25 Kasım 2021

Türk filmlerinden seçmeler, seçmeler, seçmeler :))

Türk filmi izlemeyi sevenlerdenim ben. 

Saçmalamışlar derim, ya niye yaptınız ama bunu şimdi derim, offf hiç beğenmedim derim... Derim ama izlerim... Arada beni tam 12 den vuranı da bulurum ama... Kimi zaman bir karaktere bağlanırım, kimi zaman bir melodiye, kimi zaman da tanıdık bir hissiyata... 

Film şayet suskun değilse (ki bu filmlere sanat filmi diyollaa biliyorsunuz) elime iş alıp dürtüklerim de... Bazen ütü filmi yaparım onları... Bazen de ağlama duvarı 😉 

Sanat için olanları alt yazılı izliyormuşum gibi pür dikkat izlerim, konudan muhtemelen bir şey çıkartamayacağımı düşünerek oyunculuklara dalarım çünkü... Bir kaş kaldırışa sevdalanırım, bir el hareketine kafa göz girerim, bir yandan yandan gülüşe tav olurum... Sonunda genellikle eeee ne oldu şimdi derim 😏

Bu sene izlediklerimden kısa kısa bir seçme yapayım derken amma girizgah yaptım konuya hahahaaa(((: 

Belki içinden seçer izlersiniz, belki uzak duracaklarınızı mıhlarsınız... İzlediklerinize ses verirsiniz hem... Bir de bana mutlaka bunu da izle Şebo diye tavsiye edersiniz... Haydi başlayalım o zaman 😉


AZİZLER (2021)

Kadroyu gördüğümde çok heyecanlandığım bir film olur kendileri... Pandemi döneminde evde sıkışmışlığın verdiği hisle kendisine kucak açmıştım.

Baş kahramanımız Aziz (Engin Günaydın) yaşadığı hayattan memnun olmayan bir özel sektör çalışanı olarak çıkıyor karşımıza... Evi ablası ve ailesi tarafından kuşatılmış, şirkette saçma sapan patronu Alp (Öner Erkan) tarafından kendisine özel alan bırakılmayan bir karakter. Yalnızlığa, kendine ait bir alana ihtiyacı var belli. Aynı şirkette beraber çalıştığı Erbil (Haluk Bilginer) ona biraz daha yakın ama o da kaybettiği eşi Kamuran (Binnur Kaya) 'a takıntılı... Bir de sevgilisi var Burcu (İrem Sak)... Onun da hediye ettiği kolyeyi kaybetmiş zaten... 

Durum komedisi desem değil, kara mizah yönleri olsa da tam olarak bu sınıfa da girmeyen ortaya karışık bir film diyebilirim... Aslında biraz günümüzün suya sabuna dokunmayan yalnız profillerini resmetmiş ama onu da tam ayarında yapamamış hissiyatındayım. Çok anlam aramamak lazım bazen...

Filmde en sevdiğim sahne Erbil'in kaybettiği eşinin buzdolabına yapıştırdığı fotoğrafla (ki o da cenazesinde yakaya takılan fotoğrafı) konuştuğu anlar. Şirkette çalışan bir hatuna gönül verdiğini anlattığı anda Kamuran'ın fotoğraf konuşmaları şahane. Tek kahkaha attığım an orasıydı sanırım :)))

Sevgilisi Burcu'nun hapsolduğu "hiç çıkarmayacağım demiştin, eee kolyen nerde" anlarında sinirden gülsem de yemin ediyorum o evde yaşayan çok bilmiş ve arsız yeğen Caner'i bir kaşık suda boğup tüm hıncımı ondan alabilirdim.

Tek çırpıda konusunu anlatmayı bile beceremediğim filmi karakterleri kullanarak izah edebilme şansımı bu filmde kullanabilirdim ancak ve kullandım :)) Mesudum o sebeple ♥

Sonuç olarak bir sonuca ulaşamadım, karakterlerin dibine dibine gömüldüm, Erbil'in evindeki her ayrıntıya bir kalp bıraktım ve Aziz'in yalnızlığını paylaştım... En son olarak da kendisini EEEEEHHHHHH İŞTEEEEEEE kategorisine attım 😎 İzleyip izlememe kararı tamamen sizde efenim ;)


CEP HERKÜLÜ NAİM SÜLEYMANOĞLU (2019)

