaç soru sorulmuş ve 14 gün evde kalması gerektiği anlatılmış o kadar. Evet biz bu konuya harfiyen uyduk ama uymamak da tamamen kişinin tercihi gibi ucu açık bir konumda. Neden derseniz sadece annemi sağlık ocağından aile hekimi arıyor, ona ulaşamazlarsa beni arıyorlar. İkimizin de aile hekiminin aynı kişi olmasından kaynaklanıyor bu durum. Anneme belirtilerle ilgili sorular soruyorlar, evde kalması gerektiğini hatırlatıyorlar ama evdeyim diyip de dışarı çıkıyorsan diyorum ya tamamen kendi vicdanında bu iş kişinin... Şüphe duydukları bazı kişileri görüntülü arayıp kontrol ediyorlarmış aile hekimizin söylediğine göre ama ne kadar caydırıcı olunabilir bu konuda tam muamma... Benim yorumlamama göre bu işin uygulanabilirliği kişisel bilinçten geçiyor sadece...

Bunun dışında hayatımda neler oluyor peki... Sevindirici olarak 7 gündür evden çalışıyorum. Bu benim için çok büyük bir şükür kaynağı... Dışarıya çıkmak zorunda olan onca insanın psikolojisini düşünemiyorum bile... İşe gittiğim süreç içerisinde her akşam psikolojik olarak boğazım ağrıdı benim... Nasıl bir beyin gücüm varsa artık. :\

Önümüzdeki hafta da evden çalışmaya devam etme kararı aldık bugün. Ama ondan sonraki hafta ne olur hiç bilemiyorum. Salgın kaygısının yanında maddi kaygılar da var hayatımda çünkü... Evden çalışmak nakit akışımızı sağlamıyor ne yazık ki... Bu dönemde sigortacılara rağbet yok... İnsanlar boğaz ve sağlık derdinde haklı olarak... Geciktirebilecekleri, erteleyebilecekleri maddelerin başında geliyor bizim sektör.... Kısmet diyoruz artık...

Evde olmak, evden çıkmamakla ilgili bir sıkıntım yok henüz... Kendimi oyalıyorum... Aslında bu süreç bol bol kitap okuyabilmek için çok elverişli ama çoğunlukla kendimi kitaba veremiyorum... Bol bol arkadaşlarımla görüntülü konuşuyorum, pozitiflik yüklemeye çalışıyorum kendime...

Film seyredip kafamı dağıtayım diyorum ama onda da çok başarılı değilim. Dün Şahsiyet'i izlemeye başladım gerçi ama sadece bir bölüm izledim ve bıraktım dizi hoşuma gitmesine rağmen...

Elim sirkeli sudan çıkmıyor. Twitter da gezinmekten kendimi alamıyorum. Balkonda kahve içmeye başlamıştım ki iki gündür havalar kötü balkona çıkamıyorum derken bizde günlük seyir böyle ilerliyor işte...

Benden haberler şimdilik bu kadar... En yakın zamanda tekrar görüşmek üzere...

Akıl ve beden sağlığımızı koruyabildiğimiz günler diliyorum şimdilik herkese... Uzaktan uzaktan öpüldünüz ♥






19 Mayıs 2017

And içtik biz; açtığın yolda , gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğimize...




Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!



15 Nisan 2017

bu ayın şarkısı #3


Enerjiye ihtiyacımız var...
Pozitif duygulara...
İçim içime sığmıyor, hayatımızın ülkemizin dönüm noktası yarın...
Ümitliyim ama
Herşey çok güzel olacak ♥

Hayırlarımız bol olsun arkadaşlar :)




Hayat bu kadar mı
Bence değil bir kaç sözüm var
Biraz senin gibi yıkılmayan duvarları var
Bazen esinsindir bazen uzak yakınlarım var
Ben, ben böyleyim kendi yolumda

Bırak tutma beni
Kaybetsem de üzülmem asla
Ne boş kaygılarım
Korkma bana hiçbir şey olmaz
Yanlış doğru gibi eksik kalan birkaç satırsa
E ben, ben böyleyim kendi yolumda


Hayat benim her anımı yaşadıkça sevesim var
Aldırmam hiç yağmurlara
Benim güzel hatalarım var
Bir an bile vazgeçmedim kendi yolumdan

Değer saklanma hiç
Geçer zaman böyle de geçer
Ya sev ister vazgeç
Beklentiler sadece üzer
Ayrı dünyalarda farklı farklı kafalarda
Ben, ben böyleyim kendi yolumdan

Hayat benim her anımı yaşadıkça sevesim var
Aldırmam hiç yağmurlara
Benim güzel hatalarım var
Bir an bile vazgeçmedim kendi yolumdan

8 Mart 2017

bir gün, bir film :)


Bugün bir arkadaşım "her gün sizin gününüz zaten, ne kadınlar günü marşını söylüyorsun şimdi" dedi... Güldürdü beni... Her gün elinizde karanfille gezerseniz bugün bağırmaya ihtiyaç duymayız belki de dedim... Milyonlarca cevap verilebilirdi aslında...

Dokuma işçilerinin ölümünden yola çıkılarak Dünya Emekçi Kadınlar Günü - 8 Martın uzun zamandır sahte kutlamalara yerini bırakmasından beri de pek samimiyetsiz geliyor bana bugün... Onca kadın cinayeti, onca taciz-tecavüz, onca yok sayılma varken ancak bu kadarını becerebiliyorum.. Bolca yapılan güne özel, kadına özel söyleşilerden pay çıkarması gerekenler bir nebze payelerini beyinlerinin bir köşesine yerleştirebilirse ne mutlu bize diyebiliriz sanırım... İnşallah bir gün 3. sayfa haberlerinden kadınlarımızı, kızlarımızı kurtarırsak o zaman her gün bayram bize.... O günleri görmek en büyük dileklerimden biri...

Tarlada, fabrikada, evde, sokakta emek harcayan tüm kadınlarımızın günü kutlu olsun... Hakkıyla kutlayacağımız günler de gelecek bir gün ♥

Güne dair duygularımı özetlediğime göre şimdi de dün akşam izlediğim filmi özetlemeye geçebilirim herhalde :)



İSTANBUL KIRMIZISI (2016)

Bu filmle ilgili herkesin kafasının çok karışık olduğunu düşünüyorum... O kadar yazılıp çizildi ki film çekilmeye başlandığından beri... Yok muhteşem, yok berber İtalya'dan geldi, yok ertelendi, yok bu oyunculara bu film gibi bir sürü şey...

Tüm okuduklarımı ya da duyduklarımı sildim kafamdan, hatta Ferzan Özpetek filmine gittiğimi bile kazıdım ve öyle gittim filme ben... Bir de kitabını okumadan tabi ki onu da belirtiyim...  Bu önemli bir ayrıntı çünkü....

İstanbul Kırmızısı bir kere muhteşem bir oyuncu  kadrosu ile ortaya çıkmış... Öne çıkan isimlerden bahsetmiyorum sadece arka planda da muhteşem oyuncular var; Serra Yılmaz, Zerrin Tekindor, Ayten Gökçer, Şerif Sezer, İpek Bilgin, Rıza Kocaoğlu gibi.... Kısa kısa, ufak ayrıntılarda lap diye karşıma çıkınca oldukça keyiflendim açıkçası... Kolay kolay bir araya gelmeyecek bir kadro olunca genel beklenti maksimum dozda oluyor...  Ve bu sebeple iyi ki dedim beklentilerimi düşük tutmuşum ki dar alanda kısa paslaşmalar yapılan büyük oyuncuların keyfini çıkartabildim... Yoksa sürekli "daha" hissiyatı oluşacaktı beynimde...

İstanbul aşığı bir kadın değilimdir ben, yaşanacak yer diye kodlamaktan çok, paran varsa gezilecek şehir diye kodlamışımdır beynimde.... İstanbul o kadar muhteşemdi ki filmde, aşığı olmayan ben bile müthiş bir keyif aldım sokaklarından, mekanlarından düşünün... Galata kulesine karşı yenen yemeğin, köprü ışıklarının altında içilen içkinin, o eşsiz kıpkırmızı boğaza karşı salınan yalının keyfini içime çektim doya doya... 

Filmde Yusuf karakteri ile Mehmet Günsür zirve yapmış diyebilirim... Bu adamın her halini severim ayrı bir konu ama bu sorunlu, takık, asabi ve bağımlı hali içine işliyor insanın... En çok onu sevdim galiba baş dörtlüden....

Yönetmen Deniz yani Nejat İşler her zamanki karizmasındaydı... Yandan gülüşü, büyük cümleleri ve soru işareti bırakan davranışlarıyla... Mehmet Günsür zirvede olsa da Nejatcığıma adamımsın dedim tabi ki :))

Gelelim Neval (Tuba Büyüküstün) ve Orhan (Halit Ergenç) 'a... Neval karakteri pek naif, pek kibardı evet burada Tuba Büyüküstün hayli uymuş ama maalesef Neval bir türlü ben de kanlanamadı canlanamadı.... Sadece bir ara yemekte Orhan ile flörtöz durumlarında gözler konuşmaya başladı ama bu da maalesef  kurtaramadı durumu...  Son zamanlarda o kadar tarihi karakterlerde görmeye alışmışım ki Halit Ergenç'i  filmin bel kemiği olan yazar rolüyle güncel bir karaktere bağlayamadım... Bir de bu adamın mimikleri hep  aynı olmaya başladı farkında mısınız? Donuk bakışlarını sevmiyorum artık...

Oyuncular hakkında gevezeliğim bu kadar değil aslında ama konuyu uzatıp sizi sıkmaya hiç gerek yok :)

Filmin konusundan da kısaca bahsedeyim; Deniz başarılı bir yönetmendir ve çocukluk anılarını kitap haline getirmeye çalışmaktadır. Bu sebeple eskiden ünlü bir yazar olan fakat yaşadığı travmatik bir olay sonucu yurtdışına yerleşen Orhan'dan son dokunuşları yapması için yardım ister ve İstanbul'a davet eder. Burdaki amacı kitaptaki kahramanlarıyla da tanışmasını istemesidir Orhan'ın; en çok da Neval ve Yusuf'la... Ancak sebepsiz bir şekilde Orhan'ın geldiğinin ertesi günü Deniz sebepsiz bir şekilde ortadan kaybolmuştur. Hem Orhan hem ailesi hem de arkadaşları koskocaman soru işaretleri ile ortada kalmışlardır... Deniz nerededir?