Mehmet Uslu yapımcılığında yeni bir biyografi daha... Ayla filminde inanılmaz bir gişe hasılatı yapınca bu iş tuttu diyerek Müslüm, Çiçero, Türk İşi Dondurma gibi filmlerle gerçek yaşam hikayelerine feci halde tutunduğunu söyleyebilirim. Hatta söylentilere göre Eren Bülbül ve Neşet Ertaş'ın yaşam hikayelerini konu alacak filmler de yoldaymış. İnşallah suyunu çıkarmaz bu işin :/

Naim Süleymanoğlu'nun Türkiye'ye getirildiği dönemleri hatırlıyorum. O zamanlar bu kadar çok kanallı, internetli, sosyal mecralı bir dönemde değildik ama o kadar önemli bir olaydı ki, sağır sultan bile duymuştu sanırım Türkiye'ye getirildiğini. Başarılı bir sporcuydu sonuçta...

Cast işini mükemmel hallettiklerini söyleyebilirim bu filmle ilgili. Naim'in çocukluk dönemini Batuhan Davutoğlu, ilk gençlik yıllarını Deniz Ali Cankorur ve ileriki dönem hallerini de Hayat Van Eck canlandırmış. Ve her 3 oyuncunun da inanılmaz güzel bir oyunculuk sergilediklerini söyleyebilirim. Hazır oyunculuk demişken Naim'in annesi Hatice'ye hayat veren Selen Öztürk'ten bahsetmemek olmaz. İçimi cız ettiren tüm sahnelerde katkısı büyük... Baba Süleyman olarak da Yetkin Dikinciler'i görüyoruz.

Naim'in hayatını anlatırken film tabi ki Bulgar hükümetinin Türk asıllı vatandaşlarına uyguladığı ağır zulmü de bize resmediyor. Dolayısı ile film Naim'in hayatıyla birlikte milliyetçilik ruhunu kullanarak izleyiciyi filme daha çok bağlama gayretine girmiş ve ne yazık ki bazı sahnelerde ajitasyon duygusunu abartarak ne söylemeye çalıştığını unutup yalpalamasına sebep olmuş. 

Özellikle Türkiye'ye kaçtığı dönem sanki daha bir politik figür olarak haline getirilmiş. Bazen olduğu gibi anlatmak, abartıdan kaçmak en doğrusu oluyor ancak galeyana gelmek kadar iyi yaptığımız bir şey yok milletçe maalesef. 

Tüm bunlardan dolayı kötü olmuş demiyorum tabi ki sonuçta yine keyifle izledim. Ama bağrıma da ahhh canım, balım, kaymaklım diye basamadım.  

Sonuç olarak ben bu bu filmi SEVDİİİMMMMM AMA BİR DE BANA SOR NASIL SEVDİM kategorisine attım efenim. Bana çok takılmayarak izleyin derim, naçizane fikrim budur...


KAĞITTAN HAYATLAR (2021)

Ve bir dramla karşınızdayım şimdi de...

Çağatay Ulusoy kağıt toplayıcısı Mehmet olarak çıkıyor karşımıza. O bölgenin bir nevi abisi aynı zamanda. Seviliyor etrafında. Sırdaşı, can yoldaşı Gonzi (Ersin Arıcı) ile birlikte hayat gailelerine devam ederken Gonzi'nin çuvalından küçük Ali (Emir Ali Doğrul)'nin çıkmasıyla hayat döngüleri de değişiyor. O ana kadar böbrek ameliyatı için para biriktirmeye çalışan Mehmet'in tüm amacı küçük Ali'yi annesine kavuşturmak oluyor. Kurtaramadığı kendi çocukluğunu Ali'nin de kaybetmesini istemiyor bir anlamda.

Filmi spoiler vermeden ancak bu kadar özetleyebilirdim 😉

Yakışıklı çocuk tiplemeleriyle izlemeye alıştığımız Çağatay Ulusoy bambaşka bir halde çıkıyor filmde karşımıza ve bence üstesinden de en şahanesinden gelmiş. Bundan sonra oyunculuk kariyerinde bambaşka bir sayfa açtı bence...

Küçük Ali ile şahane iş çıkartmışlar.