Filmde herşey yerli yerinde değil... Bazen kopuk kopuk ilerliyor... Sıkıcı mı hayır? Ama kopukluklar biraz can sıkıyor... Verilen ipuçları öldür allah birleşmiyor ve ucu açık bir son bekliyor bizi.... Kalakalıyorsunuz... Neden öyle neden böyle diye takılmazsanız şayet oyuncular ve İstanbul'un keyifli görselleri tatlı bir his bırakıyor filmin ardından... Filmi anlamaya çalışmak bir kabus olabilir evet :)))

Kitabını okumadığını söylemiştim daha önce, yapılan yorumlardan anladım ki kitap ile film bambaşka... Kitabını okumam için yeniden bir sebep veriyor bana aslında bu bambaşkalık... Ama kitabı okuyanlar için durum farklı olabilir... Beklenti ve sonuç birbirini tutmuyor anladığım kadarıyla....

İstanbul'un çok renkliliği yansıtılmaya çalışılmış... Oldukça züppe bir parti, zenginliğin şaşalı yaşam tarzı bir yanda sığınmacılar, cumartesi anneleri bir yanda....  Kilise de var cami de... Evet İstanbul aynen böyle... Buna zıt bir görüşüm yok aslında... Fakat filmde bazen arka fona yakışmamış sahneler var... belki başka yerde olsaydı, yada başka kurgulansaydı daha güzel olabilirdi... Ne demek istediğimi şöyle anlatıyım... Mesela bir parti bir gökdelenin yüksekçe katlarında,,, Sanki ayrı bir cumhuriyet gibi... Kamera o partinin içinden uzaklaşıyor, uzaklaşıyor.... Ezan sesi gelmeye başlıyor kulağa ve İstanbul'un tüm kirlerini örtmüş ışıl ışıl gece görüntüsü... Bu sahneye bayıldım mesela... Zıtların uyumu... Ama bir sahne var ki mesela yolsa yürüyorsun ve birdenbire Cumartesi annelerinin çığlıklarıyla karşılaşıyorsun ve hiç birşey yok gibi sadece hafif kulak kesilerek geçip gidiyorsun... Sanki dursan, empati yapsan yada o sahneyi oraya koymasan... Biraz karışık anlattığımın farkındayım, izleyince ya da izlediyseniz beni anlayacaksınız siz... Tadında bırakayım :)

Sonuç olarak evet film bende EEEEHHHHHHHH İİŞŞŞŞTEEE seviyesinde olmasına rağmen sonuçta tatlı bir hissiyat bırakmıştır efenim; İstanbul görselleri ve ikincil karakterlerdeki oyuncular filmin bonusudur... Bu sebeple naçizane izlemenizi tavsiye ederim ;) Bilmem anlatabildim mi ;) 




13 Ekim 2016

Başlıksız olsun bu da...


Canım sıkkın bu aralar...
Kendimi toparlamaya çalışıyorum, ama her gün yeni birşey duyup görüyoruz...
Hooppp sar baştan...
Ne memlekette yaşıyoruz arkadaş dedirtiyor insana...
Hazır konu açılmışken Handan'ın bir yazısı var. Mutlaka okuyun bu yazıyı...
Öyle 3-5 kişiyi ilgilendiren bir konu değil, hepimizi ilgilendiriyor...
Geleceğimizi ilgilendiriyor...
Meselenin doğuracağı sonuçları düşündükçe nefes alamıyorum...
Gelecek nesillerimizi çürütmeye, tekdüzeleştirmeye ve işin en kötüsü de hayallerimizi çalıyorlar...
Bir okuyun mutlaka...
Ve bu konuyla ilgili bir imza kampanyası da düzenlenmiş ; burada ...
Hiçbirşey yapamıyorsan da en azından imza desteği ver...
Çocuklar geleceğimiz unutmayalım...

Bu yazıyı kel alaka bir konunun arasına sıkıştırdım belki ama sen beni hoş gör okuyucu...
Kafa dağıtmaya ihtiyacım var...
Filmlere sığındım ben yine...
Çok başarılı şeyler değil ama karaladım yine birşeyler...
Dedim ya kendimi avutmaya çalışıyorum...

Kendine iyi bak... Ruhunu da yüreğini de aklını da koru lütfen...
En çok buna ihtiyacımız var...

Sevgilerle...



NACİYE (2015)

Korku - gerilim severler benim yorumlarımı sevmeyecekler biliyorum ama her kişinin bir tarzı var... Benimki de böyle...
Eeeee niye izledin o zaman derseniz, bilmeden izledim, yarım bırakamama gibi bir takıntım var derim :)))

Derya Alabora'yı oyuncular arasında görmem en büyük etken filmi izlememde... Şaşıfelek Çıkmazı diye bir dizi vardı eskilerde hatırlar mısınız? Taaa o dönemden severim ben bu kadının oyunculuğunu ve tarzını... Şimdi burada kötü mü derseniz tabi ki değildi. Hatta psikopat tiplemesi gayet başarılıydı. Ama işte bana göre değildi...

Konusunu kısaca anlatmak gerekirse; Naciye Büyükada 'da aslında kendisinin olmayan bir konağa sahip çıkmaya çalışmaktadır. Yeni gelen ev sakinlerini oldukça kanlı karşılamaktadır Naciye (Derya Alabora)...

Yer yer Naciye'nin çocukluğuna dönüp sebepler sunulsa da yine de netlik konusunda sorunlarım oluştu. Biraz yorumlamam gerekti :)

Gerilme konusunda çok uzman değilim, ama gerildim :)
Kanlı sahneler bana göre fazla...
Hele yüze sıçratmaya hiç gerek yoktu :)))
Kiracı yeni evli çiftin kıyamam bir problemleri vardı ama gerilmekten psikolojilerine odaklanamadım...
Filmden çıkardığım sonuçlar bunlar...