Filme dram dedik ama ara ara eğlendirdiği de oldu. Hamam sahnesi mesela :) Kadınların eğlenceli hamam sahnelerini izlemeye alışkındık ama erkeklerin de hatunlardan altta kalır tarafı yokmuş hahahaa  😆

Ağlamak isteyenler için kaliteli bir kaftan misali tam kararında bir kurgu hazırlamışlar. Yan karakterler transından, balicisine tam yerli yerinde kullanılmış. Dar bir alanda çekilmesine rağmen renkli bir sokak hayatıyla keyifli bir görsel sunulmuş. Keyifli görsel deyince o sokakta hazırlanan yemek sahnesi de şahaneydi. O sofrada olmanın tadı ekrandan  tam yansımıştı ♥ Bence tabi ki 😎

Filmi klasik bir dram kıvamında izlerken beni ters köşe yaptığını söylemeden de edemeyeceğim. 

Sonuç olarak son dönemlerde izlediğim Türk filmleri arasında en kıvamında olanıydı bu film. Dolayısıyla ÇOOOKKKKK SEVDDİİİİİMMMMM kategorisinde yer aldı bende. İzlemediyseniz mutlaka izlemenizi tavsiye ederim....


SEN HİÇ ATEŞ BÖCEĞİ GÖRDÜN MÜ? (2021)

Yıllar önce aslını bir tiyatro sahnesinden izleyemesem de internet şukellası sayesinde ekrandan izlemiştim tiyatrosunu ve Demet Akbağ'ın efsane oyunculuğunu... Acaba yerini tutar mı endişesiyle ekranın başına kuruldum açıkçası.

Tiyatro orijinal metnine sadık kalınarak hayata geçirilmiş film. Hatta birebir olduğunu bile söyleyebiliriz... Ev sahneleri tiyatro sahnesi olarak kullanılmış sanki de bir kaç sokak sahnesi ilave edilmiş gibi...

Özellikle Gülseren karakterine hayat veren Ecem Erkek'i biraz garipsesem de sonradan alıştığımı itiraf edeyim. Evet kesinlikle bir Demet Akbağ değil, ara ara bir sunilik de hissedilmiyor değildi ama yine de elinden geleni yaptığını düşünüyorum. 

Filmimiz Gülseren'in doğumuyla başlayıp yaşlılığına değin  sadece onun hayatına odaklanmayıp onun ve ailesinin etrafında geçen olaylarla da bir dönemi anlatıyor dili döndüğünce... Bir albümün sayfaları eşliğinde, hayat anılarla anlatılıyor...

Darbeler, ilk gençlik hareketleri, tarikatlar, sağ-sol çatışmaları ve daha neler neler... Arka planda geçen bir dönem... İzlediğimiz sinema filmi olmasına rağmen dışarda bu olayların akışını yine teatral bir düzende anlıyoruz. Dışarı çıksaydık, biraz bu olayları görsele taşısaydık diye düşünüyor insan... Hazım (Ushan Çakır)'ın cezaevine girip çıkışlarından ya da duvarlara yazılan sloganlardan anlamamalıydık o dönemi... Hele o kitapların yakıldığı sahne... İçim cız etti cızzzz....

Neyse efenim olsaydılarla yormayalım kendimizi, olmuş sonuçta deyip biraz oyunculuklardan bahsedelim. Evin annesi İclal karakterine hayat veren Devrim Yakut ışıl ışıldı. Onun o hoş kaprisleri, serzenişleri, bana şeker deme Nazif mırıldanmaları ve tabi ki Gülseren'le atışmalarındaki doğallığı şahaneydi. Evin halası İzzet karakterinin de Merve Dizdar olduğunu düşünürsek güzelliği siz düşünün...

Oyunculuklar yerli yerinde olsa da yine eleştireceğim bir konu var. Gülseren'in yaşlılığı 😕 Arkadaş makyajda ne çığırlar açıyoruz, daha iyi yapılabilirdi ya da bırakın makyajı aynı kişiyi oynatmak zorunda değildiniz. Yok muydu muzip yumuş yumuş ileri yaşlarda bir oyuncumuz. 

Konu engin bir deniz ama film anlamında yapılacaklar neden bu kadar sınırlandırılmış hiç anlamadım.

Sonuç olarak zevk alarak izledim, izlemedim değil ama hissiyatta yarım kalmışlık duygusuyla... Dolayısıyla ilk seyir başımızın tacı olarak yerinden sürüklenmedi ve film SEEEEVEEEYYYİMMMM BARİİİİİİİ kategorisine baş tacımızın hürmetine atıldı efenim 😀 

Bu günlük 4 film yetsin, kısa kısa dedim ama yine uzattım yazıyı... Bir başka film yazısına kalsın diğerleri de....

14 yorum:

  1. Naim ve Kağıttan Hayatlar'ı izledim. Naim her ne kadar belgesel tadında olsa da her ikisini de çok beğendim. Birde son yıllarda Türk Filmlerinde inanılmaz bir artış var. Tabi yapımcılar ne kadar kar edebilmiştir bilmiyorum ama aralarında gerçekten çok güzel ve kaliteli filmler çıkıyor:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kar ediyorlar mı gerçekten ben de merak ediyorum. Özellikle sinemaların şu sıralardaki durumunu düşününce...

      Sil
  2. Ben de dün Beni Çok Sev i izledim
    bence bu listede bu filme de yer verilmeli
    izlemenizi öneriyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu hafta izledim o filmi de, gerçekten güzeldi ♥

      Sil
  3. türk filmlerini severim. eski siyah beyaz olanları ayıla bayıla kezlerce izlerim. yenileri de izlemeye çalışırım. aziz'i ben de seyredip buzdolabı üzerinde fotoğrafla konuşmasını çok sevmiştim. tam benlik hareket :P kağıttan hayatlara şans vermemiştim, izleyeyim en kısa zamanda.
    ben en son "beni çok sev"i izledim. çok bayılmadım, uzundu ve fazla dramdı ama sevdim yine de.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Musa sevilmeyecek gibi miydi... İçimde sürekli bir cızzz hissiyatıyla izledim :/

      Buzdolabındaki konuşma efsaneydi :)))

      Sil
  4. Güzel bir yazı olmuş. Ben genel olarak film değil de dizi izlemeyi seviyorum ama Kağıttan Hayatlar'a bir şans vereyim istedim şimdi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dizi peşpeşe izleyemiyorsam bende etkisini yitiriyor. O sebeple oldukça boş vakitlerime denk getiriyorum...
      Sevgiler...

      Sil
  5. Sen hiç ateşböceği gördünmüyü izledim, Azizleri devam edemedim tıkanıp kaldık biraz değişik geldi, Naim'i ve kağıttan gemileri izlemedim henüz, duygusal olmasın diye azıcık seçiciyim sanırım. Hüzünlü şeyleri izlemek istemiyorum zaten hayat yeterince hüzünlü gibi bir takım düşünceler var işte :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın... Hayat yeterince zaten hüzünlü... Ben de uzak durmak yerine insanların baş edebilme şekillerini izlemeyi seviyorum, kıssadan hisse misali ;)

      Sil
  6. Azizlerle ilgili daha önce eleştiri videoları izlemiştim. Karışık sinyaller aldıklarını söyleyenler az değil. Hatta film için olmamış dendiğinden uzak durmuştum. Kolye nerde sahnesi fragmanda vardı galiba :)
    Naim Süleymanoğlu'nun Türkiye'ye gelişini hatırlıyorum. Özal dönemindeydi. Filmde ne kadar işlemişler politika konusunu bilemiyorum ama dönemin politikacılarının futbolu ve halteri sevdikleri hala aklımdadır.
    Kağıttan Hayatlar filmini izlemek isterim.
    Tolga Karaçelik'in Kelebekler filmini izlemediysen tavsiye edebilirim. Ama fragman yada konusunu bilmeden izlemeni öneririm. :) Sırf filmdeki şarkılar için bile izlenir. Şu an elimde Johnny Depp'in oynadığı Minamata var henüz bitmedi ama güzel gidiyor.
    Filmler için teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet fragmanda vardı. Bir an boğuldum o nakarattan :))

      Özal dönemi ne kadar şaşalıydı. Hatta ilk amblemleri horozdu sanırım, sonradan arıya çevirmişlerdi. O dönemlerde Malatya'daydık ve yer gök inlemişti :))

      Kelebekler filmini izlemiştim. Farklı bir matematiği olan güzel bir filmdi..

      Minamata'yı duymamıştım hiç, hemen not ettim ;)

      Sil
  7. Naim'i merak ediyorum, Kağıttan Hayatları da merak ettim yazını okuyunca. Türk filmleri hüzünlü geliyor bana, izlemeyi pek sevmiyorum ama sinemada tüm filmleri izleyebilirim. Çok seviyorum büyük ekran ve toplulukla izlemeyi... Keşke arada indirimli olarak eski filmleri de gösterseler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eski filmler konusunda hakikaten haftanın bir günü nostalji günü yapsalar ne güzel olurdu. Siyah beyaz filmleri kocaman ekranda izlemek ayrı bir keyif olurdu ♥

      Sil

Güzel yorumlarınız için teşekkürler :)