Ama çıkardığım en önemli sonuç, bir daha konakta yaşama hayali kurmayacak olmamdır ahahaaaa :))))

Sonuç olarak ben bu filmi SEVMEDİİMMMM, ama bir de korku-gerilim severlerden yorum almak lazım tabi :) Siz benim yorumumu önemsemeyin anlayacağınız...



KRAL İÇİN HOLOGRAM (2016)

Yaktın beni Tom  :))
Dur ama ilk önce konuyu anlatıyım sonra bu konuya geçiyim... Spoiler vermekten çekinmeyeceğim bilginize, okurken dikkat !!!

Alan Clay (Tom Hanks) başarısız bir evlilik, maddi sıkıntılar, sağlık problemleri gibi bir sürü olumsuzlukla uğraşırken hayatının fırsatını yakalamak için Suudi Arabistan'a yola çıkıyor. Çalıştığı şirket için krala hologram teknolojisini satarsa bir nevi hayatını kurtaracak...

Film bu ya, bir sürü aksilikle uğraşıyor... Hele hergün servise geç kaldığı için bindiği bir taksi varki evlere şenlik :)) Taksici adam Yusuf (Alexander Black) filmin en eğlenceli karakteri... Onun absurtlukları olmasa film ne olurdu bilemiyorum...

Kralı beklerken (ki filmin adı böyle olsa daha cuk olurdu) süregelen sağlık problemleri karşısına doktor Zahra'yı çıkartıyor... Bu sırada arap rejimine bir sürü atıfta bulunuluyor tabiki... Bunu söylemeden geçemeyeceğim...

En sonunda aksilikler birdenbire çözülüyor ve bingoooo... Nihayet sunum gerçekleştiriliyor.... İş mutlu sonla bitmese de Alan mutlu sona kavuşuyor, hayatını değiştiriyor Zahra ile birlikte :)))

Şimdi yaktın beni Tom kısmına gelecek olursak, Naciye'de olduğu gibi bu filmde Tom  Hanks yüzünden seyrettim ve sanırım şu ana kadar izlediğim tüm Tom filmlerinin içinde en saçma olanıydı... Oyunculuk bile filmi kurtaramamış ki bu filmde en iyi oyunculuk bana göre Alexander Black  idi... Zahra ile yaşadığı romantikliklerle filme renk katılmak istenmiş belki ama çok komik olmuş :)))

Bu arada filmi izledikten sadece 1 gün sonra Handan'ın bir yorumunda sakın bu filmle vakit kaybetme yorumunu görmem kara bahtım kör talihim bonusuydu... Bu notda buraya düşülsün :))))

Sonuç olarak SEVMEDİMMMMMM efenim ben bu filmi...


NADİDE HAYAT (2015)

Ben bir Çağan Irmak hayranıyım... Seviyorum bu adamın dilini, tarzını...
Genelde ağlatır beni... Dokunur her seferinde...
Bu sefer de öyle oldu ama biraz daha gülümseterek yaptı bunu...

"Bu hayat benim ama yarısını başkaları için yaşadım" diyor Nadide Hanım (Demet Akbağ) filmde... Hepimiz yaptık dönem dönem, hala da yapıyoruz belkide...
Her insanın bir ayılma, kendine gelme zamanı var... Nadide Hanım da 30 yıllık hayat arkadaşını kaybettikten sonra ayanlardan... Yarım kalmış hayallerini tamamlamaya, kendi için yaşamaya çalışıyor... Tatlı bir mizahi yapısıyla tabiki...

Afla okuluna dönüyor mesela... Evlenirken okulu bırakmış, evinin kadını olmuş...
Okula döndüğünde bir bakıyor ki hepsi çocukları yaşında... Belki daha da küçük...
Çocuklar için de kabullenmek kolay değil anneleri yaşında ve çok konuşan, çok karışan bir kadını...
Hele bir sahnede "sizin o halının altına süpürdüklerinizden koleksiyonumuz var diyor" bir kıza... Ne hoşuma gitti anlatamam :)))

İkinci bahar aşkı da var tabiki, yine Çağan Irmak hissiyatıyla... Kaptanı deryamız Yetkin Dikinciler ile...
Pek naif, pek hoş...

Sonuç olarak ben SEVDİMMMMM fazlasıyla... Tekrar tekrar izlenmelik sıcacık bir Türk filmi olmuş... Sizin de seveceğinizi düşünüyorum... İzlemediyseniz mutlaka izleyin, bir ara ben ayaklarımı uzatıp replik ezberleme yapacağım hatta :)) O kadar keyif aldım anlayacağınız :)))



MUSTANG (2015)

Amcasıyla babaannelerinin yanında yaşayan 5 kızın özgürlük mücadelesini anlatan bir film... Sanırım 10-17 yaşları arasındalar...

Mahalle baskısı, aile baskısı, namus baskısı ne ararsan var...
Küçücük yaşta sırf namusları temizlensin diye evlendirilmeye çalışılıyorlar, kasabada adları çıktığı için... Kızlar isyanda...
Kaçmaya çalışıyorlar...
Yakalandıkça önlemler de artıyor, baskılar da...
Konusu kısaca bu şekilde filmin...

Geçen sene Fransa'dan Oscar adayıydı bu film... Türk yönetmeni ve oyuncularını o ünlü kırmızı halıda görmek güzel bir duyguydu...
Tabi bu filmle ilgili eleştiriler de çok fazlaydı... Kimisi beğendi, kimisi beğenmedi, kimisi bu kadın ne yapmış bizi kötü tanıttı dedi, kimisi ayakta alkışladı...
İki kere iki biz halk olarak başarıyı taşlamayı çok seviyoruz...

Ben ne hissettim kısmına gelecek olursak; evet filmin bazı yerleri hoşuma gitmedi... O kızların hepsini ayrı ayrı tanımak isterdim mesela ben... Konu çok hızlı ilerlediğinden karakterlere odaklanılamamış sanki...

Haberleri dinliyoruz, okuyoruz... 13 yaşındaki kıza taciz, kocası bıçakladı, eve kapatıldı, okumasına izin verilmedi... Olmaması gereken ama sıkça duyduğumuz çok üzücü konular bunlar... Film aslında böyle bir konuya değinerek cesaretli bir adım atmış... Hepsinin gerçek olduğunu bildiğimiz halde sanki bazı şeyler havada kalmış... Kızların baskı altındaki asilikleri bana çok yapmacık geldi, o duyguyu alamadım... Konunun gerçek olmadığından değil hissiyatından ötürü tamamen...

Sonuç olarak bu filmi ben duygusuna giremediğimden dolayı ÇOK SEVEMEDİM... Bu siz sevmeyeceksiniz anlamına gelmiyor tabiki... İzlerseniz şayet bana da ne hissettiğinizi mutlaka yazın...













19 Eylül 2016

haşarılık yapmıyım demiyor da...


Bizim evde 1 haftadır genel yas ilan edilmişti :))
Okullar açılıyordu, saçlar kesilecekti, ödevler, öğretmenler...
Ohoooo bir sürü dert :)))

Sabah etüde bıraktım, adamı bando eşliğinde karşıladılar sanki..
Aaaa, ooooo nidalarıyla...
Bu sene seni hayal kırıklığına uğratmayacağız Oytun dediler, ödevlerini yaptırman için harika öğretmenlerimiz var dediler....
Bizimki bıyık altından gülse de hafiften bozuldu...
Ben ise hihhhaaahhhhooooooo diye iççimden içimden kahkaha attım :)))

Malum bizimki geçen sene hayal kırıklığından dolayı fişlenmişti etütde.
Nasıl buldun etüdü diye sorunca öğretmeni;
"Hayal kırıklığına uğrattınız beni" demişti.
Sebep?
"Ben buraya geleceğim siz ödevlerimi yapacaksınız zannetmiştim. Ama ben hem ödevlerimi kendim yapıyorum, üstüne de bir sürü test çözüyorum" demişti.
Hayal gücü bir efsane anlayacağınız benim erken ergenimin :)))

Bu sabah da arabada bombayı patlattı yeni eğitim yılının heyecanıyla...

* Anne yanıma kitap aldım biliyor musun, harika planlarım var.
* Şahanesin Oytun (içses: oleyyyyy, oleyyyyy, oleeeyyyyy ) Planların da şahanedir eminim.
* Çok şahane anne hem de. İlk bir hafta tenefüslerde kitap okuyacağım, derste hiç konuşmayacağım ve tüm öğretmenlerimin gözüne gireceğim.
* Burda bir aptallaştım ben tabi ki. Suratımda aptal mutlu bir ifade düşünün lütfen.
* Öğretmenlerimin gözüne girince sınıfta ne yaramazlık yaparsam yapıyım Oytun akıllı çocuk, yapmamıştır diyecekler. Olay yerini çabuk terk edersem hiç bir sorun yaşanmayacak. (Burda sinsi sinsi eller oğuşturuluyor aynı zamanda)
* Ben tabi ki susuyorum, suratımın halini sizin hayal gücünüze bırakıyorum :))))

Veeeeeeeeeeeeeeeee
Tüm çocuklarımıza başarılar diliyorum ♥





18 Temmuz 2016

...


Sabahtan beri yazıp siliyorum...
O kadar karmakarışık, o kadar endişeliyim ki....
Boğazım düğüm düğüm...
Tam göğsümün üstüne koca bir öküz oturdu, nefes alamıyorum...

Yaşadıklarımızı hiçbirimiz çocuklarımıza izah edemiyoruz.
Kendimize bile edemiyoruz ki...

Bir senaryo yazıldı, bedelini masum insanlar ödedi...
Bunu nasıl anlatabilirim ki...
Diyorum ya kendime anlatamıyorum ki...

Hadi diyelim bu bir senaryo değil...
Ama sonrası....
Her durumda sonuçlarını açıklayamıyorum...
Nasıl insanlıktan çıktığımızı anlatamıyorum...

Demokrasi kelimesini bugüne kadar ağzına almayan insanların birdenbire demokrasi savunucusu olduklarını izliyorum....
Türk bayrağını saygısızca davrananlar birdenbire ellerinde sallar oldular...
Gerçekten inandıklarından mı peki....
Hiç sanmıyorum...

Yüzlerce şehit vermişken, neyi kutluyoruz biz....
Öfkeyle masum kuzuları linç ederken neyi kutluyoruz biz...
Benim bildiğim bu gibi durumlarda halk sükunete davet edilir, taşkınlık çıkmaması için ikazlarda bulunulurdu...
Halbuki şimdi....

Keşke sahip çıktıklarını zannettikleri şeylerin kıymetini bilselerdi...
Keşke....

Daha yazacak çok şey var da...
Ne kafamı toplayabiliyorum, ne kelimelerimi...

Ben ancak gencecik kaybettiğimiz insanlara yanabiliyorum...
Yerler altına alınan masum erlerimize yanıyorum...
Kaybettiğimiz değerlere yanabiliyorum...
Ve utanıyorum tüm bu yaşananlardan...
Utanması gereken benmişim gibi...

Ahhh o çimenler ahhh...
Yine filler tepişti, çimenler ezildi...




2 Temmuz 2016

mutlu bayramlar....


Zor günler yaşıyoruz...
Boğazımız düğüm düğüm...
Endişeli ve tatsız günler...
Hayat bir taraftan akarken hep aklımızda sorular...
Yüreğim kaldırmıyor düşündükçe yaşanılanları...

Yaşandı, geldi, geçti diyemiyor insan...
Ama hayat da devam ediyor...

Bayramınız kutlu olsun şimdiden, hepinize kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum...
Ağzımızın tadının bozulmadığı, huzur ve barışın hayatımızdan eksik olmadığı günler gelsin inşallah...

Görüşmek üzere...
Sevgilerle...



28 Nisan 2016

anlatmasam olmazdı....


Oytun'la ilgili farklı süreçlerden geçiyoruz bu sene...
Erken ergenlik diye dalga geçtiğim konu aslında ikimizi de feci halde yıprattı...
Geçecek dedim ve hala da diyorum...

Aslında bu süreci uzun uzun anlatmak istiyordum ama bir türlü fırsat bulamadım...
Daha doğrusu kelimelere dökmek, dışa vurmak zorladı beni...
Kendi kendime debelenip durdum oğluşla...

Sene bitiyor ve biz ancak yavaş yavaş dinginleşiyoruz...
Kısmi olarak rahatladığım için daha rahat anlatabilirim galiba artık...
Ama bugün başka bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum...
Biz bu konuyu yaşayalı biraz zaman oldu ama bugün bir gazetedeki bu haberi görünce yeniden tüm sinirim geri geldi...
Sizinle paylaşıyım istedim...

Haber ama doğru, ama yanlış...
Hoş ben yanlış olduğunu hiç düşünmüyorum...
Bir benzerini oğlumla bu sene ben yaşadım çünkü...

Yaklaşık 1 ay önceydi sanırım...
Okuldan aldım, eve gidiyoruz....
Birdenbire bana asker olmak istediğini söyledi....
Normal şartlar altında böyle bir isteğine sevinebilirdim, ama biliyorsunuz işte yaşadıklarımızı...
Gencecik fidanlarımızı kaybediyoruz ve bu konuyla ilgili endişe katsayımız oldukça yüksek...
O anda bunlar kafamdan geçerken zaman kazanmak için belki de "neden" gibi bir kelime ağzımdan çıkıverdi...

Söylediklerini aynen aktarıyorum;
" Şehitler cennete gidiyor mutlaka. Asker olup şehit olmak istiyorum o yüzden. Şehitlik çok güzel birşey. " deyince kan beynime sıçradı tabi ki....

İlk önce Oytun'la hallettim konuyu.... Din öğretmeninin söylediklerinin bir kısmının doğru olduğunu, cennete sadece şehitlerin gitmediğini, iyilik-doğruluk-dürüstlük-sevginin de önemli olduğunu anlatıp durdum... Günlerce hem de...

Diğer bir taraftan hemen din öğretmeninin yanına koştum...
Askerliğini nerede yaptığını sordum, şaşırdı... İzmir Gaziemir'de yapmış ama buna çok üzüldüğümü duyunca şaşırdı haliyle...
Yazık dedim, şehitlik mertebesine ulaşma ihtimalinizin yüksek olduğu bir yerde yapmamışsınız askerliğinizi....
Anladı tabi ki ne demek istediğimi...
Mertebe, kısmet, hediye gibi kem küm edince soluğu idarede aldım...
İdare hassas konular dedi konuyu duyunca...
Benim oğlum daha hassas bir konu kusura bakmayın dedim...
Bu ya düzeltilecek, ya düzeltilecek şeklindeki ısrarımı yeterli görmemiş olacaklar ki öğretmen sınıfta herhangi bir ifade değişikliğine gitmedi...
İlçe eğitim -il eğitim diye dilekçeleri sıralamaya başlayınca ben; bir sonraki din dersinde o gün hatalı anlattığını üslubuyla çocuklara izah ederek geri adım attı...

Bu bitti demek olmuyor ama biliyorum....
Çocuklara cenneti anlatacağım derken, ölüme özendirmek...
Nasıl bir anlayıştır, benim aklım almıyor...
Vicdansızlık hatta hadsizlik yaptıkları...

Bi uzak durun artık çocuklarımızdan....












14 Mart 2016

...


Öfkeliyim...
Ama en çok da üzgünüm...

Boğazım düğümleniyor...
Sanki nefes alamıyorum....
Bağrımı dele dele yumruklayıp bağırmak istiyorum....
Bağıramıyorum...

Tüm bu yaşananları hak edenler var belki ama ben hak etmedim...
Sen hak etmedin...
O hak etmemişti...

Senelerdir ayakta uyuyanlar bile hak etmemişti...
Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyenler de...
Üç maymun misali görmedim, duymadım, söylemedim diyenler de....

Şimdi burdan bin bela okusam ne faydası var...
Gidenler mi geri gelecek...
Yoksa gerçekten hak edenler belalarını mı bulacaklar...
Ben parmağımı kıpırdatmadıktan sonra, sen sustuktan sonra, biz hiçbirşey yapmadıktan sonra....

Hepimizi üzgünüz biliyorum...
Üzgün olmak hataları telafi etmiyor işte...
Gidenleri geri getirmiyor...

Eeee o zaman.....
Konuşmayı bırakıp, kıpırdamanın zamanı değil mi...
Bunu bir düşün, düşünelim..
Sen, ben, hepimiz...

Tüm bu yaşananlara alışmak istemiyorum...
Kaderimiz demek hiç istemiyorum...
Çünkü bu ne benim kaderim ne de memleketimin kaderi....

Senelerdir kayıtsız, şartsız gözlerini kapatanlara diyorum...
Açın gözlerinizi artık...
Gerçekleri görün azıcık...
Artık o yılan size de dokunuyor görün işte....
Görün.... Anlayın... Kabul edin....

Başımız sağolsun hepimizin...


7 Şubat 2015

bu sene Oscar benim :)))



Bu sene kendime nedense Oscar aday filmlerini törenden önce izlemek gibi bir hedef koydum :)

Neden olduğunu inanın bilmiyorum... Benim için kolay gerçekleştirilecek bir hedefti (ya da öyle sanıyordum).   Belki de kısa sürede hedefe ulaşarak bir ego tatminine ulaşmaya çalışma olabilir :))) O anki ruh halim feciymiş :)))

Hatta 2015 e başladığımiz dönemlerde böyle ne idüğü belirsiz birkaç hedefimde kenarda beklemekte :)) Sonuçları paylaşacağım başardıkça yada başaramadıkça... Tamam tamam başaramazsam söylemeyebilirim de :))

Her neyse biz dönelim Oscar macerasına... 22 Şubat'ta gerçekleştirilecek olan törenden önce kendimce filmleri izleyecek bir de tahmin de bulunacaktım... Ne güzeeeelll :)) Ohhh yandan yandan :)
Aday listesinin çıktısını aldım... Astım işyerinde bir köşeye... İzlediklerimi çentikleyeceğim... Aneymmmm içinde izlediğim hiç film yok... Tamam canım panik yok... Hepi topu en fazla 10-15 film izleyeceğim... Pehhhh !!! Çocuk oyuncağı...

Google amcaya müracatımla birlikte gözlerim pörtledi... Birkaçı vizyona girmiş, birkaçı törenin olduğu hafta vizyona girecek, birkaçı da törenden 1-2 hafta sonra... Ahahahaaa :))) Şahaneeeee dimi...

3 hafta önce vizyona giren Whiplash bile benim nadide kentimde vizyona girme teşebbüsünde bulunmadı. Eeeeeeee ne olacak şimdi !!!!!!!

Bu demek oluyor ki bu yolda bana her yol mübah :)))

Bundan sonra hedef belirleyenin diyorum ve film kovalamacaya kaçıyorummmm...

Mutlu haftasonlarıııı ♥


20 Ocak 2015

özgüven patlaması dedikleri...


Kendime 2015 te ufak tefek hedefler koydum.
Bunlardan birisi de evde yarım bıraktığım, sürünen işlerimi halletmek...
Öyle ki bu hedefi tamamlayabilmem için eve geldiğimde ışın hızıyla yemek, bulaşık, evi toparlama işlerini hallediyorum. Ve TV karşısına geçip taaaa şurda başladığım battaniyemi örüyorum. Az kaldı bitecek :) Dürt babam dürt...

Neyse konumuz bu değil...
Dün akşam bi yandan dürterken bir yandan da zappingliyorum. Kafama göre bişey buluyum da sıkılmıyım derdindeyim...

İşte tamda o anda....


Ağzım açık izliyorum...
Gülümsüyorum...
Gülüyorum...
Sonra hadi canım diyorum...

Evet tamam sevimlisin Anıl, şarkıyıda güzel söylüyorsun belki, ama canımcım ya bu hareketleri bir ben yapamam bir de sen...
O gömlek fırlatmaya biraz daha kaslı bir vücut lazım be annem...
Bide valla benimkiler de sallanıyor ordan biliyorum, lombur lombur... Bizdeki göbek kası değil, bildiğin yağ kütlesi... Hani hatırlatıyım dedim...

Ama yine de yolun açık olsun sevimli kardeş :)

16 Mayıs 2014

#soma


Hala inanamıyorum yaşananlara...
Vicdan olgusunun yitip gittiğine inanamıyorum...
Kader diyenlere inanamıyorum....
Bu işin fıtratı ne? İnanamıyorum....
Hala ben/sen kavgası yapanlara inanamıyorum...
O atılan tekmeye inanamıyorum...
Maksimum sayılarda kapatırız diyenlere inanamıyorum...
Hala kin ve öfke saçanlara inanamıyorum....
Bir mezar taşını çok gören bilince inanamıyorum...

İnanamıyorum...
Hiç birşeye inanamıyorum....



21 Mart 2014

yasaklı günlerden bir gün...


Bugün başka başka şeyler yazacaktım....
Ama olmadı...
Akşam erken uyuyum dedim ilk defa...
Amaninnnn bi uyandım günden değişmiş...
Twitter kapanmış...
Yasağı yasaklayabilecek zihniyete karşı yasağı delecek bi zihniyete sahip olmak zorunluluğu oluşuverdi hepimizde...
Twitter eskisi gibi...
Yazıyoruz, çiziyoruz....
Ahhh buralar biz bize pek güzel diyenler bile var :)

Paşacım şimdi sözlerim sana...
Annen her zaman derki sana yasaklara uymak zorundayız. Toplum düzenini bozmamak vatandaşlık sorumluluklarımız arasında.
Hatta daha dün akşam bu konuyla ilgili ödev bile yaptık seninle...

Ama annecim bazı yasaklar vardır ki, insanlar kendi açıklarını kapatmak için yaparlar... Korktukları için senin özlük haklarına saldırırlar... Özgürlüğüne inebilecek her darbede dik olacaksın annecim...
Dimdik kişilik haklarını ve özgürlüğünü koruyacaksın...
İşte o zaman yasakları del delebildiğin kadar annecim...
Sana anne iznini burdan verdim gitti paşam ;)

Hadi ben kaçtım canlar...


13 Mart 2014

TDK'ya göre...


İnsan;

1-Toplum halinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı.

2-Ademoğlu, adem evladı

3-Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse)




Bugünlerde bu tanımı anlamaya ihtiyacım var....
Zira şu sıralarda insan görünümüne bürünmüş bazı canlılar görüyorum etrafta...

11 Mart 2014

sözün bittiği yer....



Eğme başını,kaldır...

Ve dimdik dur...

Bu senin değil,

Ülkemin ayıbı,
Hırpalanmış yerlerinden öperim,
ÇOCUK....

NAZIM HİKMET




15 Kasım 2013

Kahkaha garantili bir film ; Hükümet Kadın /2


Uzun süredir yine ihmal ettim buraları. Bu sefer tek gerekçem yoğunluk değil maalesef... İçimden gelmedi yazmak... Neden bilmiyorum :(

Yazacak, paylaşacak çok şey birikti aslında... İnşallah devamını getirebilirim :) Sağım solum belli olmuyor bu günlerde çünkü ;)


Mazeretleri bildirdiğime göre filme geçebiliriz herhalde :)

Filmin ilkini de beğenmiştim ancak itiraf ediyim ki bu kadar gülmemiştim.... İlkini ikiye hatta üçe katlamış bu filmle. Hani seri filmlerde ilki bomba olur da 2. ve 3. devamları biraz gölgede kalır ya bunda durum tam tersi olmuş sanki... Sermiyan Midyat bu filmle coşmuş...

İlk filmde Xate (Demet Akbağ) daha etkin bir karakterken bu filmde Faruk (Sermiyan Midyat) daha ön planda. Yine her zamaki gibi belediye seçimlerinden yola çıkılmış, toplumsal mesajlar verilmiş ama espriler araya o kadar güzel serpiştirilmiş ki salon kahkahalardan çınladı diyebilirim... Geçmiş bugünkü güncel konularla ustaca harmanlanmış...

Diyeceğim odur ki şu kasvetli gri günlerde içinizin açılacağı bu filme kesin gidin diyorum...  DVD si çıkınca evde 3-5 kez daha üzerinden geçerim ben bu filmin :) O kadar zevk aldım...

Filmden çıkartılan dersler gelince...

*Şarap içilmeden önce menşei mutlaka araştırılacak.... Mazallah sonra kötü süprizler yaşamayalım...
*Yeniden bir çocuk doğurursam nüfus kağıdına Cüneyt yazdırıp karizma sağlanacak....
*Her sakallı deden mi ? gerçeği hiç unutulmayacak...
*Aşk ve mutluluk dolu bakış nasıl atılır aynada çalışılacak ve tüm fotolarda öyle bakılacak....
*Yalan söylemek için inanacaksın arkadaş...
*Kitap okurken bol çizgili olanlar tercih edilecek....
*Katırca bilmek o kadar da kötü bişey değilmiş be...
*Hayat bu belli olmaz kaç dişim var en kısa zamanda sayılacak ve mümkünse yaşlılıkta lokum yenmeyecek....
*Komşunun öküzü asla vurulmayacak... Aman haaaa :))

Bol kahkahalı iyi hafta sonlarınız olsun efemmmmm :))

3 Haziran 2013

sevgili cesaretsiz arkadaşlarım lafım sizedir....


Evet bu blogta direniş var sevgili anonim arkadaşlarım....
Demokratik haklarımı kullanarak...
Hiçbirinize saygısızlık etmeden...
Hiçbirinizin görüşünü, düşüncesini dürtüklemeden....

Görüşlerime katılmak zorunda değilsiniz...
Beni de okumak zorunda değilsiniz....
İnanın bana izleyici sayım hiç önemli değil...
Ben burada sadece güzel anlarımı paylaşmak için bulunuyorum...
Ama hayat sadece ne yazık ki güzel anlardan oluşmuyor...

Siyah renkli bir fotodan ve simsiyahım kelimesinden rahatsız oluyorsanız buyrun olun...
Özgürsünüz...
Ama bilin ki ben de özgürüm...
Anonim mesajlarınıza prim vermeyecek kadar özgürüm hem de...

Ben bir anneyim...
Çocuğumu sağlıklı, huzurlu ve yasaklardan uzak tutarak büyütmek istiyorum...
Özgür olmasını istiyorum...
Özgürce kendini savunabildiği demokratik bir ülkede yaşamasını istiyorum...
Herhangi bir partinin militanlığını yapmıyorum (sizin aksinize)

Kimse bana ne yapacağımı, nasıl düşüneceğimi söyleyemez....
Hele anonim mesajlarla hiç....
Madem cesaretlisin, akıllısın (ki beni eleştiren benden daha akıllı olmak zorunda)
Çık isminle cisminle....
Anonimlere, fayk hesaplara ihtiyaç duymadan...

Sonsuz sevgi ve saygılarımla.....